İşsizlik Psikolojisinin Toplumsal Yansımaları

Kapitalizm, işsizlik ile tehdit ederek işçiyi adil olmayan çalışma koşullarına ve düşük ücrete mecbur bırakmaktadır.

İşsizlik Psikolojisinin Toplumsal Yansımaları
Dilek Çınar
Dilek Çınar

“Çalışma, insanların bedensel kuvvetlerini geliştirir ve yaşam için gerekli olan şeyleri sağlar. Çalışmaksızın, fikri gelişme ve ahlâkî olgunlaşma da mümkün değildir.” 1

Mustafa Kemal Atatürk

 

İşsizlik, üretim faktörlerinden emeğin üretime katılmaması durumunu ifade etmek için kullanılabilir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun yapmış olduğu işsizlik tanımında; “Referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan (kâr karşılığı, yevmiyeli, ücretli ya da ücretsiz olarak hiçbir işte çalışmamış ve böyle bir iş ile bağlantısı da olmayan) kişilerden iş aramak için son üç ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan tüm kişiler işsiz nüfusa dahildirler.” denilmektedir. İşsizlik oranı ise iş bulamayan nüfusun toplam iş gücüne bölünmesiyle elde edilmektedir.2

  • Türkiye’de 16 Eylül 2019 tarihinde açıklanan iş gücü istatistiklerine göre işsizlik oranı yüzde 13,9 söz konusu dönemde istihdam edilenlerin sayısı 28 milyon 512 bin kişi, istihdam oranı ise yüzde 46,4 oldu.

Tablo 1
Tablo 1
Tablo 1.1
Tablo 1.1

  • Yine 16 Eylül 2019 ‘da açıklanan verilere göre genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı %23,2 olmakla beraber ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin oranı %23,4. Genç kadınlarda bu oran %31,2.

Tablo 2
Tablo 2

Artan işsizlik ülkelerin en önemli makroekonomik sorunları arasında yer almaktadır. Ekonomi politikasının hedeflerinin bir kısmının birlikte uygulanması mümkünken, bir kısmı ise uygulamaları birbiri ile çelişen politikalar olmasına rağmen dünyada işsizliğin giderek artması, ekonomi politikaları uygulanırken tam istihdamın sağlanması hedefini öncelikli kılmaktadır. İşsizliğin gerek ekonomik gerekse sosyal ve psikolojik yönleri dikkate alındığında konunun önemi bir kat daha artmaktadır. Artan genç işsizlik, toplumun en dinamik ve üretken gücünü âtıl bırakırken bir yandan da hem bireyler ve aileleri hem de toplumlar açısından farklı sorunlara kaynaklık eden bir olgudur.

İnsanların çalışma hayatı içersinde yer almalarının öncelikli nedeni, yaşamlarını idame ettirecekleri bir gelire sahip olmaktır. Diğer taraftan, çalışma veya bir işe sahip olma, bir gelir getirmesinin (ekonomik boyut) yanında, psikolojik ve sosyal boyutu olan bir kavramdır. Bir iş sahibi olmanın bireye sağlayacağı psikolojik ve sosyal katkıları şu şekilde belirtmemiz mümkündür:3

İşyeri başka insanlarla tanışılan, yeni arkadaşlıklar ve sosyal iletişimin kurulduğu mekânlardır. Bu özelliğiyle, iş birliği kurma, dayanışma ve paylaşma gibi sosyal yeteneklerin gelişmesine aracılık etmektedir.

İş, çalışan insan ve ailesine bir sosyal statü sağlar.

İş, insanın kendisine saygısının, toplum için yararlı bir şeyler gerçekleştirme duygusunun önemli bir kaynağıdır.

İnsanın bir aidiyet ve kimlik duygusu oluşturmasında, işin rolü çok büyüktür.

Çalışma yaşamı, insanın belirli bir düzen içerisinde yaşama ihtiyacına cevap verir ve zamanın periyodik algılanmasını sağlar.

İş, sağladığı gelir ile iş dışı yaşamın da maddi temelini oluşturmakta, özel yaşamın şekli ve boş zamanı şekillendirme biçiminin de önemli bir belirleyicisi olmaktadır. Ayrıca, çalışma psikolojik bir haz kaynağıdır. Bireyin çalışma esnasında birtakım başarılar elde etmesine ve kişisel saygınlığını geliştirmesine yardımcı olmaktadır.4

İş, topluma yararlı olma duygusunun hissedilmesini sağlar. İşyeri, bir şeyler yapma veya işe yarama duygusunun tatmin yeridir.

İşsiz kalma veya iş bulamama sonucunda yukarıda belirtilen tüm özellikleri yitiren/sahip olamayan kişiler toplumdan kopmakta ve izole olmakta ve çeşitli psikolojik ve fiziksel rahatsızlıkla karşı karşıya kalmaktadır. Uygun ve verimli bir işin yokluğu, yoksulluğa ve sosyal eşitsizliklere yol açmakta depresyon, kaygı, psikosomatik belirtiler, intihar riski, alkol madde kullanımı gibi birçok psikolojik sorunu da beraberinde getirmektedir.

İşsizlik toplumda aile içi şiddet vakalarının ortaya çıkmasına ve boşanma oranlarında artışa neden olabilmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun yapmış olduğu bir çalışmada, eş ile yaşanan sorunlar sıralamasında “ev ve çocuklar ile ilgili sorumluluklar” %34,6 ile birinci sırada yer alırken, “aile gelirinin yetersizliği” %31,6 ile ikinci sırada gelmektedir. Buna göre, iş kaybı nedeniyle yaşanan gelir kaybının aile içi geçimsizlik ve boşanma ile sonuçlanabilecek bir sürece neden olacağı söylenebilir.5

İşsizliğin neden olduğu diğer bir toplumsal maliyet ise, suç oranlarındaki artıştır. Suç oranları birçok faktörden etkilenmekle beraber, işsizlik, özellikle mala karşı işlenen suçlarda artışa neden olabilecek sosyal bir faktör olarak kabul edilmektedir. Örneğin, 2011 yılında yapılan bir çalışmada, işsizlik oranının, kişi başına düşen suç sayısı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif işaretli bir etkiye sahip olduğu saptanmıştır.6 Bir başka çalışmada da, hırsızlık, cebri hırsızlık (gasp), dolandırıcılık, rüşvet, zimmet ve para ve mal kaçakçılığı gibi ekonomik getirisi olan suçlar ile işsizlik arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir.7 Bu iki çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, işsizlik oranlarındaki artış, suç faaliyetinin de artmasına yol açmaktadır. İşsizliğin sosyal maliyetleri boşanma ve suç oranlarındaki artışla sınırlı olmayıp, intihar oranlarının artışı, toplumsal çatışmaların artması ve toplumsal huzurun bozulması, toplumda ahlaki çözülmeler gibi birçok alanda da önemli sorunlara neden olabilmektedir.8

Ülkemizde gençliğin büyük bir kısmı iş bulma şansını artırmak için yükseköğretime yönelmektedir. Her yıl 2 milyondan fazla öğrenci üniversite sınavına girmektedir. Fakat yükseköğretimi tamamlamış gençler olarak işgücü piyasasına girişte birçok zorlukla karşılaşmakta, yaşanan yoğun işsizlik nedeniyle iş bulmakta zorlanmaktayız. Bu durum üniversite eğitimine devam eden gençlerin işsizlik kaygısı yaşamalarına yol açmaktadır. İşsizlik gençlerde öfke, hayal kırıklığı, gelecekten umutsuzluk gibi duygulara yol açabilmektedir.9 Aynı zamanda işsizlik kaygı düzeyini artırmaktadır, yüksek işsizlik oranları iş piyasasına girmeye hazırlanan gençliğin gelecek kaygısı yaşamasına yol açmaktadır.

Dünyanın ve Türkiye’nin en önemli sorunlardan biri olan işsizlik, kapitalizmin girdiği açmazlar ve tekrarlayan ekonomik krizler nedeniyle artmaya devam etmektedir. Gençlik, işsizlik riskine daha açık olduğu için bu sorundan en fazla etkilenen grubu oluşturmaktadır. Yıllarca emek vererek mezun olduktan sonra diplomalı işsizler ordusunun bir üyesi olmak gençliğe sadece ekonomik güçlük yaşamamakta aynı zamanda sosyal ve psikolojik sorunlar yaşamaktadır. Bütün şehirlere üniversiteler kurulmuş, herkes üniversite mezunu olacak ve sanki herkes beyaz yakalı olarak işe başlayacakmış gibi bir algı yaratılmıştır. Ancak rakamlar eğitimli genç işsizliğindeki artışı gözler önüne sermektedir. Eğitimli gençler arasında işsizliğin yaygınlaşması hissedilen gerilimin şiddetlenmesine yol açmakta; mezun olduktan sonra iş bulamamak, para kazanamamak gençliğin başarısızlık ve hayal kırıklığı duyguları yaşamasına neden olmaktadır. İşsizlik düşük özsaygı, kaygı, depresyon, suçluluk, öfke ve çaresizlik duygularına ve sosyal ilişkilerde başarısızlığa yol açmaktadır.

Üretim sürecinde kullanılan emek ve sermayenin üstünde aşırı değerin olduğu yerde, tüm girdi değerinden daha az ödendiği için emek girdisi sömürülmektedir. Bir başka ifade ile sermaye birikimi sağlandıkça, üretimde sermaye birikimi artacak ve beşerî sermayesi yüksek emek ile üretim gerçekleştirilecektir. Sonuç olarak emeğin üretim verimliliğini arttıracak ve üretim daha az emek ile yapılacak dolayısı ile emek talebi azalacaktır. Sermayedar üretimde az sayıda fakat verimi yüksek emekle bir başka deyişle daha az maliyetle daha çok kar elde etmiş olacaktır. Bu durumda ekonomide işsizlik oranını yükseltecektir. İşsizlik oranının yükselmesi çalışan emeğin karının yükselmesine yol açarken sermaye birikiminin zamanla daha az kişinin elinde toplanacağı uzun dönemde bu durumun toplam talep yetersizliği nedeni ile ekonomik ve sosyal krizlere neden olacaktır. Türkiye ekonomisi büyüme eğiliminde olmasına rağmen sürdürülebilir bir büyüme sağlanamamış ve iktisadi büyüme sermaye yoğun olmuştur. İş gücünün atıllığı ekonomik büyümeye ve kalkınmaya temel olacak beşerî sermayeyi kaybetmektir. İktisadi büyümeyi sürdürülebilir hale getirerek kalkınma hedeflerine ulaşmak için iş gücünün en verimli şekilde nasıl kullanılabileceğini Çin ekonomisinin gelişimi izleyerek anlayabilmek mümkün. Çin 1,386 milyarlık nüfusu ile iş gücünü verimli değerlendirerek yoksul bir tarım ülkesinden dünyanın en büyük ekonomisi haline gelmiş ve bugün işsizlik oranı %3,61 oranında seyretmektedir. Çin'in iş gücü piyasasını nasıl değerlendirdiği önemli dersler içeren bir araştırma ve inceleme konusu olarak önümüzde durmaktadır.

İşsizlik gibi çok boyutlu ve toplumsal açıdan yıpratıcı sorunun üstesinden ancak topyekûn bir mücadele sonucu gelinebilir. Planlı ve kamucu bir iktisadi yaklaşımla tam istihdam hedefinin benimsendiği bir üretim atağı ile işsizlik konusunda eşik atlamak mümkün. Bununla beraber istihdam olanaklarının artırılması konusunda hükümetin, üniversite yönetimiyle birlikte politikalar geliştirmesi gerekmektedir. Üniversitelerin bünyesinde öğrencilerin meslek yaşamlarında hangi alana ve nasıl yönlenmesi gerektiğini tespit edebilecek ve yönlendirecek danışmanlık merkezlerinin oluşturulması veya var olan merkezlerin bu yönde işlev kazanması gerekmektedir. İş gücünün bir zerresi dahi âtıl kalmamalı ve en verimli şekilde değerlendirilmelidir. Kapitalizm, işsizlik ile tehdit ederek işçiyi adil olmayan çalışma koşullarına ve düşük ücrete mecbur bırakmaktadır. Kapitalist sömürü düzenine ve emperyalizmin çürümüşlüğüne karşı mücadele etmek istiyorsak çalışmak, çalışmak, daha fazla çalışmak mecburiyetindeyiz.

İlgililere Not: İşsizliğin bireyin psikolojisine etkileri de psikologlar tarafından uzun yıllardır araştırılmaktadır. İşsizliği açıklamada etkili olabilecek dört ana teori vardır: Psikososyal Gelişme Teorisi, Öğrenilmiş Çaresizlik Teorisi, Güdülenme ve Duygu Yüklem Teorisi ile Beklenti-Değer Teorisidir.10

 

Dilek Çınar

TLB Genel Başkan Yardımcısı


Dipnot:

1- Afetinan, M.B. ve M.K Atatürk’ün El Yazıları, s. 75; 534

2- www.tuik.gov.tr

3- Tınar, Mustafa Yaşar (1996), “Çalışma Psikolojisi”, Birinci Baskı, İzmir

4- Dr. Salih DURSUN, Karadeniz Teknik Üniversitesi, İşsizliğin Sosyopsikolojik Yönü: İşsizlik Psikolojisi

5- Dr. Salih DURSUN, Karadeniz Teknik Üniversitesi, İşsizliğin Sosyopsikolojik Yönü: İşsizlik Psikolojisi

6- Ata, A. Y. (2011), “Ücretler, İşsizlik ve Suç Arasındaki İlişki: Yatay-Kesit Analizi”, Çalışma ve Toplum, 4, ss.113-134.

7- Dursun, S., Aytaç, S., Berkay, F. ve Topbaş, F. (2011), “The Effects of Unemployment and Income on Crime: A Panel Data Analysis on Turkey”, 16th Word Congress International Society for Criminology, Kobe, Japan.

8- Dr. Salih DURSUN, Karadeniz Teknik Üniversitesi, İşsizliğin Sosyopsikolojik Yönü: İşsizlik Psikolojisi 

9- Başak KICIR, Eğitimli Genç İşsizliği Üzerinden İşsizlik Kaygısına Bir Bakış, 2017

10- Başak KICIR, Eğitimli Genç İşsizliği Üzerinden İşsizlik Kaygısına Bir Bakış, 2017

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler