Bir Tüketim Çılgınlığının Anatomisi: #BlackFriday

Paylaşmanın, dostluğun hâkim olduğu insanların metalar için birbirlerinin sırtına basmadıkları bir dünya mümkün.

Bir Tüketim Çılgınlığının Anatomisi: #BlackFriday
Anıl Eren Yıldız
Anıl Eren Yıldız

Yaklaşıyordu, yaklaşmakta olan ve geldi, çattı. Yaklaşık bir haftadır hayatımızın her alanında yalnızca o vardı. Telefonlarımıza girdiğimiz saniye mağazaların indirim mailleri ve sosyal medyaya verdikleri allı pullu reklamlarla karşılaşıyoruz. Sokağa çıkıyoruz mağazaların camlarında ‘’kapkara haykıran puntolarla’’ o yazılı, bağırıyor oradan bir mağaza çalışanı ‘’Bu indirim kaçmaz!!!’’. Otobüste konuşuyor bir grup insan, şafaktan önce giderlerse kaçırmazlarmış aynı model telefonun bir üst modelini. Yani adeta genci, yaşlısı, herkes bu kutlu günü bekliyordu, onun adı ise iki kelime dört hece nam-ı değer: Kara Cuma. Tabii isminin Kara Cuma olmasına tepki gösterenler de az değildi. Ona da çözüm elbette olmalıydı ve yılların Kara Cuma’sı ‘’Muhteşem Cuma, Ak Cuma, Efsane Cuma, Beklenen Cuma, Cuma Aşkına, Hayırlı Cumalar’’ oldu. Büyük bir tüketim çılgınlığının yansıması olan bu kampanya, ülkemizde son birkaç yılda hayatımıza girmeye başlasa da dünya için epey eski sayılacak bir gelenek. Şimdi, bu Kara Cuma çılgınlığı nedir, nerede ve nasıl başlamıştır ona bakacağız.

Black Friday çılgınlığı, nerede başladı ve ne zaman kutlanıyor?

İlk olarak 1932 yılında Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da ortaya çıkan Black Friday, Hristiyan inancına göre Şükran Günü’nü takip eden cuma günü kutlanıyor ve Noel öncesi son alışveriş olarak görülüyor. Mağazaların günün ilk saatlerinde açıldığı ve müşterilere büyük indirimler sunan, mağazaların önünde oluşan büyük izdiham sebebiyle sık sık haberlere konu olan Black Friday, her yıl küreselleşen dünyaya yayılarak ve katlanarak devam ediyor.

Black Friday adı nereden geliyor?

“Black Friday” yani “Kara Cuma” tanımı, 1950’li yıllarda Philadelphia şehri polisi tarafından, her yıl Şükran Günü’nün ardından ordu ve donanma arasında oynanan Amerikan futbolu maçını izlemek için şehre akın eden turistler ve alışveriş meraklılarının yarattığı kaosu anlatmak için kullanılıyordu. 1960’lı yıllara gelindiğinde, kalabalığın yarattığı sıkıntılarla beraber “Black Friday” tanımı Phidelphia’da o kadar yaygın bir hale gelmişti ki “Kara Cuma” adının olumsuz bir efsane yaratmasından korkan şehrin ileri gelenleri, günün adını “Big Friday”, “Büyük Cuma” olarak değiştirmek istediler fakat başarılı olamadılar. 1980’li yılların sonuna doğru perakendeciler, neredeyse unutulmaya yüz tutmuş bu kavramı yeniden canlandırdılar ve Black Friday geleneği Amerika’nın geri kalanına da yayıldı. Mağazaların günün ilk saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar açık kaldığı ve müşterilere büyük indirimler sunduğu Black Friday, ilk başta bir günlük büyük bir indirimden ibaret olsa da zamanla dört günlük bir indirim çılgınlığına dönüştü ve e-ticaret sitelerinin hayatımıza girmesiyle beraber tüm dünyaya yayıldı. Black Friday, o kadar yayıldı ki ardından e-ticaret sitelerinin büyük indirimler sunduğu Cyber Monday* (Siber Pazartesi) ve hatta Çin’den dünyaya yayılan Singles’ Day** (Bekârlar Günü) geldi.
*Cyber Monday indirimleri, her yıl Şükran Günü’nü takip eden pazartesi günü müşterilere sunuluyor.
**Singles’ Day (Bekârlar Günü), her yıl 11 Kasım tarihinde gerçekleşiyor. Çin’in Nanjing Üniversitesi’nden dünyaya yayılan bugün, aslında alışveriş amaçlı bir gün değildi. Öğrenciler, Sevgililer Günü’ne tepki olarak yalnızlıklarını kutlamak için dört tek kibrit çöpünü andıran 11.11 yani 11 Kasım gününü kendilerine Bekârlar Günü olarak seçmiş ve bu geleneği başlatmıştı. Zamanla e-ticaret sitelerinin dikkatini çeken bugün, yavaş yavaş Black Friday benzeri bir tüketim çılgınlığına dönüştü.

Görsel: Alışveriş merkezinin kapısının açılmasıyla coşagelen halk videosu: 

Kara Cuma'nın Ucuz Kurnazlıkları

İnsanları çılgına çeviren Kara Cuma sanıldığı kadar indirim yarattı mı? Mağazaları ve internet sitelerini gezen insanlar, “Ucuza ne bulurum?” diye gezinirken öyle tatmin edici bir indirimle karşılaşmadılar. Hatta ve hatta bırakın indirimi, özellikle giyim sektöründe birçok ürüne zam yapıp, o ürünleri süslü etiketlerle indirimli fiyatları buymuş gibi gösterdiler. Bu tip küçük kurnazlıklar da insanlarımızın tepkisine yol açtı. Fırsatçılık, kurnazlık ve kar hırsı; büyük çaplı işletmelerin saygınlıklarını bile düşünmediklerini gösterdi. İndirim yapılan ürünler de elbette var. Ama kampanyanın curcunalı reklamına göre, öyle insanların aklını yitirmesine ve ‘’Aman Allah’ım! Hepsi benim olmalı’’ demesini gerektirecek kadar bir indirim değil. Büyük indirimlerin yapıldığı ürünler, genelde az talep gören ve elde kalan ürünlerden oluşuyor. Zaten bizim yazımızın konusu indirimin boyutları değil, Kara Cuma’nın gerçekten “kara” olduğunu göstermek.

Kara Cuma çılgınlığının, Türkiye’ye son birkaç yılda geldiğini daha doğrusu ithal edildiğini belirtmiştik. Hiç çılgınlığın ithali olur mu demeyin. Bu çılgınlıkta yerlerde sürünen insanlar; adeta fethi vaad edilmiş topraklara gidiyormuşçasına akın akın AVM kapılarını zorluyor, kasa sıralarında ise vesayet savaşları yapıyor. Eşiyle dostuyla gelenlerin ise bu sıralarda avantajlı olduğunu yine sosyal medyadan öğreniyoruz.
İnsanlar, AVM çatısı içerisinde veya internet üzerinden alışveriş sitelerini gezerken kendilerini kârda hissediyor. Ancak oradan kafalarını çıkardıkları vakit, ucuz diye yaptıkları alışverişin faturalarını gördüklerinde yaşadıkları pişmanlıktan hiç şüphemiz yok. Çünkü ay sonunda onları bekleyen kredi kartı ekstreleri var. Bu sistem; bizi sürekli borçlandırıyor, kredi kartına esir ediyor. Bu alışveriş, hiç karlı değil çünkü tüketim çılgınlığı aslında insanı, insanlıktan çıkarıyor.
Amerika’da ise bu seneki Kara Cuma, 116 milyon Amerikalının alışveriş çılgınlığına katılmasını sağladı. Aynı zamanda sadece kredi kartı üzerinden yapılan alışveriş tutarının 23 milyar dolarla rekor kırdığı açıklandı. Bu rakam, bu tutarın bir önceki yıla göre yüzde dokuz arttığını ortaya koydu. Rekorun sebebinde ise ülke ekonomisindeki azalan işsizliğin ve artmaya başlayan ücretlerin önemli rol aldığını söylüyorlar. Amerikalıların tüketim meselesinde bizden daha çılgın olduklarını söyleyebiliriz. Aramızda bir fark daha var; şu an ülkemizin içinden geçtiği ekonomik krizin yansımaları iyice hissedilir hale geliyor, her geçen gün işten çıkarmalar artıyor ve insanlar, kendilerinin olmayan kredi kartlarıyla yaşamaya mahkûm edilmiş bir durumda. Bu farka sebebiyet verenler, Türkiye’nin vatan savunması için karşı karşıya geldiği emperyalist güçlerdir. Buradan çıkış ise Türkiye Gençlik Birliği’nin yıllardır söylediği gibi tüketime dayalı bir ekonomik sistemden kurtulmak ve Atatürk'ün üreten ekonomisini kurmaktır.

Tüketirken Tükenmeyelim

"Çakma makma, üçe beşe bakmam

Önüm, arkam, sağım solum markam

Bana pastamı verin, ekmeğe gerek yok

Ben tüketmeden var olamam

Olmasa da cebimde beş kuruş para

Cebimdeki telefon on numara

Dünyanın sonuna doğmuşum

Ya da ölmüşüm de haberim yok …’’

Manga müzik grubunun "Dünyanın Sonuna Doğmuşum" adlı şarkısında gördüğümüz bu dizeler, derdimizin ne olduğunu gösteriyor. Tüketim çılgınlığının bize önerdikleri şunlardır; sürekli tüketmek, bireyselliğe hapsolmak, doyumsuz ve duyarsız bir insan olup çıkmaktır. Bunların dayandığı nokta, insanlığın değerleri değil; büyük kapitallerin değerleridir. Neo-liberalizmin ideologlarından Francis Fukuyama’nın dünya vatandaşlığı gibi tezlerinde bunu çok sık görürüz.

Kapitalizmin, insanları ‘’ulaşılabilir lüksleri’’ elde etmek uğruna sonu gelmez bir döngünün içinde yarışmaya zorladığını görmekteyiz. Birbirinin aynı ürünleri, indirimlerle ve reklam gücü üzerinden pazarlamakta ve insanı esir almaya çalışmaktadır. Bunun sonunda insanlar için herhangi bir mutluluk yok. Sadece çürümesi istenen insanlık değerleri, yalnızlık ve karamsarlık var. Kapitalizm, arkadaşlık kültürünün de en büyük düşmanıdır. Kişinin en yakın arkadaşıyla arasına bireyci hazzı koyar. Öyle ki birbirlerinden daha iyi ürünlere sahip olma yarışına sürükler. Bu bireyci hazzın peşinde insanlar, bir maraton yarışçısı yerine konulur. Ama bir farkla, burada mutlak galip gelecek bir yarışmacı yok çünkü yarış hiç bitmiyor ve bu meta çılgınlığına her an, her saniye bir yenisi daha ekleniyor.

Ayrıca ihtiyacı olmadığı halde, o ürünü elde etmenin dayanılmaz çekiciliğini yaşamak isteyen yarışmacının da bir şansı olduğu söylenemez. İhtiyaç fazlası tüketim, bir yenisinin daha sistemin patronları tarafından üretilmesi demektir. İsrafın dünya açısından geldiği nokta, içler acısı vaziyette. Dün aldığınız ürünleri bugün kullanmaktan vazgeçtiyseniz, iade etmek için on üç gününüz var hatırlatırız.

Zengin ailelerin tek çocuğu tiplemesini hepimiz Yeşilçam sahnelerinden çok iyi biliriz. Küçükken o çocukları izleyerek imrendiğimiz ne çok şey vardı değil mi? Odasının ayrı olmasından tutun, istediği kadar oyuncağı olmasına kadar, istediği her şeyi kolaylıkla elde etmesine yıllar yılı imrendik hep. Ama bir o kadar da kızmış, sinirlenmişizdir. “Bu kadar imkânı varken bir insan neden hala mutsuz olur, neden doyumsuz olur”diye. Biz, onun yarısı kadar hayata razıydık çoktan. Sonrasında bu lükslerin ulaşılabilir olmasıyla, kendimiz bile geldiğimiz noktaya hayret eder olduk. Hiç ihtiyacımız olmadığı halde aldığımız ve çoğu kez bir ya da iki kez kullandığımız şeylerin esiri olduk. Durup düşündükçe hala yeterli sayıda şeyimiz olmadığını söylüyoruzdur önce kendimize, sonra insanlara. Bunun verdiği mutsuzluktan kurtulmak, hiçbir zaman doyamadığımız bir döngüye girdiğimizin farkına varmamız ile olacaktır.

İnsanı, insanlıktan uzaklaştıran bu sistemin yerine başka bir dünya kurmak mümkün! Paylaşmanın, dostluğun hâkim olduğu insanların metalar için birbirlerinin sırtına basmadıkları bir dünya...
Bizi mahvetmek ve yok etmek isteyen emperyalizme karşı mücadele ederek kuracağımız dünya...

Bu sahneleri gördükçe, o dünyayı kurma istencimiz ve irademiz artıyor. Bütün insanlarımıza sesleniyoruz: Gelin, insanımızı bu hale getiren emperyalizme karşı başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösterelim.

Anıl Eren Yıldız

TGB Ankara İl Başkanı

tgb.gen.tr

 

Tarih:
Diğer Haberler