Sanat Değil Rant

Giden taç kapı değildir. Giden 800 yıllık bir tarihtir.

Sanat Değil Rant
Büşra Ezgi
Büşra Ezgi

Selçukluların 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu’da yoğun bir Türk varlığı hissedilmeye başlanmış ve 1076 yılında Türkler, İznik’e kadar Anadolu topraklarını ele geçirmişlerdir. Bugünkü Akdeniz, Ege ve İç Anadolu bölgelerinin kesiştiği noktadaki Göller Yöresi'nde yer alan Psidia bölgesi de Türklerin eline geçmiştir. Hemen akabinde, Avrupalıların Kudüs’ü bahane ederek 1096 yılında düzenledikleri I. Haçlı Seferi, Psidia bölgesinin, kısa bir süre de olsa, Türk egemenliğinden çıkmasına sebep olmuştur. 1120 yılında yeniden Türk hakimiyetine giren Psidia bölgesi ve Antalya toprakları,Bizans İmparatoru Aleksios’un oğlu Yuannis tarafından yeniden yönetimi altına alınmıştır. 1136 senesindeki II. Haçlı Seferinde yer alan Fransa Kralı Louis VII, Isparta civarında bir hayli kayıplar verdikten sonra Antalya’dan deniz yoluyla Filistin topraklarına hareket ederken, bölgedeki hakimiyetini temin etmek için Antalya şehrinde bir müfreze asker bırakmayı tercih etmiştir. Louis VII’nin izlediği güzergah, Selçuklu döneminde de kullanılarak Denizli, Acıpayam,Tefenni, Korkuteli ve Antalya şeklinde oluşmuş ve üzerindeki menzillerle bütünleşmiştir.

1158 tarihinde, Elmalı yöresindeki Philetes kalesi Türkler tarafından ele geçirilmesini, 1205 yılında da Isparta’nın fethi takip etmiş ve bu süreç 1207 yılında Antalya’nın fethi ile tamamlanmıştır.

Antalya başta olmak üzere bölgenin tamamı, Türkmen aşiretleri tarafından tercih edilen bir yer olmuştur. Bu aşiretler, özellikle Korkuteli civarında yoğunluk kazanmış ve yerleştikleri köy veya kasabalara kendi isimlerini vermişlerdir. XVI. yy.’da II. Bayezid döneminde yapılan tahrirde, Korkuteli civarında bayat, Yuva, Karkın, Yazır, Çavundur, Üreğir, Iğdır gibi köy isimlerinin bulunması bunun kanıtı olmaldır.

1402’deki Ankara Savaşından sonra Timur’a bağlı Şahruh komutasındaki ordu, Sivrihisar-Gölhisar güzergahından Korkuteli’ne ulaşmış, Korkuteli ve çevresi kısa süre Timur’a bağlı kalmıştır. 1402-1415 tarihleri arasında Antalya ve Alanya hariç diğer teke ili topraklarına Karamanoğulları hakim olmuştur. Aynı tarihlerde Korkuteli’nin de Karamanoğulları hakimiyetine girmiş olması muhtemeldir. II. Bayezid döneminden itibaren bölgede, II. Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut (1502-1512) görev yapmıştır. Şehzade Korkut, kardeşleri ile yaşadığı problemlerden dolayı 1509 Mayıs’ında Mısır’a iltica etmek amacıyla gidip gelmiştir.

Şehzade Korkut Mısır’dan dönüşüyle birlikte bölgede ayaklanmalar görülmeye başlar. Bunlardan biri olan Şah Kulu ayaklanmalarından Korkuteli ve çevresi de nasibini almıştır. Şah Kulu taraftarları, 1510 yılında, mescid ve zaviyeleri yakıp yıkmıştır. Şah Kulu’nun askerleri ile II. Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut’a bağlı birlikler arasındaki mücadeleyi bir müddet sonra Şah Kulu’nun askerleri kazanmıştır. Böylece, Teke bölgesiyle birlikte Denizli ve Beyşehir’e kadar uzanan geniş bir bölge Şah Kulu yönetiminde kalmıştır.

1571 tarihinde Kuyucu Murad Paşa tarafından yaptırılan Alaaddin Camii’nin minare ve kitabesi , Korkuteli’nin Osmanlı’ların elinde bulunduğunun en önemli kanıtıdır.

Öncelikle tarihi gelişmelerle hem bölgeyi tanıdık hem de Camii’nin önemini vurguladık. Şimdi de biraz camiyi inceleyelim.

ALAADDİN CAMİİ

Cami, Korkuteli’nin bugünkü şehir merkezinin 3 km kuzeybatısında, adını verdiği Alaaddin Mahallesinde bulunuyor.

Caminin esas giriş kısmını dışa taşıntı yapan taç kapısı oluşturur. Taç kapı, cepheye hakim durumdaki ana caddeye açılmaktadır. Ana caddenin zamanla dolmasıyla, zemin kodu yaklaşık 2 metre yükselmiştir. Taç kapıdaki kompozisyonun belli bir sıralamaya tabi tutulmadan serbest bir tarzda düzenledikleri görülmektedir. Kapıdaki taşlarda kaval silmeler, yatay ve dikey hatlarla birbirlerine bağlanmasıyla basit bir dörtgene dönüşmüştür. Giriş kapısının sağ ve soluna iki adet mihrabiye yerleştirilmiş ve sade tutulmuştur.

Taç kapının plan şeması ve eyvan şeklineki düzenlemesi, Anadolu Selçuklularında görülen klasik özellikleri taşımaktadır. Giriş kapısı üzerine pencere yerleştirme özelliği, Divriği Darüşşifası, Niğde Sungur Bey Camii, Peçin Ahmet Gazi Medresesi portallerinde de görülen ortak kompozisyondur. Pencere panolarında görülen süsleme elemanları, Gotik mimarinin tezahürü olarak tanımlanmıştır. Bu olarak özellik Selçuklu-Memluk-Eyyubi ortak mirası olarak tanımlanmaktadır. Dikdörtgen pano içine alınan ve yıldızvari olarak kademeli oyulmuş gülbezek motiflerinin benzerleri de Divriği Darüşşiası portalinde görülmektedir. Camii ve taç kapıdaki süslemelerin az rastlanan motiflerden teşekkül etmesi, yerli usta ile birlikte yabancı ustaların da, bu yapıda ortaklaşa mesai harcadığının delili olmalı. Camii’nin ustası Şam asıllıdır.

Bütün bu bilgilerin ortaya koyduğu nokta şudur ki; Anadolu’nun yerli kültürünün izleriyle birlikte Selçuklu ve Gotik özelliklerini de bünyesinde bulunduran Korkuteli Alaaddin Camii, Anadolu Selçuklu dönemi sonrası ortaya çıkan ve yeni bir arayış içindeki bölgesel hüviyetteki beyliklerin sanat eseri denemesinin nadir örneklerinden biri olduğunu bize göstermektedir.

SÖZDE RESTORASYON 800 YILLIK TARİHİ BİTİRDİ

Hem Korkuteli tarihine hem de camiinin önemine yukarıda uzun uzun değindik. Peki şimdi bu Camii’nin taç kapısına yapılan sözde restorasyon çalışması koca bir tarihi ve nadir bir eseri yok etmiştir. Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Korkuteli Belediyesi dahil olmak üzere, iktidarından ana muhalefetine kimsenin sesi çıkmamıştır. Mesele onların, şunların, bunların meselesi değil, bizim meselemizdir. Buna ses çıkarmayan belediyeler ise rant peşinde koşmakta “Aman giden taç kapı” tavrındadır. Giden taç kapı değildir. Giden 800 yıllık bir tarihtir.

RANT TARİHÇİLERİ

Türkiye’de temel sorun olan eğitim sisteminin zararlarını gün be gün görmekteyiz. 2015 yılından beri restorasyonu süren camii’nin yeni hali sanat alemini birbirine kattı. Eserin eski halinde bulunan motif ve bezemelerin tümü yok oldu. Projenin Mimarı Mehmet Emin Yılmaz dahilindeki bütün restorasyon ekibinin hakkında acilen yasal işlem başlatılması artık zorunlu hale gelmiştir.

Korkuteli Alaaddin Camii rant tarihçilerinin ilk skandalı da değil. Türkiye’de yaşanan tarih eser tahribatına her geçen gün yenisi ekleniyor. Ocaklı Ada Kalesinin proje çalışanlarının Sünger Bob hayranlıkları mı dersiniz, Süheyl Bey Camii’nin AVM şekline çevrilmesi mi, İshak Paşa Sarayı’nın şeffaf cam tavanını mı sayalım?

Bu örnekler sadece birkaç örnek... Daha da fazlasını bulabilirsiniz. Bu eserler korunmaya çalışılırken tahrip edilen eserler değil. Bilerek ve işinin ehli olmayan rant tarihçilerinin işleri.

TÜRK GENÇLİĞİ BUNU REDDEDİYOR

Türk gençliği olarak, Türk milletinin tarihi dokusunun yok edilmesini reddediyoruz. Kadim tarihimizden bizlere kalan bu büyük mirası gelecek nesillere sapasağlam bırakmak için mücadele edeceğiz. Tarihimiz, benliğimizdir. Tarihimiz, kültürümüzün en önemli parçasıdır. Ona zarar verenlerin de karşısında durmasını biliriz.

tgb.gen.tr

 

Tarih:
Diğer Haberler