Krizde Çıkmaz Sokak: Şeker Fabrikalarının Özelleştirilmesi

Üreten, bağımsız, milli bir ekonomik model yaratmadan içinde bulunduğumuz krizden çıkamayacağımız açıktır.

Krizde Çıkmaz Sokak: Şeker Fabrikalarının Özelleştirilmesi
Cansu Balkaya
Cansu Balkaya

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte kentlerin modernleşmesi ve gelişmesi için Anadolu’da ticari girişimler başlamıştır. Ticaretin gelişmesi, kendi kendine yeten, dış sermayeden bağımsız üreten ve tüketen bir ekonomik yapı hayal edilmiştir. Düşünülen ekonomik yapı sonrasındaki girişimlerin ilk hamlesi de şeker fabrikalarının kurulmasıdır. Şeker fabrikaları kuruldukları yerde büyük bir istihdam sağlamaktadır. Sadece şeker üretimi alanında değil onun yanında şeker pancarı üretimiyle geçimini temin eden çiftçilerin, işçilerin, tarımın, hayvancılığın, yem, ilaç, et, süt, nakliye, akaryakıt sektörünün de gelişimini desteklemektedir. Böylece bu fabrikalar kuruldukları yerde insanları üretime teşvik etmiş ve kuruldukları yeri geliştirmiştir.

ŞEKER FABRİKALARININ KURULUŞUNA GİDEN İLK ADIMLAR

Şeker fabrikası kurma teşebbüsü için ilk adımı Uşaklı Molla Ömeroğlu Nuri (Şeker) adında bir çiftçi başlattı.  Mahalli birçok esnafın birleşmesi ile 19 Nisan 1923 te "Uşak Terakki Ziraat T.A.Ş."yi kurdu ve 17 Aralık 1926’da Uşak Şeker Fabrikası işletmeye açıldı. Yine aynı yıllarda İstanbul'da da özel şahısların ve bazı milli bankaların birleşmesi ile 14 Haziran 1925'de "İstanbul ve Trakya Şeker Fabrikaları T.A.Ş." kurulmuştur. Bu şirket tarafından, Alpullu Şeker Fabrikasının temeli atılarak 11 ayda fabrikanın montajı bitirilmiş ve 26 Kasım 1926 tarihinde fabrika işletmeye açılmıştır. Böylece Alpullu Şeker Fabrikası Cumhuriyet’in ilk şeker fabrikası olmuştur ve ilk Türk şekerini üretmiştir.

Kurulan bu iki fabrika 1933’lere kadar ülkenin şeker ihtiyacının önemli kısmını karşılamıştır. Üretim yapan iki fabrikamız sayesinde pancar yetiştiriciliğinde ve işlemede birçok deneyim ve tecrübe kazanılarak yeni fabrikaların kurulmasının önü açılmıştır. Milli bankalarımızdan bazılarının ortaklığı ile iki şirket kurulmuş ve bunlardan biri "Anadolu Şeker Fabrikaları T.A.Ş." 5 Aralık 1933 tarihinde Eskişehir Şeker Fabrikası’nı işletmeye açmıştır. Diğer bir şirket olan "Turhal Şeker Fabrikası T.A.Ş." de 19 Ekim 1934 tarihinde Turhal Şeker Fabrikası’nı işletmeye açmıştır. Daha sonra tarımsal teknik, idari çalışmaların koordine edilmesi, sermaye kaynaklarının birleşmesi amacıyla ayrı üretim yapan dört fabrika üç milli bankamızın eşit paylarla ortak oldukları tek bir çatı altında birleştirilmiştir. Dört ayrı fabrika TÜRKİYE ŞEKER FABRİKALARI A.Ş. tarafından devralınmıştır. Tüm bu fabrikalar kuruluşlarından bugüne kadar Türkiye’de yerli ekonomiyi oluşturan önemli yapı taşlarından olmuştur. 

ŞEKER FABRİKALARI SADECE ŞEKER ÜRETEN SIRADAN TESİSLER MİYDİ?

Şeker fabrikalarının şeker üretiminin yanında toplumsal alanda sağladığı katkıları çok fazladır. İlk olarak şeker fabrikaları sanayileşmeyle birlikte, toplumsal bir değişimin yaratılmasını da hedeflemiştir. Bu düşüncenin karşılığı olarak da toplumun kırsal alandaki yaşamı ile modern hayata geçişe adapte olmasını sağlamak istemiştir. Bunula birlikte kırsal alandaki halkın hayatında ilk kez karşılaştıkları yapıları içinde barındırmıştır. Örneğin mevsimlik işçiler için işçi gazinoları, devlet büyüklerinin kalabileceği özel misafirhaneler ve oteller halk için yeni yapılardır. Ayrıca şeker fabrikaları içinde sosyal, sağlık, eğitim dini amaçlı yapıları barındırmıştır. Örneğin sinema, gazino, lokanta, hastane, eczane, revir, kreş, ilkokul, cami gibi yapıları toplum hizmetine sunmuştur. Buralarda halkı ekonomik açından kalkındırmanın yanında kültürel ve sosyal alanda kalkındırmayı da hedeflemiştir. Cumhuriyet Devrimleri’nin hepsi gibi bu milli fabrikalarda da toplumsal kalkınmayı ilk başa yazmıştır. Ayrıca fabrika yerleşkelerine yapılan basketbol, futbol sahası, yüzme havuzu gibi yapılar ile sporun kırsal alandaki halkın hayatına girişi sağlanmış. İşçinin, köylünün hem bedensel hem zihinsel sağlığı göz önünde bulundurulmuş, kent alanından kırsal alana herkes spora teşvik edilmiştir.

KİT’LER KAR MANTIĞIYLA ÖZELLEŞTİRİLEBİLİR Mİ?

Bugün ise şeker fabrikalarının geldiği sürece baktığımızda KİT(Kamu İktisadi Teşebbüsleri) adı altında kurulan fabrikaların özelleştirildiğini görmekteyiz. Günümüze kadar birçok gelişmeye, üretime katkı sağlayan şeker fabrikalarının bugün zarar ettiği, verimli üretim yapmadığı, bunun sonucunda şeker fiyatlarının yükselmesine yol açtığı öne sürülmektedir. Sunulan bu sebeplerden dolayı şeker fabrikaları özelleştirilmiştir. Fakat en başta şu bilinmelidir ki KİT’lerin kuruluş amacı kar gütmek değildir; özel sektörün giremediği alanlarda ve halkın ihtiyaçları doğrultusunda dışa bağımlılığı azaltmak ve kuruldukları yerde istihdam yaratmaktır. KİT’ler bu nedenle basit bir kâr-zarar hesabıyla değil, kamu iktisadı ölçütleriyle değerlendirilmelidir. Örneğin şeker fabrikalarının hiç kar etmediğini düşünsek bile o fabrikaların sağladığı iş alanları sayesinde milli ekonominin dönmesindeki payını göz ardı etmemek gerekir. Orada sadece fabrika işçisi değil, pancar üreticisi, esnafı, hayvancılıkla uğraşan halkı da üretime katılmaktadır.

ÖZELLEŞTİRME SADECE MAHRUMİYET VE MAĞDURİYET GETİRDİ

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle birlikte şeker pancarından üretilen şekerin yerine daha az maliyetli, nişasta bazlı daha sağlıksız şeker üretimi teşvik edildi ve bunun sonucunda da şeker pancarı üretimi yapan çiftçinin üretim alanını daralmaya başladı. Özelleştirmeler yapılmadan önce verilen vaatlerde, özelleşen fabrikanın beş yıl işletilmesi, belirli yatırımların yapılması ve işçilerin istediği başka bir kuruma geçişi ya da çalıştığı yerde devam etmesi gibi şartların sunulacağı belirtilmişti. Kimsenin mağdur edilmeyeceği, işsiz kalmayacağı konusunda sürekli vurgular yapıldı ama özelleştirme yapılır yapılmaz mağduriyetler başladı. Fabrikalarda işten çıkarmalar yaşandı, daha önce çiftçiye bedava verilen hayvancılıkta önemli bir yem kaynağı olarak kullanılan küspe, para karşılığında çiftçiye verilmeye başladı. Çiftçinin hasılatını fabrikaya teslim etme süresi özelleştirmeden önce 2 gün iken özelleşmeden sonra 8 saate düşürüldü. Randevu sürelerinin kısalması sonucunda uzak şehirlerden gelen çiftçiler ürünlerini teslim etme aşamasında da mağdur edildiler.

ÇARE: ŞEKER FABRİKALARININ BAŞ TACI OLDUĞU MİLLİ ÜRETİM

Türkiye, ekonomimizin dışa bağımlılığı ve yerli üretimin azlığı gibi yapısal sorunlar nedeniyle derin bir krize doğru ilerliyor. Bu krizi aşmamızın tek yolu ise üreten, stratejik alanlarda kendi kendine yeten, bağımsız bir Türkiye’nin kurulması ile olacaktır. Milli ekonomimizin inşasında büyük bir payı olan şeker fabrikalarının özelleştirmeleriyle, devlete sadece sınırlı bir miktar sıcak para akışı sağlanmıştır. Bu para akışı ülkeyi nakit darlığından kurtarmadığı gibi ekonomik krize kalıcı çözümü sağlayacak bir çerçevenin parçası olmadığı da çok açıktır. Ülke kaynaklarını kullanmadan, üretim faktörlerini millileştirmeden ve kamu ekonomisinin başı çektiği bir bağımsız ekonomik model yaratmadan bu krizden çıkamayacağımız açıktır. Ne zaman ki Şeker Fabrikaları gibi tarihi kurumlar özelleştirilmek yerine milli ekonominin baş tacı yapılır, ancak o zaman krizden çıkış yolu açılır.

Cansu Balkaya

TGB İstanbul İl Yöneticisi

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler