Ergenekon’dan Çıkan Milletin Zaferi

Ergenekon kararı da göstermektedir ki, Türkiye içerisinde bulunduğu süreçten zaferle çıkacak ve emperyalist tehditleri bu topraklardan söküp atacaktır

Ergenekon’dan Çıkan Milletin Zaferi
Yıldırım Gençer
Yıldırım Gençer

“Son dakika.. Ergenekon Kumpası resmen çöktü”

1 Aralık 2018 günü bu başlıklarla güne başladık. Türkiye’nin uzun bir dönem gündeminde olan Ergenekon Kumpası resmen sonuçlanmıştı. Savcılık son sözü söyledi ve ‘’Ergenekon diye bir örgüt yok’’ hükmünü verdi. Bizler Ergenekon diye bir yapılanmanın olmadığını ilk baştan beri bilsek de birileri için Ergenekon hala var.. Peki neydi Ergenekon davası? Uğrunda yüzlerce kişinin hapis yattığı, binlerce ailenin mağdur edildiği kumpas neden düzenlenmişti? Türk Milleti, Türk Ordusun ve Türkiye’nin vatanseverleri neden hedef alınmıştı? O dönem Türk siyasetinde neler yaşanmıştı? Emperyalizmin Türkiye üzerindeki baskı ve denetimi hangi seviyedeydi? Ve tabii ki bu kumpasa karşı Türkiye’nin vatanseverleri, gençleri, aydınları nasıl mücadele etmişti, nasıl direnmişti? Yazımızda kısaca bunlara değinmeye çalışacağız.

11 YIL ÖNCE ATILAN ADIMLAR

2007’de başlayan Ergenekon kumpasın daha iyi anlamamız için o dönemin koşullarına, cepheleşmelerine ve siyasi atmosferine bakmamız, incelememiz gerekmektedir. Amerikan emperyalizminin Türkiye’de iktidarda olduğu ve Türkiye’yi istediği gibi şekillendirmek için vekiller atadığı bir dönemin içerisindeydik. Fethullahçı Terör Örgütü’nün devletin bütün kademelerinde olduğu, yargıyı, bürokrasiyi, güvenlik güçlerini dizayn ettiği adeta devletin amirliğine soyunduğu bir dönem. Daha çarpıcı örnek vermek gerekirse; bugün FETÖ soruşturmalarıyla tutuklanan 80 bin kişinin, görevde olduğunu ve devletin sinir uçlarına kadar sızdığını düşünelim.

AKP-PKK ve FETÖ ortaklığının açıkça ilan edildiği, uğruna Kandil’den ve okyanus ötesinden bu iş birlikteliğine methiyeler düzüldüğü bir dönem. Büyük Ortadoğu Projesiyle (BOP) Türkiye’nin ve bölgemizdeki komşu ülkelerin toprakları doğrudan hedef alınmış, sözde Kürdistan kurma hayallerinin gerçekleşmesi için az bir yol kalmıştı. Peki Türkiye’yi bölmek, sınırlarını değiştirmek, Türk kimliğine, milli bilincini cüretkar bir şekilde hedef almak bu kadar kolay mıydı?
                 
Tabii ki de değildi. Düşman yani emperyalizmde bu gerçeği iyi bildiği için Türk ordusunu, vatanseverlerini hedef aldı. Çözüm çok açıktı; “Türkiye’yi bölmek istiyorsan, ordusunu etkisizleştir ve vatanseverlerini mahkum et.” Ergenekon kumpası tam da bunun için başladı. Bir senaryo yazıldı, senaryoyu ABD yazdı, yönetmenliğine AKP-PKK-FETÖ ortaklığını geçirdi, baş aktörlüğü de kaçınılmaz olarak Zekeriya Öz’e verdi.

Düzmece delillerle, uydurma kanıtlarla ve medya desteğiyle büyük bir algı yaratmaya çalıştırlar. İftiralarla dolu kanıtlarla verilen kararları gururla duyurdular. Emperyalist medyanın gazete manşetleri hala hafızalarımızda; “Darbeye Müebbet, Ergenekoncular Tutuklandı, Cuntaya Ceza Yağdı” ve daha nice çirkin ifadeler kumpası düzenleyenler tarafından alkışlanarak karşılandı. Elbette bu kumpası planlayanların hedefinde sadece Türk ordusu, İşçi Partisi, milletvekilleri ve Türkiye’nin aydınları yoktu. Türk gençliğini hedef alarak seslerini kısmaya ve onları bastırmaya çalıştırlar. Hedef alınan yegane gençlik örgütü iseTürkiye Gençlik Birliği’ydi.

ERGENEKON DAVASI'NDA TGB NEDEN HEDEFTEYDİ?

TGB’nin bu davada hedef alınması bir şeref madalyasıdır. Türkiye’nin vatansever, Atatürkçü, Cumhuriyetçi birikiminin hedef alındığı bu kumpasta TGB’nin tehdit olarak algılanması biz gençler için onurdur. TGB tehdittir çünkü, Süleymaniye’de 11 askerimizin başına çuval geçirilmesine sessiz kalmaz, cevabını Amerikan askerlerine çuval geçirerek verir. TGB tehdittir çünkü askerlerimizin Amerikan kurşunlarıyla şehit edildiği topraklarda TGB sesini kısmaz. TGB tehdittir çünkü üniversitelerde, liselerde aydınlanma ve Cumhuriyet değerlerine sıkı sıkıya bağlıdır. TGB’yi tehdit olarak görenler doğru bir saptama yapmışlardır. Çünkü TGB, vatanının bölünmez bütünlüğü ve bağımsızlığını tehdit eden her kuruma, kişiye karşı misliyle cevabını verir, verecektir.

TGB’den o denli korkuyorlardı ki, fiziğe, zamana ve doğanın yasalarına aykırı düzmece delillerle karşımıza çıkıyorlardı. Fethullah’ın sözcülüğünü yapan Taraf Gazetesi manşetine göre 2006’da kurulan TGB, 2003’te darbe girişiminde bulunuyordu. Anladığımız kadarıyla Taraf Gazetesi’nin bu haberdeki dayanağı, TGB’nin o meşhur lav silahlarıyla beraber gömdüğü zaman makinesiydi.  Vatanına ve Türk Milletine düşmanlığını bildiğimiz Fethullahçıların bu haberden sonra akla ve mantığa da düşman olduklarını daha iyi anlamış olduk.

Dinlenen yüzlerce telefon, açılan onlarca davanın tek bir sonucu vardı. TGB, “söz konusu vatansa, gerisi teferruattır” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden giden bir gençlik örgütüydü.

 

FETÖ kumpaslarını destekleyen, sahte belgeler yayınlayan Taraf gazetesinin bazı manşetleri:

1/5
2/5
3/5
4/5
5/5

KUMPAS NEDEN ÇÖKTÜ?

Hayatta hiçbir şey kendiliğinden gerçekleşmediği gibi Ergenekon kumpası da kendiliğinden çözülmedi. Vatanseverlerin olanca zorluklara karşı mücadelesi, Türk Milletinin bölmek, parçalamak isteyenlere karşı gözdağı verdi. Silivri zindanlarında tutsak edilen vatanseverler için nöbetler başladı. Duygular ve hisler birdi. Yaşanan zorlukları birlikte göğüslemek ve bu haksızlığa karşı direnmek için yüz binlerce insan Silivri’ye akın etti. Türkiye tarihinin tanık olmadığı sayısız eylemlere imza atıldı. Kar, kış, çamur, soğuk demeden vatan için, Türkiye için yola çıkan insanlar umutlu ve kararlıydı. Ağızlardan hep birlikte dökülen “Fethullahçı Çete Dağıtılacak”, “Yurtseverler Çıkacak Hesap Soracak” sloganlarının boşa olmadığını, gerçekleşeceğini herkes yüreklerinde hissediyordu ve öyle de oldu.

Yürüyen ihanet sürecinin böyle devam edemeyeceği açıktı. Hiçbir kuvvet, ülkemizin Kurtuluş Savaşı’nda canıyla, kanıyla, gözyaşlarıyla kazandığı toprakları elini kolunu sallayarak teslim alamazdı. Atlantik merkezli siyasetlerin ömrü tükenmekteydi. Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy kumpasları, boğulmakta olan emperyalizmin son çırpınışlarıydı.

Vatanseverlerin, Atatürkçülerin mücadelesi dalga-dalga yayılarak büyüdü. Milli bayramları yasaklatmayan, Cumhuriyet devrimlerini ve kazanımlarını yıktırmayan, Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden giden milyonlarca insan, Türkiye’ye umut oldu. TGB, toplumsal hareketin en önünde, barikatları devire devire Türkiye’yi emperyalist zincirlerden koparmak için çabaladı ve büyük kumpas Türk Milletinin azmi ve kararlılığıyla tarihin çöplüğüne atıldı.

Ergenekon süreci, Türkiye’ye, hükümete, 7'den 70’e herkese büyük ve anlamlı bir mesaj bıraktı: “Türkiye’yi bölmek, parçalamak ve Atatürk devrimlerinden koparmak isteyenler, karşısında Türk Milletini bulur.”

KUMPASLAR SONRASI TÜRKİYE

Kumpasların çökertilmesiyle özgürlüğüne kavuşan sadece içeride yatan vatanseverler olmadı. Artık Türkiye bir gün öncesinden daha özgürdü. Amerikan emperyalizmi mağlubiyetini almış, Fethullahçı çetenin vadesi dolmaktaydı. Şimdi hesap sorma günüydü. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü tehdit edenler, ileride aynı zindanlarda yatacaklardı. Türkiye artık emperyalizmle mücadele yani özgürleşme sürecine girmekteydi.

Ergenekon sürecinden bugüne baktığımızda arada geçen süre Türkiye’nin bugününü anlamak için bizlere büyük kırılma noktaları sunuyor. Neler mi yaşandı? Açılım süreci çöpe atıldı, PKK terör örgütüyle kararlı bir mücadele başlatıldı. Fethullahçı çete devlet içerisinden tasfiye edildi, 15 Temmuz Darbe girişimi engellendi. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları gerçekleştirildi, kumpaslarla mağdur edilen komutanların bir çoğu görevlerine geri döndü. NATO tatbikatında Atatürk ve Cumhurbaşkanı düşman ilan edilmesine karşı duruldu; Astana süreciyle Türkiye, Rusya, İran bölgesel güvenlik için el ele verdi. Şüphesiz örnekleri çoğaltabiliriz fakat Türkiye’yi hala Amerikan emperyalizmi altında görmek isteyenlere karşı yukarıda sıraladığımız başlıklar yeterli olsa gerek.

Bugün Türkiye’nin emperyalizmle yürüyen mücadelesini lekelemek amaçlı sözde “insan hakları” savunuculuğu yapanların, Ergenekon sürecinde sesleri içlerine kaçmıştı.  Onlar için Yarbay Ali Tatar’ın, İlhan Selçuk’un, Kurmay Albay Murat Özenalp’in ölmesi bir anlam ifade etmiyordu. Çünkü kendilerince darbeye karşı mücadele ediyorlardı. Fakat aynı grup, bugün Türkiye’yi bölmek isteyen, binlerce şehidimizin sorumlusu Selahattin Demirtaş’ın içeriden çıkarılması için kendilerini feda edecek durumdalar.

Emperyalist sistemin özgürlüğü, ancak kendisine zararı olmayanlara karşı dağıttığı bir mükafattır. Vatanseverler bu zokayı geçmişte de yutmadı şimdi de yutmayacaktır. Türkiye bir daha Ergenekon kumpasını ya da aynı minvalde başka bir kumpası yaşamayacaktır. Ülkemiz geri dönüşü olmayan bir sürecin içerisindedir, Amerikan emperyalizmi ve onun kukla örgütleriyle mücadele zafere ulaşıncaya dek sürecektir.

ZAFERE DOĞRU EMİN ADIMLARLA

Bizim görevimiz bu mücadeleyi desteklemek, mücadelenin başarısına önderlik etmek ve hataları düzeltmektir. Uğruna onlarca şey feda ettiğimiz bu sürece kolay ulaşmadık. Hiçbir vatanseverin, Atatürkçünün ve milliyetçinin bu sürece burun kıvırma hakkı da yoktur.

Ergenekon kararı da göstermektedir ki, Türkiye içerisinde bulunduğu süreçten zaferle çıkacak ve emperyalist tehditleri bu topraklardan söküp atacaktır. Türk Milletinin yüzyıllardır bu topraklarda yetiştirdiği büyük değerler ve kazanımlar bu mücadelenin zaferle sonuçlanacağını göstermektedir. Türk gençliği olarak umudumuzu her daim diri tutuyor ve ülkemizi Atatürk Türkiye’si rotasına sokana dek mücadele edeceğimize söz veriyoruz.

 

Yıldırım Gençer

TGB Genel Başkanı

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler