Asri Devlet’in Asli Vazifesi

Asri Devlet’in asli vazifesi, Türk gençliği ve Türk milleti olarak, devrimsel gücümüz ve deneyimimizle değiştirmek, dönüştürmek ve ilericileştirmektir

Asri Devlet’in Asli Vazifesi
Mehmet Arda Yalçınkaya
Mehmet Arda Yalçınkaya

Server Tanilli’nin “Devlet ve Demokrasi” adlı kitabında Devlet tanımını şöyle yapılmaktadır:

“Devlet, insanların toplum yaşamında başvurdukları bir örgütlenme biçimidir. Bir aile, bir dernek, bir sendika, bir parti gibi... Böylece devlet, her şeyden önce sosyal bir gerçeklik ve her sosyal gerçeklik gibi, tarihsel bir gerçekliktir.”(1)

Eflatun’dan bu yana, örgütlenme mantığı hep sorgulandı. Bu örgütlenme mantığının tarihsel ve devrimsel semeresi olan devlet, kavramsal, yapısal ve fonksiyonel olarak, insanlık tarihinin yakın dönemini kapsayan bir olgudur.

Devlet üzerinde başka bir kurum veyahut kuruluş barındırmamakla beraber, teşkilatlanma potansiyelini kendi belirlemektedir. Bu yapıyı ayakta tutan somut gerçeklik, ilerleyen ve süre gelen iş bölümüdür.

İş bölümünün dinamizmini oluşturan, norm ve yasaları düzenleyen meclistir. Normların işlevsellik ve kontrol merkezi bürokrasidir. Bireyleri toplumlara bağlayan süreçte devletin, uyum ve uyumsuzlukları çözümlediği karar mekanizması ise hukuktur.

Anayasa Hukuku’nun devlet kavramsallığında, bu dinamik aygıtlar ve tanımlar bir birine hiyerarşik olarak bağlıdır. Toplumlar nezdinde, devletin hiyerarşik meşruluğunu sağlayan iki önemli kavram vardır:

1-Bu yapıyı koruyan baskı unsuru olan silahlı güç,
2-Ekonomi

Bunun tarihselliği, Roma İmparatorluğu’nun çözünüş döneminden, feodal sistemin çöküşüne sebep olacak Fransız Devrimi’nin, milliyetlerin hakim kuvvet olarak, yurttaşlık statüsünde, bir üst kimlikle, devlet sultasını oluşturmaları silsilesiyle oluşmuştur.

Türk Devrimi’nin Devlete Olan Tavrı

Bu tanımlamayı genel hatlarıyla yapma nedenimiz, Türk devrim tarihini incelerken Genç Osmanlıların, Jön Türklerin yıkılan devlet sistemini ayağa kaldırdıklarını, Cumhuriyeti ilan eden bu birikimsel gücün bu şiarla hareket ettiği belirtmek isteğimizdir.

1908 Hürriyet Devrimi’nin toplumsal meşruluğunu ve devrimsel sürecinin önünü açan en önemli olgu, birincil olarak, II. Abdülhamit’in “İstibdat Rejimi”, devlet sisteminin hiyerarşik meşruluğunu sağlayan ekonomiyi “Duyunu Umumiye” ile yabancı tekeline bağlamasıdır.

İkincil olarak ise, ordu yapısının Abdülhamit döneminde “Mektepli-Alaylı” ayrımına tabi tutularak parçalanmasıdır.

Hürriyet Devrimi, “Kültürel Milliyetçilik” tavrının, “Türk Milliyetçiliği Programı”na dönüştüğü süreçte, yıkılan devlet sistemini tekrardan inşa etme sürecine girdi. Bu süreç birikimsel olarak, laik-ulusal bir devlet yapısının kurulmasına da öncülük etti. Türkiye Cumhuriyeti, Kemalist Devrim ile modern devlet yapısına kavuşmasında bu süreç hayatidir.

Akçura’nın Asri Devleti

Bu süreci Kemalist Program’ın mimarlarından olan Yusuf Akçura, Harp Umumi’den (Genel Savaş) Kemalist Devrim’e geçen sürede, modern devletin savaşının, emperyalizme karşı verildiğini yalın bir dille ifade etmektedir.

Şark meselesini bir doğu sorunu olarak değil, bir batı sorunu olduğunu nitelendiren Akçura, çağdaş bir devletin tanımlamasını yaparken “ilmi ve fikir seviyesi, hukuki, ahlaki, estetik, hatta siyasi fikir ve hislerinin”(2) benzerliği içerisinde, kültür birliliğin var olması kıstasını ortaya koymaktadır. Bu gaye ve idealler etrafında toplanan örgütlenme biçimini, “Modern Devlet” olarak tanımlamaktadır. Modern Devlet’in kimliğinin bu olay ve olgular toplamında, milli olduğu gerçeğinin de altını çizmektedir.

31 Mart Vakası’nda Modern Devleti Bulmak

Kemalist Devrim’in “Arasızlık Kanunu”nu, Akçura iki süreçte incelemektedir.

Birincil olarak, “Her hareketi bir aksi hareket takip eder” teziyle bunu açıklamaktadır. Rönesans Döneminde doğan Karanlıkçılık Akımından, Reform Hareketine karşıt güç olarak çıkan Cizvitlik hareketleri üzerinden bunu temellendirmektedir.(3)

İkincil olarak, devrim aralıksızlığını yitirirse, karşı devrim emperyalizm kanatları altında yükselir. Bunu, toprak ağalığının ve ruhban sınıfların tasfiyesinin zorunluluğu ile temellendiren Akçura, burada ki örneklemi, 31 Mart Vakası’ndan yapmaktadır.

“Osmanlı saltanatının Meşrutiyet devresinde ortaya çıkan 31 Mart gerici vakası da Arnavut beyleriyle İstanbul hocalarının müşterek mesaileri neticesiydi.”

İşte bu tarihsel bağlantılar üzerinden, Kemalist Devrim, modern devlet sisteminin yapıcılığını ve dinamizmini korumak amacıyla, feodalitenin ruhbanların kökünü kazımak için harekete geçti.

O yüzdendir ki, Kemalist Devrim, 30 Kasım 1925’te Tekke ve Zaviyeleri kapatıp ruhban sınıfının ayrıcalıklarına son verdi. Yine bu sebeple, 17 Nisan 1940 tarihinde Köy Enstitüleri kuruldu ve 11 Haziran 1945’te Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu çıkartılarak feodalizm adım adım tasfiye edilme süreci yaşandı.(4)

Küçük Amerikancılıkla İnkar Süreci

Fakat Kemalist Programı inkar süreci, aynı yıl içinde, 1945 yılında, CHP Bayındırlık Bakanı Nihat Erim’in “Türkiye’yi küçük Amerika yapacağız!” söylemiyle başladı, Türkiye’nin “Küçük Amerika” sürecinde, Kemalist Devrim ile elde ettiği bütün kazanımlar tasfiye sürecine girdi. 1947 CHP Kurultayı’nda, Kemalist Devrimlerin bütün kazanımları tartışmaya sunuldu ve sekteye uğratıldı. Köy Enstitüleri’nin niteliği ve programı değiştirildi, Çiftçiyi Topraklandırma Kanuna muhalif bir pozisyon alındı.(5) 

Demokrat Parti’nin iktidar döneminde, tekke ve zaviyelere tekrardan statü getirildi. Köy Enstitüleri kapatıldı. Ağalık rejimi tekrardan hortlatıldı. Türkiye, Kore Savaşı’nın mükafatıyla(!), NATO’ya adım attı ve Atlantik Sistemi’ne sokuldu. Milli Ekonomi’nin çarklarını döndüren fabrikaların tasfiye süreci bir yana, savunma sanayinin belini büken “NATO Sistemine Uyumluluk” başlığı altında, Kayseri ve Eskişehir’deki uçak ve tank fabrikaları kapatıldı. Kemalist Devrim’in “Arasızlık” prensibi sekteye uğradığı süreçte, karşı devrim, emperyalizmle işbirliği oluşturarak taarruza geçti.

İşte tam bu tabloda, 27 Mayıs 1960 ordu-millet işbirliği, çürümeye başlayan devlet yapısına karşı, Kemalist Devrimin tarihsel ve devrimsel bilincinden yeniden doğuşu temsil etti ve refleksif bir hareket gerçekleştirdi.

Devlet Ekonomisi’nin Tasfiye Süreci

Türkiye, bu refleksif hareketle, Atlantik Sistemi’nin denetiminden çıktığı, yabancı üslerin kapatıldığı, NATO’dan çıkıldığı süreçte, CIA’nın hiza denkleminde, 12 Mart Muhtırası’nda, 24 Ocak Kararlarıyla, ardından 12 Eylül 1980 Darbesiyle tekrardan Atlantik sistemine entegre edildi.

“Nerde Kalmıştık?”

Bu süreç dünyada nasıl doğdu? SSCB’nin kuruluşu ve 1929 Ekonomik Buhranı ile savunma pozisyonuna geçen Liberalizm, “Sosyal Devlet” sistemiyle ideolojik varlığını koruma altına aldı. Fakat, 1968 yılında SSCB’nin Çekoslavakya’yı ve 1979’daki Afganistan işgali, Yeni Sağ Akımı’nı doğumuna neden oldu. Bu zaman dilimlerinde İkinci Dünya Savaşı’nda “Kara Kıta Avrupa”sı için dayanak oluşturan Woods Sistemi’nin, ABD’nin Vietnam’da bozguna uğramasıyla çöküşe geçmesi, dolar-altın eksenini, Arap-İsrail savaşı ve “7 Kız Kardeş Krizi” olarak adlandırılan petrol kriziyle beraber, dolar-petrol eksenine evirilmesi sağlandı.(6)

Neo-Liberalizm, “Nerde Kalmıştık” iddiasıyla tekrardan hortlatıldı. Ve Neo-Liberalizm, Türkiye’de ilk olarak, “Halkçı, Kamucu” yerli sermayeyi tasfiye sürecine girişti. 24 Ocak Kararları ile “Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme”’ iddiasıyla gelen, 12 Eylül 1980 Darbesi ile doruğa çıkan “Ulusal Yıkım Projesi” başlatıldı.

28 Şubat, Özal, Çiller ve Ordu

Sadece ekonomik tahakkümlerle sınırlı kalmadı bu süreç, NATO inisiyatifinde oluşturulan kontrol merkezleriyle, Türk ordusu, aşamalı bir şekilde tasfiye edilmeye çalışıldı. 1989 ve 1991 yıllarında Özal’ın Mehmet Eymür ve Hiram Abbasların koordinatörlüğünde “Orduyu Sivilleştirme”projeleri oldu. Bu proje Türkiye’nin milli dinamikleri tarafından açığa çıktı ve gerçekleştirilemedi. Sekteye uğrayan bu projeyi Çiller devraldı. Ve tam bu noktadan devlet bürokrasisinin ve devletin baskı unsurlarını oluşturan, ordu ve emniyet güçlerinin içerisine sızdırılmaya çalışan, Gladyo merkezli FETÖ, devletin milli karar mekanizmalarının refleksif hareketiyle mücadele edildi.

İktidar Perspektifinin Değişimi

12 Eylül 1980’den 24 Temmuz 2015’e kadar iktidar perspektifleri, “IMF’den borç alan iktidar olur”, “Dünya Bankası’ndan borç alanlar iktidar olur” idi.
Türkiye’nin milli dinamikleri “1 Mart Tezkeresi”nin çöpe atarak, FETÖ-CIA merkezli Ergenekon-Balyoz tertiplerini bozguna uğratarak, PKK’nın meşrulaştırılmaya çalışıldığı Açılım Tezgahı’nın ortadan ikiye yararak, Türkiye’nin Atlantik’ten kopuşunun toplumsal meşru tabanını oluşturdu.

24 Temmuz 2015 tarihinde Türkiye, Türk ordusunun PKK’yı hendeklere gömmesiyle, vatan savaşı dönemine girdi. Sistem dışı tavır alınan bu süreçte, Türkiye’nin iktidar perspektifi değişti:

“Artık Türkiye’de İktidar, IMF’den, Dünya Bankası’ndan borç alanlarla değil. Vatan Savaşı’nı zafere ulaştıranlar ile kurulacaktır.”

Atlantik’in Devlet Tahribatı

Süreç bu zorunluluğu doğruladı. 15 Temmuz 2016’da FETÖ-ABD işbirlikli darbe girişimi Türk Ordusu-Türk Milleti işbirliğinde ezildi. 24 Ağustos 2016’da sınırımızda oluşturulmak istenen ABD’nin “İkinci İsrail” projesinin aparatı olan, PKK/PYD/YPG Kürt Kanton bölgesini, Türk ordusu El-Bab’a kadar ilerleyerek ikiye ayırdı. Bugün sürmekte olan Zeytin Dalı Harekatıyla Afrin kırsalında yapılmakta olan harekat, bu kantonu parçalamaya yöneliktir. İkinci İsrail projesinin yaşamsal varlığına, Türk ordusu hançer sokmaktadır.

Bugün ki savaş, Türkiye’nin yaşamsal kaderini tesis edecek mahiyettedir.

Devlet ekonomisin tahribatı ortada dururken, hala devlet fabrikalarının özeleştirilmeye çalışılmasını bir yana bırakalım, devletin oluşum uzuvlarından olan Türk Hukuku ve devletin tekelinde olan Türk Ordusu karşı karşıya tıpkı Balyoz davaları sürecinde ki gibi getirilmesi,  Türk Hukuku’nun bu süreçte, Aralık 1997’de “FETÖ üyeliği” gerekçesiyle TSK’dan ihraç edilen tabip binbaşı Tamer Tatar’ın bilir kişi kabul etmesi, Balyoz kumpasının mimarı Fikret Seçen ile bağlantısı olan sözde savcı Mustafa Bilgi’nin iddianamesinin aynen bugün dava sürecinde yer alması, FETÖ bağlantılı olduğu için TÜBİTAK’tan ihraç edilenlerin, “sağlıklı delil” raporunun hala güncel olarak dava dosyasında yer alması,  1997 yılı MGK raporunun suç delili olarak sayılması ve en önemlisi, PKK’nın kökünü kazıyan askerlere, Yargıtay seçimlerine yetişmek kaygısıyla, savunma süresinin bile verilmemesi, bugün Atlantik Sisteminin, devlet sistemimize verdiği tahribatın sonucudur.

Karşımıza çıkan en yapıcı gerçek şudur:

Savaşan ordunun psikolojik harekât merkezi, kendi devletin uzuvları ve tekel gücü kesinlikle olamaz!

Akçura’nın Önümüze Koyduğu Görev

Akçura’nın Türk aydının önümüze koyduğu “Çağdaşlaşma ve Millileşme” şiarı, bugün hala canlılığını korumaktadır.

Yusuf Akçura, gaye ve emelleri çağdaş bir devletten yana olan, Türk aydınının asıl vazifesinin, Türk devriminden sonra, devrimin kazanımlarının korunmasına ve süreklilikle ilerlemesine, önderlik etme sorumluluğunun olduğunu açıklar.

Bu vazifeden kaçanları, “Cephe firarileri” olarak adlandırır.

Bugün bu şiar, bu program ve tanım önümüzde canlılığı yitirmeden durmaktadır.

Bu esasla:

Batı Asya’nın en ön cephesinde emperyalizme karşı savaştığımız, Çok Kutuplu Dünya’nın gerçekleriyle tanıştığımız, “Atatürkçülüğün Bütün Kara Parçalarında Yeniden Yürürlüğe Girdiği” bu süreçte, Asri Devleti inşa etme mücadelesi, “Türkiye’nin Kemalist Devrimi Tamamlama Çağı”nın en yakıcı görevlerindendir.

Asri Devlet’in asli vazifesi, bu tahribatı, Türk gençliği ve Türk milleti olarak, devrimsel gücümüz ve deneyimimizle değiştirmek, dönüştürmek ve ilericileştirmektir!

Mehmet Arda Yalçınkaya
TGB Konya İl Yöneticisi
Selçuk Üniversitesi-Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

KAYNAKÇA:
1. Server Tanilli, Devlet ve Demokrasi, Say Yayınları, 1990.
2. Yusuf Akçura, Türk Devriminin Programı, Kaynak Yayınları, 2017.
3. Yusuf Akçura, a.g.e, Kaynak Yayınları, 2017.
4. Yıldırım Koç, Teori Dergisi, “Kemalist Devrim’den sosyal demokrasiye” adlı makalesi, 2017.
5. Yıldırım Koç, Teori Dergisi, a.g.m., 2017.
6. Jurgen Elsasser, Ulusal Devletin Yıkımı ve Sol Tavır, Kaynak Yayınları, 2013.

* Ayrıca bkz:
1. https://www.aydinlik.com.tr/28-subat-in-bin-yillik-meydan-okumasi-dogu-perincek-kose-yazilari-aralik-2017
2. https://www.aydinlik.com.tr/28-subat-illuzyonu-ve-gercekler-soner-polat-kose-yazilari-subat-2018
3. https://www.aydinlik.com.tr/turkiye/2017-ocak/12-mart-muhtirasi-cia-belgelerinde
4. https://www.aydinlik.com.tr/abd-ye-bin-yillik-kararlilik-ilani-ozgurluk-meydani-subat-2018

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler