Türk gençliğini, emperyalizme karşı ortak bir tavırda birleştirmeliyiz. O tavır ve program bugün Atatürk’tür.

Yıldırım Gençer
Yıldırım Gençer

Gençlik, içerisinde bulunduğu toplumdan ve o toplumun önceliklerinden, hassasiyetlerinden ve sorunlarından bağımsız düşünülemez. Gençliğin öncelikli sorunlarını (işsizlik, gelecek vb.) çözebilmek için toplumun köklü sorunlarını çözmek gerekmektedir. Çünkü gençlik bu toplumun filizleridir. Bu filizler yarının ağaçları ve ormanı olacaktır. O nedenle gençliğe verilen önem ve değer aynı zamanda ülkeye verilen değerle eş tutulabilir.

Gençliğin karakteri ve doğası gereği, durum ve koşullara göre tepkilerini toplumun diğer kısımlarından çok daha tepkisel bir şekilde verdiğini görebiliyoruz. Toplumsal alt-üst oluşların, değişim ve dönüşümlerin içerisinde mutlaka bir gençlik damarı oluşmuş ve o damar toplumun itekleyici unsuru haline gelmiştir.
150 yıllık Türk devrim tarihimize baktığımız zaman gençliğin bu öncü rolünü her kırılma döneminde görüyor ve gençliği tarih sahnesinin önünde mevzilendiğini anlıyoruz.

150 YILLIK DERİN KÖKLER
Bugün Türk gençliği teorik ve pratik olarak büyük bir mirasa sahip. Gençliğin besleneceği, örnek alacağı, ders çıkaracağı çok köklü ve tecrübelerle dolu büyük bir tarihi var. Özellikle bugün, Türkiye’nin milli bütünlüğünü ve bağımsızlığını savunan Türk gençliğinin arkasında sarsılmaz kayalar kadar sağlam, dev bir hazinesi var. O hazine Türk Devrim mirasının 150 yıllık birikimidir.

1865 yılının 7 Haziran’ında, Belgrad Ormanında Namık Kemal ve beraberindeki 5 arkadaşının öncülük ettiği Genç Osmanlılar, Türk devrimcilerinin en derin kökleridir. Namık Kemal, 1865 yılında henüz 25 yaşında olmasına rağmen büyük bir mücadeleye atılmış ve 1876 yılında Meşrutiyeti ilan ettirmiştir.
1908 yılında Abdülhamit istibdadına karşı, Hürriyet için dağlara çıkan ve umut ışığını yakan Enver Bey henüz 27, Resneli Niyazi Bey ise 35 yaşındaydı. İttihat ve Terakki liderliğinde başarıya ulaşan Hürriyet Devriminin birikimi, milli demokratik devrimimize büyük katkıları olmuş bir harekettir.

Yine 1909 yılında 31 Mart gerici ayaklanmasını bastırmak için İstanbul’a yürüyen orduya Hareket ordusu adını veren Mustafa Kemal henüz 28 yaşındaydı.
Bu olguları sayısız örneklerle çoğaltabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce dahi Türk gençliği, vatanının bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı için canını ve her şeyini vermeyi göze almıştır. İşte bugünün Türk devrimcilerinin, diğer milletlerden olan en büyük ayrıcalığı da budur. Kahramanca vazifeye atılan büyük bir tarih..

KURTULUŞ SAVAŞINDA GENÇLİĞİN ROLÜ
Kurtuluş savaşı yıllarında gençliğin milliyetçi fikirleri yadsınamaz bir gerçektir. İttihat ve Terakki’nin Hürriyet Devriminden bu yana yürüttüğü politikalar ve yetiştirdiği gençlik, Kurtuluş Savaşı yıllarında kendisini belirgin bir şekilde göstermiştir. Savaş yıllarında gençlik gerek cephede gerekse cephe gerisinde birçok görev ve faaliyetlerde bulunmuş ve emperyalizme karşı mücadelede en önde yer almıştır.

Bugün savaş koşullarında olan Türk gençliğinin, 1914’lü yıllardan itibaren cepheden cepheye koşan, gerektiğinde üniversite kürsülerini işgal eden, mitingler düzenleyen gençlikten öğreneceği çok şey var. Tarihe ve günümüze baktığımızda Kurtuluş Savaşı gençliğinin ve bugün vatanı için teşkilatlı bir şekilde mücadele eden gençliğin ortak özelliklerini bariz bir şekilde görebiliyoruz.

Tarihimizde, işgal koşullarında, üniversite kürsülerinde emperyalist özlemlere ortak olan fikirleri dile getiren ve ülkenin kurtuluşunu İngiliz emperyalizminde arayan üniversite hocalarını boykot eden bir gençlik var.

Tarihimizde, cephede kazanılan zaferleri coşkuyla kutlayan ve halkın moralini yüksek tutmaya çalışan bir gençlik. İşgaller sonrası en büyük tepkiyi örgütlemek için bildiriler dağıtan, mitingler düzenleyerek tepkisini en kitlesel şekilde gösteren bir gençlik var.

Tarihimizde, işgal altında olan her bir karış vatan toprağını özgürleştirmek için canını gözünü kırpmadan vermeye hazır büyük bir gençlik var.

Bizler de bu büyük mirasa yaslanarak bugünün mücadelesini başarıyla verebiliyoruz. Türkiye’nin önündeki sorunlara karşı yakınmayan, bıkmayan, umutsuzluğa kapılmadan çözüm üreten bir gençlik ancak Kurtuluş Savaşı gençliğine layık olabilir.

TIBBİYELİ HİKMET KADAR CESUR MUYUZ?
Sivas Kongresi sırasında İstanbul’dan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin temsilcisi olarak kongreye katılan Tıbbiyeli Hikmet ile Mustafa Kemal Atatürk arasında manda ve himaye konusunda geçen diyalog hafızalarımıza kazınmıştır. Tekrar hatırlayalım;

‘’Paşam murahhası bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamızı başarma yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar herkim olursa olsunlar şiddetle red ve tahbik ederiz. Farz-i mahal manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de red eder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve sizi telin ederiz.’’

Tıbbiyeli Hikmet’in yaptığı konuşma, Mustafa Kemal Atatürk’ün de çok hoşuna gidecek ve gururlanacaktır. Fakat burada dikkatini çekmeye çalıştığımız şey, Tıbbiyeli Hikmet’in cesaretidir.

O cesaretin sebebi İstanbul’dan kalkıp o koşullarda Sivas’a gelmesi değildir. Cesaretin sebebi; Milli mücadele için, sine-i millete dönmüş, bin bir fedakarlıklar yapmış büyük bir lidere baş kaldırmasıdır. Çünkü Tıbbiyeli Hikmet’in terazisi, yalnızca bağımsızlıktır. Eğer bağımsızlık yolundan Mustafa Kemal Atatürk dönse dahi onu bile vatan batırıcısı olarak ilan edebilme öz güvenidir.

Kalıplarla, dogmalarla hareket etmeyen Tıbbiyeli Hikmet bizlere büyük bir görev yüklemektedir. Peki biz, her ne pahasına olursa olsun, vatan mücadelesinden geri adım atanlara, terör örgütleriyle iş birliği yapma cesareti gösterenlere, Türkiye’nin milli bütünlüğünü ve emperyalizme karşı mücadelesini hiçe sayıp, emperyalist kuvvetlerle iş birliği yapanlara karşı Tıbbiyeli Hikmet gibi cesurca dur diyebilecek miyiz? Eğer sırtımızı bu büyük mirasa dayadığımızı iddia ediyorsak onun getirdiği sorumluluk ve ödevleri yerine getirip, her şart altında bağımsızlığımız için cesur ve korkusuzca tavır almak zorundayız.

100 YILI AŞKIN GÖREV
Kısaca bahsetmeye çalıştığımız gibi Türk gençliğini kökleri Belgrad Ormanındaki ağaçlar kadar derin ve ulu. Sadece bugüne değil, geçmişimize karşı da büyük sorumluluklarımız var. Bu sorumlulukları yerine getirebilmek için Türk gençliğini, emperyalizme karşı ortak bir tavırda birleştirmeliyiz. O tavır ve program bugün Atatürk’tür.

Bugün Türkiye, emperyalizme karşı savaştıkça Atatürk’ün ihtiyacını daha yakından hissediyor ve O’nun zaruriyetinin farkına varıyor. Bugün Dünyamızın herhangi bir noktasında emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veriliyorsa orada Atatürk vardır. 20.yy’da mazlum milletlere umut olan Atatürk, bugün hala umut olmaktadır. Çünkü çağımızın problemi hala aynıdır.

Bizler Türk gençliği olarak umudumuzu ve kararlılığımızı asla yitirmeyeceğiz. Zorlu koşullar varsa, o zorlu koşulları aşacak tecrübe, birikim ve hüner Türk devrimcisinin genlerinde var!

Yıldırım Gençer
TGB Genel Başkanı

Tarih:
Diğer Haberler