Türkiye NATO'dan Çıkmalı Mı?

1991’de SSCB dağıldıktan sonra varlık sebebi ortadan kalkan NATO, varlığını hala devam ettiriyor. NATO hangi sebeplerle günümüze kadar geldi?

Türkiye NATO'dan Çıkmalı Mı?
Meltem Şahin
Meltem Şahin

Atatürk’ün ölümünden sonra Batı’yla yakınlaşan, Batı’ya göre konumlanan Türkiye “tam” bağımsızlığını kaybetti. Batı’ya göre konumlanma, batıyla yakınlaşma derken şüphesiz batıdaki bilimsel, sanatsal faaliyetlerden bahsetmiyoruz.

DÜŞMANI TEKRAR KAPIDAN İÇERİ ALMAK

Türkiye 1952’de NATO’ya girerek, hatta 1950’de Adnan Menderes iktidara gelmeden önce NATO’ya ilk başvuruyu yaparak –ki bu, devrimin önder partisi olan CHP’nin devrimden verdiği tavizdir-, Batı güdümlü güvenlik (!) sistemine dâhil oldu. Sözde Sovyet tehdidine karşı NATO’ya katılan Türkiye, hem güvenliğini bu şekilde sağlayabileceğini hem sözde Batılılaşacağını hem de Amerika’dan aldığı Truman ve Marshall yardımlarını böyle sürdürebileceğini düşünüyordu. Dışarıdan yardım alan ülkeler, çoğunlukla yardım aldıkları ülkenin çıkarlarına göre hareket etmek zorundadırlar. ABD Başkanı John F. Kennedy, Aralık 1962’de New York Ekonomi Kulübü’nde yaptığı konuşmada, “Dış yardım, Birleşik Devletlerin (ABD) dünya üzerinde etki ve kontrol elde etmesini sağlayan bir metottur” diyerek Amerika’nın manipülasyon taktiğini böyle açıklar. [1]

Öyle ki, koskoca devrim yapmış Türkiye, çok kısa bir zaman sonra NATO’ya girebilmek uğruna Kore’ye binlerce asker gönderir. Kore’de akan bunca Türk kanının karşılığı, NATO ülkelerine “şirin” gözükmek suretiyle 18 Şubat 1952’de NATO’ya kabul edilmek oldu. Türkiye, Amerikan çıkarlarını korumak için kurulmuş bir “düzeneğe” kanı pahasına girdi.

KOMÜNİZM TEHLİKESİ YA DA SÖMÜREMEME TEHLİKESİ!

NATO, meşruiyetini Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) karşı konumlanarak kazanmıştı. 1991’de SSCB dağıldıktan sonra NATO’nun varlık sebebi ortadan kalkmıştı, ancak buna rağmen varlığını hala devam ettiriyor. Varlık sebebi ortadan kalkan NATO hangi sebeplerle günümüze kadar geldi? Öyle ya, “komünizm tehlikesi” üzerine kurulmuş bir örgüt, Varşova Paktı dağıldıktan sonra neden hala varlığını ve silahlı gücünü devam ettirir? Bu soru, ileriki yıllarda dünyadaki birçok ulus devletin (Balkan devletleri, Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Venezuela, Sudan…) istikrarsızlaştırılmasıyla cevabını bulmuştur. NATO bağımsız bir örgüt değil, Amerikan çıkarlarına hizmet eden silahlı mafya örgütüdür. Birçok ülke içerisindeki bağımsızlıkçı aydınlar, bu gerçeği fark edip dillendirmeye başladığında görünmeyen (!) eller tarafından tehdit edilmiş veya öldürülmüşlerdir. ABD ve NATO’nun PKK’ya lojistik ve silah yardımı yaptığını, bölgede bir kukla Kürt devleti kurmaya çalıştığını ifade ettikten ve bir kolorduyla PKK’ya karşı askeri operasyon kararı aldıktan sonra, önce helikopteri İncirlik Amerikan üssünden kalkan uçaklarca taciz edilen, sonra da uçağı sabote edilerek şehit edilen değerli komutanımız Eşref Bitlis’i ülkemizden örnek gösterebiliriz.

TÜRKİYE NAMLULAR KARŞISINDA

67 yıllık NATO serüveni sonucu Türkiye, her taraftan kuşatılmıştır. Namlular Türkiye’ye çevrilmiş durumdadır. Suriye’nin kuzeyinde, ABD Senatosu tarafından maaşa bağlanmış, ABD askerleri tarafından eğitilmiş ve yine ABD tarafından binlerce tır silahla donatılmış bir ordu Türkiye’ye saldırmak için fırsat kolluyor. Türkiye, Doğu Akdeniz’de İsrail, GKRY, Yunanistan ve ABD’nin başını çektiği bir Türkiye düşmanı ittifak tarafından askerî tatbikatlarla hedef alınıp, tehdit ediliyor. Ege’de Yunanistan’ın Türkiye’ye düşmanca tavırları, açık tehdit haline gelmiştir. Bununla birlikte NATO’nun Karadeniz’e girerek Rusya’yı Türkiye üzerinden kuşatmak istemesi, hem Türkiye hem de komşumuz ve dost ülke Rusya için büyük bir tehdittir. NATO’nun Türkiye’ye “getirisi” bunlardır.

STOCKHOLM SENDROMU VE NATO

Stockholm Sendromu, ilk kez 1973 yılında yaşanan bir olaydan ismini almaktadır. İsveç'in başkenti Stockholm' da yaşanan olayda, banka soyguncusu tarafından 6 gün boyunca rehin tutulan banka görevlisi bir kadın duygusal olarak suçluya bağlanır. [2]

Ülkemizdeki NATO’yu medeniyetle ve Türkiye’nin güvenliğiyle özdeşleştiren insanlarımızın da Stockholm Sendromu yaşadıklarını söylemek hiç yanlış olmaz. NATO bugüne kadar Türkiye’nin savunması için hiçbir şey yapmış mıdır? NATO’nun Türkiye yararına hangi uygulaması vardır?

Türk ordusunun PKK ile mücadelesinde herhangi bir yardım görmediğimiz gibi, PKK’yı milyar dolarlarla, binlerce tırlık silahlarla donatıp eğiten ABD’nin ta kendisi. Amerikancı FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminden NATO’nun haberi vardı, ama NATO’nun Türkiye’yi askeri darbelere karşı korumak, korumak için uyarmak gibi görevleri elbette yoktu.[3] FETÖ’nün 15 Temmuz Amerikancı kalkışmasında, Milli Meclisimizi bombalayan jetlere yakıt ikmalinde bulunan uçaklar, İncirlik Üssü’nden kalkan ABD uçaklarıydı. Kalkışma gecesi Henri Barkey’ler İstanbul’da toplantı yapıyordu. NATO, bırakalım Türkiye’yi savunmayı, sorunların ana kaynağı, Türkiye’nin baş belası, derdidir.

NATO DAHA NE YAPSIN?

Daha ne yapsın NATO? Açıktan toplarıyla tüfekleriyle saldırmasını mı bekliyoruz? Görünen o ki, o da yakında gerçekleşecek gibi. Karadeniz, Ege, Doğu Akdeniz ve Suriye’nin kuzeyine baktığımızda bunu anlıyoruz. Uluslararası arenadan Türkiye’ye bir bir yönelen tehditler, ABD’nin binlerce tır silahla Türkiye’nin toprak bütünlüğüne kastedecek bir ordu kurması, Atatürk’ün resminin NATO tatbikatlarında hedef olarak gösterilmesi, Mavi Vatanımızda, bize ait sularda, bize ait yer altı kaynaklarını Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik açmazları fırsat bilip gasp etmeye kalkışmaları, içimizde NATO’ya sempati duyan insanlarımızın uyanması için yeterli bir gerekçe oluşturmuyor mu?  NATO’da kalmamız konusundaki ısrar, Stockholm sendromuyla açıklanabilir.

Atatürk’ün kurduğu Balkan ve Sadabad Paktları, sömürgeye dayanmayan, üye devletlerin bağımsızlığını esas alan ve ortak bir insanlık medeniyeti yolunda bölgesel iş birliklerini hedefleyen paktlardı. Bir pakta bunlar için üye olunmalı. NATO ise, NATO’ya her üyesinin birinci görevi Amerikan çıkarlarını savunmak olan bir esaret anlaşmasıdır. Bu esaret anlaşması bizi bağımsız ülkelerin birliğinden alıkoydu. Atatürk’ün vasiyeti olan “Sovyet dostluğu”na sahip çıkmadık. Bin bir zorlukla ve kanla kovduğumuz düşmanı tekrar kapıdan içeri soktuk. Peki, bu böyle devam edecek mi?

NATO’DAN ÇIKMAK BİR FIRSAT!

NATO’nun “marifetlerini” saymaya devam etsek kitap yazarız. Ezcümle NATO, Türkiye’nin parçalanması demektir. Türkiye, zaten fiilen NATO’dan çıkmış durumda; çünkü NATO’yla savaşıyor! Düşman ülke tehditlerine, yani NATO’ya karşı kullanmak üzere S400 füzelerini alıyor. Türk ordusu sınır içinde ve sınır ötesinde Amerika beslemesi terör örgütlerini tarumar ederken bir yandan üç denizde aynı anda Cumhuriyet tarihinin en büyük deniz tatbikatı olan Mavi Vatan ile Doğu Akdeniz’deki şer ittifakına parmak sallıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin NATO’dan resmen çıkması da durdurulamayacaktır. Bu bir ölüm kalım meselesidir. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’de ayyuka çıkan NATO karşıtlığı da çok olumludur. Türkiye, ayağındaki prangaları NATO’dan çıkarak atacak. Ülkemize yönelen tehditleri böylece bertaraf edeceğiz. Milli savunma sistemlerimiz, bilim ve teknoloji faaliyetlerimiz böylece gelişecek. NATO’dan çıkan Türkiye, Batı Asya’nın da çehresini değiştirecek. Bütün üyelerinin tam bağımsızlıklarıyla var olacağı Avrasya birliği, bölge için tek kurtuluştur ve Türkiye’de de Kemalist devrimin tamamlanması için hayat alanıdır.

52’den beri NATO’nun Sovyetler Birliğinden gelecek tehlikelere karşı koruyucumuz olduğu, bizi Batı medeniyetiyle buluşturduğu propagandası yapıldı durdu. Türkiye, 62’den beri Avrupa Birliği’ne gireceğiz yalanıyla AB kapısına zincirlendi, ekonomik açıdan sömürüldü, siyasi ve kültürel açıdan yozlaştırıldı. Sorumluluğumuz çok büyük. Bu yanlış hesabı kapatma vakti çoktan gelmiştir. Türkiye NATO’dan resmen çıkmalı, başta İncirlik olmak üzere ABD’nin tüm üsleri Türk ordusunun kontrolüne geçmelidir. Aklın ve bilimin gereği budur.

Meltem Şahin

TGB Basın Sorumlusu

Dipnot:

1. Çetin Yetkin, Karşı Devrim, Kilit Yayınları, Sayfa 358
2. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/stockholm-sendromu-nedir-40951143
3. Alp Hamuroğlu, NATO’dan çıkılabilir mi, NATO’da kalınabilir mi? ve NATO’dan çıkılmamalı mı?, Teori Dergisi, Ocak 2018, s.63

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler