Haziran'ın Harcı Millidir

TGB Akıl Fikir Kulübü Başkan Yardımcısı Naci Önenköprülü yazdı: Haziran'ın Harcı Millidir

Haziran'ın Harcı Millidir
Naci Önenköprülü
Naci Önenköprülü

Fizikte kapalı bir ortamda iç basıncın artmasıyla birlikte entropi(düzensizlik) artar kapalı ortamın sınırlarını belirleyen malzemenin direnci yetersiz kaldığında patlama denilen olay meydana gelir. Ortamın iç basıncının artmasına sıcaklık gibi birçok etken sebep olabilir.

Toplumsal yasalar da fiziğin bu termodinamik yasalarına benzerlik gösterir. Ülkeyi kapalı bir kap olarak düşünürsek oraya uygulanacak olan her türlü içeriden ve dışarıdan müdahale ülkenin geleceğini belirleyecektir.

2013 yılına gelindiğinde işte bu yasaları net bir biçimde görmüş olduk. Dışarıdan emperyalizmin içeriden ise bu emperyalist odakların hizmetindeki yöneticilerin bıçağı kemiğe dayandıracak müdahaleleri ile ülkenin içindeki entropi-rahatsızlık arttı. Ve tarih 31 Mayıs akşamını gösterdiğinde o büyük patlama gerçekleşti.

Sebep Olan Etkenler

Biraz önce belirttiğimiz gibi Haziran ayaklanmasına giden süreçte içeriden ve dışarıdan birçok faktör milletimizi etkilemişti. Peki neydi bunlar? Neydi milyonlarca insanı gece gündüz sokaklara döken ve Cumhuriyet tarihinin en büyük halk hareketini yaratan?

Türk milletinin binlerce yıllık devlet geleneği milli bir bilinç oluşturmuştur. Bu milli bilinç ülkenin en sıkıştığı anlarda veya vatanımıza karşı gelen tehditlerin dayanılmayacak noktaya ulaştığında tezahür eder. Atatürk’ün ölümüyle Türkiye Atlantik sistemine eklemlenmeye başladı ve Kemalist devrimin kazanımları bir bir yok edilmeye çalışıldı. Milli değerlerin içi boşaltılmaya, Atatürksüz bir Atatürkçülük yaratılmaya başlandı. Belirli tarihlerde bu içi boşaltılmaya karşı çıkıldı ancak karşıdevrim tam anlamıyla ezilemedi. (Örneğin 1960 İhtilali, 28 Şubat).

Emperyalizm 2000’li yılların başından itibaren Türkiye içinde oluşturduğu AKP-FETÖ-PKK üçgeni ile bu milli değerleri yok etmek için daha fazla tazyik uygulamaya başladı. Önce Türkiye’nin yurtsever aydınlarına, gazetecilerine, akademisyenlerine ve Türk Ordusu’nun subaylarına FETÖ eliyle kumpaslar kurdu. Ergenekon-Balyoz davaları ile yurtseverleri tutsak etti. Laiklik karşıtı uygulamalar ile milli egemenliğin, hak ve özgürlüklerin içi boşaltılmaya çalışıldı. Atatürk ve Nutuk suç delili haline getirildi. BOP projesinin bir parçası olarak PKK ile açılım sürecine başlandı. Anayasa’dan Türk milleti çıkarılmak istendi. Akil adamlar ve Habur rezaleti ile bu milletin damarına basıldı. Milli bayramlar yasaklandı. Gençliğe Hitabe, Andımız, T.C. kaldırıldı. Tüm bunların üzerine tarihin Türk milletine yüklediği milli bilinç sıçrama noktasına geldi.

Milli Kuvvetlerin Yükselişi

Emperyalizmin tüm bu girişimlerine karşı Türk milleti ayağa kalktı. 2013 Haziran’ını baştan sona saran ayaklanmanın sesleri 2012’de duyulmaya başladı. Milli bayramların kutlanmasına getirilen yasak üzerine 19 Mayıs 2012’de TGB’nin önderliğinde 250 bin kişi yürüdü. Türkiye tarihinin en büyük gençlik yürüyüşü düzenlendi.

Ardından 29 Ekim’de Ankara Ulus’ta milyonlarca kişi, yasaklanan 29 Ekim kutlamalarına akın etti. Türk milletinin önüne barikatlar kuruldu. Millet sel oldu, barikatları yıkıp Ata’sına koştu. 13 Aralık’ta, 8 Nisan’da FETÖ eliyle tutsak edilen aydınlar ve askerler içeride, yüzbinlerce kişi dışarıda FETÖ ile savaştı. FETÖ’nün yargıçlarının Doğu Perinçek’e, Org. İlker Başbuğ’a, Albay Muzaffer Tekin’e ve onlarca kişiye verdiği yüzlerce yıllık müebbet cezalara karşı “Ölmek var, dönmek yok!” diyerek mücadele etti. T.C. ibaresi tabelalardan kaldırılmasına karşı yurdun dört bir yanında eylemler gerçekleştirildi. 19 Mayıs 2013’te yine TGB’nin Ankara’daki yüzbinlerce kişinin katıldığı yürüyüşüyle halk dinamikleri artık doruk noktasına geldi.

Büyük Patlama

İşte adım adım gelinen bu süreçte 31 Mayıs 2013 akşamı gezi parkındaki ağaçların kesileceği haberi üzerine 40-50 kişilik grubun Taksim Gezi Parkı’nda kurduğu çadırlara karşı yapılan orantısız müdahale büyük patlamanın kıvılcımı oldu. O akşamdan itibaren milyonlarca kişi ellerinde Türk bayrakları, dillerinde “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” sloganlarıyla meydanlara indi.

Her görüşten insan o günlerde meydanlardaydı. Kendini sosyalist olarak nitelendiren de meydandaydı, “Ben milliyetçiyim” diyen de. O zamana kadar bölücü açılım girişimlerine karşı “Ne mutlu Türküm diyene!” diye sokağa dökülen, milli bayramların yasaklanmasına karşı Anıtkabir’e akın eden, Gençliğe Hitabe ve Andımız yasaklandığında meydanlardan en gür sesiyle Gençliğe Hitabe’yi ve Andımız’ı okuyan herkes meydandaydı. Hepsinin tek bir amacı vardı: Atatürk Türkiye’sini kurmak!

İstisnalar Kaideyi Bozmaz

Bu ayaklanma hala tartışma konusu. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim. Yaşanan tekil birkaç olumsuz olay, eylemlerin tamamını kirletemez. Kendini milliyetçi olarak nitelendiren arkadaşlarımız bizlere soruyor:

“Ya bu gezi ayaklanmasında PKK’lılar vardı. Apo posteri açıyorlardı. Siz hala bu Gezi’yi nasıl savunuyorsunuz?” diye.

En başta aslında Haziran ayaklanmasını yaratan koşullara baktığımızda bu sorunun cevabını vermiş oluyoruz. Haziran ayaklanmasını yaratan süreçte PKK ile yapılan açılıma tepki, en etkili olanıdır. Türk milletine her şeyi anlatabilirsiniz ama vatanının bölüneceğini anlatamazsınız. Anlatamadılar zaten. Açılım süreci de BOP da emperyalizmin tepesine çöktü. Bu yüzden Selahattin Demirtaş, çıktığı televizyon programında “Hükümeti devirecek, darbeye doğru götürecek bir halk hareketini çıkarabilir miyiz anlayışı var. Bu yüzden Gezi’ye mesafe koyduk.” dedi. Çünkü eylemlerin sonucunda açılım sürecinin artık son bulacağını biliyordu. Eyleme katılanların Mustafa Kemal’in askeri olduğunu biliyordu. Türk bayraklarını görüyordu. Eylemlerde bu vatansever ortamı dağıtmak için gönderdiği “vandalları” her yerde alandan kovuldu. Apo posteri açmak isteyenler meydanlardan süpürüldü. Gezi, bu anlamda PKK’ya karşıdır.

Yine sorular geliyor:

“Dükkanlar yağmalandı, devlet binalarına taş atıldı, arabalar yakıldı. Bu şiddet olayları varken Gezi’yi nasıl savunursunuz?” diye.

İşte burada da yaşanan birkaç olumsuz olayın bilinçli bir şekilde medya aracılığıyla da bunların her şeyin önüne geçirildiğini görüyoruz. Haziran özü itibariyle şiddet karşıtlığı içerisinden doğdu. Neydi peki bu şiddet? Bu şiddet, emperyalizmin ülkemiz üzerindeki siyasi şiddetidir. Zorla, zorbaca bölünme planlarını ülkemize dayatma şiddeti üzerine doğdu. Bu şiddete karşı doğan eylemlerde şiddet görmek çok zordur. Aksine Haziran ayaklanmasında yardımlaşma vardı. Dostluk ve dayanışma vardı. Bu topraklarda yıllardır gönülle, zevkle uygulanan imece vardı. Zaten bu sebeple eylemlere milyonlarca kişi katıldı ve ısrarla günlerce meydanlarda kaldı.

Abdocan’ın Umutları Yeşerdi

Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Ahmet Atakan, Mehmet Ayvalıtaş Haziran eylemleri sırasında yaşamlarını yitirdiler. Vatan sağ olsun. Abdocan, Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyesiydi. Aldı eline şanlı Türk bayrağını ve durmadan “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” diye bağırdı. Umutla kararlılıkla çıktı meydana.

Umudu, Atatürk Türkiye’sineydi.

Öfkesi, emperyalizmeydi.

Abdullah Cömert, 3 Haziran 2013’te, eylem sırasında başına aldığı darbe sonucu hayatını kaybetti. 22 yaşındaydı.

Bugün öfke duyduğu emperyalizm yeniliyor. Umudunu hiç yitirmediği Atatürk Türkiye’si kuruluyor, Atatürk baş tacı. Artık milli bayramlar yasaklanmıyor. Andımız dillerden düşmüyor. Terörle müzakere değil amansız mücadele ediliyor. Mehmetçiğimiz PKK’ya nefes aldırmıyor. Sen rahat uyu Abdocan. Mücadelen zafere yürüyor!

Haziran Sonrası Türkiye

Haziran ayaklanması Türkiye’nin kırılma dönemlerinden biri oldu. Bu eylemler sayesinde emperyalizmin Türkiye içindeki ittifakı dağıldı. FETÖ’nün kirli yüzü ayyuka çıktı. BOP planı bozuldu. Açılım süreci sona erdi. FETÖ kumpasları çöktü. Ergenekon’dan demirci gibi çıkan yurtseverler Türkiye’nin başına geçti. Silivri Cezaevi’nde artık yurtseverlere yüzlerce yıl hapis cezası veren FETÖ’cü hakimler yatıyor. Ülkemiz artık ABD yörüngesinden çıkıp emperyalizme karşı insanlık cephesini kuruyor. Ülkemizi dört bir yandan kuşatmaya çalışan ABD başta Suriye ve Doğu Akdeniz’de olmak üzere yeniliyor. Haziran Ayaklanmasının önderleri, Türkiye’nin bu noktaya gelmesinin önünü açmıştır. Son olarak iki çift sözümüz var.

1-) Haziran ayaklanmasına saldıranlar, saldırmak yerine oradan dersler çıkarmak zorundadır. Haziran ayaklanması kenetlenen Türkiye’nin portresidir. Talepleri birleştirici ve ilericidir.

2-) Haziran ayaklanması Atatürkçülerin, vatanseverlerin ve milliyetçilerin önemli mevzilerindendir. Herkes bilsin ki, bu halk hareketini dalkavuklara, PKK yancılarına, amaçsız “sol”culara bırakmayacağız. Haziran ayaklanmasının 6. Yıl dönümü kutlu olsun!

Naci Önenköprülü

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi - Bilişim Sistemleri Mühendisliği

TGB AFK Başkan Yardımcısı

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler