Sarraf tanık Türkiye sanık

Bize düşen görev, Türkiye’nin bağımsızlığına ve milli çıkarlarına zarar verecek her türlü uluslararası yaptırıma kararlı bir şekilde karşı çıkmaktır.

Sarraf tanık Türkiye sanık
Elif İlhamoğlu
Elif İlhamoğlu

 “NATO müttefiki olarak Türkiye’den, NATO müttefiklerinin ortak savunmasına öncelik vermesini istiyoruz. İran ve Rusya, Türk halkına, Batı ülkeleri camiasına üye olmanın sağladığı ekonomik ve siyasi faydaları sunamaz.” ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Wilson Center’de “ABD ve Avrupa: Batı İttifaklarını Güçlendirmek” başlıklı sunumda yaptığı konuşmadan bir kesit bu cümle.

Bu cümlenin, Rıza Sarraf’ın tanık, Türkiye’nin ise sanık olduğu dava sürerken söylenmesi basit bir strateji önerisi değil, açık bir tehdit olduğunu gösteriyor bize. NATO-ABD hattından uzaklaşan ve Avrasya’ya, komşularına yönelen Türkiye’yi kanlı terör saldırılarıyla, darbe girişimleriyle, gladyo yapılanmalarıyla yönetemeyen ABD, şimdi de elindeki bir diğer ‘koz’ olan Sarraf davası ile tehdit ediyor. Rusya ile yakınlaşırsan ülkende bombalar patlatırım diyordu. Şimdi de, komşun İran ile yakınlaşırsan sana uluslararası arenada da savaş açarım, siyasi ve ekonomik yaptırımlar uygularım, diyor.

İran’dan Türkiye’ye Uzanan Yaptırımlar Süreci

Uluslararası alanda bir ülkeye gıda, bankacılık, sağlık, teknoloji, ulaşım, sanayi ve askeri alanlarda uygulanan ambargolar, o ülkenin ‘uluslararası kararları’ yerine getirmeye zorlanması yönünde etkili bir yöntem olarak kabul ediliyor. İran 35 yılı aşkın bir süredir ambargoya maruz kalıyor. İlk ambargo Muhammed Musaddık'ın, İngilizlerin İran petrolü üzerindeki kontrolünü sona erdirmek için ‘Petrolün millileştirilmesi’ politikasını uygulamasıyla başladı (1951-1953). Ve İran kendi petrolünü dünya pazarına ihraç ederken İngilizlerin ambargosuyla karşılaştı. Musaddık'ın ABD destekli darbe ile devrilmesiyle ambargolar son buldu. İran İslam Devrimi sonrası ajanlık faaliyetlerinin merkezi olan Tahran’daki ABD elçiliğinin basılması ve elçilikteki diplomatların rehin alınması ile başlayan kriz sonrasında ambargolar yeniden başladı. Günümüze kadar uzanan yaptırımlar süreci İran petrol şirketleri ile başlayıp, bankalar ile devam etti. En son İranlı iş adamlarına yaptırımlar uygulandı. 2016 yılında 5+1 ülkeleriyle imzalanan anlaşmalar sonrasında İran’a yaptırımların kaldırılacağı ilan edilse de, ABD ambargo uygulamaya devam etti.

Şimdi İran’a uygulanan ABD ambargosunu dinlemeyen Türkiye’yi yargılıyorlar. Fakat ABD’nin uyguladığı ambargonun uluslararası hukuk alanında bir yaptırım gücü olamaz. Uluslararası mahkemelerce tanınmış bir yaptırım kararı yok. Tamamen ABD’nin emperyalist çıkarlarına göre şekillenen yaptırım kararlarını Türkiye’nin uygulama gibi bir yükümlülüğü de yok. NATO ile Dünyanın jandarmalığına soyunan ABD, çıkarları doğrultusunda aldığı tüm kararları başka devletlere şımarıkça uygulatabileceğini sanıyor. Türkiye’yi de bu dava üzerinden yaptırım uygulamakla tehdit ederek vatan savaşında tavizler vermeye zorluyor. Bu davanın ‘yolsuzluk, ambargo yasağının delinmesi’ gibi başlıklarla hiçbir alakası yok. Geçtiğimiz yıllarda Almanya’dan İsviçre’ye hatta ABD’ye kadar pek çok ülke ticaret yaptı İran ile Dubai gibi farklı yollardan. Şimdi Türkiye’nin hedef alınmasının tek sebebi, ABD’nin istekleri doğrultusunda hizaya getirilmeye çalışılmasıdır. Bu yüzden Tillerson İran ve Rusya’ya karşı Batı seçeneğini dayatmaktadır önümüze.

Türkiye’ye ve Bize Düşen Görevler

Türkiye’deki bazı ‘aydınların’ ve yazarların ülkemizin egemenliğinin sorgulandığı bu gayrimeşru dava üzerinden uluslararası kamuoyuna mahcup olduklarını ilan etmeleri, Batı’dan uzaklaşarak yalnızlaştığımızı söylemeleri vatanseverlikten, Türkiye’nin bağımsızlık değerlerinden ne kadar uzak olduklarını göstermektedir. Bazı muhalefet partilerinin ise, FETÖ-ABD ortak yapımı olan bu senaryoya alkış tutmaları, desteklemeleri kabul edilemez. Ülkemizi ilgilendiren konularda yargı yetkisi olan tek merci Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleridir. Sorumluluk Türk milletine karşıdır, ülkemizde bombalar patlatan terör örgütlerine tırlar dolusu silah gönderen emperyalist devletlere değil.

Bu davada Türk devletine düşen görev;

1. ABD mahkemelerini tanımadığını ve Türkiye’yi yargılayacak yetkisi olmadığını açıktan ilan etmektir.

2. Komşumuz İran’a uygulanan yaptırımları tanımadığımızı açıklamak ve işbirliğini devam ettirmektir.

3. Türkiye’nin askeri, ekonomik ve hukuksal cephelerde Atlantik ittifakı tarafından kıskaca  alınmaya çalışıldığı bu dönemde diğer bir komşumuz olan Suriye ile resmi olarak anlaşmak ve tam bölgesel işbirliğine gitmektir.

4. KK, PYD ve FETÖ gibi Amerikancı terör örgütlerine karşı karalılıkla sürdürdüğümüz mücadelede iç cepheyi sağlam tutmak, hedef alınan Atatürk ve Cumhuriyet devrimlerine sıkı sıkıya sarılmaktır.

5. Bu yaptırımları meşru kılma aracı olarak öne sürülen NATO üyeliğini sonlandırmak, ABD üslerini kapatmak, milli sanayimizi, ordumuzu ve milli ekonomimizi güçlendirmektir.

6. Avrasya cephesi ile ekonomik, askeri, siyasi alanlarda eşit ilişkiler kurarak işbirliğini geliştirmektir.

Atatürk gençliğine, bizlere düşen görev ise Türkiye’nin bağımsızlığına ve milli çıkarlarına zarar verecek her türlü uluslararası yaptırıma kararlı bir şekilde karşı çıkmak, cephede yürüttüğümüz vatan savaşının gençlik dinamiğini oluşturmaktır. ABD’nin ülkemizin egemenliğini tehdit eden emperyalist saldırılarına karşı vatansever tüm gençliğin birleşmesini sağlamaktır.

Elif İlhamoğlu

TGB Genel Başkan Yardımcısı

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler