Andımız Milli Bilincin Pusulasıdır

Bizi biz yapan, feda kültürüdür. Her satırında bağımsızlığın ve özgürlüğün havasını kokluyoruz Andımızla.

Andımız Milli Bilincin Pusulasıdır
Okan Özkan
Okan Özkan

Üç günlük yazı dizimizin sonuna geldik. Bundan önceki yazılarda Furkan Kaplan, Andımız üzerinden yapılan tartışmalara cevap üretirken, Işıkgün Akfırat da Türk milli bilinci oluşumuna katkısı üzerinden Andımızı ele almıştı. Bugün ise, Andımızın hangi ihtiyaca karşılık geldiğini ve neden okutulması gerektiğini ele alacağız.

Danıştay 8.Dairesi’nin Andımız kararını aldığı 18 Ekim tarihinden beri kulaklarımız aynı seslerle çınlıyor: “Türküm, Doğruyum, Çalışkanım…” Türk milleti 7’den 70’e, bu zamana kadar yüzlerce kez Andımız’ı okuyanından, hiç okuma fırsatına erişememiş gencine kadar bu değerine sahip çıkıyor. Bu insanlar, ezberletilmiş içi boş bir metnin papağanlığını mı yapmak istiyorlar peki? Ya da Andımızın özümsenmesi mi döküyor bu vatandaşları sokaklara? ‘Öğrenci Andı’nın ne anlama geldiğini tartışmadan önce, Andımız’ın yazarı olduğu için çok tartışılan Dr.Reşit Galip’ten de biraz bahis açmak iyi olur.

TÜRK DEVRİMİ'NİN SARSILMAZ İRADESİ

İlk olarak Dr.Reşit Galip, Tıbbiyelidir. Mekteb-i Tıbbiye’nin vatansever ve devrimci koridorlarından geçmiş, havasını koklamıştır. Tıbbiyelilerin fedai geleneği onu da etkilemiş ve daha öğreniminin 2.sınıfında iken patlak veren Balkan Savaşı’na okulunu geride bırakıp katılmıştır. Ne talihtir ki hemen ardından gelen I. Dünya Savaşı’nda da Tıbbiye’nin 4. sınıfındadır, yine cepheye koşmuştur. Çanakkale ve Kafkas cephelerini görmüş, Türk milletinin vatansever ve fedai kültürünün her şekline tanık olmuştur.

Cumhuriyet’in ilanından sonra Türk Ocakları’nda Merkez Heyeti Başkanvekilliği yapmıştır. Türk Ocakları kapatıldıktan sonra ise Halkevleri’nin kurulmasına öncülük eden isimlerden biridir. Türk milli şuurunun ve kültürünün aşılanmasında büyük vazifeler yapan bu kuruma önemli katkılarda bulunmuştur. 1933 yılında getirildiği Milli Eğitim Bakanlığı göreviyle Üniversite Reformu’nu duyurma şerefine erişmiştir. 1934 yılında vefat eden Dr.Reşit Galip, 41 yıllık kısa yaşamına bir dizi başarı sığdırarak Andımız’da yazdığı “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” anlayışını kendisinden başlatmış bir fedaidir.

ANDIMIZ KİMLİK BEYANIDIR

Her devrimin gençliğe bırakmak istediği miras vardır. Andımız en özlü şekilde bu mirasın karakterini yansıtmaktadır. Türk devrimi, devamında gelenlere gidilecek yolu, yöntemiyle birlikte çizmektedir.

Andımız bir kimlik beyanıdır. Osmanlı’da ismi anıldığında yasaklanan, ifade edildiğinde korkulan Türk’ün, inkarına bayrak açmaktır Andımız. Osmanlı Devleti’ndeki unsurlar önce din, ardından ise Osmanlı’nın “millet” anlayışına göre ayrılmaktaydı. Bu millet anlayışında Ermeni, Rum, Yahudi, Arap vb. kimlikler bulunurken Osmanlı Türk’ü hangi millete mensup olduğundan habersizdi. Özellikle II. Abdülhamit’in döneminde “Türk”e kötü gözle bakılıyor ve aşağılık görülüp yasaklanıyordu.

Andımızın mimarının “Türküm” ve “Ne Mutlu Türküm diyene!” ibarelerini kullanması kadar doğal bir şey yoktur. Aynı dönemlerde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk öğün, çalış, güven!” demesi boşuna değildir. 1910’lu yıllara kadar baskılanmış Türk, Milli Kurtuluş Savaşımızda emperyalizmle mücadelede kabuklarını kırarak millet oluşturuyordu. Türk, öğünecekti, çalışacaktı, güvenecekti; ancak küçüklüğünden itibaren doğru ve çalışkan olmak zorundaydı. Olmazsa, yok olmaya mahkumdu.

ANDIMIZ İLKESİ AHLAK VE ERDEMDİR

İlköğretim okullarında okuduğumuz Andımızla ilkelerimizi sayıyorduk. “Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak…” Düşünülmeden yazılmadı elbet bu sözler. Bazı cenahlardan “eskimiş bir metin” diye eleştiriler gelse de bugüne ışık tutmaktadır. Cumhuriyet, bugün Türkiye’de çocuk istismarına karşı küçüklerin korunmasını buyurmuştur. Çocuklar geleceğin yaratıcılarıdır. Küçüklerin korunması Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki “Vatanı korumak çocukları korumakla başlar” anlayışının bir yansımasıdır. Türk kültür ve geleneklerinde bulunan büyüğe saygı da Öğrenci Andı’nda yer bulmaktadır.

Emperyalizme karşı mücadele eden mazlum milletlerde vatan, en önemli savunma hattıdır. Vatanın bağımsızlığı, milletin kurtuluşu demektir. Bütün vatan topraklarını savunma alanı olarak gören Atatürk’ün ileri ufku emperyalistlere diz çöktürmüş, milleti esaretten kurtarmıştır. Yurdumuzu, milletimizi özümüzden çok sevmemizin sebebi de budur. Vatan parçalanır ve millet dağılırsa insanın bireysel özgürlüğüne dair ne kalır ki? İnsan, yurttaş olarak özgürlük kazanmıştır. Onu yurttaş yapan değerler ortadan kalkarsa erdemli bir yaşam süremeyeceği gün gibi ortadadır.

DURURSAK DÜŞERİZ

Cumhuriyet devriminin mimarları arasız devrimin savunucusuydu. Mustafa Kemal Atatürk, 1935 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nin 4. Kurultayı’nda şu konuşmayı yapmaktadır: “Uçurum kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş... Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız devrimler... İşte Türk genel devriminin bir kısa diyemi...”

Yeni vatan, yeni sosyete ve yeni devleti kurmak arasız devrimlerle mümkündü. Kemalist devrimin kadroları bunun bilincinde ülküsünü çizmişti. Yükselmek ve ileri gitmek Cumhuriyet’in ülküsünü meydana getiriyordu. Vatanın bağımsızlığı, yurttaş olma bilinci ve bilimin yol göstericiliği herhalde ancak bu kadar özlü ifade edilebilirdi. Andımız, Türkiye’nin ilerlemesi gereken rotayı çiziyordu. Ya ilerleyecektik, ya düşecek. Atatürk’ün ölümüyle arasız devrimler anlayışından verilen taviz Türkiye’nin sadece ileri gitmesine ket vurmamış, bağımsızlığımızı tehlikeye atmıştır.

TARİHSEL ZORUNLULUKLARIN ALTINDA EZİLENLER

Atatürk’ün açmış olduğu bağımsızlık ve ilerleme yoluna Türkiye bugün sarılmak zorundadır. Andımızın özüne ve biçimine saldıranlar da bunu bilmektedir ancak ifade etmekte güçlük çekmektedirler. Milli bayramların yasaklandığı, TC’nin tabelalardan indirildiği, Anayasa’dan Türk milletinin kaldırılmasının tartışıldığı günler geride kaldı artık. Andımıza temelsizce saldıranlar sebeplerini ağızlarında eveleyip gevelemektedir.

Andımıza sahip çıkma iradesini gösterenler, meydanları doldurmaktadır. 29 Ekim 2018’de Ulus’tan Anıtkabir’e yürüyüşe geçen gençlik, Türk milletinin Andımıza sahip çıkma kararlılığını sergilemiştir. Danıştay’ın aldığı Andımız kararı milyonlar tarafından sahiplenilmiş ve Twitter gündemlerine konu olmuştur. Türkiye Liseliler Birliği ile başlattığımız “Andımız Yeniden Okutulsun” imza kampanyası liseler başta olmak üzere, tüm Türk milletinin seferber olmasıyla yaygınlaşmaktadır.

Vatanımızın ve milletimizin bölünmez bütünlüğünün amentüsüdür Andımız. Yüce Türk milleti, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’ndaki Andımız davasının tarafıdır. Andımızın, gençliğin milli bilincinin oluşumuna katkısı yadsınamaz.

ARMAĞAN OLSUN!

Türk milletine armağan olan varlığımız, halkçı-toplumcu yaklaşımın ürünüdür. 150 yıldır emperyalizmin saldırılarına maruz kalan yurdumuz, milletimizin bağrından çıkan fedailer sayesinde ayaktadır.

Türkiye, Çanakkale’de elleri patlayana kadar savaşan Bigalı Mehmet Çavuş’tur.

Türkiye, İzmir’de Yunan’a kurşun atan gazeteci Hasan Tahsin’dir.

Türkiye, Milli Mücadelede Türk kadınlarından oluşturduğu çeteyle Yunan askerlerinin korkulu rüyası olan Kara Fatma’dır.

Türkiye, boynunda idam fermanı olmasına rağmen Kurtuluş Mücadelesini ilmek ilmek ören Mustafa Kemal’dir.

Türkiye, mazlum milletler coğrafyasında emperyalizme karşı direniş bayrağını açan ilk millettir.

Bizi biz yapan, işte bu feda kültürüdür. Her satırında bağımsızlığın ve özgürlüğün havasını kokluyoruz Andımızla.

Varlığımız Türk Varlığına Armağan Olsun!

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler