15 Temmuz'un Faillerini Tanıma Kılavuzu

Türkiye’nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü tehdit eden Amerikancı terör örgütlerine karşı verilen mücadele sonuçlar getirmeye devam ediyor.

15 Temmuz'un Faillerini Tanıma Kılavuzu
Anıl Eren Yıldız
Anıl Eren Yıldız

‘’15 Temmuz Amerikancı Darbe Girişimi’nin üzerinde tam 3 yıl geçti. Türkiye’de yarım asırdır faaliyet yürüten Gladyo’ya karşı Millet-Ordu birlikteliği darbeyi önledi. Yurtiçi ve yurtdışında Türkiye’nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü tehdit eden Amerikancı terör örgütlerine karşı yıldırıcı ve etkin mücadele sonuçlar getirmeye devam ediyor.’’


15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi, Türkiye’nin dünü, bugünü ve yarınını anlamak için en önemli köşe taşlarından biridir. O gece yaşanan olaylar, Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eden ABD’nin Gladyo yapılanmasına karşı büyük hesaplaşmanın önünü açtı. 24 Temmuz 2015’de PKK kamplarının vurulmasıyla başlayan süreçten bir yıl sonra 15 Temmuz Amerikancı Darbe Girişimi’nin bastırılması Türkiye için bir dizi görevi de beraberinde getirmişti. Atatürk ilke ve devrimlerine yaslanmak, FETÖ, PKK başta olmak üzere tüm gerici/bölücü terör örgütlerine karşı mücadele etmek, NATO’ya karşı tavır geliştirmek, Irak-Suriye sınırından caydırıcı müdahalelerde bulunmak, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin haklarını korumak ve bölge ülkeleriyle bölgesel ittifaklar kurmak olarak Türkiye’nin önündeki başlıca görevlerdi. Geçen üç yıl boyunca Türkiye’nin varlık ve yokluk mücadelesinin esasını bu görevlerin başarıya ulaşması oluşturdu.

Türk Devleti, köklü devlet geleneği, Cumhuriyet devrimine ve vatan mücadelesine sadık kadroları ve milletin geniş kesimlerinin arzuları sayesinde kendi içerisinde yuvalanan virüsü sökme iradesini ortaya koydu. Türk milletinin 15 Temmuz günü birkaç yapı hariç seferber olunmasının sebebi ise milletimizin içinde 50 yıldır yanan ateşin ortaya çıkmasıdır. Bu bakımdan 15 Temmuz’un önemini iki başlıktan değerlendirebiliriz:
Birincisi, ABD’nin Türkiye gibi milli devletleri yıkmak için kurduğu örgütlere karşı kitlesel ve kesin zafer kazanılması.
İkincisi ise, Türkiye’nin 15 Temmuz’undan hemen sonrasında, Atlantik Kampı’ndan uzaklaşması ve bağımsızlığı ve egemenliği koruyan devlet olmanın gereklilikleri yerine getirmesi.
Bu yüzden 15 Temmuz sadece o gece yaşananlardan ibaret değildir. 15 Temmuz’u hazırlayan nedenler ve sonuçlarının kökleri çok daha derindedir. Bu yazımızda, Yarım asırdır Türkiye’nin bağımsızlığına ve Cumhuriyet değerlerine karşı yıkıcılığına soyunmuş, en sonunda 15 Temmuz gecesinde tüm millet tarafından ifşa edilen Fethullahçı terör örgütünün kanlı tarihinden bahsedeceğiz.

KOMÜNİZMLE MÜCADELE DERNEKLERİ'NDE FETHULLAH GÜLEN

Komünizmle Mücadele Dernekleri, CIA’nın uluslararası düzlemde örgütlediği Dünya Anti-Komünist Birliği’nin (World Anti-Communist League-WACL) Türkiye uzantısıydı. Fethullah Gülen, AD Yayınları’ndan çıkan anılarında; Komünizmle Mücadele Derneği’nin Erzurum şubesinin açılmasına önderlik ettiğini yazıyor. Bu örgüt Türkiye’deki ikinci şubesiydi. 1967’de Şanghay’da kurulan Dünya Anti-Komünistler Birliği (WACL), önce Nixon yönetimi tarafından Güneydoğu Asya ve Latin Amerika’da isyan bastırma yöntemlerini yaygınlaştırmak için kullanıldı. O dönemde çalışmalarına yedi Devlet başkanı katılıyordu. Örgüt, ABD ve CIA’nin askeri-sınai kompleksinin Soğuk Savaş’taki ortak aygıtına dönüşerek, Reagan yönetimi altında yeniden canlılık kazanmıştır. Böylece, NATO ve CIA’nın tüm çatışma bölgelerinde siyasal cinayetlerinin işlenmesi ve kontrgerillanın oluşturulması görevlerini üstlenmiştir. Aynı zamanda Sovyet sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) yayılmasına karşı kurulan yarı resmi gizli örgütler Avrupa’nın birçok ülkesinde kuruldu. CIA tarafından finanse edilen bu örgütler "Süper NATO" olarak adlandırıldı, ancak her ülkede ayrı bir isimle örgütlendi. Fethullah Gülen bu ilişkisiyle bağlantılı olarak Türkiye’de Süper NATO tarafından örgütlendi. İlim Yayma Cemiyeti de Komünizmle Mücadele Dernekleri’yle birlikte aynı merkez tarafından örgütlendi. 1
Fethullah Gülen her iki örgütlenmenin içinde de vardı. FETÖ’nün finans kuruluşu olan Asya Finans’ın merkez binası İlim Yayma Cemiyeti’nindi. İstanbul’un büyük tüccarları ve onların taşradaki uzantıları Gülen’i desteklediler. İlim Yayma Cemiyeti’nin uzun yıllar yönetiminde bulunan Gülen’e Sultanhamam tüccarları ve büyük tüccarlar hem bu cemiyetin hem de Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin arkadaşındaki güçtü. Fethullah Gülen’in Türkiye’nin siyasi hayatına Komünizmle Mücadele Derneği’yle birlikte girdi.

FETHULLAH GÜLEN'İN İLK BÜYÜK SIÇRAMASI

Fethullah Gülen’in büyümesinde ilk büyük sıçrama, 12 Eylül 1980 dönemi ve Turgut Özal dönemidir. Hatta ilk büyük sıçraması da 12 Eylül’den bir gün sonra 13 Eylül 1980 günü hakkında operasyon emri verildiğini öğrenip kaçarak yapmıştır. Onu koruyanlar o kadar etkilidir ki, arandığı sırada, 12 Eylül yönetimi Fethullah Gülen’i Çanakkale Merkez Vaizliği’ne atamıştır. 12 Eylül döneminde örgütlenme faaliyeti katlanarak devam etmiştir. 1986 yılında yakalanınca, bizzat Başbakan Turgut Özal, Fethullah Gülen’i İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı’nın elinden almıştır.

Gülen örgütü, 12 Eylül Amerikancı askeri darbesinin ‘’Türk İslam sentezi’’ni resmi kültür politikası olarak benimsendiği, tarikatların ‘’sivil toplum örgütü’’ olarak kutsandığı, yeşil sermayenin önünün dizginsiz açıldığı koşullarda gelişti. Bunun yanında ve daha önemlisi devlet içindeki Amerikancı yeraltı örgütlenmesinin çekirdeğini oluşturarak büyüdü. (2)

Aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri başkanı Jimmy Carter'ın ulusal güvenlik danışmanı Brzezinski tarafından 1977'de geliştirilen Yeşil Kuşak projesi, Soğuk Savaş döneminde ABD’nin İslam’a ilişkin politikası ılımlı, denetlenebilir bir İslam’ı desteklemek, bu İslam’ı SSCB’ye ve Komünizme karşı kullanmak şeklinde ortaya çıktı. (3)

Yani diyebiliriz ki; ABD, İslam’ı “kızıl” tehlikeye karşı “yeşil” panzehir olarak kullandı. “Yeşil Kuşak” işte bu projenin adıydı. Bu projeye “Yeşil Kuşak” denilmesinin nedeni ise İslam’ın geleneksel renginin yeşil olmasından dolayıdır.

Gülen örgütü ise devşirdikleri militanlarla Bosna’da, Çeçenistan’da, Gürcistan’da, Azerbaycan’da, Keşmir’de ve Sinciang’daki şeriatçı terörü ABD’nin çıkarları doğrultusunda körüklediler.

FETHULLAH GÜLEN'İN DEVLET İÇİNE DOĞRUDAN YERLEŞTİRİLMEYE BAŞLANMASI

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin özellikle 1980’li yılların sonlarına başlayarak ABD’nin Irak planına karşı durması, Gladyo’nun bir bakıma yeniden örgütlenmesini gerektiriyordu. ANAP iktidarının başbakanlarından Mesut Yılmaz, 1988 yılında ‘’Emniyet içinde MİT’e alternatif bir oluşum’’ yaratıldığını belirtmiştir. 4
Turgut Özal, Emniyet içindeki kendi özel örgütünü kurarken MİT içindeki CIA ve MOSSAD bağlantılı Hiram Abas ve Mehmet Eymür’ün ekibine dayandı. Bu girişim, Abas-Eymür’ün ilişkilerinin kamuoyu tarafından medya yoluyla öğrenilmesi sonucunda rafa kaldırıldı. Bunun üzerine Özal, Süper NATO’nun Komünizmle Mücadele Dernekleri tecrübesi bulunan Fethullah Gülen Cemaatine dayanarak örgütlenmeye yöneldi. İkinci Ordu için aranan kan bulunmuştu. Kamuoyunda yıllarca sürecek Ordu düşmanlığı kampanyası hep bu merkezlerden yayılmaya çalışıldı.

Gladyo’nun merkezi TSK ve özellikle Özel Harp Dairesi’nden Emniyet’in her birimine kaydırıldı. Böylece SSCB’nin giderek zayıflaması ve ABD’nin Körfez Savaşı planları uyarınca Özal’ın Özel Gladyosu kuruldu. Bu amaçla 1988 yılında bir kısım Fethullah kadroları 1988 yılında özel eğitim için ABD’ye yollandı. Söz konusu ‘’İkinci Ordu’’, Türkiye’de hükümetler sayesinde 15 Temmuz 2016 tarihine kadar Ordu ve Emniyet’te örgütlendiler.

Emniyet Genel Müdürlüğü, ‘’Fethullah Hoca’nın Talebeleri’’ adlı örgüt hakkında 10 Mart 1992 tarihinde çok gizli kodlu bir rapor düzenlemişti. TSK’nın Teoman Koman tarafından hazırlanan ve zamanın Donanma Komutanı Oramiral Güven Erkaya’nın 1994 yılı sonunda MGK’ya sunduğu raporda ‘’Fethullah Hoca, en az PKK kadar tehlikelidir.’’ Değerlendirilmesi yapılıyordu.5 Ordu içindeki Fethullahçıları temizleme operasyonu, o tarihlerde Gölcük’te Donanma Komutanlığı sorumluluk alanında başladı. Fethullah örgütlenmesine karşı operasyonu Org. Koman yürütüyordu. O nedenle dinci yayın organlarında sık sık hedef alınmıştı. Ordu karşıtlığı 1990lı yıllardan itibaren Ilımlı İslamcıların tesiri altında olan liberal-sol aydınların kalemlerinden de dökülüyordu. Gençlik yıllarında kurşun kalemle gazetecilik yapan bazı isimlerin kalemleri altına dönüşmeye başlıyordu.

ÇİLLER ÖZEL ÖRGÜTÜ'NDE FETÖ

Turgut Özal’dan ‘’İkinci Ordu’’ mirasını ‘’gururla’’ devralan Çiller döneminde Fethullahçıların yerleri daha da güçlendi. MİT’in Çiller ve Gülen hakkında yazdığı raporda ikili arasındaki ‘’kara para aklama’’ ortaklığına dikkat çekiliyordu.6 (MİT’in Çiller Örgütü Raporu, yay. haz. Nusret Senem, KaynakYayınlarıİStanbul,2003) MİT raporunda aynen şöyle yazıyordu:
‘’Fethullah Hoca’nın Çiller’in kara para aklama işinde gizli ortağı olduğu, Fethullah Hocacıların CIA’nın bölgemizdeki en önemli sivil toplum kuruluşu olduğu iddiaları, Maliye Bakanlığı Müfettişlerinin Fethullah Gülen’in mali kayıtlarını incelemesi ile İçişleri ve Dışişleri Bakanlarının ilgili kuruluşlarla yapacakları koordine sonucunda çözülebileceği değerlendirilmektedir.’’

‘’Çiller Özel Örgütü adı altında faaliyetlerini sürdürdüğü iddia edilen bir yapılanmanın mevcudiyetinin tespiti, bu suçlama ile bağlantılı tüm iddiaların doğru olup olmadıklarına vuzuh (açıklık) kazandırılması suretiyle mümkün olacaktır. 7 (A.g.e)
Fethullah Gülen, kara para işini o sırada Necmettin Erbakan’la birlikte hükümeti yöneten Çiller’le birlikte yürütürken, devlet kurumları bu ortaklığın adeta hizmetine girmişti. CIA ve MOSSAD tarafından tertiplendiği açığa çıkan Fethullah Gülen-Papa görüşmesi sırasında Türkiye’nin Vatikan Büyükelçiliği Fethullah Gülen’i devlet töreniyle ağırladı. Devletin bir kurumu tarafından suçlanan cemaat liderini devletin diğer kurumları uluslararası boyutlarda destekliyordu.8

Sözü geçen MİT Raporu, Çiller-Fethullah Gülen ortaklığının Azerbaycan darbesindeki marifetlerine de yer veriyordu:

‘’Mart 1995 tarihinde, Azerbaycan Cumhurbaşkanı H. Aliyev’i devirmeye yönelik darbeyi T. Çiller’in onayı ile dönemin Türk cumhuriyetlerinden sorumlu Devlet Bakanı A. Gökdemir, Emn. Gen. Md. Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken planlamış, ancak MİT’in olayı Süleyman Demirel’e bildirmesi ve Cumhurbaşkanı’nın da, Aliyev’i haberdar etmesi ile darbe girişimi başarısızlığa uğramıştır.

MİT Müsteşarlığı, yürütmekte olduğu istihbarat çalışmaları sırasında, Haydar Aliyev’e suikast girişimi hazırlığı yapıldığını belirlemiş ve durum yetkili makamlar aracılığı ile Haydar Aliyev’e intikal ettirilerek suikast önlenmiştir. MİT Müsteşarlığı kendisinde düşen yasal görevini yerine getirmiş olup, bunun dışında öne sürülen iddiaların MİT Müsteşarlığı ile bir ilgisi bulunmamaktadır.’’ 8(A.g.e)

Çiller’in Orta Asya’daki Fethullah Gülen örgütledi. Bir bakıma FETÖ’yü Orta Asya’ya Çiller örgütledi de diyebiliriz. Gülen ile Çiller arasındaki ilişki, Özer Çiller’in Aytaç sucuklarındaki hisselerinden önemli bir kısmını, Hoca’nın danışmanı Nurettin Veren’e devretmesinden sonra daha çok gelişti. Basında Çiller ile Veren’in birçok fotoğrafı çıktı. Gülen, Çiller’in yanı sıra CIA sayesinde de Orta Asya’da önemli konumlar elde ediyordu. Asya Finans şirketi Orta Asya’da bir bir şubeler açıyordu. Çiller ekibi paraları bu kanalla akladılar.

Çiller dönemi (1993-1997) Fethullah Gülen’in devlet içerisinde en fazla bu dönemde örgütlendi. Birbirleri açısından çok uygun bir ortak ve koruyucu oldular. Basında sık sık görülen FETÖ’nün Yükseliş Koleji açılışını da Gülen ve Çiller’in yapması tabi ki bir rastlantı değildi. Bu dönemde Gülen, TSK içerisinde terfi ve tayinlerine müdahale edecek güce ulaşmıştı. Fethullah Gülen, sosyal medyada videosu da olan bir orgeneralin kuvvet komutanı olarak atanamaması nasıl sağladığını da 10 Ekim 1995’teki basın toplantısında kendisine has üslubuyla açıklamıştı.

2000'Lİ YILLARDA FETÖ
AKP’nin kuruluş döneminde Fethullah Gülen önemli katkıda bulundu. Özellikle AKP ve TÜSİAD ilişkisinin sağlamasına aracı oldu. Fethullahçılar, 3 Kasım 2002 genel seçiminde AKP için olağanüstü çaba gösterdiler, büyük paralar aktardı. AKP kabinesinde doğrudan Fethullah Gülen cemaatine bağlı dört bakan olması bu olağanüstü çabayı açıklıyordu. Bu bakanlar; Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Turizm Bakanı Erkan Mumcu, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Ekonomi Bakanı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül.

Bu dönemde, Fethullah Gülen’in iş adamları AKP döneminde büyük bir yükselişe geçti. Banka kredileri ve devlet teşviklerinden öncelikli olarak yararlandılar. AKP iktidarında, İçişleri, Dışişleri, Milli Eğitim, Maliye bakanlıkları bürokrasilerde denetim kurdular.

Özellikle İçişleri Bakanlığı’nın önemli mevkilerine Fethullahçılar egemen oldular. AKP Eskişehir Milletvekili Muharrem Tozçöken’in başında bulunduğu özel örgütle sayesinde FETÖ emniyete hükmetti.

Özellikle Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarında operasyonel kuvvet olarak görev yapan bu isimler için harekete geçme vakti gelmişti. Neredeyse 40 yıldır hazırlık içerisinde olan Gladyo, devlet içerisinde istediği görevlere gelmiş ve artık Türkiye’nin başına daha büyük çoraplar örmek için tetiğe basmak için harekete geçtiler. Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı’yken Emniyet ve MİT yöneticilerini toplamış ve talimat vermiştir. ‘’Bana anlattıklarınızı delillendirip savcıya da anlatın, hepsi yakalansın, yargılansın.’’ 9

1970’lerden beri Türk Ordusu içerisindeki Atatürkçü birikime büyük darbeler indirildi. Özellikle 1971 darbesinden sonra 1500 ve 1980 darbesinden 2.000 subay ve Harp okulu öğrencisi tasfiye edildi. Bunlara rağmen Türk ordusunun vatanseverlik geleneği yok edemediler. Türk ordusuna esas vuruşu FETÖ’yle yapıldı. Koskoca Türk ordusunu savaşmadan esir almak için tüm planlar yapılmıştı.

Ergenekon-Balyoz davalarıyla birlikte binlerce subay içeri atıldı, onlarca gazeteci ve siyasi isim de aynı şekildi. Fethullah Gülen, bir bakıma Yüksek Asker Şura’nın yetkili bir ‘’ağabeyi’’ olmuştu. Bu süreçte ordunun tüm birimleri kontrol alındı. Vatansever askerlerin yerine Fethullahçılar önemli görevlere getirildi. 1980li yıllardan beri Askeri Liselerin ve Harp Okulu’na kademe kademe giren FETÖ, şimdi ise kapıyı tutmuş kimseye bırakmıyordu. FETÖ üyelerine hem askeri liselerin hem de KPSS gibi sınavların sorularını dağıtarak tarihi kopya skandallarının yaşanmasını sağladı.

FETÖ’nün kumpas davalarını oturtması gereken bir somut zemine ihtiyacı vardı. Bunların bazıları terör eylemleriydi: Trabzon’daki Papaz Santora cinayeti, McDonalds’ın bombalanması, Malatya Zirve Yayınevi Katliamı, Hrant Dink ve Danıştay suikastlarıdır. 90’lı yıllardaki faili meçhul cinayetlerinde ise devlet içerisine çöreklenmiş Gladyo elemanlarının FETÖ ilişkisi bugün gün gibi ortadadır. Bu terör eylemlerinin operasyonel kuvvetlerinin başında FETÖ’nün ‘’Haber Elemanları’’ timinin başındaki eski Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek vardı. Akyürek, bugün FETÖ davalarındaki en önemli sanıklarından birdir. Eski İstanbul Valisi, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Erol Çakır, Ramazan Akyürek’in siciline şöyle yazıyordu: ‘’Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir.’’

Ramazan Akyürek gibi hem Emniyet içerisinde hem devletin diğer kurumlarında binlerce Gladyo elemanı Ergenekon-Balyoz ve diğer kumpas davalarında oynadıkları bir bir ortaya çıkmaya devam ediyor. FETÖ’nün ve CIA’nın bu isimlere verdiği görevlerin başında gizlenmek geliyordu. Bir de Türkiye’deki Atatürk devrimini ve milli devleti çökertmek, Türk milliyetçiliğini ve Türk ordusunu küçümseyecek medya yüzleri vardı. Bunlar dönemin en önemli gazete ve televizyonlarda bu saldırılarını açıkça devam ettirdiler. Bugün birçoğu ya dönek oldu ya da Silivri’de. Bu isimlere belki de en güzel örnek Nazlı Ilıcak olacaktır. Kendisinden ve Gladyo’nun Türkiye’yi parçalayacağından emin olduğundan FETÖ ile bağlantısını belki de en çok ayyuka çıkaran ‘’medya yüzüydü.’’ 90lı yıllarda kâh Fethullah Gülen’in gözlerini yaşartıyor, gazetelerinde yazıyor kâh Ergenekon-Balyoz davalarının Fethullahçı savcısı Zekeriya Öz ile tatlı tatlı kar topu savaşı yapıyordu.

Milli devleti ve orduyu parçalamak için kurulan tertip davalarının Türk Ordusu dışında bir kurumda doğrudan hedefteydi. O da İşçi Partisi’ydi (Vatan Partisi). Bilindiği üzere kumpas davalarında başta Genel Başkanları Doğu Perinçek olmak üzere birçok İşçi Partisi yöneticisi de ABD için tehdit oluşturduğu için bu davalarda yargılandılar. İşçi Partisi de o dönem FETÖ’nün medya yüzleri tarafından hedef gösteriliyor adeta yıllar sonraki tertipler için açık adres veriliyordu. 2002 yılında vefat eden dönemin İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Yalçın’ın Dönekler adlı kitabında Nazlı Ilıcak ve Hadi Uluengin’in sözlerini alıntılayarak şunları söylüyor:

‘’Sinyaller:
-Nazlı Ilıcak: Perinçek’ler, Ordu’yla Doğan Avcıoğlu benzeri bir ilişki içinde!1(14 Aralık 1999)
-Hadi Uluengin: İşçi Partisi ve Doğu Perinçek, Ordu içindeki ‘’son şer odağına’’ hizmet ediyorlar?2(Hürriyet,25 Aralık 1999)

Yöntem Klasik:
Bunlar elbette gerçek dışı. İşçi Partisi’nin, bırakalım Ordu içindeki grupları arayıp onlarla ilişki kurmayı, Cumhuriyet devrimi rotasındaki Ordu içinde gruplar bulunduğunu söylemeyi bile nifak saydığını herkes bilir.
Ama Ordu’ya ve İşçi Partisi’ne karşı tertip girişimleri gerçektir. Tertip merkezi, medyadaki adamlarına açtırdığı iftira kampanyasıyla, girişeceği provokasyonun hazırlığını yapıyor. Nazlı Ilıcak’ın ve Hadi Uluengin’in yazdıkları bu hazırlığın bir parçası ve yeni tertiplerin sinyalleridir.’’10
Ergenekon-Balyoz ve diğer kumpas davalarının gerçekleşmesine daha yıllar varken tertiplerin nerelerden hazırlandığı ve kimlerin hedef alındığını 1968 Gençlik Önderi Hasan Yalçın’ın öngörüsüyle görüyoruz.

TARİHİN SEYRİNE MÜDAHALE

Tertipler uygulanmaya başlanmasıyla açılım ihanetinin ve FETÖ’nün devlet içindeki yapılanmasının önü açılmıştı. Türk milleti, Türk ordusuna ve vatansever isimlerine sahip çıkarak büyük bir mücadele verdi. 7 yıla yakın süren yargılamalar boyunca kamuoyunda kumpas davalarının ipliğini pazara çıkarmak için büyük görevler üstelendi. Özellikle FETÖ’nün ‘’altın nesline’’ karşı vatansever-Atatürkçü Türkiye Gençlik Birliği’nin kumpas davalarındaki kahraman rolü sadece Silivri’de yatan vatanseverlerin değil tüm Türkiye’nin umudu oldu. TGB, tarihin seyrine müdahale eden onlarca eylem ve etkinlikle adeta ateş çemberindeki Türk milletinin önderi oldu. 2008 yılına gelindiğinde ise Türkiye Gençlik Birliği'nin Kurucu Başkanı Adnan Türkkan 1 Temmuz 2008 günü Ergenekon Davası kapsamında gözaltına alındı.
Ayrıca Balyoz davası kapsamında ortaya atılan Balyoz Darbe Planı kumpasıyla Türkiye Gençlik Birliği yararlanılacak örgütler arasında yer alıyordu. Ancak 2003 yılına ait olduğu iddia edilen darbe planının 2006 yılında kurulmuş olan Türkiye Gençlik Birliği ile ilişkilendirilmesi tertibin makyajının kalitesiz olduğunu gösteriyordu. Taraf gazetesinin haberden bir gün sonra "Belgede sözü edilen Türkiye Gençlik Birliği, 1997 yılında Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile koordineli olarak kurulan ve 1997 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla isminin önüne Türkiye kelimesini alan Türkiye Gençlik Birliği Derneği'dir" demesi bahsedilen derneğin hangi dernek olduğu konusunda gazetenin nasıl bilgi sahibi olduğu ayrı bir mizah konusuydu. Taraf Gazetesi, FETÖ’nün kumpas davalarında psikolojik savaşı yönetecek en önemli araçlarından olduğu ve davalarda kullanılacak sahte delilleri kamuoyuyla paylaşan Mehmet Baransu gibi isimlerin yuvasıydı. Türkiye Gençlik Birliği dönemin tüm baskılarına rağmen çığ gibi büyümeye devam ediyordu. Özellikle Cumhuriyet Mitingleri ve sonrasında Mehmetçik Yürüyüşleriyle birlikte büyük işlere imza atmaya başlamışlardı. Açılım sürecinde TGB’nin Mehmetçik eylemleri de Ergenekon iddianamelerine yazılmış, yargılamaya kalkışılmıştı. Çünkü TGB, açılımın figüranları olan akil adamları gördükleri her yerde protesto ediyordu. 12 Eylül’ün çocukları olan Fethulahçıların, ‘’12 Eylül ile hesaplaşma’’ adı altında Türk milletini Anayasa’dan çıkarma girişimleri çabalarına karşı da Türkiye Gençlik Birliği en ön saftaydı. 2003 yılında Süleymaniye’de ABD askerleri, Türk askerlerinin başına çuval geçirmesinden sonra kurulduğu ilk günden beri nerede bir ABD askeri görürlerse çuval geçireceğini söyleyen TGB, gördüğü her yerde emperyalist postalların başına çuval geçirmişti. Fethullahçılar bugün bile ‘’Türkiye’yi rezil ediyorsunuz’’ diyerek saldırmaya çalıştığı bu eylemler Türk milletinin gönüllerine su serpmişti.’

2012 yılı gelindiğinde ise ilk önce ‘’Viva 19 Mayıs’’ eylemiyle Dünya anti-emperyalist gençliğini Türkiye’de buluşturmuş ve tüm Dünya’ya mesaj vermişti. Ardından 29 Ekim’de ise Cumhuriyet Bayramı’nın yasaklanmasına karşı diğer kitle örgütleriyle birlikte seferberlik ilan ederek yüzbinlerce insanı ‘’Seferberlik Yürüyüşü’nde’’ birleştirerek Cumhuriyet Bayramı’nı yasaklarını dönemin Fethullahçı polis şeflerinin zorbalıklarına rağmen coşkuyla kutlanmasını sağladılar. Ardından 13 Aralık 2012, 8 Nisan ve 5 Ağustos 2013 yıllarında Silivri kuşatmalarıyla Türk ordusuna ve vatanseverlerin başına örülen çorabı paramparça eden TGB, yüzbinlerce vatanseverler birlikte Fethullahçı çeteye meydan okuyor, vatanseverlerin serbest bırakılması için baskı oluşturuyordu. FETÖ’nün 2011 yılında patlak veren YGS’de kopya skandalında ise yüzbinlerce insanın hakkının gasp edilmesine sessiz kalmadı, tüm yurtta onlarca basın açıklaması ve eylem yaptı. Hatta bu eylemler sırasında Fethullah Gülen’in kendisine hakaret edildiği iddiasıyla TGB yöneticilerine tazminat davası açtığı biliniyor. TGB aynı zamanda FETÖ’nün hain darbe girişimden sonra Demokrasi Nöbetleri’nde Türk Milleti’yle birlikteydi. 15 Temmuz’dan sonra yaptığı her etkinlikte Ömer Halisdemirler gibi kararlılığı vurguladı.

Kumpas yıllarında hem TGB ve vatansever kuvvetlerin mücadelesi hem de FETÖ’nün çadır mahkemelerinde öne sürülen dayanaksız ve tutarsız iddialarının kamuoyuna yansımasıyla davanın güvenirliği en başında beri çürük zeminin üzerinde duruyordu.

Özellikle Türk ordusunun vatansever subaylarının, İşçi Partisi’nin ve diğer onlarca vatanseverin cezaevinde olduğu sürede bölgede ABD’de, Türkiye’de FETÖ hızlı adımlar atmaya çalışıyor ama duvara tosluyordu. Bölge ülkelerinde büyüyen anti-emperyalist damar ABD’nin bölgede kaybetmesine neden oluyor, FETÖ’nün ise AKP ile büyük çıkmazlara girdiği görülüyordu. Açılım süreci gibi projelere Türk halkının büyük tepkileri vardı. FETÖ, bir yandan AKP’yi şantajlarla kuşatmaya çalışırken diğer yandan diğer iktidar seçenekleri yaratmaya çalışıyordu. Şansları yaver gitmedi… Türk milletinin büyük kararlığı ve Türkiye’nin ihtiyaçları galip gelmişti. AKP-FETÖ çatışması iyice büyümüş, kumpas davaları çökmeye başlamıştı.

FETÖ’nün AKP ile yollarının ayrıldığı vakit Türkiye’nin ‘’bunca yıllık prestiji’’ Dünya kamuoyunda bir anda ters yüz olmaya başlamıştı. Silivri’den çıkan vatanseverlerin haykırdıkları gibi sonlarının Silivri olacağı bilmeleri lazımdı. Türk Ordusu’nun 24 Temmuz 2015’te PKK kamplarının vurulmasıyla başlayan süreçte, Türk Devleti artık ABD’nin istediği şekil vermeye çalıştığı bir devletten olmaktan çıkmıştı. FETÖ, CIA aracılığıyla Dünya’da Tayyip Erdoğan ve Türkiye düşmanlığına soyunarak Türkiye’de demokrasinin olmadığını ve muhalefetin sesinin kısılmaya çalışıldığını söylesene de Türk Devleti terör örgütleri ve Gladyo’ya karşı 50 yıllık meydan okumasını gerçekleştiriyordu. Yıllardır FETÖ yüzünden geri hizmetlerde bulunan veyahut kumpaslara uğramış birçok subay PKK’ya karşı etkin mücadelede görevler almaya başlamıştı. Türk Devleti’nin bağımsız ve başı dik bir şekilde yaşaması için köklü devlet geleneği ve zorunluluklarının bulunduğunu söylemiştik. Bu amaçla devlet içerisindeki yapılara karşı mücadele artarak devam etmek zorundaydı. 15 Temmuz ise Türk Devleti’nde Gladyo’nun temizlenmesine ve NATO’nun ve ABD’nin kontrolünden çıkmasına karşılık Amerikancı bir darbe girişimi olarak tarihe geçmişti. Bir nevi Gladyo’nun intiharı da diyebiliriz. Bu süreçte sonra Türkiye’de mevzilenme sadece ve sadece Türkiye’nin bağımsızlığına karşı olanlar ve olmayanlar olarak şekillenmeye başlamıştı.

Bugün 3. Yılını doldurduğumuz 15 Temmuz Amerikancı Darbe Girişimi hem Türkiye’nin hem de emperyalizmin kıskancında inleyen diğer mazlum devletlerin içinde bir umut ışığı olmuştur. Emperyalizmin kanlı tarihine kılıcını sokan Türkiye’nin önünde çetin yollar ve yapılacak çok iş var. Mecburi istikamet ve yön bellidir. Türk milleti sağcısı ve solcusuyla bağımsızlığa olan aşkı için birleşmelidir. 60 yıldır göğsümüze oturan NATO denilen suç örgütünden kurtularak bölge ülkeleriyle Avrasya’da nefes almaya başlanmalıdır. Sınır ve sahil güvenliğimizi tüm saldırılara rağmen cesurca savunmalıyız. Türk milletinin birlikte yaşama arzusuna karşı tüm bozguncu cephelere karşı tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi, tıpkı Ömer Halisdemir gibi tıpkı Fethi Sekin gibi kararlıyız.

Anıl Eren Yıldız

TGB Ankara İl Başkanı

Kaynakça:
1) FETÖ Darbesi, Doğu Perinçek, Kaynak Yayınları, 2006
2) Kontrgerilla II, Ferit İlsever, Kaynak Yayınları, 2009
3) FETÖ Darbesi, Doğu Perinçek, Kaynak Yayınları, 2006
4) Mesut Yılmaz’ın 1996 yılında ANAP Başkanlık Divanı’ndaki açıklaması için. bkz. Yiğit Bulut, Vatan, 1 Ağustos 2008
5) MİT’in Çiller Örgütü Raporu, yay. haz. Nusret Senem, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003
6) A.g.e
7) A.g.e
8) İsmet Berkan ve Murat Yetkin, Radikal, 4 Temmuz 2008
9) Dönekler, Hasan Yalçın, Kaynak Yayınları,2003

 

Tarih:
Diğer Haberler