Emekçi Kadınlar Gününün Tarihçesi: Bugünün Aynası

Cumhuriyet Devrimi’yle kazandığımız haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz, Cumhuriyet’in yaşaması için hür ve eşit kadını mücadelemizdeki irfanla yaratacağız.

Emekçi Kadınlar Gününün Tarihçesi: Bugünün Aynası
Melike Güler
Melike Güler

Endüstri Devrimi’yle birlikte gelişen makineleşme süreci çalışma koşullarını insan onuruna büyük zararlar verecek derecede ağırlaştırmıştır. Hatta öyle ki işverenlerin rekabet hırsıyla gözünü bürüyen kar artırma çabaları, çalışma saatlerinin günde 18 saate kadar ulaşmasına sebep olmuştur. Bunların etkisiyle yine işverenlerin kar artırma hırsıyla kadınların ve çocukların emeğinin daha düşük maliyetlere mal olmasından ötürü kadınlar artık işgücü piyasalarına giriş yapmaya başlamışlardır. Ancak bu süreç sanıldığı kadar kolay olmayacaktır.

Kadın sorunu, dünya tarihinin en köklü ve kemikleşmiş sorunudur. Buna karşın tarihin tüm önemli dönüm noktalarında, tüm devrimlerinde kadının rolü çok büyüktür.

Fabrikada Yakılan Kadınların Ardından...

Kadınlar tarih boyunca kendilerini emek süreci içinde eşit bir şekilde var etme mücadelesi vermişlerdir. Bu süreç, modern toplumun doğum sancıları sırasında en açık bir şekilde görünmeye başlamıştı. Takvimler 8 Mart 1857’yi gösterdiğindeyse ABD’nin New York kentinde bulunan bir dokuma fabrikasında, kadınlar için çok uzun iş günleri karşılığında düşük ücretler ve çok ağır çalışma koşulları mevcuttu. Her geçen gün dayanılmaz hale gelen çalışma koşulları kadınların tahammül sınırlarını zorlamaya başlamıştı artık:
Kadınlar, greve çıkma kararı alıyor; talepleri ise çok açık: Eşit iş, eşit ücret! 10 saatlik iş günü ve daha iyi koşullarda çalışmak. 40.000 kadın bu talepte birleşip mücadele veriyor, ancak polisin ağır müdahalesi sonucu fabrikada çıkan yangından fabrika arkasına kurulan barikatlar sebebiyle kaçamayan 129 kadın işçi hayatını kaybediyor.

8 Mart bu tarihten beri kadın haklarını ve kadın egemenliğini korumak için kutlanmaya devam ediyor. 1975 yılında Uluslararası Kadınlar Yılı olarak kutlandı. Yapılan etkinlikler kapsamında Birleşmiş Milletler 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak kutlamaya başladı. İki yıl sonra 1977 yılında ise 8 Mart Kadın Hakları ve Uluslararası Barış günü olarak ilan edildi.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün arkasında yatan tarihçe sadece bu dokuma fabrikası örneği değildir. 1789 Fransız Devrimini ateşleyen ‘’Ekmeğimiz nerede?’’ sloganıyla Versailles kapılarına dayanan binlerce emekçi kadın vardır. 1889’da Londra’da 700 kibritçi kadın işçinin başlattığı vasıfsız işçiler için de sendika hakkı grevleri; 1908 yılındaki Ekmek ve Gül Hareketi yatar bu tarihsel arka planda. 1917 Şubat’ında Ekim Devrimi’ni tetikleyen, kadın işçilerin ‘’Ekmek ve Barış’’ sloganıyla çıktıkları yürüyüş vardır burada. Kadınların İngiltere’de oy hakları için verdikleri en büyük mücadele olan Süfrajet (Oy Hakkı) Hareketidir, 8 Mart’ın tarihçesi. 

“Yürüyoruz yürüyoruz, yan yana, güzel günler adına
Kadınız, insanız, insanlığı ayağa kaldırıyoruz
Paydos bundan böyle köleliğe, aylaklığa
Herkes çalışsın, bölüşülsün kardeşçe, yaşamın sundukları
İşte bunun için yükseliyor yüreklerimizden
Bu ekmek ve gül türküleri
Ve yineliyoruz hep bir ağızdan
'Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!”

Kadın Mücadelesi, Emekçi Kadının Mücadelesidir

8 Mart’ın tarihsel arka planında sınıf mücadeleleri yatar. 1800’lerden bugüne 8 Mart’ı 8 Mart yapan kadınların sınıf mücadelesi içindeki rolüdür. Emekçi sınıflar tarih boyunca bu mücadeleleri vermiş ve hatta bu mücadeleler uğruna ödedikleri bedellerle birçok hak kazanmışlardır. İşte bu kazanımlarla kadınlar da güçlenmiş ve zincirlerini kırmışlardır.

Bu yüzden 8 Mart’ı emek sürecinden ayrı düşünerek kutlamak kadınlara vurulacak en büyük darbedir. 8 Mart’ın yalnızca kadınlar günü olarak kutlanılması tarihine, yani emekçi kazanımlarına bir ihanettir tabiri caizse. Çünkü kadınlar bunun bedelini içinde bulunduğumuz neoliberal sistem içinde emek sürecinden ve işgücü piyasasından ya dışlanarak ya da istihdam edilse dahi toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı birçok sorunla karşılaşarak ödüyor.

Kadının Adı Varsa Bile Eşitliği Yok

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadınların aktif şekilde işgücüne katılımı bir sorun olarak durmaktadır. Kadın istihdamı özellikle 1950’li yıllardan beri çözülemeyen bir problem olarak karşımıza çıkar. Bunun sebebi 1950’li yılların sonuna kadar tarıma dayalı üretim ekonomisi varken ekonomik yapıdaki değişimlerle birlikte gelen sosyal dönüşümler, toplumsal değer yargıları, toplumsal cinsiyet temelli iş bölümü, kırdan kente göç ve geleneksel aile yapısının zayıflaması, kadın emeğine olan talebin zayıflığı işe kadınların sürekli geleneksel rolleri yeniden üreten iş kollarına yani çocuk bakımı, hasta bakımı, ev işleri gibi kollara yönelmesine sebep olmuştur. Bunun yanında kadının işgücü piyasalarına girişini sağlayacak mekanizmaların olmaması ve kadınların eğitim seviyelerinin düşüklüğü aile ve çalışma hayatında kurulmaya çalışılan dengeye zarar veren unsurlardır. Kadınların öncelikli olarak girdikleri işgücü sektörleri olan sağlık ve eğitim yani hizmet sektörleri dahi aslında toplumda bulunan işbölümünün toplumsal cinsiyete dayalı olmasının bir sonucudur.

Öte yanda ise kadının iş hayatına girdikten sonra karşılaştığı birçok engel bulunmaktadır. Bunlardan en göze çarpanı “Cam Tavan Sendromu” olarak adlandırılır. Aslında görünmeyen engeller anlamına gelen cam tavan, kadınların iş hayatlarında hak ettikleri yere gelmemesine neden olan bazı kalıp yargıları ifade ediyor. Kadınlar iş hayatına başladıklarında kariyerlerinin ilk yıllarında hızlıca yükselirler ancak daha sonra bulundukları yerde saydıkları görülür. Bunun sebebi kadınlar hakkında kadınların ileride sorun yaratacakları algısıdır. Çünkü kadının medeni durumu bekar ise evlenebilir, evli ise çocuk doğurabilir, kadın duygusal olarak zayıftır gibi birçok önyargı vardır. Sanki çocuğa bakmak, ev işleriyle ilgilenmek sadece kadının görevidir.

Türkiye’de de tüm dünyada olduğu gibi kadın her alanda eşitsizliğe uğruyor ve saldırılara maruz kalıyor. Bu saldırı, toplumun her parçasını çürüterek kadını yeniden Ortaçağ’a hapsetmek isteyenler tarafından her türlü araçla gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Kadının hukuki olarak kazandığı tüm haklar fiiliyatta görmezden geliniyor. Kadın televizyonda bile sürekli şiddete maruz kalıyor, otobüste taciz ediliyor, iş yerinde ayrımcılığa uğruyor. Çünkü tüm bunlar “modern” toplumun doğal ve normal sonuçları gibi olağanlaştırılıyor. Cumhuriyet Devrimi’yle evlerinden çıkıp fabrikalarda çalışan, hayatın her alanında boy gösteren kadınlar tekrar evlere hapsedilmek isteniyor.

Cumhuriyet’in Hür ve Eşit Kadını Mücadelemizde

İşte tam da bu yüzden kadınların kurtuluşu Cumhuriyet Devrimi ile ayrılmaz bir bütünlük oluşturuyor. Çünkü Cumhuriyet Devrimi emperyalist işgali yerle yeksan ettiğinden beri kadın bu süreçte en etkili kuvvetlerden biri olarak hem bağımsızlığın korunmasında hem de Cumhuriyet’in ilerletilmesinde kurucu rol üstlenen bir özne olarak yer alıyor. Öyle ki Mustafa Kemal Atatürk bunu şu sözle ifade etmiştir: “Dünyada hiçbir milletin kadını, ‘Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim.’ diyemez.”

Biz kadınlar, Cumhuriyet Devrimi’yle kazandığımız eşitlik, özgürlük ve yaşam haklarımızdan bir adım bile taviz vermeyecek, Cumhuriyet’in yaşaması için şart olan hür ve eşit kadını mücadelemizdeki irfanla yaratacağız.

Melike Güler

TGB GYK Üyesi

TGB Ankara İl Yöneticisi

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler