İstiklal Yolu'nun yılmaz bekçileri

TGB olarak dosta güven düşmana gözdağı verdik. "Ya İstiklal Ya Ölüm" kararlılığını bir kez daha ortaya koyduk!

İstiklal Yolu'nun yılmaz bekçileri
Mustafa Şen
Mustafa Şen

Tarihler 26 Ekim 2017’yi gösteriyordu.

Samsun’da, Mustafa Kemal’in İstiklal Mücadelesi’ni başlattığı noktada, elimizde kurtuluş ve istiklal meşaleleriyle müthiş bir temsil heyeti olarak toplandık. Her ilden gelen temsilciler olarak 98 yıl önce Mustafa Kemal’in yürüdüğü yollarda, ağızlarda yine Mustafa Kemal’in "Ya İstiklal Ya Ölüm!" parolasıyla yürümeye başladık. Her birimiz bu temsil heyetinde olmanın verdiği gururun farkındaydık ve 98 yıl önceki temsilciler ile aynı heyecanı ve kararlılığı taşıyorduk.

Samsun’dan, İstiklal Savaşı’mızın başladığı noktadan başladı yürüyüşümüz. Samsun halkı, yaşadıkları yerin tarihsel birikimi ve öneminin farkında olarak bizimle beraber oldular ve bizi desteklediler. Bu destek yürüyüşümüzün ilk gününde hepimizin içini umut ile doldurdu.

Ulu önderimiz Mustafa Kemal’in heykelinin önünde yaptığımız açıklama ise, Samsun halkı öncelikli olmak üzere yurdun dört yanındaki vatandaşlarımızın yüreğine bir su serpti. Ülkemizin ateşle imtihandan geçtiği bu günlerde başlatmış olduğumuz İstiklal Yürüyüşü tüm yurttaşlarımızın içini bizimle beraber heyecanla doldurdu. Bunların farkında olarak başladık İstiklal Yürüyüşü’müze.

Bir sonraki rotamız ise Amasya’ydı. Amasya Genelge’sinin duyurulduğu topraklarda, Mustafa Kemal gençliği olarak, aynı kararlılıkla bağımsızlık vurgumuzu yaptık. Sloganlarımız ve basın açıklamamız Amasya’da da geniş yankı uyandırdı. Halkın alkışları ve katılımlarıyla bir kez daha kararlılığımızı haykırdık.

Mustafa Kemal’in izlediği rotada İkinci Kurtuluş Mücadelesi’ni bir sonraki gün Erzurum’a taşıdık. 21 Temmuz 1919’da başlayıp 7 Ağustos 1919’da biten Erzurum Kongresi’nin yapıldığı binada, o günlerde kongreye katılan 62 delege ile aynı kararı haykırdık :

"Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz."

98 yıl önce 62 delegenin oturduğu sıralara bu sefer bizler oturduk. Heyecanlanmamak ve duygulanmamak elde değildi. Her birimizin gözünün dolması, o günlerin zorlu şartlarını bir kez daha hissetmemizle yaşanması doğal bir olgu haline gelmişti. Her zaman bu bilinçle adımlıyor ve 150 yıllık devrimci mirasımızı göz önüne getirerek yürüyorduk bu yolu. Ancak bu tarihe bire bir tanıklık ederek, 98 yıl sonra bu tarihin öznesi olduğumuzu hissetmek bizi fazlasıyla etkilemişti.

Kongre binasının kapısından peşi sıra çıkarken, hepimiz birer Rauf Orbay, Mustafa Kemal, Kazım Karabekir vari hissiyatlara nail olmuştuk.

Bu hissiyatlarla hiç istemesek de Erzurum’u terketmek zorundaydık. Çünkü daha adımlayacağımız, istiklale giden çok yol vardı.

Otobüslerimize binerek bu sefer mandacılığın def edildiği ve kati bir şekilde reddedildiği Sivas’a doğru yol aldık. Erzurum’da yaşadığımız duyguları Sivas’ta da yaşayacağımızı bekliyorduk. Çünkü Sivas da Erzurum kadar önemlidir, biz bunu biliyorduk.

Gece biraz dinlendikten sonra sabah Sivas yollarına düştük. Tarihiyle bizi kucaklayan bir şehirdi Sivas. Kahvaltımızı aldık ve gazetelerimizi okuduk hep beraber. Yürüyüşümüzün ulusal başında yankı bulduğunu gördükçe hepimiz pek tabii gururlandık. Okuduğumuz çeşitli gazeteler üzerine tartışmalar yürüttük ve gündem konuştuk.

Daha sonra yürüyüşümüzün başlayacağı alana gittiğimizde hepimizi bir kez daha gurur ve heyecanı bir arada yoğun bir şekilde hissettik. Sivas halkının gözü üstümüzdeydi. Kimi telefonuyla bizi çekiyor, kimi bayrağını alıp gelmiş bizimle beraber yumruk kaldırıp, marşlar söylüyordu.

Önceki günlere nazaran hepimizin muhteşem sondan bir önceki gün olmasının verdiği heyecanla daha sıkı sarılmıştık bayrak ve flamalarımıza. Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin gücü de arkamızdaydı üstelik bu sefer. Mükemmel bir düzen ile yürüyüş kortejimizi oluşturduk ve yine Sivas halkının desteğini arkamıza, yanımıza, önümüze alıp yürüyüşümüzü başlattık. Sivas, “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganlarıyla inliyordu.

Yürüyüşümüzü bitirirken hala kalabalığın içinden durmak bilmeyen marşlar duyduğumu hatırlıyorum.

Basın açıklamamız sırasında Sivas’ın bize bir sürprizi vardı. Bir anda yağmur başlamış fakat çok sürmeden durmuştu. Tam o anda gökyüzünde beliren gökkuşağı Türk bayrağı ve flamalarımızla muhteşem bir atmosfer yaratıyordu. Bu üçlü birliktelik Sivas Kongre Binası önünde de bize eşlik etti. Türkiye’nin temsil heyeti olarak kongre binasının önünde fotoğrafımızı çekip büyük güne, Ankara’ya doğru yola çıktık.

Sadece tek bir ayağı kalmıştı İstiklal Yürüyüşümüzün. 3 gün boyunca süren yolumuzu Ankara’da muhteşem şekilde sonlandıracak olduğumuzdan hiçbirimizin şüphesi yoktu. 3 günün yorgunluğu ve uykusuzluğu, bir sonraki günün heyecanıyla yerle bir olmuştu. Otobüste yerimizde duramıyorduk. Sloganlar, marşlar,türküler…

Önceki günlerde de büyük bir coşku vardı hepimizde fakat bu başkaydı. Bunu hissedebiliyorduk. Artık Soma gelmiştik. Aslında bu yüzden hepimizde biraz da burukluk vardı. 4 gün aynı koltuğa baş koymuştuk hepimiz. Yemeğimizi,uykumuzu paylaşmıştık. Bu gecenin bu otobüslerde son gecemiz olacağını bilmek bizi dostluk ve arkadaşlığın getirdiği mutlulukla beraber aynı zamanda hüzünlendiriyordu. Fakat bu ne ilkti ne de son olacaktı,bunu da biliyorduk.

Hiç susmadık Ankara’ya girene dek. Marşlar, sloganlar, oyunlar, bitmek bilmedi.

Ankara’ya geldiğimizde hepimiz sarılıp ayrıldık ve bir sonraki gün yapacağımız büyük yürüyüşü beklemeye başladık.

Ertesi sabah Ankara’da gri bir hava vardı.

Takvimler 29 Ekim 2017’yi, yani Türkiye Cumhuriyetinin 94. yıl dönümünü gösteriyordu.

Yollara düştük ve Birinci Meclis önünde buluştuk. Ulus hınca hınç doluydu. Türk bayrakları pankartlar ve flamalardan ileriyi görmek pek mümkün değildi. Bu kez temsil heyeti dışında onbinlerce kişi bu büyük günü beklemişti belli ki. Müthiş bir coşku vardı meydanda. Bir slogan susuyor başka bir slogan başlıyordu. Bir marş bitiyor, onbinlerce kişi hep bir ağızdan başka bir marş söylemeye başlıyordu.

İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe’yi, unutturmaya çalışanlara inat bir kez daha hep bir ağızdan söyledik. Ve Anıtkabir’e doğru yola koyulduk.

Bu kez Ankara sokakları bizim sloganlarımız ve marşlarımızla yankılanıyordu. Muhteşem bir atmosfere tanıklık ediyorduk. Temsil heyeti olarak yürüdüğüm hangi arkadaşımla göz göze gelsem, gözündeki o gurur ve heyecanı görebiliyordum.

Anıtkabir’e girerken ise herkes de sabırsız bir bekleyiş vardı. Bir an önce Gazi Paşa’ya koşmak isteyen onbinlerle birlikteydik. Anıtkabir’den içeriye girerken hiç kimsede yorgunluk kalmamıştı. Bu büyük güne ve İstiklal Yürüyüşüne katılan herkesin, bu işin bir parçası olduğu için ne kadar mutlu olduğunu görebiliyordum.

Ve daha sonra gördüğümüz herkesle vedalaştık, tüm arkadaşlarla bir birimizi ziyaret edeceğimize dair sözleştik. Tekrar yollara koyulup kendi illerimize döndük.

Vermek istediğimiz tüm mesajları başarılı bir şekilde verdik.Türkiye’nin dört bir yanı bizim İstiklal Yürüyüşümüzü ve kararlılığımızı konuşuyor. Katılamayanlar ise bizi kutluyor ve omuz omuza hissettiriyordu.

Fakat en önemlisi, cumhuriyetimize el sürmeye kalkışanların bu milletin yumruğu altında ezileceğini bir kez daha gösterdik. Amerikan emperyalizmine, yerli işbirlikçilerine, terör örgütlerine, mandacılara bir kez daha “Bu milleti bölemezsiniz” diye haykırdık.

Çok büyük bir coşkuyla başarılı bir eylemi geride bıraktık. Türkiye Gençlik Birliği olarak bir kez daha dosta güven düşmana gözdağı verdik. Ya İstiklal Ya Ölüm kararlılığını bir kez daha ortaya koyduk hepimiz.

O zaman bir kez daha söyleyelim, sesimiz okyanus ötesine kadar gidecektir;

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM, TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE !

 

Mustafa ŞEN

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler