Ekim Devriminin 100. yılında Türk-Rus dostluğu

Emperyalizme ve kuklalarına, dünya gençliğinin anti-emperyalist, mücadeleci, devrimci karakterini göstereceğiz.

Ekim Devriminin 100. yılında Türk-Rus dostluğu
Elif İlhamoğlu
Elif İlhamoğlu

"Batı’nın emperyalistleri Rus inkılabını söndürmek için ne kadar iblisane tedbir varsa hepsini tatbik ediyorlar. Rusya’yı bir an için rahat bırak mıyorlar. Fakat nasıl Türkiye’de inkılap ruhunu öldürmeyi başaramadılarsa, Rusya da öyle olacak, bütün mazlumlar dünyasını zalimler aleyhinde ayaklandıracak, inkılap yürüyecektir. İşte Türklerle Ruslar arasındaki birlik gayesi burada birleşmiş ve ittifak, birliğin kuvvetlendirilmesi ve takviyesi için imzalanmıştır. Yeni Rusya ve yeni Türkiye el ele, dünyayı emperyalist zulümden kurtaracak olan hareketin öncüleridir."

1492’de Çar III. İvan’ın İstanbul’a diplomatik heyet gönderme yönündeki talebini iletmesiyle, Rusya Çarlığı ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki diplomatik ilişkiler başlamıştır. Fakat Osmanlı döneminde Rusya ile ilişkiler genelde rekabet ve savaşlarla anılmıştır. Osmanlı için kullanılan "hasta adam" benzetmesi Rus Çarı I.Nikola’ya aittir. Türk-Rus dostluğunun temelleri ise 1917’de gerçekleşen Ekim Devrimi’nin ardından 1922’de kurulan SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)’ne ve 1919’da başlayan Kurtuluş Savaşımızın bitiminde 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne dayanmaktadır. Her ikisi de büyük imparatorluklar sonrasında iç savaş ve devrimle kurulan yaştaş devletlerdir. Türk-Rus dostluğu tarihsel olarak, bu iki milletin devrimle birbirine sarılıp, birbiri ile dayanışıp,

Batı emperyalizmine karşı mücadele etmesinden doğmuştur. Her iki millet de Asyai kültüre sahiptir. Ve Batı hegemonyasına karşı Asya kültürüne sarılarak dostluklarını kuvvetlendirmişlerdir.

Aysa Çağının Öncüsü: 1905 Devrimi

1820, 1830, 1848 Devrimleri ve ardından 1871 Paris Komünü ile Avrupa’da halk kiliseye, krallıklara, mevcut aristokrasi rejimlerine karşı ayağa kalktı. Burjuvazi mevcut feodaliteyi ortadan kaldırabilmek için işçi sınıfı ile işbirliğine gitti. Büyük ve örgütlü işçi hareketleri çıktı. Dev grevler yapıldı, eşit ücret talepleri doğdu. Sosyalizm tartışmaları yayıldı. I. Enternasyonal kuruldu. Fakat bu deneyimler kısa sürdü. Enternasyonalin dağılmasıyla işçi hareketleri de durağan döneme girdi. Aynı tarihlerde halk ayaklanmaları Rusya’ya yayıldı. Rusya’da toprağa bağlı köleliğe, savaş bunalımları ve ekonomik krizlere, ağır vergilere karşı köylüler ve işçiler ayaklandı. Gençler ve aydınlar arasında ise Marx’ın ve Engels’in Rusça’ya çevrilen eserleri gittikçe yayılıyordu. 1905 ve 1917 Devrimlerinin ekonomik ve siyasi koşulları giderek olgunlaşıyordu. Lenin ve genç Bolşevikler Avrupa’da başarısızlıkla sonuçlanan hareketlerden dersler çıkarmıştı.

Kendilerini Jön Türkler olarak adlandıran genç Türk devrimcileri ise Batı’daki ve Rusya’daki bu gelişmelerden etkilenerek harekete geçtiler. Türk tarihinin ilk anayasası olan Kanuni Esasi’yi hazırlayarak I. Meşrutiyet’i ilan ettiler. Bu anayasanın içeriği Fransa ve Rusya’dan örnek alınarak hazırlandı. Türk ve Rus devrimcilerin ilk tanışması bu döneme dayanır.

Bu dönemlerden beri büyüyerek gelen işçi sınıfının grevleri, köylülerin isyanı ve askerlerin ayaklanmasıyla patlak veren 1905 Devrimi, Çarlık rejiminin tavizleriyle sonuçlansa da 1917 Ekim Devrimi’nin koşullarını hazırlamıştır. Sadece 1917’nin devrimci koşullarını hazırlamakla kalmayıp çağının devrimlerinin de öncüsü olmuştur: Türkiye (1908), İran (1907-1909), Çin (1911).

"Rus Devrimi bütün Asya"yı sarsmıştır. Türkiye, İran ve Çin devrimleri, 1905’teki büyük ayaklanmanın izinden yükselmiştir." [2]

1905 Devrimi Lenin’in de tespit ettiği gibi milli demokratik devrimlerin Asya’nın tümüne yayılmasını sağlayarak Türkiye’yi de doğrudan etkilemiştir. Türk aydını 1905 hareketini yakından izlemiş ve cesaret almıştır. 1905 Devriminden kısa süre sonra İttihat ve Terakki Abdülhamit mutlakıyetini, Sun Yat Sen yüzlerce yıllık Mançu Hanedanını, İran’ın devrimci gençleri Kaçar rejimini devirmişir. Bu devrimler tarihsel bir zincir olarak birbirini izlemiştir. Ve Asya’nın emperyalizme karşı büyük uyanışının öncülü olmuştur.

Çanakkale Zaferi'nden Ekim Devrimi'ne Giden Yol

Çanakkale Zaferi ve Ekim Devrimi, Türk ve Rus Devrimlerinin birlikte ilerlemek zorunda olduğunu göstermiştir tarihsel olarak. Çanakkale Savaşı’nda Türk donanması ve ordusunun İngiliz ve Fransız kuvvetlerine karşı kahramanca direnişi, müttefiklerinin Rusya’ya yardım götürmelerinin önüne geçmiştir. Müttefiklerinden yardım alamayan ve içeriden de işçi-köylü ayaklanmalarına dayanamaya Çarlık hükümeti 1917 Şubat Devrimi ile yıkıldı. Hem askeri gücünü hem de halkın gözündeki saygınlığını yitiren Çarlık sarayına akın etti insanlar. Asker de ayaklanan halkın safına geçti. Ve Bolşevikler ayaklanmaların önderliğini aldı. Çar devrildi ama yerine geçici Menşevik hükümet kuruldu. Yeni hükümet Boğazları alana kadar savaşı devam ettireceğini açıkladı. İç ayaklanmalar emperyalist savaşa karşı çıkan Bolşeviklerin önderliğimde Ekim’e kadar devam etti. Nihayet 24 Ekim’i 25 Ekim’e bağlayan gece, Bolşeviklere bağlı Kızıl Muhafız ve denizci birliklerinin saldırısı ile Ekim Devrimi başladı. 25 Ekim’de Kışlık Saray kuşatıldı. Ve birkaç saat içerisinde Menşevik hükümet devrildi.

Ekim Devrimi ile birlikte Rus Ordusu I. Dünya Savaşı’ndan geri çekildi. Ve Çarlık Rusya’nı yapığı bütün gizli anlaşmalar kamuoyuna açıklandı. Türkiye’nin parçalanmasına dair yapılan anlaşmaları yırtıp attı Rusya. Devrimin önderi Lenin 1914’te Rusya’nın I. Dünya Savaşı’na dahil olmasını, Rus Çarlığı İngiliz ve Fransız Başkentlerinin uşağı gibi hareket etti, diye tarif ederken Rus halkına şu sözlerle seslenmiştir:

"Rusya bu savaşı kendi parasıyla yürütmüyor, yabancı parasıyla yürütüyor. Rus sermayesi İngiliz-Fransız sermayesinin ortağıdır. Rusya bu savaşı Türkiye, Ermenistan ve Galiçya’yı ele geçirmek için sürdürüyor. İşçi ve köylüler! Bu baylara, kapitalistlere, Afrika’daki sömürgenlere, Türkiye’nin paylaşımı uğruna yürütülen bir savaş için yüz milyonlarca ruble ödemeye gönlünüz razı oluyor mu?" [3]

Rus ordusunun cepheden çekilmesiyle, Türk ordusu ilerlemeye devam etti, kaybedilen Kars, Ardahan, Batum geri alındı. Kafkaslarda da ilerleyiş sürdü. Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa komutasındaki ordu Bakü’ye girerek Ermenilerin girişeceği bir katliamı önledi ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağladı. Türkiye bu sayede Batılı emperyalistlerin baskılarını dengeleyebildi.

Çanakkale Zaferi, Ekim Devrimi’nin önünü açarken, Ekim Devrimi de Kurtuluş Savaşımızın ve Türk Devrimi’nin önünü açacaktır. Falih Rıfkı Atay bu karşılıklı etkiyi şöyle tarif eder:

"Eğer Lenin, Çarlığı yıkmasaydı ve Rusya zafer gününe erişmeseydi, İstanbul Rus olacaktı." [4]

Bu iki tarhsel olay Türk-Sovyet ittifakının temelini attı.

Kurtuluş Savaşımıza Sovyet Desteği

Çarlık Rusya’nın devrilmesiyle kurulan Sovyet Rusya, Kurtuluş Savaşımızın en büyük destekçisi olmuştur. Aynı şekilde İngiliz emperyalizminin baskılarına karşı yanında Türkiye’yi bulmuştur Rusya. Sovyet Rusya’nın resmi yayın organlarından olan İzvestiya gazetesinin 24 Nisan 1919 tarihli sayısında durum şöyle ifade edilir:

"Türkiye, Sovyet Rusya’nın çok nazik olan güney sınırında etkin bir tampon bölge teşkil etmekle kalmıyor, o aynı zamanda İtilaf Devletleri’nin Rusya’yı Karadeniz’den bloke etmesine imkan vermiyor. Bu nedenle Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı, Rusya’nın da hayati çıkarlarına yararlıdır." [5]

Türk ve Sovyet dostluğu birbiri için tarihsel bir zorunluluk haline gelmiştir. Her iki devrim de ancak emperyalizmi ülke içinde tasfiye ederek gerçekleşebilirdi. Verdikleri mücadelede en çok birbirlerine ihtiyaç duydular. Bu zorunluluk ve ihtiyaçlardan bir kardeşlik doğdu. Rus Devri mi ve Türk Devrimi kardeş devrimlerdir.

Mondros Mütarekesinden sonra Sovyet Hükümeti ile Padişah arasındaki resmi ilişkiler kesildi. Fakat bu tarihten sonra Sovyet temsilcileri milli mücadelenin önderleriyle ve Mustafa Kemal ile görüşmeler başlattı. Atatürk 25 Mayıs 1919’da Havza’ya geçtiğinde Sovyet heyetiyle görüşmeler yaptığı bilinir. Bu görüşmeler sonrası Sovyetler milli mücadeleye silah, cephane ve para desteği kararı alır. 6 Erzurum ve Sivas Kongreleri ardından Türkiye’den temsilciler durumu anlatmak için Moskova’ya gönderilir. 27 Aralık 1919’da Samsun’da Sovyet Rusya ile Türkiye arasında bir müdafaa ahitnamesi imzalanır. Bu anlaşma ile Türkiye’ye altın ve gümüş yardımı yapılacağı, askeri yardım sağlanacağı, İngiliz ve Fransızların ülkeden kovulmasına sağlanacağı belirtilir.

Türk donanmasının çekirdeğini oluşturan Aydın Reis, Preveze ve Şahin gemileri Rus limanlarında onarılarak Anadolu’ya silah taşımışlardır. Gönderilen altın ve para desteği ile memur ve subayların maaşları ödenmiştir. Altınları teslim eden Rus elçi Aralov’a Mustafa Kemal şöyle teşekkür eder:

"Bizim için büyük bir nimet. Fakat Rus insanının yüreği daha değerli. Onun sadakati satın alınamaz. Lenin bu sadakati hak ettiğimizi düşünüyor. Bunun için ona çok teşekkür ediyorum." [7]

Bu yardımlar karşılıklı olarak devam etmiştir. Mustafa Kemal de o dönem açlık içerisinde bulunan Rusya’ya yardım yapılmasıyla bizzat ilgilenmiştir. Zahire depolarındaki hububatın yüzde kırkına el konularak Rus milletine armağan edilmesini emreder. Lenin bu yardımdan telgrafında şöyle bahseder:

"Samsun bölgesinin bütün buğdayının açlık çeken Rus kardeşlerine gönderilmesi için Türk meclisi karar almıştır."[8]

23 Nisan 1920’da Büyük Millet Meclisinin açılışından sonra 26 Nisan’da Sovyetlere işbirliği öneren bir mektup yollamıştır Mustafa Kemal. SSCB, TBMM’yi tanıyan ilk büyük devlet olmuştur. 16 Mart 1921’de TBMM ve SSCB arasında Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşma ile taraflar dayanışma, dostluk, işbirliği ve birbirlerinin içişlerine karışmama yönünde güvence vermişlerdir. 1925’te iki ülke arasında Tarafsızlık ve Saldırmazlık Antlaşması imzalanmıştır.

Genç Cumhuriyet içerisinde bulunduğu ekonomik bunalım durumunu yine Sovyet yardımı ile atlatmıştır. 1932’de İsmet İnönü SSCB’yi ziyaret etmiştir. Rusya Türkiye’ye 20 yıl vadeli 8 milyon dolar kredi vermiştir. 1935’te Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası, 1937’de Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası, SSCB’den gelen krediyle kurulmuştur. 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesinde SSCB yine Türkiye’yi desteklemiştir. 1920’li ve 30’lu yıllar boyunca SSCB ve Türkiye neredeyse her alanda müttefik olmuştur.

Cumhuriyet Döneminin Stratejik Programı ve Sovyet Etkisi

Mustafa Kemal emperyalizme karşı milli demokratik devrimlerin ve emekçi devrimlerinin gerçekleştiği bir çağda Türkiye’ye özgü bir devrim programı geliştirmiştir: 6 Ok Programı. Bu program Fansız ve Sovyet Devrimlerinin bir sentezidir. Halkçılık ve devletçilik ilkesinin ekonominin temel yönlendiricileri olduğu karma bir ekonomik model benimsenmiştir. Mustafa Kemal 13 Eylül 1920 tarihinde bu modeli meclise sunarken Halkçılık Programı demiştir. Bu program temelinde 20 Ocak 1921 tarihinde Türkiye’nin ilk anayasası şuralar sistemi getirmiştir. Mustafa Kemal şuralar sistemini şöyle tanımlar: "Buna Ruslar Sovyetler der. Türkiye sonsuza kadar şuralarla yönetilecektir." [9]

1930’ların kriz döneminde devletçilik ilkesinin daha kararlı uygulanma kararı alınmıştır. Devletçilik ve 6 Ok CHP programına ve 1937’de anayasaya yazılmıştır. O anayasaya göre Türkiye, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve devrimci bir devlettir. Bu programın inşasında Sovyet Devrimi etkili olmuştur.

Soğuk Savaş Döneminden Günümüze Türk-Rus İlişkileri

2. Dünya Savaşı sonrasında dünyanın en büyük 2. ekonomisi konumuna gelen ve ekonomik, teknolojik olarak hızla yükselen Sovyetleri tehdit olarak gören ABD Marshall yardımları ile Türkiye’yi Sovyet Rusya’dan uzaklaştırarak yanına çekmeye çalıştı. 1946’dan sonra Türkiye’nin Batı bloğuna yönelmesi ve 1952’de NATO’ya üye olmasıyla ikili ilişkilerde büyük kırılma yaşandı. Türkiye, ABD’nin öncelik ve hedefleri doğrultusunda konumlanmaya başladı. SSCB ve komünizm karşıtı bir siyaset izlemeye başladı. SSCB’nin Boğazların birlikte savunulması talebi de Türkiye tarafından tepkiyle karşılandı. ABD bu durumu Türkiye-Rusya ilişkileri aleyhine kullandı ve arayı daha da açtı.

Soğuk Savaş dönemi boyunca ilişkiler mesafeli ilerledi. Yine de bu mesafeye karşın Batı bizi borçlanma içerisine sokarken, SSCB Türkiye’nin sanayileşmesine yardımcı olmuştur. Türkiye’ye önemli sanayi altyapısı için gereken büyük tesislerin yapımında kullanmak üzere maddi kaynak, malzeme, teknoloji Rusya’dan temin edildi. 1961’de Arapçay Barajı Sovyetler desteğiyle yapıldı. 1967’de Türkiye ile SSCB arasında Ekonomik Teknik İşbirliği Antlaşması imzalandı 200 milyon dolar kredi verildi Türkiye’ye ve geri ödemesinin Türk mallarıyla yapılması kabul edildi. İskenderun Demirçelik Tesisleri, Seydişehir Alüminyum Fabrikası, Aliağa Petrol Rafinerisi, Oymapınar Barajı, Bandırma Sülfürik Asit Fabrikası, Artvin Levha Fabrikası, Çayırova Cam Fabrikası gibi önemli tesisler bu kredi sayesinde kurulmuştur.

1990 sonrasında Sovyetlerin dağılması ve soğuk savaş döneminin sona ermesi ile Türkiye ABD hesapları doğrultusunda Kafkasya ve Orta Asya’da Rusya karşıtı bir siyaset izlemiş fakat tarihsel ve yapısal koşullar gereği buradan başarı elde edememiştir. Başarı elde edemeyeceğini anlayan Türkiye yine Rusya ile işbirliğine yönelmiştir. 1997’de Rusya ve Türkiye’yi Kara-Deniz üzerinden birbirine bağlayan doğalgaz hattı olan Mavi Akım Projesi imzalanmıştır. 2000 yılında Vladimir Putin’in seçilmesi Ankara-Moskova ilişkini daha da hızlandırdı. 2001’de iki ülke ‘Avrasya Eylem Planı’ imzalayarak, siyasi diyalog, ortak güvenlik, terörizmle mücadele ve ekonomik ortaklık temelinde işbirliğini vurgulamıştır. Askeri ilişkilerde de işbirliği yapılmıştır. Putin’in 2004 Ankara ziyareti ekonomik ve siyasi ilişkilerin gelişimini hızlandırdı. 2007’de Türkiye’de ‘Rusya Yılı’, 2008’de Rusya’da ‘Türkiye Yılı’ ilan edildi.

Bu gelişmeler Türkiye’yi Atlantik cephesinden Türk Ordusu’na Amerikancı-Fetullahçı Gladyo tarafından gerçekleştirilen kumpas sonrasında ABD’nin Karadeniz’e yönelik politikalarında Türkiye’nin direnci zayıfladı. Bu durum Rusya ile ilişkileri yeniden zayıflattı. 2011’de patlayan Suriye krizinde ise Türkiye’nin bölge ülkelerine karşı Amerika’dan yana tavır alması ilişkileri daha da gerdi. 2015’te Türkiye’nin sınır ihlali gerekçesi ile Rus uçağını düşürmesi sonucu gergin olan ilişkiler krize girdi. Rusya Türkiye’ye önerdiği Türk Akımı enerji projesini askıya aldı.

1922'den 2015'e Türk-Rus Dostluğuna Emperyalizm Kaması

Türk-Rus ilişkilerinin gelişmesi emperyalist güçleri daima rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlık Atlantik ittifakının iki ülke ilişkilerine üzerine kurduğu çeşitli komplolar ile kendini göstermiştir.

İki ülkenin ilişkisine dair saldırılar ilk andan itibaren başlamıştı. 15 Ağustos 1922’de Ankara’da Rus elçiliği binası yakılarak iki milletin ilişkilerine zarar verilmeye çalışılmıştı. Saldırı üzerine Atatürk Aralov’a şunları söylemiştir:

"Kundakçılıktan şüphelenmekte oldukça haklısınız. Oldukça fazla kişi aramızı açmak için uğraşıyor. Fakat bilmeniz gerekir ki ben, herkesin gözü önünde bu konuda söz veriyorum. Ben yaşadığım sürece, Türkiye, Lenin’in Türkiye için yaptıklarını ve yapmaya devam ettikleri unutmayacaktır. Kürsüden defalarca söyledim ve tekrar ediyorum. Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki dostluk bağımsızlığımızın temel taşıdır."

2015’te düşürülen Rus uçağı olayının ve 2016’da Rus Büyükelçisi Andrey Karlov’a gerçekleştirilen suikastin arkasından Fetullahçı Terör Örgütünün çıkması bir tesadüf değildir. NATO’ya bağlanmamız ile birlikte Türkiye’nin komşularından Asya’dan uzaklaştırılarak yalnızlaştırılma ve bağımlılaştırılma sürecinin bir parçasıdır. Rusya’nın Suriye’deki başarılarının önünü kesme amaçlıdır. Bölgemizde Amerikancı bir "Büyük İsrail Devleti" yaratma projesinin eylemidir.

Çanakkale'den S-400'e Tarihsel Zorunluluk Türk - Rus Dostluğu

24 Temmuz 2015’te Türk Ordusu’nun Amerika’nın kara gücü PKK’ya karşı harekete geçmesi bütün planları altüst etti. PKK hem Türkiye’de hem Suriye’de kaybetmeye başladı. Bu operasyonlar Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya getirdi, bölge ülkeleri ile yakınlaştırdı. 15 Temmuz 2016’da ise Amerika ile örtülü olarak yürüyen bu savaş doğrudan hale geldi. Amerika PKK hamlesine karşı atağa geçti ve Fetullahçı gladyo aygıtı ile bir darbe girişiminde bulundu. Darbenin püskürtülmesi ile PKK-FETÖ ve Amerika’ya karşı vatan savaşı askeri alan da dahil tüm alanlara taşındı.

Askeri, siyasi ve ekonomik alanda Türkiye Atlantik’ten Avrasya’ya döndü. Bölge ülkeleri ile teröre karşı işbirliği yapıldı, askeri tatbikatlar planlandı. Suriye’nin kaderinin belirlendiği zirve Cenevre’den Astana’ya kaydı. Türkiye, Rusya, İran, Suriye Astana’da bir araya geldi. Çin, Rusya, İran ile yeni ekonomik işbirliği anlaşmaları imzalandı. Türkiye ŞİÖ (Şangay İşbirliği Örgütü)’de Enerji Birimi Başkanlığını üstlendi. AB ile müzakereler askıya alındı.

Rusya ile askeri, ticari, siyasi, kültürel her alanda işbirliği geliştirildi:

• Rus gazını Trakya üzerinden Türkiye’ye taşıyacak olan Türk Akımı 2016’da imzalandı.
• Ortak yatırım Fonu kuruldu.
• Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi
• Ağır sanayi, oto sanayi, kimya, inşaat ve ulaştırma alanında projeler geliştirildi.
• 2019 senesinin karşılıklı kültür ve turizm senesi olması kararlaştırıldı.
• Türk narenciyesi Rus pazarlarına tekrar giriş yaptı.
• Teröre karşı işbirliği kararı alındı.
• Rusya’dan hava savunma sistemi S-400 satın alındı.

Son yaşanan gelişme olan S-400’lerin satın alınması ABD ve NATO hattını panikletti.

S-400’lerin üretici ve geliştiricisi Rusya. Bu sistemlerde NATO savunma sistemlerinde olduğu gibi hedef sınırlaması yok. S-400’ler NATO ülkeleri de dahil her türlü hedefe karşı kullanılabilir.

Bu tehlikeyi gören ABD anlaşmanın ardından hemen tepkisini ve hayal kırıklığını dile getirdi. Türkiye ve Rusya ise NATO’dan bağımsız karar alabileceklerini vurguladılar.

Yaşasın Türk-Rus Dostluğu!

Türkiye Amerikancı teröre karşı birliğini koruyabilmek için Rusya’ya mecburdur, Rusya da vatan güvenliğini sağlayabilmek için Türkiye’ye mecburdur. Bu mecburiyetlerin tarihsel ve güncel dayanaklarını anlattık yazımızda. İki ülkenin ekonomik ve askeri işbirliği Avrasya için de çok önemlidir ve tüm Avrasya için yeni gelişmeler ilerlemeler doğuracak boyuttadır. Bu işbirliğini güçlendirerek devam ettirmek terörü bitirir, Atlantik hegemonyasının sonu olur.

Türk-Rus dostluğunun köklerini ve nedenli güçlü olabileceğini eski Moskova Büyükelçisi Hüseyin Ragıb Baydur’un şu sözleri ile hatırlayabiliriz:

"Milli ve Kızıl Orduların ikisi de aynı kabiliyet, aynı güven ve aynı cesaretle memleketlerini ve gayelerini istilaya gelen cihan haydutlarına karşı aynı safta, birisi kızıl ihtilal bayrağının zaferini, diğeri al Türk bayrağının namus ve şerefini kurtarmışlardır. Bu emel ve isyan birliğinin bundan sonra da aynı dayanışma ve aynı başarıyla sürmesini ümit ederim."[10]

Türk ve Rus milletleri bu kardeş devrimlerin ve iki ülke dostluğunun öneminin farkındalar. Türkiye’de tüm karşı devrimci faaliyetlere rağmen Atatürk’ü silememeleri, gençliğin ve milletin Atasına olan bağlılığı, sevgisi, iktidarların en zayıf anlarında Atatürk’e sarılma zorunluluğu Türk Devrimi’nin başarısını göstermektedir. Rusya’da da aynı şekilde, Sovyetler dağılmasına rağmen Ekim Devrimi’ne ve önderleri Lenin ve Stalin’e bağlılık sürmektedir. Rusya’da yapılan bir ankette Stalin’in "Tüm zamanların ve halkların en önde gelen şahsiyeti" seçilmesi bu bağlılığın kanıtıdır. [11] Her iki millet de milli devrimlerine olan bu bağlılığı sürdürdüğü sürece, dostluk devam edecektir.

Biz Türk gençliğine düşen görev bu dayanışma ve başarıyı sürdürmektir. Kendi ellerimizle inşa edeceğimiz geleceğimizi Avrasya’nın yardımseverliği, dostluğu, vicdanı, bilgeliği, cesareti ve üretkenliği ile kurmaktır. Atlantik hegemonyasına karşı Türk-Rus gençliğini, bölge gençliğini birleştirmek; kendi kültürlerimizi, değerlerimizi, tarihimizi yaşatmaktır. Büyük Ekim Devrimi’nin ve tarihi dostluğun 100.yılında TGB olarak Rusya’da olacağız. Uluslararası Öğrenci ve Gençlik Buluşmasına katılacağız. Mustafa Kemal’den, Lenin’den aldığımız bayrağı orada yükselteceğiz. Emperyalizme ve kuklalarına,dünya gençliğinin anti-emperyalist, mücadeleci, devrimci karakterini göstereceğiz.

Yaşasın Türk-Rus Dostluğu!
Yaşasın Avrasya Dayanışması!

Elif İlhamoğlu
TGB Genel Başkan Yardımcısı

 

Kaynakça:

1. Hakimyeti Milliye Yazıları, Türk-Bolşevik İttifakı, 5 Ekim 1920
2. Lenin, ‘1905 Devrimi Üzerine Rapor’dan aktaran Doğu Perinçek, Lenin Stalin Mao’nun Türkiye Yazıları, 3. baskı, Kaynak Yayınları, Temmuz 1992, s.49.
3. Doğu Perinçek, Lenin Stalin Mao’nun Türkiye Yazıları, s.104.
4. Falif Rıfkı Atay, Çankaya, s.166.
5. Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetlerle Görüşmeleri, s.22
6. Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetlerle Görüşmeleri, s.43
7. Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetlerle Görüşmeleri
8. Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetlerle Görüşmeleri
9. Teori Dergisi, Haziran 2017, Doğu Perinçek
10. Hakimiyeti Milliye Yazıları, Hüseyin Ragıp, s.124.

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler