UnutMayın

Odada yaklaşık 20 kişiydik, on beş dakika boyunca kimseden ses çıkmadı. Ben hayatımda bu kadar derin ve anlamlı bir sessizliğe tanık olmamıştım.

UnutMayın
Eren Öztürk
Eren Öztürk

Bundan birkaç sene önce Dağlıca’daki hain saldırıda şehit olan askerlerimizden birinin ailesini ziyarete gitmiştik. Yaşadıkları ev Fatih’teydi, İstanbul Tıp Fakültesi’ne çok yakındı. Gençler farklı bir odada oturuyordu, yanlarına gittik. Şehidimizin abisinin elini sıktık, başsağlığı diledik.

Odada yaklaşık 20 kişiydik, on beş dakika boyunca kimseden ses çıkmadı. Ben hayatımda bu kadar derin ve anlamlı bir sessizliğe tanık olmamıştım. Ne sözler söylense, ne kitaplar yazılsa o anlamlı ve derin sessizliğin yerini tutamazdı. Sanki boğazımıza bir yumruk oturmuştu; ne aşağı iniyor ne yukarı çıkıyor... İnsan yutkunamıyordu.

Şehidimizin yakınlarına destek olmak için ağlayamıyoruz, bir yandan da göz yaşlarımızı tutamıyoruz. Göz yaşlarımız kirpiklerimizde asılı kalmıştı.

Gazi Koray Gürbüz’ün Unutmayın kitabını okurken de benzer duygular yaşıyorsunuz. Gürbüz, 1995 yılında Jandarma Astsubay olarak görev yaptığı Şırnak'ın Gabar Dağı bölgesinde PKK ile çıkan çatışmada yaralandı.  "Gazi" unvanı alan, TSK Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası ile Devlet Üstün Hizmet Madalyası sahibi olan Koray Gürbüz, daha sonra hem eğitimini geliştirdi, hem de şehit ve gazilerin yaşadığı hayat hikâyelerini kaleme aldı.

Önsözünü 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un yazdığı Kırmızı Kedi Yayınlarından çıkan kitap, terörle mücadelede mayına basan 47 gazinin hayat hikayelerini anlatıyor.

“Çatışmada beş asker de yaralandı!” diye duyduğumuz haberlerin aslında “Beş evlat; kolunu, gözünü, bacağını, dalağını, böbreğini, gençliğini kaybetti!” demek olduğunu hepimiz yeniden hatırlayalım diye yaşananlar yumuşatılmadan yaşayan kişinin dilinden aktarılmış. Gazilerin röportajlarından oluşan kitapta öyle anılar var ki insanı hayrete düşürüyor. Teröristlerle çarpışırken mayına basıp yere düşen asker kendi botunu önünde görüyor ve hatırladığı tek anın kendi botunu önüde gördüğü an olduğunu söylüyor.

Gazilerimizin ortak yönleri; yoksul aile çocuğu olarak yetişiyorlar, asker olmaya küçüklükten beri heves ediyorlar, geçim sıkıntısı sebebiyle okuyamıyorlar, Doğu’ya gönüllü gidiyorlar, hiç beklenmedik bir anda mayına basıyorlar ve gözlerini GATA’da açıyorlar. Ölümü göze alarak gazi oluyorlar. Gazi olduktan sonra büyük sorunlar yaşıyorlar, iki bacağını veren bir gazi, protezini, ortezini tam olarak alamıyor. Veya tekerlekli sandalyeye mahkûm olan bir gazi ihtiyacını görecek, istediği tekerlekli sandalyeyi alamıyor. Gazilere yapılan bu ihmaller onları incitiyor. Ancak onları üzen esas mesele verdikleri mücadelenin boşa gittiklerini hissetmeleri. Açılım dönemini çok sert bir biçimde eleştirip haklı olarak üzülüyorlar. Dağda çatıştıkları teröristlerin halaylarla karşılandığını, onlara meclis yolunun açıldığını gözlerinin önünden ayıramıyorlar. Bir yandan da terörle mücadelede mevzide oldukları için esas düşmanın kim olduğunu ve meselenin Kürt sorunu değil PKK sorunu olduğunu tespit ediyorlar.

Vatan Savaşının Kıymeti

Kitaptaki röportajların tamımına yakını PKK ile silahsız çözümün savunulduğu ve bizim de şiddetle karşı çıktığımız açılım döneminde yapılmış. Bu nedenle röportajların yapılma tarihi de yer alsa daha iyi olurdu.

Şimdi şöyle bir dönüp geçmişe bakınca askerlerimizin pusuya düşürüldüğü, HDP milletvekilinin polis müdürünü tokatladığı, teröristlerin davul zurnayla karşılanıp sınırda kurulan özel yetkili mahkemelerde affedildiği dönemi görüyoruz. Bir de 24 Temmuz 2015’te PKK ile doğrudan mücadeleye geçilmesi, belediye imkanlarını kullanarak mayın döşeyen hendek kazan görevlilerin hapse atılması, milletvekilliği dokunulmazlığını kullanarak arabasında silah taşıyan HDP milletvekillerinin yargılanması, sadece dağda değil şehir merkezlerinde Sur’da, Cizre’de PKK’nın hendeklere gömülmesi kısacası devletçe ve milletçe terörle mücadelede doğru noktaya gelinmesi bize vatan savaşının kıymetini bir kere daha gösteriyor. Açılım sürecini görüp üzülen gazilerimizin bu günleri gördüğünde sevindiğine eminim, onların emeklerinin ve fedakarlıklarının boşa gitmediğini çok iyi görüyoruz.

Unutmayacağız

Askere gitmeden önce babasıyla birlikte el arabasıyla kağıt toplayıp geçimini sağlayan şehit Önder Yıldırım’ın en büyük hayalinin, biriktirdiği parayla bir Anadol pikap alıp, babasıyla birlikte kağıt toplayıcılığı yapmak olduğunu unutmayacağız.

Askere halayla düğünle giden Hüseyin Sevik’in mayın bastıktan sonra geçirdiği ameliyatlardan dolayı 20 yıldır bir gün bile acısız uyumadığını unutmayacağız.
Bir PKK itirafçısı tarafından atılan iftiralar nedeniyle, hakkında açılan davalara dayanamayarak intihar eden üstün cesaret ve feragat madalyası sahibi Gazi Abdülkerim Kırca’yı unutmayacağız.

Karadağlar’ı, Besta Dereler’i, Dağlıca’yı, Tendürek’i ve sınırın öte yanını anlatırken; basılan karakolları, patlayan mayınları, ailelerin ve gazilerin neler hissettiklerini de, her birinin sessiz sessiz attığı “Bizi unutmayın!” çığlıklarının anlamını da anlatan güzel bir kitabı okuyucu ile buluşturan Koray Gürbüz’e teşekkür ederiz.

Eren Öztürk

TGB İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) Birim Örgüt Başkanı

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler