Emeğin Kökeni: Nevruz

Nevruz günü demir dövmek, geçmişte yaşanılan zorluğun üstesinden nasıl gelindiğinin en büyük mesajıdır.

Emeğin Kökeni: Nevruz
İlteriş Yıldırım
İlteriş Yıldırım

Soğuk kış günlerinin bitişi, doğanın uyanışı, Kuzey Yarımküre halklarının, özellikle de Doğu halklarının bayramı olan Nevruz/Yenigün atalarımızdan miras kalmış kadim bir bayramdır. Bu doğa olayına göre Güneş, Koç Burcu'na girmektedir ve gece ile gündüz eşitlenmektedir. Bugünden itibaren insanların yaşamları üzerinde olumsuz etkiler bırakan kış giderek gücünü kaybetmekte, doğanın canlanması ile bolluk ve bereket tekrar gelmektedir. Muhteşem bir gözlemci olan atalarımızın engin tecrübelerine dayanarak oluşturmuş oldukları halk takviminin en özel günlerinden biri olan, hatta en önemli günü olan Nevruz özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşan halklar arasında ortak bir bayramdır. Tarihin bilinmeyen devirlerine dayanan ve insanların belleğine kazınmış olan bu ritüel kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Türkler’de 21 Mart, 12 Hayvanlı Türk takviminin ilk günü olmakla birlikte Ergenekon'dan çıkışın da ilk günüdür. Çin kaynaklarına göre Türkler, milattan önce bu günü Yengi Kün adıyla bayram olarak kutlamıştır. Bu bayram Hunlar ve Köktürkler döneminde de kutlanmıştır. [1] Doğanın canlandığı bu gün Türklerin ve Nevruz kutlayan diğer halkların yılbaşı olarak kabul edilir ki günümüzde yaşanan yılbaşı çatışmasına rağmen yeni yıla girişin kutlanmasının sebebi de budur. Köklerimizi oluşturan pek çok geleneği tüm eleştirilere rağmen yaşatmaya devam ettiğimiz gibi, yeni yıla girişin kutlanması geleneğini de devam ettiriyoruz ancak artık yozlaştırılmış bir şekilde.

Nevruz'un bize özgülüğü neresindedir peki? Kültür endüstrisinin ürettiği kapitalizme dayanan yılbaşına karşı, asırlardır hor görülen Doğu'nun, binlerce yıllık doğa gözlemlerine dayanarak oluşturmuş olduğu yılbaşıdır Nevruz. Kültür endüstrisi tükettirmek ve sömürmek için yılbaşını uydurmuştur. Doğu ise üretmek için. Batı zenginler için yılbaşını bulmuştur Doğu ise fakirler, köylüler, işçileri için bir umut olan Yeni Gün'ü. Evet bu gün çiftçinin, köylünün, işçinin yani emekçinin bayramıdır çünkü doğa ile birlikte umutları da yeşermektedir, ekonomisi de düzelmektedir. Arkeologlar Nevruz'un altı bin yıldan beri Türkistan ve İran'da bir çiftçi bayramı olarak kutlandığını belirtmektedirler. [2] Tabi bundan daha eskilere dayandığı muhakkaktır. Bize öyle geliyor ki son buzul çağının bitimine kadar dayanmaktadır. Sabırsızlıkla beklenen baharın bir nişanesi olarak ilk yetişen çiçeğe Nevruz adını verip "Yeni Gün" dememiz ve her döngüde baharın müjdecisi olarak bu çiçeği aramaya çıkmamız da sebepsiz değildir bize göre.

Dini açıdan bakıldığında da tüm kutsal olayların bu günde yaşandığını görmekteyiz. Adem bu günde yaratılmıştır. Onun 7. torunu olan Cem bu günü Azerbaycan'da bayram ilan etmiştir, Nuh'un gemisi bu günde karaya oturmuştur. Alevi-Bektaşi topluluklara göre Ali Nevruz'da doğmuştur ve bu güne Sultan Nevruz denmektedir. Bunlara benzer daha pek çok önemli hadise Nevruz günü yaşanmıştır veya bulunduğumuz coğrafyada yaşayan halklar böyle inanmaktadırlar.

KÜLTÜREL MİRAS

Nevruz'da öne çıkan bazı motifler vardır. Yeşil renkli veya rengarenk giysiler giyilmesi, ateşin iyileştirici olarak görülmesi( birazdan göreceğimiz Ergenekon'da da ateş engelleri kaldırır), yumurta tokuşturma veya yumurta ile ilgili oyunların oynanması, topluca yemek yenmesi, gençlerin evlenmesi üzerine uygulamalar yapılması, evlerin temizlenmesi vs. bunlara örnektir. Eski Türk kültürüne göre geçmiş yıldan kalan hasarlı veya olumsuz izler bırakan eşyalar bu günde ateşe atılarak yakılırdı. Bugünde Anadolu'da özellikle köylerde Nevruz günü temizlik yapılarak pislikler temizlenir, evin kötü ruhlardan arındırılması için ateş, tütsü, tuz vs. kullanılır. Nevruz günü alışık olduğumuz ateş üzerinden atlama eylemi de kötülüklerden arındırma ile ilgilidir. Bu olaya Kazakistan'da evlenen Uygur bir çiftin düğününde de tanık olmuştum, düğün akşamı evli çift ateş üzerinden birlikte atlamışlardı. Türkiye'de bu eylem esnasında bazı tekerlemeler söylenmektedir ve Boratav'ın derlediği bir tekerlemeye göre adet dönemindeki kadınlar  "Ağrım sızım gavura" diyerek ateş üzerinden atlamaktadırlar. [3] Yine Köktürklere gelen Bizans elçisi Zemarkhos, Bumin Kağan ile görüştürülmeden önce ateşler arasından geçirilir. Sebebini sorduğunda ise yol boyunca kendisine musallat olmuş olabilecek kötü ruhlardan arındırmak için yapıldığı söylenir. [4] Bu coğrafyada yaşayıp sürekli etkileşim halinde olan halklarda benzer uygulamalar görülmektedir. Nevruz, 2009 yılında Türkiye, Azerbaycan, İran, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan'ın ortak başvurusu ile UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi'ne kaydedilmiştir. Bu ortak dosya daha sonra bölgedeki diğer birçok ülkenin katılımı ile genişlemiştir.

KRİZDEN ÇIKIŞIN YOLU

Nevruz'un Türk kültüründe Ergenekon'dan çıkış olduğunu söylemiştik ancak Ergenekon, verdiğimiz bilgilerden farklı bir şeyi işaret etmemektedir. Ergenekon'dan çıkış da bahar döneminde gerçekleşmiştir. Bir olmayı başaramayıp dağınık halde yaşayan Türkler savaşlar sonucunda soylarının tükenmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalırlar. Türkler bir gün düşman saldırısına uğrarlar, büyük çoğunlukları öldürülür ve geriye kalan birkaç fert ile dağlar arasında kalmış bir alana çekilirler. Bu yeni ulaştıkları alan her yanından bereket fışkıran, zengin otlakları ve su kaynakları olan bir alandır.  Bu sebeple buraya maden yeri anlamına gelen Ergene Kon adını verirler ve burayı yurt edinirler. Aradan dört yüzyıl geçer ve Türklerin nüfusu çok artar, insan nüfusunun yanında hayvanlar da fazlaca artmıştır. Bir bahar günü artık yurtlarından çıkma vaktinin geldiğine karar verirler ve bunun çaresini ararlar çünkü asırlar önce geldikleri yolu unutmuşlardır. Tüm yurdu karış karış karış gezerler, deyim yerindeyse çaresizce kapana kısılmışlardır. Tüm yurt buhran içindedir çünkü ekonomik olarak çıkmaza gelmişlerdir ve bu dağlar arasından çıkmaktan başka çareleri yoktur. Ya el ele vererek bir yolunu bulup bu dağlar arasından çıkacaklardır ya da yavaş yavaş yok olacaklardır. Ataları en azından bir çare bulup halklarını kurtarmışlardı ancak şimdi tamamen yok olmanın eşiğine gelinmişti. Bu sebeple tüm yurdu tararlar ancak bir çıkış bulamazlar. İşte o sırada bir demirci çıkıp "Bu dağlarda bir demir madeni var, yalın kat demire benzer. Demiri eritirsek belki dağ bize geçit verir." der.  Bunu duyan yurttaşlar gidip gözlem yaparlar ve demircinin fikrine uyarak dağın demir kısmına bir kat odun, bir kat kömür dizerler. Tüm yurttaşlar birleşirler ve yetmiş deriden yetmiş körük yaparak bu körükleri yetmiş yere koyarlar. Sonra ateşi yakarlar ve körüklemeye başlarlar. Bir süre sonra demir dağ kızıp erimeye başlar ve Türkler içinde bulundukları çıkmazdan kurtulurlar.  Türkler o günü, o saati iyi bellerler ve her yıl aynı günde Ergenekon'dan çıkışlarını Yeni Gün adı ile kutlarlar ki gerçekten de onlar için yeni gündür. O günden sonra tüm sıkıntıları çözülür, ekonomileri düzelir, tekrar büyük bir devlet haline gelirler ve atalarının geçmişte yaşadıkları topraklara tekrar dönerler. Günümüzde Nevruz günü demir dövmek, geçmişte yaşanılan zorluğun üstesinden nasıl gelindiğinin, ümitlerin kaybedilmemesi gerektiğinin, toplumun birbirine kenetlenerek koca bir demir dağı nasıl erittiğinin ve gerekirse yine eritebileceğinin Türk milletine sembolik bir mesajıdır.

Geçmiş yılda yaşadığımız tüm kötü hadiselerin o yılda kalmasını, Nevruz ile birlikte yeni yılın ilk gününden itibaren güzellikler getirmesini dilerim. Yeni Gün'ünüzü kutlar, hepinizin Ergenekon'daki demirci gibi azimli ve emektar birer yurttaş olmasını, tüm umutların tükendiğini düşünenler olsa dahi pes etmemesini temenni ederim.

 

İlteriş Yıldırım

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Halkbilimi Bölümü



1. Fuzuli Bayat, Sosyo-Kültürel ve Sosyo-Ekonomik Bağlamda Yengi Kün( Nevruz ): Mitolojik Olgudan Mitolojik Kurguya
2. Khudai Nazar, Afganistan Türklerinde ( Güney  Türkistanlılarda) Nevruz Kutlamaları
3. Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Folkloru, Gerçek Yayınevi, 1994,, s.221
4. Édouard Chavannes, Documents sur les Tou-Kiue (Turcs) occidentaux, Paris,  1903, s.283

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler