Atatürk, Türk Milliyetçiliği ve Türkçülük

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren devlet eliyle uygulanan milliyetçilik anlayışı, Türk toplumunun çağdaşlaşmasına yönelik milliyetçiliktir.

Atatürk, Türk Milliyetçiliği ve Türkçülük
Ali Mert Turgut
Ali Mert Turgut

"Vatan gidiyor, millet mahvoluyor. Ne duruyoruz? Bizde cesaret, bizde hamiyet yok mu?" -Mahmut Şevket Paşa

Osmanlı döneminde ilk milliyetçilik hareketi Balkanlar’da görülmüştür. Millet kavramı, devlet ve sistemi kuşatmış, ayrılıkçı hareketler ve ayaklanmalar getirmiştir. 1876 yılında tahta geçen II. Abdülhamit, gayr-ı Müslim’lerin ayrılıkçı hareketini engellemek için, İslamcılık siyasetini benimsemiş ve akabinde devlet eliyle uygulamıştır.

Toprak bütünlüğüne tehdit olarak çıkan azınlık milliyetçiliği, Osmanlı’da “Osmanlıcılık ve İslamlaşma” çabaları artmış fakat geciktirmiş ama engelleyememiştir. Birçok milleti içinde barından Osmanlı İmparatorluğu, II. Abdülhamit döneminde gerçekleşen istibdat ile Türkçülük ve milliyetçilik tartışmaları başlamadan Kırım’da bir ışık yanar.

İLK IŞIK

1883’te, Türk dünyasına Türkçe hitap eden ve Osmanlı vb. birçok Türk ülkesinde haftalık gazete olarak çıkan “Tercüman” yayın hayatına girer.  “Dilde, fikirde, işte birlik!” sloganı ile okuyucuları ile buluşan Tercüman, Usul-i Cedit(Yeni Yöntem) hareketini başlatır. Daha önceleri Tonguç (1881) ve Mirat-ı Cedid (1882) isimleriyle bazı dergiler çıkarmaya çalışan Gaspıralı İsmail, Çar tarafından sürekli reddedilmiştir. Tercüman, Kırım’dan İstanbul’a gönderilmeye başlanır ve ilk uyanışlar Tercümanla gerçekleşir.

İLK AYDINLAR

Rusya’da ilk Türkçe gazete olan Ekinci ile yayın hayatına başlayan Mirza Fethalı Ahundzade ile birlikte Yusuf Akçura, Hüseyinzade Ali, Ağaoğlu Ahmet gibi isimler Türk milliyetçiliğinin ilk öncüleri ve aydınları olmuşlardır. Yusuf Akçura’nın 1904 tarihinde, Mısır’da yayın hayatına devam eden Türk gazetesine bir makale gönderir. Türkçülüğün manifestosu olarak görülen” Üç Tarz-ı Siyaset” ile İslamcılık ve Osmanlıcılık fikirlerinin yanına Türkçülük eklenerek, üçlü fikir akımı incelenmiştir.

Osmanlı’ya tebaa olan milletleri temsil edecek “Osmanlı Milleti” fikrinin doktrinleşmesi, hilafeti elinde tutan Osmanlı’nın “Bütün İslam Devletlerini Birleştirme” fikri, soya dayanan “Türk Milleti” fikriyle üç yaklaşımı makale de incelenmiştir. Türkçülüğün, “Türk Birliği” şeklinde öne sürüldüğü ve soya dayalı bir siyasi fikir olarak belirtilmiştir.

Osmanlı aydınları içinde farklı fraksiyonlar ile milliyetçilik gözlemlenmişti. Tercüman-ı Hakikat gazetesinin kurucusu Ahmet Mithat Efendi’nin de bir fikir çalışması vardı. Selçuklu, Osmanlı hanedan boyu olan Kayı/Kayıhanlık, Anadoluculuğa dayanan bir milliyetçilik ve etnik ayrım gözetmeksizin bir Osmanlı milleti yaratma fikrini savunuyordu.

İkdam Gazetesinin üyesi Fuad Raif “Ari Türkçe” ile Türkçe olmayan bütün kelimeleri atmak istemişti, fakat birçok Türk aydını tarafından tenkitler ile reddiyeler yazılmış ve Türkçülüğe zarar verildiğini belirtilmiştir.

Jön Türkler ekolünden gelen Ali Suavi tarafından Türkçülük ekolü savunulmakta, Namık Kemal ise “vatan şairi” olarak tarihe kazınmaktaydı. II. Meşrutiyet öncesi, Osmanlı’nın gözbebeği olan İstanbul’da, milliyetçilik ve Türkçülük için uygun ortam bulunmamıştır.

ÖRGÜTLÜ MİLLİYETÇİLİK

II. Meşrutiyet ile birlikte, milliyet esaslı dernek kurmak serbestleşir. Yusuf Akçura, Veledi Çelebi ve Necip Asım Türk Derneği’ni kurarlar. Bu dernek siyasi değil, eğitim ve kültür derneği olarak cemiyetler içinde yer almıştır.

Tıbbiyelilerin önderliğinde 1912’de kurulan Türk Ocağı, 1913’te Hamdullah Suphi’nin başkan olmasıyla birlikte hızlı örgütlenme çabaları sonuç vermiş, bir sene içinde 3000 üye ve şube sayısını 25’e çıkarmıştır.

II. Meşrutiyet’in özgürlüğü ile birlikte Türkçü yayınlar çoğalmış, Diyarbakır’da İttihat ve Terakki kurucu şube başkanı olan Ziya Gökalp, Veli Necdet ile beraber Dicle adlı bir gazete çıkarmıştı. İTC’nin daveti ile Selanik’e giden Ziya Gökalp ise kısa süre içinde İttihat kadrolarında yer bulmuştu. 1911 yılına girerken, Ziya Gökalp’ın çağrıları ile “Genç Kalemler” dergisi yayın hayatına Selanik’te giriyor, Ömer Seyfettin, Ali Yöntem gibi isimlerle beraber Türkçülük hareketine yön veriyorlardı.

Türk Yurdu cemiyeti ile konuşmaları sonucunda, Türk Yurdu yönetimine girilmiş ve İstanbul’da bulunan milliyetçilik akımı yükselmişti. Ziya Gökalp’ın çalışmalarının sonucunda İttihat ve Terakki’nin siyasi ideolojisine kadar Türkçülük furyasını yurdun birçok yerinde taşımıştı. Balkan Savaşı sonuçları ne kadar kötü olursa olsun, bu savaş sonrası Türkçülük ivme kazanmış ve Akçura gibi isimler İttihat ve Terakki yönetimlerine kadar girmişlerdir.

Türk milliyetçiliğinin kalesi olan Türk Ocağı, İstanbul’un işgalinin sonucunda faaliyetleri sona ermiştir. 1922’de tekrar açılmış ve 260 şubeye kadar çıkmıştır.

ZİYA GÖKALP TÜRKÇÜLÜĞÜ

Gökalp’a göre Türkçülük üçe dereceye ayrılır;
1-) Anadoluculuk
2-) Oğuzculuk
3-) Turancılık

Türkiye’de olağan birlik sağlandığı vakit, Türkçülükte olan ideal Oğuzculuk olmalıdır. Bu idealin içinde İran, Azerbaycan, Harzem bölgesinde olan Türkler ve Türkiye’de yaşayanlar ile birlikte bir Oğuz Birliği kurulmalıdır. Türkçülüğün uzak ideali olan Turan ise Macarları, Finleri içine alan bir karışım değil, Yakut, Özbek, Kıpçak, Tatar, Kırgız ve Oğuz gibi Türk boylarının dilce ve törelerce birlik olduğu, Turan ülkesidir.

“Vatan ne Türkiye’dir Türk için ne Türkistan;
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan!”

Ziya Gökalp’a göre, Türk milletinden olan, dili, dini, kültürleri bir olan insanların büyük Türk dünyasını kurabileceğini söyler. Gökalp, saf bir ırk kavramını ve dolayısıyla ırkçılığı reddeder. Türkçülüğün Esasları’nda, BUDUN’U tarif ederken, “Aynı anadan, babadan üremiş ve içine yabancı karışmamış, kandaş bir topluluk” olarak ifade eder. Böyle bir toplumun olamayacağını şu sözler ile ifade ediyor: “Tarih öncesi çağlarda bile saf bir ırkın bulunmazsa, tarihsel dönemlerdeki ırkların karışmasından sonra artık, saf bir ırk aramak anlamsız olmaz mı?” (1) Burada yer alan sözlerinde gördüğümüz gibi, saf bir ırkı ve saf bir kan birliğini açık şekilde reddediyor ve bunun kültür birliği olduğunu beyan ediyor.

Ziya Gökalp, başta sosyoloji olmak üzere tarih, iktisat, hukuk, edebiyat, felsefe gibi konular üzerinde birçok makale yazmıştır. Gökalp, felsefi düşüncelerinde, her zaman tarihin gelişime göre hareket etmiş ve bilimsel temellere dayandırmıştır.

Atatürk ilkeleri, bilindiği gibi cumhuriyetçilik, milliyetçilik, laiklik, halkçılık ve devrimciliktir.

Ziya GÖKALP’e bir gazeteci şöyle bir soru sorar:
Gazeteci: Bu milletin en büyük mefkûreleri(idealleri) nelerdir?
Gökalp: Bu milletin en büyük mefkûreleri dört mefkûrede icmal (toplamak) edilebilir:
1. Milliyetçilik
2. Halkçılık
3. Garp medeniyetçiliği (Batıcılık)
4. Cumhuriyetçilik (2)

ATATÜRK’ÜN MİLLİYETÇİLİĞİ

1932 yılında yapılan Birinci Tarih Kongresi’nde, Atatürk’ün katılımı ve J. A. Gobineau’nun Aryanları üstün sayan ırkçı görüşleri tartışılmış, Reşit Galip, Şevket Aziz ve Sadri Maksudi’nin bildirileri ile reddiyeler ortaya atılmıştır. Yusuf Akçura bu tartışmaların akabinde bir yazı kaleme almış ve şöyle demiştir: “ Bir haftadan beri huzurunuzda söz söyleyen arkadaşlarımız ispat ettiler ki, Avrupalıların hükmetmek amacını gözeterek ortaya attıkları ırk kuramının bilimsel kıymeti yoktur. Biz, Bütün dünyada yaşayan insanları, Avrupalılar gibi ve onlar derecesinde hukuka sahip adam evlatları sayıyoruz.”(3) Atatürk de “üstün ırk kuramı” ile ilgili onlarca eser okumuş ve bu teoriyi destekleyen bir beyanda bulunmamıştır. Bu sebeple de Akçura ve diğer konuşmacıların fikirlerine katılmıştır.(4)

“Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle iş birliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde bencil ve mağrurca bir milliyetçilik değildir. Biz haddimizi bilir kimseleriz. Bitmez tükenmez istek sahibi değiliz.” (5)  - Mustafa Kemal ATATÜRK

Atatürk, “Misak-ı Milli” sınırlarını ve hedeflerini tespit ederken mantıkçılığı ve gerçekçiliği ile Turan fikrine karşı çıkmıştır. Ulusal bağımsızlığını söke-söke alan milletin, yeni maceralara sürüklenmesi ve akabinde tekrar varlığının tehlikeye girmesini önlemiştir.

Birinci Dünya Savaşı sonunda Rusya’da gerçekleşen Bolşevik ayaklanması üzerine Kızılay adına Rusya’ya giden ve orada Türk esirleri ile ilgilenen Akçura’nın dönüşünde Ziya GÖKALP’IN “Turancılık” ile ilgili görüşlerine karşı çıkarak bunun emperyalizmden başka bir şey olmadığını ileri sürmesi, Turancılığı kabul etmeyen Mustafa Kemal’in fikirlerinde pay sahibidir.

Pantürkizm, Panislamizm gibi radikal fikirlere karşı çıkan Atatürk, yeni bir Anadolu Türk vatanı fikrini savundu ve pratisyeni oldu. Atatürk ile Gökalp’in millet tanımlarında farklılıklar görülmüş, Atatürk şöyle tanımlamıştır: “Millet, dil, kültür ve mefkure birliğine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai heyettir.”(6) Gökalp ise “Millet, ne ırki ne kavmi ne coğrafi ne siyasi ne de siyasi bir zümre değildir. Millet, lisanca, dince, ahlakça ve bedi atça müşterek olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir zümredir.” (7) olarak belirtmiştir.

Atatürk ise, Türk milletinin oluşumunda etken olan unsurları şu şekilde beyan etmiştir:

1. Siyasal varlıkta birlik
2. Dil birliği:
3. Yurt birliği
4. Köken birliği
5. Tarihi yakınlık
6. Ahlaki yakınlık

*Bu tariflere bakarsak, Gökalp ile aralarında en önemli kültür farkının “din” olduğu görürüz. Ancak bu, Gökalp’ın laiklik anlayışına karşı olduğu anlamına gelmez. Meşrutiyet döneminde genç subaylar arasında “Voltaire, J.J. Rousseau, Comte ve Hegel gibi laikliğin popülerleştiği zamanlarda, Ziya Gökalp da laikliğin öncüleri arasında yer aldı. Fransızca “Laique” deyimini anlatmak için “la-dini” sözcüğünü kullandığında, başta şeyhülislam olmak üzere “dinsiz” gibi suçlamalarla karşı karşıya kaldı.*

Atatürk Türk milliyetçiliğinin tanımını ise şöyle yapmaktadır: “Türk milliyetçiliği, terakki ve inkişaf yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla aynı uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun sosyal ve özel karakterlerini ve başlı başına bağımsızlığa dayanan kimlik haklarını saklı tutmaktır.” (8) 

Atatürk’ün Türk tanımı ise: Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir seçkin varlığın yüksek belirmesine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin yıllık, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik, doğanın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk, doğanın yağmurlarıyla yıkandı; o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları doğanın babası tanıdı; onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.(9)

ATATÜRK’E GÖRE TÜRK MİLLETİ

1. Türk milleti, halk iradesi olan Cumhuriyet ile idare olunur bir devlettir.
2. Türk milleti laiktir. Her reşit, dinini intihapta serbesttir.

1937 yılında bir konuşma da: “Ben 1919 Mayıs’ında Samsun’a çıktığım gün, elimde maddî hiç bir kuvvet yoktu. Yalnız Büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte bu millî kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım. Ben Türk ufuklarından bir gün behemehâl bir güneş doğacağına, bunun hareket ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu adeta gözlerimle görüyordum”(10)

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren devlet eliyle uygulanan milliyetçilik anlayışı, Türk toplumunun çağdaşlaşmasına ve ileriye yönelik milliyetçiliğe sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti içinde, Türk dili ile konuşan, kültür içinde ortak, Türk ulusunun yükselmesi idealini taşıyan herkes Türk’tür. Din, mezhep veya soy temelli değil, Ulus temellidir. Türk toplumunu birbirine bağlayan en yüce bağın ulusçu bağ olduğunun inancı olarak tarihte ve günümüzde yer alır. Milliyetçilik kısaca: Türk ulusunun yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, zekâya ve bilime bağlılığını, ulusal birlik duygusunu geliştirmeye çalışmaktır.

Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı, hep bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır. (1923)

 

Ali Mert Turgut

TGB Bolu İl Başkanı

 

DİPNOT:

1) Türkçülüğün Esasları – Ziya Gökalp, Toker Yayınları, 2002

2) Çınaraltı Yazıları – Ziya Gökalp, Ötüken Neşriyat, 2016

3) Şerafettin Turan, Atatürk’ün Düşünce yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar, TTK Yayınları, Ankara, 1999,

4) 5 Kasım 1925, SD, II

5) 14 Ağustos 1920, SD, I

6) Yusuf Sarınay, Atatürk’ün Millet ve Milliyetçilik Anlayışı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1990

7) Ali Nüzhet Göksel, Ziya Gökalp Diyor ki, Ahmet Halit Kitapevi, İstanbul, 1950

8) Afet İnan, Medenî Bilgiler ve M. K. Atatürk’ün El Yazıları, 1969

9) Türk’ün Tarifi (HİKMET BAYUR’UN verdiği vesika), Millet Dergisi,Sayı: 116, 1948

10) 26 Mart 1937 SD, II

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler