Kadın Konusu Toplum Çığlığı

Devrim, kadına getirdiği kişilik ve özgürlük kadar devrimdir. Kadın, devrimin köklü çözüm merkezidir, yapıcısıdır güvencesidir.

Kadın Konusu Toplum Çığlığı
Eser Keskin
Eser Keskin

8 Mart yazı dizimizin önceki iki yazısında kadının daha Neolitik çağdan bugüne kadar gelen toplumdaki önemini, konumunu, varoluş mücadelesini anlattık. Kadınların bugün sahip olduğu hakları aslında nasıl kazandığını anlattık. Kadınlara sahip oldukları haklar bahşedilmemiş tam aksine büyük mücadelelerle alınmıştır. Fransa’da Paris Komünü sürecinde kadınlar hem en önde öncü olarak hem de toplumdaki feodal değer yargılarının onları geri plana atma, mücadelesini küçük ve kara propagandayla gösterme girişimlerine karşı mücadele etmiştir. Türkiye’de ise kadın mücadelesi en çok vatan müdafaasıyla ve kazanma mücadelesini verdiği toplumsal haklarıyla anılır. Milli mücadeleye cephede ve cephe gerisinde verdiği katkılar müdafaayı yükseltici birçok hareketi vardır ki hala daha o mücadele anlatılır. Cumhuriyetle beraber kadın mücadelesi başka bir boyut kazanmış; artık sosyal yaşamda, üretim ilişkilerinde ve en önemlisi ülke yönetiminde devrim niteliğinde gelişmelerle büyük başarılar kazanmıştır. 

Kadın mücadelesi hem Türkiye’de hem dünyada bir atılım bir aşama kat etmiştir. Ancak bu yeterli değildir. Kadınların bugünkü konumu maalesef hala gerektiği yerde değildir. Geçmişte de bugün de kadınların karşılaştığı en büyük mesele ki bu tüm kadın sorunlarının birleştiği noktadır: Toplumsal cinsiyet eşitliği.
Toplumsal cinsiyet eşitliğinden kasıt biyolojik bir eşitlik değildir. Cinsiyet biyolojik bir olgudur. Toplumlarda insanlar kadın veya erkek olarak dünyaya gelirler ve kadının da erkeğin de biyolojik ve fiziksel yer yer birbirinden üstün özellikleri vardır. Kadın mücadelesi bu biyolojik eşitsizliğe karşı verilmez. Kadının cinsi özelliklerini öne çıkararak, erkekten cinsi özellikleri itibariyle üstün olması erkeğe mecbur olmaması gibi sığ düşüncelerle yapılan sözde kadın mücadelesinden hiçbir kazanım sağlanmaz, bu söylemler neoliberalizmin mücadeleyi yönlendirmesidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği kadının da erkeğinde kamusal ve özel yaşamın tüm alanlarında eşit düzeyde katılım ve varlık göstermesidir. Bir toplumun erkekler ve kadınlar için uygun saydığı, toplumsal olarak inşa edilmiş rolleri, davranışları, etkinlikleri ve atıfları kapsar. Aynı anayasal haklara sahip olması, sosyal yaşamında aynı yaşam standardına sahip olması, aynı alanlarda uzmanlaşabilmesi, eşit işte çalışma imkânı ve eşit ücret alma hakkının saklı olması negatif ayrımcılığa uğramaması, ataerkil toplumdan kalan feodal anlayışa göre değerlendirilmemesi gibi kadının toplumda varoluşuna dair birçok mesele sıralayabiliriz. Bu meselelerde kadın bugün ne durumda bunu irdelemek ve çözümü ortaya koymak esastır.

Evinin Kadını Olmak Değil, Karı Delmek
Modern Türkiye’nin inşa sürecinde bugün hala tamamlanamamış sorunların başlarında gelir kadın sorunu. Büyük şehirlerde kadınları toplumun her kesiminde görüyor oluşumuz kadının toplumdaki varoluşunun çözüldüğünü göstermez. Birçok Anadolu ilinde daha baskın olup büyük şehirlerde de kadına ev işleri, çocukların bakımı ve eğitimi, kocasının ‘’bakımı’’ (eksiğinin giderilmesi, işten gelince karşılanması yemek vs.), kocasının yönlendirmelerine uyması gibi evin içeride çekip çevrilmesi rolü biçilmektedir. Erkek ise evin ‘’babasıdır’’. Buradaki evin babası olma durumu ailedeki rol değil esasında toplumsal bir roldür. Nedir bu rol; evin babası olmak bütün kararları almaktır, ona sorulmadan onayı alınmadan hareket etmemektir, her türlü kararda esas söz sahibidir, erkek çocukların olduğu kadar kadının da ‘’babasıdır’’. Kadın evinin kadını rolünü yaşar. Bu aile yapısını sadece Anadolu ile sınırlamak yanlış olur. Sadece anne olan kadının değil kız çocuklarının da küçüklükten beri yaşadığı eşitsizlik büyük bir sorun olarak durur. Kız çocuklarının rolü ise annesine biçilen role bürünmesi beklenir. Eğitim görmüş bir aile için de eğitimsiz daha geri tutum sergileyen bir aile yapısı için de mesele aynıdır. Esas mesele sadece lise, üniversite eğitiminde değil ideolojik bir dönüşümle aşılması gereken bir meseledir. Başka bir yansıması ‘kadınlar geç saatte dışarıda olmamalıdır, olurlarsa başlarına kötü şeyler gelir, hısım akraba yanlış anlar...’’ davranışıdır ki bu korumacılık olarak lanse edilmeye çalışılmaktadır. Temelinde kadına biçilen cinsiyetçi, narin, korunması gereken, erkeği etkileyen ona karşı da kendini koruması; erkeğe ise daha korumacı, güçlü bir rol biçilmektedir. Kadının erkekten toplumsal değerler nezdinde bir farkı yoktur, toplumun diğer bir parçasıdır, toplumu toplum yapandır. Çözüm: Devrimle kurduğumuz cumhuriyettir. Laikliği cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik, devletçilik ve devrimcilik ile birlikte bir program haline getirmiştir Mustafa Kemal. Bu programı devam ettirmek tamamlamaktır. Laiklik toplum yönetimi ve dinin ayrımı değil, laiklik kadına toplumda yönetme, üretme toplumu büyütme rolünü vermiştir. Prof. Dr. Türkan Saylan’ın deyimiyle Kardelen olmak, geri toplumsal ve aile baskılarından kısıtlamalarından sıyrılıp kendini yeşertmek vatan toprağında bir ağaç olmaktır önümüzde duran. Bu programı benimsememek 10 yaşında yaşlı adamlarla para için sözde gelenek için takas edilecek bir eşya gibi görülerek evlendirilen çocuk gelinleri kabul etmektir. Okul okuması gereken yaşta istismarın, şiddetin, karanlığın içine bırakmaktır gencecik kızlarımızı. Şiddete göz yummak, tecavüzlerin, istismarların sorumlusunu kadında, çocukta aramak Özgecan’ları ateşler içinde bırakmaktır. Bunun yükü ağırdır.

Kadın Üretirse Memleket Gelişir
Sanayi Devrimi ile hızlı bir ivme ile ilerleyen sanayi sektörü iş gücü ihtiyacını arttırdı. Avrupa’nın savaştan çıkmış olması toplumsal yargıları ve işleyişi de yadsınamayacak ölçüde değiştirdi. Kadının toplumdaki görevi ev işleriyle çocuklarla ilgilenmektir anlayışı Sanayi Devrimiyle beraber bıçak gibi kırıldı. Kadınlar üretimde birçok yerde en önde yer aldı hatta erkeklerin yapacağı birçok ağır işi kadınlar da yapmaya başladı. Ancak bu tabi ki bir dönüşüm değil bir mecburiyetti, çünkü büyük bir savaştan çıkılmıştı ve erkek nüfusunda ciddi bir düşüş vardı üretim kadınlara kalmıştı. Devrimden sonraki süreçte de kadına ihtiyaç arttı ve kadına üretim ilişkilerinde bakışta önemli değişiklikler oldu ancak bu kadınların mücadelesi ve örgütlülüğü sayesinde gelişti. Bugüne baktığımızda da benzer sorunlar hala çalışma hayatında kadınların önünde aşılması gereken ideolojik dağlar olarak duruyor. Ancak dağlar aşılır, yollar geçilir.
Önceki gün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günüydü. Ne iyidir ki tam da bugünün anlamına yakışır bir başarı elde ettik. Uzun zamandır mücadele veren Flormar işçisi kadınlarımız kararlılıkları, örgütlü mücadeleleri sonucunda büyük bir başarı kazanarak grevlerini bitirdiler. Selam olsun vatanı için emeği için mücadele eden kadınlarımıza.

Bugün kadınlarımız okulda öğretmen, üniversitede akademisyen, hastanede doktor, devlet kademelerinde görevlerde, özel teşekküllerde yönetici hatta özel yatırımcı, siyasette vekil, bakan parti yöneticisidir. Ancak bu gelişmeler yeterli değildir. Çünkü kadınlar hala erkeklerle yasalar önünde aynı haklara sahip olmalarına rağmen işleyişte sahip değillerdir. En büyük sorunların birisi kadın işi–erkek işi ayrımıdır. Sanayi Devrimi sonrasında fabrikalarda bina büyüklüğündeki iş makinelerinde, ağır sanayide, ağır çalışma koşullarında erkeklerle aynı şartlarda çalışan kadınlar örneği dahi kadın işi - erkek işi ayrımının gerçek dışı ve abartılı olduğunun göstergesidir. Kadınlar fiziksel güçleri itibariyle her işte çalışamaz gerekçesinin ardında kadının erkekle aynı işi yapabiliyor oluşundan duyulan kaygı vardır. Feodal toplumlarda kadınlar daha hafif işler yaparlar çünkü güçsüzdürler, yetenekleri sınırlıdır, tecrübesizdirler, ‘erkek işinden’ anlamazlar. Erkeklerse güçlüdür elinden her iş gelir büyük işler bilgi-güç-tecrübe gerektiren işler erkekten sorulur. Kadının erkekle aynı işi yapabiliyor oluşu veya daha büyük daha ileri işlerde çalışıyor oluşu bu anlayışı rahatsız eder ve kadını geride tutma çabası içerisine sokar. Bunu da işyerinde uygulanan kısıtlamalarla, psikolojik üstünlük kurmayla, toplumsal baskılarla gerçekleştirmeye çalışır. Bu ancak eğitimle ve yine toplumsal bir dönüşümle ortadan kaldırılır ancak süreç uzundur. Kadınların eğitim hayatı en önemli etkendir. Eğitimini tamamlamış kadınlar daha bilinçli olmanın yanında işgücüne katılma oranını önemli ölçüde arttırmaktadırlar. TÜİK 2016 verilerine bakalım, eğitim öğretim oranlarında ilköğretim öğrenci cinsiyet eşitsizliğini kız öğrenci lehine, ortaokul ve yükseköğretim erkek öğrenci lehine görmekteyiz. Bu veri bize kız çocuklarının üniversite eğitimine verilen önemin ilköğretime göre geride olduğunu göstermektedir. Aynı yıl 25 yaş ve üstü üniversite bitirme oranı kadınlarda %82,8 olmuştur. Bu değişen süreç içerisinde olumludur. Ancak aynı oran çalışma hayatında aynı değildir. 15 yaş ve üstü kadın istihdam oranı %28’dir. Bu veri kadınların üniversite mezunu olanların dahi tamamının işgücüne katılmadığını gösterir. Sebepleri ise; kadınların iş arama süreçlerinde iş bulmakta daha fazla zorlanması, iş görüşmelerinde kadınlara negatif ayrımcılık uygulanması işe almada daha ayrıntıcı bir anlayışla karşılaşılması, kadınlara daha düşük ücret verilmesi, işyerinde yaşadıkları psikolojik şiddet ve baskı sonucu kısa ve mutsuz çalışma süreci olması, işyerinde uygulanan mobbing gibi birçok sorun kadınların çalışma hayatına katılmasında özgüven kırıcı etkenlerdir.
Bu etkenlerin olmadığı durumda ise nasıl bir tablo görürüz? Kadınların işgücüne katılma oranı yükselir. Bu gerçekleştiğinde kadın özgür olur ve ülkesi için daha büyük başarılara imzasını atar. Toplam istihdam oranında gözle görülür artış gözlenir. Kadının üretimde olduğu toplum daha hızlı ilerler. Sosyolojik açıdan çalışan kadın öz gelişimine ve toplumu dönüştürmeye daha açık olur ve geleceğe daha umutla bakar. Üreten kadın cumhuriyettir, gelecektir, kadının bağımsız ve özgür olmasıdır.

Kadın Sorunu Memleket Meselesi

Yazıda çokça kadının üretmesinden bahsettik. Kadının üretmesi sadece fabrikada üretmesi değildir. Üretmenin daha derin anlamı vardır ve kadınıyla erkeğiyle toplumsal gelişimi ifade eder. Üretmek, bir nesil eğitmektir geleceği inşa etmektir. Vatansever Atatürk gençliği yetiştirmektir. Üretmek Aybüke Yalçın’dır. Aybüke Yalçın’lar büyüsün diye destek olmaktır görevimiz. Üretmek, vatanı savunmaktır. Türkiye’nin bütünlüğü için mücadele etmek, cepheye koşmaktır tıpkı milli mücadelenin isimsiz kadınları gibi. Songül Yakut’ları büyütmek için çabalamaktır görevimiz. Songül Yakut’lar arttıkça vatan savunması güç kazanır. Bilimle gelişen ülkelerin üretkenliği artar, gelecek nesillere daha büyük miraslar bırakır, bilimin gelişmesi demek daha iyi tarım ve hayvancılık, daha gelişmiş teknoloji, daha ileri biyolojik, astronomik, ilaç sanayi, vs. çalışmaları demek ve daha hızlı bir ilerleme demek. Bilim kadınlarının yetişmesine destek olmak ülkemizi ilerletmek dünyada ileri sıralara taşımaktır. Bilimsel çalışmalarda bağımsızlaştırmaktır. Canan Dağdeviren’ler Feray Özel’lerin çalışmalarına destek olursanız toplumu ilerletirsiniz. 

Kadın Sorunu Erkek Sorunudur
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı, belediye seçimlerine katılma hakkı, medeni kanundaki hakları erkekler veya Mustafa Kemal’ler tarafından bahşedilmemiştir. Türk kadını büyük bir irade ile yılmadan örgütlü bir siyasi mücadele etmiş ve haklarını kendisi almıştır. Eylemler örgütlemiştir, dergiler gazeteler çıkarmıştır mücadeleyi yükseltmiştir. Kadınlar meclise yürüyerek meclis kapılarını aşındıra aşındıra mecliste yer edinmişlerdir. Tam 85 yıl önce birçok ülkeden önce Türkiye’de Türk kadını bu devrimi gerçekleştirmiş ve en büyük hakkı olmuştur işgallerden kurtardığı vatanını yönetmek. Aradan 85 yıl geçti ancak bugün siyasi hayatta kadının yeri hak ettiği yerde değildir. Siyasi partilerin kadın programları, kadın kolları, kadın adayları, kadın milletvekilleri var. Vardır ancak kadın sorununu tartışan, kadın mücadelesinde kendine yer açan, genel başkanını kadın yapan, eş başkanını kadın yapan, kadınlar en öne diye sözde kadın örgütleri kuran siyasi partilerin TBMM’deki kadın milletvekili oranı sadece %17,48’dir. Ülke yönetiminde kadınlara vekalet görevini neredeyse yok denecek kadar az bir oranda yer veren siyasi partiler kadınsız kadın sorununu ne kadar çözebilirler? Kadın kotaları koyarak kadın koltuk sayısını usulen arttırmak kadınlara yer vermek değildir. Kararları erkeklerin aldığı ve kadınlara adeta ödül gibi verilen sözde kadınlara açılan alanlarla kadın sorunu çözülmez. Türk gençliğinin tercihi kadına usulen yer veren siyasi partiler olmayacaktır. Kadın sorunu aynı zamanda erkek sorunu ve toplam olarak bir memleket meselesidir. Kadına özgürlük %17 ile, ile verilmez. Kadın özgürlük adı altında PKK’ya terörist yetiştirerek, canlı bomba yaparak, istismar ve tecavüze uğratarak, şiddet uygulayarak özgürleştirilmez. Kadını özgürleştirmek etnik kimlik üzerinden sözde bağımsızlık vaatleriyle PKK’ya ‘’özgürlük savaşçısı’’ yaparak özgürlüğüne kavuşma yalanıyla Mehmetçiğe kurşun sıktırarak olamaz. Kadın komisyonları kadın seçim propagandalarıyla PKK’nın siyasi uzantısı HDP’ye üye, vekil yapmak kadını özgürleştirmez. Vatanına karşı olan kadın özgürleşemez. Kadının özgürleşmesi ancak ve ancak vatan için mücadele ederek kazanılır.
Kadınların kaygıları talepleri bellidir. Ne bölücü terör örgütleriyle savaş vermek, ne tarikatlara bel bağlamak, ne feodal ataerkil anlayışlara hapsolmaktır. Kadın vatanında özgürleşmek ister. Bunun için örgütlenir mücadele eder. Hiçbir alanda cinsiyet eşitsizliği yaşamadığı zaman, vatanında özgür ve önder konumda en önde olduğu zaman kadın sorunu çözülmüştür. Kadın Atatürk devrimlerinin tamamlanmasıyla özgürleşir. Devrim kadına getirdiği kişilik ve özgürlük kadar devrimdir. kadın devrimin köklü çözüm merkezidir, yapıcısıdır güvencesidir.

Kaynakça
1. Gay L. Gullickson, Komünün Asi Kadınları, Yordam Kitap, 2016
2. http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=24623
3. https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/milletvekillerimiz_sd.dagilim

 

Eser Keskin

TGB GYK Üyesi

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler