<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kültür Sanat &#8211; Türkiye Gençlik Birliği</title>
	<atom:link href="https://tgb.gen.tr/./kultur-sanat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tgb.gen.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 29 Sep 2026 12:16:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.7</generator>

<image>
	<url>https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/02/cropped-Logo-32x32.webp</url>
	<title>Kültür Sanat &#8211; Türkiye Gençlik Birliği</title>
	<link>https://tgb.gen.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>SAFSATAYA KARŞI BİLİM HAREKETİ</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/safsataya-karsi-bilim-hareketi</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/safsataya-karsi-bilim-hareketi#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mirza Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2026 12:16:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80048</guid>

					<description><![CDATA[Safsata Yanlış Bilgi Midir? Bilim, maddenin hareketinin ve toplumsal süreçlerin bir dizge içinde açıklanmasıdır. Bilimsel çalışma, maddenin hareketindeki ve çeşitli süreçler arasındaki nedensellik ilişkilerini keşfederek, bilgimizi bir yığın olmaktan kurtarır ve anlamlı bir sisteme kavuşturur. Bilim, bütün evren veya başka deyişle doğa ve o doğanın parçası olan insan toplumları ve insanın kendisi, bilimin konusudur. Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Safsata Yanlış Bilgi Midir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilim, maddenin hareketinin ve toplumsal süreçlerin bir dizge içinde açıklanmasıdır. Bilimsel çalışma, maddenin hareketindeki ve çeşitli süreçler arasındaki nedensellik ilişkilerini keşfederek, bilgimizi bir yığın olmaktan kurtarır ve anlamlı bir sisteme kavuşturur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilim, bütün evren veya başka deyişle doğa ve o doğanın parçası olan insan toplumları ve insanın kendisi, bilimin konusudur. Bu açıdan, bilim “sonsuz” olarak tanımlanabilecek bir alanla ilgilidir. Bu sonsuzluk içerisinde bilimsel bilgi sürekli değişmektedir ve bilim doğrusal olarak ilerlemektedir. Bu ilerleyişin altında yatan ise sonsuz olan maddenin sürekli keşfedilmesinden gelmektedir o yüzden bilimsel bilgi sürekli yenilenebilir ve yanlışlanabilir. Yanlış, her doğrunun içinde vardır. Yanlış bilimsel bilgiye ulaşmanın formüllerinden biridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Safsata ise bir yanlış değil gerçeğin yalanlanmasıdır.&nbsp;Bilim – safsata çatışması, tarihin başlangıcından bu yana felsefe düzleminde sürmekte olan materyalizm ile idealizmin arasındaki mücadelenin toplum düzleminde ete kemiğe bürünmüş halidir. Tarihten bugüne safsataların kaynağı idealizm olmuştur.</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0012.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0012-1024x768.jpg" alt="" class="wp-image-12150"/></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Safsata Sömürücü Sınıflarındır</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Bilim, sanat ve büyücülük aynı ananın karnından doğdular. Üretim fazlasının üretilmesiyle beraber üretilene el koyan efendiler sınıfı düşün faaliyeti için gerekli boş zamanı kazanmışlardır. Bu tarihsel değerlendirmeler ışığında bakınca aslında bilimin saray çevresinde geliştiğini ve o duvarlar arasına hapsolduğunu görüyoruz. Safsatalar ise her tarihsel süreçte kendisini yeniden üretmekte tıkanan hakim sistemlerin “ayakta kalabilmek” adına ürettikleri ve kamuoyuna pompaladıkları yalanlardır o yüzden safsatanın arkasındaki güç hep sömürücü sınıflardır. Bu sebeple safsataya karşı bilim hareketinin galibiyeti bilimin özgürleşmesinden geçer. Bilim de ancak sınıfsız toplumda özgürleşir.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0013.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0013-1024x577.jpg" alt="" class="wp-image-12151"/></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bilim Hareketi Devrim Hareketidir</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Bir uygarlığın yükseliş dönemindeki temel itici güç, yeni bir gelecek arayışıdır. Geleceğe odaklanan bir toplum değiştirmeyi hedeflediği gerçekliğin bilgisine ihtiyaç duyar. Bu koşullarda ise bilim birincil plana yükselirken safsatalar arka plana itilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Marx, toplumların eşit olmayan gelişmesini saptamıştır. O saptamayı günümüz bilgileri ışığında bakınca, safsataya karşı bilim hareketindeki devrimci özü görmüş oluyor. Toplumlar eşit olmayan şekilde gelişmektedir ama insanlık tarihinde gelecek toplum sistemin merkezinden değil çevresinden şekillenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Geleceği kurma istemiyle beraber ortaya çıkmış olan gerçeğin bilgisine olan yöneliş bugün gelişen dünyaya aittir. Dünya’nın önünde Asya’dan yükselen bir yeni çağ vardır. Asya’dan yükselmekte olan bu çağ, bütün insanlığın kaderini ortaklaştırarak her türlü sömürünün bittiği topluma gidişin önemli bir adımı olacaktır. Bu süreçte hem bilimin yol gösterici işlevi eşsiz bir bütünlük kazanacaktır hem de bilim özgürleşecektir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Çökmekte olan uygarlık kabuk bağlamıştır. Kabuk gelişmenin önünü tıkar. Çünkü çökmekte olan uygarlık geçmişin yükselen uygarlığıdır ve yükselen uygarlık artık kendi merkezinde güçlüdür. Yeni tarihsel süreçlerde kendi kabuğunu kıramaz ve kendini yeniden üretemez. Kendini yeniden üretemeyen uygarlıklar bu yüzden safsatalar üretmek durumunda kalırlar. Görece geri olan toplumlar ise kabuğun kırılmasında öncü rol oynarlar ve kabuk bağlamış merkezden üretilen safsatalara karşı bilimin yol göstericiliğinde devrim yaparlar. Bugün kabuk bağlayan sistem emperyalizmdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Safsatalar, bugün emperyalizmin kendi çıkarları doğrultusunda bilime ve tüm mazlum milletlere yönelttiği bir silahtır. Safsataların kaynağı, emperyalizmin ayakta durabilmek adına ürettiği neoliberalizm ve onun ortaçağ ile olan keskin ittifakıdır. Safsataların bugünkü merkezi hegemonyacılıktır. Hegemonyacı anlayışın toplumlara çeşitli ideolojilere bürünerek, kitle araçlarıyla yürüttükleri “algı” operasyonlarıyla bilimsel bilgi kuşatılmıştır.<br><br>Safsatacı anlayış bugün tüm dünyaya, Gazze’de yaşanan emperyalist işgalci saldırıya karşılık olarak: Filistin toprak sattı demeyi öğretir. Hukuki ve tarihsel hiçbir dayanağı olmamasına rağmen, Türk milletine soykırımcı demeyi öğretir. Biyolojik bir bulgu olmamasına rağmen, cinsiyetsizleşmeyi özgürlük adı altında insanlığı dayatır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Safsatacı anlayış, büyük medeniyet birikimlerini yok etmeyi ve batı merkezci oryantalist anlamlandırmayı tüm dünyaya yayar. Safsatacılığın bilimselliği özelleştirilmiştir ve kar merkezlidir. Safsatacılıkta bilgi değil algı önemlidir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Emperyalist planların göbeğinde bulunan safsatalar insanlığın büyük birikimlerinin ve tarihin düşman ögeleridir. Biz üniversite gençliği için ise bilim erdemli olmanın ve cesur olmanın kaynağıdır. Safsatlara karşı mücadele etmek ise cesurların işidir. Hacettepe Üniversitesi’nde düzenlediğimiz ‘’Safsataya Karşı Bilim Hareketi’’ panelinin konuşmacılarından Sayın Dr. Doğu Perinçek’in de söylediği gibi “Safsataya karşı mücadele cesurların işidir, biz de cesur bir milletin evlatlarıyız. Safsata hakikatin karşısında her zaman yenilmiştir ve yenilecektir.”&nbsp; Hacettepe Üniversitesi’nde başlattığımız bu hareketin tarihsel kökleri bizleri hayatla buluşturmuştur. Safsataya karşı bilim hareketinin önemi hayatla iç içe olmasındandır.</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0023.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0023-1024x577.jpg" alt="" class="wp-image-12152"/></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Üniversitelerimizi Bilimsizleşmeden ve Vatansızlaşmadan Kurtaracağız</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Üniversite gençliği olarak; kavram sahteciliğinden, bilimin özelleştirilmesinden ve hegemonyacılıktan doğmuş olan safsatalara karşı bilim yol göstericiliğine sarılıyoruz. Bilim, biz üniversite gençliği için erdemlere ulaşma ve cesaretli olma kaynağıdır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Bugün üniversitelerimizde bulunan bilimsizleşme ve vatansızlaşma tehlikesi olduğunu açıkça görüyoruz. Bu tehlikelerin kökü aynıdır, emperyalist sistemin ürettiği safsataladır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Bilim ve eğitim özelleştirilmiştir. Özel sistem kar hırsıyla çalışır, karın namusu yoktur. Yukarıda aktarmış olduğumuz bilimin devrimle olan sarsılmaz bağı ve bilimin özgürleşmesi özelleştirilmiş bilimle olamaz çünkü bilim yine üretilene el koyan sınıflardan özgürleştirelememiş ve toplumun öncülü olamamıştır. Sömürücü sınıflara mal edilmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özelleştirilmiş bilim sömürücü sınıflara yani safsatalara göbekten bağlıdır. Bugün akademide bulunan yozlaşmanın ve safsataların kaynağı buradadır. Barış İçin Akademisyenler Bildirisi ismiyle yayınlanan bildiride açıkça PKK’yla mücadeleye karşı çıkılması bu kaynağa dayanmaktadır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Akademinin her yerine sirayet etmiş sivil toplumcu anlayışlar ve sivil toplumcu anlayıştan doğan devlet otoritesi düşmanlığı bu kaynağa dayanmaktadır. Akademi içerisinde başta Türk Devrimi’ne ve tüm devrimci süreçlere düşmanlık etme tezlerini oluşturan şeytanın ülkesi nitelendirmesi bu kaynağa dayanmaktadır. Sivil itaatsizlik adı altında milli devlete karşı anarşizmi kışkırtmak ve birçok başka örnek akademiye sızmış safsatalardır ve aynı kaynaktan gelmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Safsataya karşı mücadele toplumsal bir kuvvete dayanmadan verilemez. Dünya çapında bilime karşı yürütülen safsata hareketi son derece örgütlüdür ve orta çağ ile neoliberalizmin birleşmesinden ortaya çıkmıştır. Bugün emperyalist- kapitalist sistemin içinde bulunduğu üretim krizi onları safsata üretmeye mecbur bırakmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; İşte tam bu yüzden yürütülen safsata hareketine karşı verilen mücadelenin örgütlü olması gerekmektedir. Üniversitelerde safsataya karşı bilim hareketine dair düşen paye gençliğin örgütlenmesidir. Üniversitelerin toplumun önünü açıyor olmasının sebebi üniversite içinde yürütülen bilimsel faaliyetin sistemli ve örgütlü olmasından geçmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Türk Devrimi’nin asırlık birikiminde gözlemlediğimiz üzere Türk Gençliği emperyalist işgalci sistemin planlarını hep baş aşağı etmiştir. Türk toplumundaki bu kabiliyetin kaynağı eşsiz tarihindedir. Büyük imparatorluklar kurmak, büyük savaşları kumanda etmek, Orta Asya’dan göç ederek yerleşik hayatı sistemli şekilde inşa etmek büyük örgütçü örneklerdir ve Türk Toplumu’nun örgütlenme konusundaki başarılarını gösterir. Buradaki örgütlenmeci anlayış Türk- İslam Medeniyetinin safsataya karşı bilime sarılmasını, Mustafa Kemallerin ise bilimin (hayatın) yol göstericiliğinde devrimci Türkiye’yi kurmasını sağlamıştır.&nbsp; Günümüzde de sömürücü sınıflar tarafından sürdürülen safsata hareketi gençliğin ve akademinin gayretleriyle çökecektir. Çünkü toplumlar büyük vuslatlarını her zaman önlerinde yürüyen gençlikle gerçekleştirmiştir. Safsata üretmek dışında formüllere sahip olmayan hegemonyacı anlayışın sonu yaklaşmıştır. O sisteme son verecek hareket ise Safsataya Karşı Bilim Hareketidir. Türk toplumu ve tüm mazlum milletler bilimin yol göstericiliğiyle büyük erdemleri inşa edecektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Muasır Medeniyetler isimlendirmesiyle önümüze hedef olarak koyduğu Çağdaş, Devrimci, Tam Bağımsız Türkiye için en önemli görev örgütlenmektir. Safsataya karşı bilim hareketinin örgütlü kuvvetine omuz vermektir. Hacettepe’de başlamış olan bu hareket Türkiye’nin tüm üniversitelerine sıçrayacak ve üniversite gençliği emperyalist planlara karşı örgütlenecektir ve üniversitelerde yaşanan bilimsizleşme ve vatansızlaşma tehdidinin karşısındaki en büyük örgütlü kuvvet olacaktır.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0025.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0025-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-12153"/></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kendimize Güveniyoruz</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bu gerçekler etrafında, bilimin yol göstericiliğiyle edindiğimiz büyük özgüvenle safsataya karşı bilim hareketini Hacettepe Üniversitesi’nden büyük başarılara ulaştırma iradesiyle başlattık. Safsataya karşı bilim hareketi Türkiye’nin dört bir yanından kuvvetlenecek ve toplumumuzun büyük kavuşmalarının en önemli kilit noktalarından birisi olacaktır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Bu mücadelenin başarısının merkezi üniversitelerdir ve üniversite gençliğidir. Örgütlü gençlik, örgütlü toplum bilime karşı yöneltilen safsata silahlarını tarihe gömecektir. Dünyanın en büyük ihtiyaçlarından olan yeniden ve özgün aydınlanma yakın geleceğimizde vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; “Ateşe dayanıklı olan biricik madde hakikatin kendisidir. Hakikate meydan okuyanlar yakılabilir ancak hakikatin kendisi yakılamamıştır.” diyen Dr. Doğu Perinçek’in sözlerini yineliyorum ve ekliyorum:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Türk gençliği, safsataya karşı bilim hareketinde hakikatin örgütleyicisi olarak konumlanacaktır. Bilimin yol göstericiliğinde, üniversitelerini, ülkesini ve tüm mazlum milletlerin halklarını koruyacaktır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/safsataya-karsi-bilim-hareketi/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ata yadigarı eserlere sahip çıkacak proje</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/ata-yadigari-eserlere-sahip-cikacak-proje-32173</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/ata-yadigari-eserlere-sahip-cikacak-proje-32173#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Nov 2022 10:56:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/ata-yadigari-eserlere-sahip-cikacak-proje-32173</guid>

					<description><![CDATA[Moğolistan Kültür Bakanlığının tahsis ettiği 7 hektar alandaki projeyle, Göktürk dönemine ait tarihi eserler koruma altına alınacak.   Türk tarihine ışık tutan yazıtların yer aldığı Bilge Tonyukuk Anıtları&#8217;nın koruma altına alınacağı Bilge Tonyukuk Müzesi&#8217;nin temeli atıldı. Moğolistan&#8217;ın başkenti Ulan Batur&#8217;a yaklaşık 60 kilometre mesafedeki alanda, Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Moğolistan Kültür Bakanlığının tahsis ettiği 7 hektar alandaki projeyle, Göktürk dönemine ait tarihi eserler koruma altına alınacak.</p>
<p> </p>
<p>Türk tarihine ışık tutan yazıtların yer aldığı Bilge Tonyukuk Anıtları&#8217;nın koruma altına alınacağı Bilge Tonyukuk Müzesi&#8217;nin temeli atıldı. Moğolistan&#8217;ın başkenti Ulan Batur&#8217;a yaklaşık 60 kilometre mesafedeki alanda, Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından yürütülen proje için temel atma töreni düzenlendi. Törene, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Moğolistan Kültür Bakanı Nomin Çinbat, TİKA Başkanı Serkan Kayalar, Türk Tarih Kurumu Başkanı Birol Çetin ile milletvekilleri, tarihçiler, bürokratlar ve bölge halkı katıldı.</p>
<p>Bakan Ersoy, törende, TİKA tarafından bölgede bugüne kadar yapılan çalışmaları anlatarak, Moğolistan ile farklı alanlarda 30 yıla yaklaşan tarihsel, kültürel ve bilimsel iş birliğinin sonuçlarını korumak, devamlılık ve gelecek kuşaklara bir miras olarak bırakmak adına yeni bir adım attıklarını söyledi. Türk kültür varlıklarının, bulundukları alanda çağdaş bir müze konseptiyle sergilenmesiyle yılın her döneminde yerli ve yabancı turistlerin ziyaretinin mümkün olacağını belirten Ersoy, &#8220;Moğolistan Kültür Bakanlığı, Bilge Tonyukuk Müzesi için 7 hektar alan tahsis etti. 2002 yılında sit alanı olarak ilan edilen bu bölgenin korunmasına ve müze yapımına uygun hale getirilmesine destek sundular. Müze yapımı sonrası bu bölgede, ilk etapta 20 hektarlık bir alanda kültür-turizm kompleksi yapılmasının planlanması da bizleri ayrıca mutlu etmiştir.&#8221; dedi.</p>
<p> </p>
<p>Türk tarihine ışık tutan yazıtların yer aldığı Bilge Tonyukuk Anıtları&#8217;nın koruma altına alınacağı Bilge Tonyukuk Müzesi&#8217;nin temeli atıldı. Moğolistan&#8217;ın başkenti Ulan Batur&#8217;a yaklaşık 60 kilometre mesafedeki alanda, Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından yürütülen proje için temel atma töreni düzenlendi. Törene, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Moğolistan Kültür Bakanı Nomin Çinbat, TİKA Başkanı Serkan Kayalar, Türk Tarih Kurumu Başkanı Birol Çetin ile milletvekilleri, tarihçiler, bürokratlar ve bölge halkı katıldı.</p>
<p>Bakan Ersoy, törende, TİKA tarafından bölgede bugüne kadar yapılan çalışmaları anlatarak, Moğolistan ile farklı alanlarda 30 yıla yaklaşan tarihsel, kültürel ve bilimsel iş birliğinin sonuçlarını korumak, devamlılık ve gelecek kuşaklara bir miras olarak bırakmak adına yeni bir adım attıklarını söyledi. Türk kültür varlıklarının, bulundukları alanda çağdaş bir müze konseptiyle sergilenmesiyle yılın her döneminde yerli ve yabancı turistlerin ziyaretinin mümkün olacağını belirten Ersoy, &#8220;Moğolistan Kültür Bakanlığı, Bilge Tonyukuk Müzesi için 7 hektar alan tahsis etti. 2002 yılında sit alanı olarak ilan edilen bu bölgenin korunmasına ve müze yapımına uygun hale getirilmesine destek sundular. Müze yapımı sonrası bu bölgede, ilk etapta 20 hektarlık bir alanda kültür-turizm kompleksi yapılmasının planlanması da bizleri ayrıca mutlu etmiştir.&#8221; dedi.</p>
<p> </p>
<p>PROJE 2024’TE TAMAMLANACAK<br />Bakan Ersoy, anıtların bulunduğu alanda basın mensuplarına yaptığı açıklamada, bölgede TİKA tarafından daha önce geniş çaplı bir kazı çalışması yapıldığını anımsattı. Hazırlanan müze projesinin salgın nedeniyle ertelenmek zorunda kaldığını aktaran Ersoy, projenin 2024&#8217;te tamamlanacağını söyledi.</p>
<p>Moğolistan ve Türkiye&#8217;nin ortak kültüre sahip olduğunu belirten Ersoy, &#8220;Ortak kültürümüzün gelecek nesillere yansıtılması açısından çok çok önemli bir yatırım bu. TİKA çalışmayı hızlı bir şekilde tamamlayıp buradaki ata yadigârı kültür noktalarıyla ilgili desteklerine devam edecek. Ata yadigârı topraklarla Türkiye&#8217;nin ilişkisini her geçen gün artırarak gelecek nesillere aktarmak için gerekli adımları hep beraber atıyoruz.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p>TÜRK TARİHİNDEN İZLERLE TASARLANDI<br />TİKA Başkanı Kayalar da anıtları doğa şartlarına uygun olarak yerinde sergileme şeklinde bir müze çalışması yaptıklarını söyledi. Kayalar, &#8220;Yaklaşık 3 bin 370 metrekare bir alan içinde 18 metrekare yüksekliğinde bir müzede sergilenecek bu anıtları, ziyaretçiler yakın bir şekilde görebilecekler. Anıtlarımızı bilim heyetimizin değerlendirmesi ile hem dışarıdaki hem de içerideki mevsim şartlarına uygun bir şekilde iklimlendirme yaptık.&#8221; dedi.</p>
<p>Anıtı çevreleyecek müzedeki tasarım detaylarının önemine işaret eden Kayalar, &#8220;Bu tasarım detaylarında da Türk tarihimizden izlere yer verdik. Bu izlerde aynı zamanda yurt dediğimiz Türk çadırından esinlendik. Aynı şekilde, çift merkezli Türk kemeri dediğimiz kemer formundan da yararlandık. Yani müzemizi inşa ederken hem çadır hem de geleneksel Türk mimari formlarına da bu çağdaş müzecilik anlayışı içerisinde yer verdik.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Moğolistan Kültür Bakanı Çinbat, proje tamamlandığında iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfanın açılacağı değerlendirmesinde bulundu. Törenin ardından geleneksel Moğol çalgısı eşliğinde uzun hava seslendirildi. Daha sonra Bakanlar Ersoy ve Çinbat, iki ülke bürokratları eşliğinde müzenin temelini attı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>BİLGE TONYUKUK MÜZESİ<br />Anıtların ve çevresinde yer alan Göktürk dönemine ait tarihi eserler ile arkeolojik buluntuların doğa şartlarına karşı koruma altına alınmaları sağlanacak. Çağdaş müzecilik anlayışına göre hazırlanacak proje tamamlandığında müze, köklü Türk tarihinin ziyaretçilere aktarıldığı bir kültür ve eğitim merkezi işlevi görecek. Yapılacak müzenin içerisinde yürüme yolları, tarihi eser deposu, fuaye alanı, görsel-işitsel salon ve turizm danışma bölümleri yer alacak.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383474_313_Ata-yadigari-eserlere-sahip-cikacak-proje.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Moğolistan Kültür Bakanlığının tahsis ettiği 7 hektar alandaki projeyle, Göktürk dönemine ait tarihi eserler koruma altına alınacak.</p>
<p> </p>
<p>Türk tarihine ışık tutan yazıtların yer aldığı Bilge Tonyukuk Anıtları&#8217;nın koruma altına alınacağı Bilge Tonyukuk Müzesi&#8217;nin temeli atıldı. Moğolistan&#8217;ın başkenti Ulan Batur&#8217;a yaklaşık 60 kilometre mesafedeki alanda, Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından yürütülen proje için temel atma töreni düzenlendi. Törene, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Moğolistan Kültür Bakanı Nomin Çinbat, TİKA Başkanı Serkan Kayalar, Türk Tarih Kurumu Başkanı Birol Çetin ile milletvekilleri, tarihçiler, bürokratlar ve bölge halkı katıldı.</p>
<p>Bakan Ersoy, törende, TİKA tarafından bölgede bugüne kadar yapılan çalışmaları anlatarak, Moğolistan ile farklı alanlarda 30 yıla yaklaşan tarihsel, kültürel ve bilimsel iş birliğinin sonuçlarını korumak, devamlılık ve gelecek kuşaklara bir miras olarak bırakmak adına yeni bir adım attıklarını söyledi. Türk kültür varlıklarının, bulundukları alanda çağdaş bir müze konseptiyle sergilenmesiyle yılın her döneminde yerli ve yabancı turistlerin ziyaretinin mümkün olacağını belirten Ersoy, &#8220;Moğolistan Kültür Bakanlığı, Bilge Tonyukuk Müzesi için 7 hektar alan tahsis etti. 2002 yılında sit alanı olarak ilan edilen bu bölgenin korunmasına ve müze yapımına uygun hale getirilmesine destek sundular. Müze yapımı sonrası bu bölgede, ilk etapta 20 hektarlık bir alanda kültür-turizm kompleksi yapılmasının planlanması da bizleri ayrıca mutlu etmiştir.&#8221; dedi.</p>
<p> </p>
<p>Türk tarihine ışık tutan yazıtların yer aldığı Bilge Tonyukuk Anıtları&#8217;nın koruma altına alınacağı Bilge Tonyukuk Müzesi&#8217;nin temeli atıldı. Moğolistan&#8217;ın başkenti Ulan Batur&#8217;a yaklaşık 60 kilometre mesafedeki alanda, Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından yürütülen proje için temel atma töreni düzenlendi. Törene, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Moğolistan Kültür Bakanı Nomin Çinbat, TİKA Başkanı Serkan Kayalar, Türk Tarih Kurumu Başkanı Birol Çetin ile milletvekilleri, tarihçiler, bürokratlar ve bölge halkı katıldı.</p>
<p>Bakan Ersoy, törende, TİKA tarafından bölgede bugüne kadar yapılan çalışmaları anlatarak, Moğolistan ile farklı alanlarda 30 yıla yaklaşan tarihsel, kültürel ve bilimsel iş birliğinin sonuçlarını korumak, devamlılık ve gelecek kuşaklara bir miras olarak bırakmak adına yeni bir adım attıklarını söyledi. Türk kültür varlıklarının, bulundukları alanda çağdaş bir müze konseptiyle sergilenmesiyle yılın her döneminde yerli ve yabancı turistlerin ziyaretinin mümkün olacağını belirten Ersoy, &#8220;Moğolistan Kültür Bakanlığı, Bilge Tonyukuk Müzesi için 7 hektar alan tahsis etti. 2002 yılında sit alanı olarak ilan edilen bu bölgenin korunmasına ve müze yapımına uygun hale getirilmesine destek sundular. Müze yapımı sonrası bu bölgede, ilk etapta 20 hektarlık bir alanda kültür-turizm kompleksi yapılmasının planlanması da bizleri ayrıca mutlu etmiştir.&#8221; dedi.</p>
<p> </p>
<p>PROJE 2024’TE TAMAMLANACAK<br />Bakan Ersoy, anıtların bulunduğu alanda basın mensuplarına yaptığı açıklamada, bölgede TİKA tarafından daha önce geniş çaplı bir kazı çalışması yapıldığını anımsattı. Hazırlanan müze projesinin salgın nedeniyle ertelenmek zorunda kaldığını aktaran Ersoy, projenin 2024&#8217;te tamamlanacağını söyledi.</p>
<p>Moğolistan ve Türkiye&#8217;nin ortak kültüre sahip olduğunu belirten Ersoy, &#8220;Ortak kültürümüzün gelecek nesillere yansıtılması açısından çok çok önemli bir yatırım bu. TİKA çalışmayı hızlı bir şekilde tamamlayıp buradaki ata yadigârı kültür noktalarıyla ilgili desteklerine devam edecek. Ata yadigârı topraklarla Türkiye&#8217;nin ilişkisini her geçen gün artırarak gelecek nesillere aktarmak için gerekli adımları hep beraber atıyoruz.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p>TÜRK TARİHİNDEN İZLERLE TASARLANDI<br />TİKA Başkanı Kayalar da anıtları doğa şartlarına uygun olarak yerinde sergileme şeklinde bir müze çalışması yaptıklarını söyledi. Kayalar, &#8220;Yaklaşık 3 bin 370 metrekare bir alan içinde 18 metrekare yüksekliğinde bir müzede sergilenecek bu anıtları, ziyaretçiler yakın bir şekilde görebilecekler. Anıtlarımızı bilim heyetimizin değerlendirmesi ile hem dışarıdaki hem de içerideki mevsim şartlarına uygun bir şekilde iklimlendirme yaptık.&#8221; dedi.</p>
<p>Anıtı çevreleyecek müzedeki tasarım detaylarının önemine işaret eden Kayalar, &#8220;Bu tasarım detaylarında da Türk tarihimizden izlere yer verdik. Bu izlerde aynı zamanda yurt dediğimiz Türk çadırından esinlendik. Aynı şekilde, çift merkezli Türk kemeri dediğimiz kemer formundan da yararlandık. Yani müzemizi inşa ederken hem çadır hem de geleneksel Türk mimari formlarına da bu çağdaş müzecilik anlayışı içerisinde yer verdik.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Moğolistan Kültür Bakanı Çinbat, proje tamamlandığında iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfanın açılacağı değerlendirmesinde bulundu. Törenin ardından geleneksel Moğol çalgısı eşliğinde uzun hava seslendirildi. Daha sonra Bakanlar Ersoy ve Çinbat, iki ülke bürokratları eşliğinde müzenin temelini attı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>BİLGE TONYUKUK MÜZESİ<br />Anıtların ve çevresinde yer alan Göktürk dönemine ait tarihi eserler ile arkeolojik buluntuların doğa şartlarına karşı koruma altına alınmaları sağlanacak. Çağdaş müzecilik anlayışına göre hazırlanacak proje tamamlandığında müze, köklü Türk tarihinin ziyaretçilere aktarıldığı bir kültür ve eğitim merkezi işlevi görecek. Yapılacak müzenin içerisinde yürüme yolları, tarihi eser deposu, fuaye alanı, görsel-işitsel salon ve turizm danışma bölümleri yer alacak.</p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/ata-yadigari-eserlere-sahip-cikacak-proje-32173/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hyllarima Antik Kenti&#8217;ndeki Tiyatro ve Tümülüs Turizme Kazandırıldı</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/hyllarima-antik-kenti-ndeki-tiyatro-ve-tumulus-turizme-kazandirildi-32149</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/hyllarima-antik-kenti-ndeki-tiyatro-ve-tumulus-turizme-kazandirildi-32149#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Oct 2022 09:54:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/hyllarima-antik-kenti-ndeki-tiyatro-ve-tumulus-turizme-kazandirildi-32149</guid>

					<description><![CDATA[Muğla&#8217;nın Kavaklıdere ilçesinde, kazı çalışması yürütülen Hyllarima Antik Kenti&#8217;ndeki Helenistik Döneme ait tiyatro ve tümülüs gün yüzüne çıkarılarak ziyaretçilere açıldı. Derebağ Mahallesi&#8217;nde yer alan, Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait yapıların bulunduğu antik kentte, Muğla Valiliği, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Kavaklıdere Belediyesi ve Muğla Müze Müdürlüğünce yapılan temizlik çalışmasının ardından kazı çalışmalarına devam ediliyor. Yaklaşık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Muğla&#8217;nın Kavaklıdere ilçesinde, kazı çalışması yürütülen Hyllarima Antik Kenti&#8217;ndeki Helenistik Döneme ait tiyatro ve tümülüs gün yüzüne çıkarılarak ziyaretçilere açıldı.</p>
<p>Derebağ Mahallesi&#8217;nde yer alan, Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait yapıların bulunduğu antik kentte, Muğla Valiliği, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Kavaklıdere Belediyesi ve Muğla Müze Müdürlüğünce yapılan temizlik çalışmasının ardından kazı çalışmalarına devam ediliyor.</p>
<p>Yaklaşık 2 kilometre uzunluğunda surlarla çevrilmiş Hyllarima yerleşimi; tiyatro, meclis binası, agora gibi önemli yapıları bünyesinde barındırıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kentteki sur duvarları ve anıtsal teras duvarlarında kullanılan taşlar, doğrudan yerleşimin bulunduğu bölgeden temin edilmiş; anıtsal yapılarda kullanılan mermerlerin ise kentin doğusundaki mermer ocaklarından getirildiği öngörülüyor.</p>
<p> </p>
<p>Roma döneminde sikke basmış kentlerden birisi olan Hyllarima Antik Kenti&#8217;nde, proje kapsamında Doç. Dr. Bekir Özer&#8217;in bilimsel danışmanlığında kazı çalışması yürütülüyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8220;Helenistik Dönem&#8217;e ait tiyatro ve tümülüs gün yüzüne çıkarıldı&#8221;</strong></p>
<p>Özer, AA muhabirine, geçen yıl ilk defa yüzey temizliği ile başladıkları çalışmalarda hem bölge kültür tarihi açısından hem de gelen ziyaretçilerin gezip anlayabileceği nitelikte çok sayıda yapının varlığıyla karşılaştıklarını söyledi.</p>
<p>Geçen yıl başlayan çalışmaların bu yıl da devam ettiğini anlatan Özer, kentte tiyatro ve tümülüs (mezar ya da mezarlık içeren, toprak yığılarak oluşturulmuş tepecik) alanında çalışma yürüttüklerini dile getirdi.</p>
<p>Kentteki tümülüs yapısının, bölgenin diğer yerleşim yerleri ile kıyaslandığında, yerleşimin içerisinde bulunduğuna dikkati çeken Özer, kentin milattan önce 4. yüzyıl ortalarından sonra inşa edildiğini dile getirdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Bu yıl kazısı tamamlanan Helenistik Dönem&#8217;e ait tiyatro binasının bulunduğunu anlatan Özer, şunları söyledi:</strong></p>
<p>&#8220;Buranın bölgenin en iyi korunmuş tiyatrolarından olduğunu ve yaklaşık 2 bin kişilik olduğunu söyleyebiliriz. Tiyatroda yaptığımız araştırmalarda kentin kuruluş aşamasının hemen sonrasında tiyatronun inşa edildiğini söyleyebiliriz. Önümüzdeki yıl kentin kimliğini oluşturan meclis binası, agora ve ana kaya içerisine açılmış mekan sıralarında kazı çalışması yapacağız.&#8221;</p>
<p>Özer, Hyllarima Antik Kenti&#8217;ni yakın civardaki yerleşimlerden ayıran en önemli özeliklerinden birisinin oldukça iyi korunmuş sur duvarları olduğunu vurguladı.</p>
<p>Yapılan ön araştırmalara göre sur duvarlarının inşasının, 4. yüzyılın ikinci yarısında başladığını anlatan Özer, sur duvarlarının üzerindeki &#8220;Doğu kapısının&#8221; en önemli kalıntılardan birisi olduğunu ifade etti.</p>
<p> </p>
<p><strong>Bu yıl kazısı tamamlanan Helenistik Dönem&#8217;e ait tiyatro binasının bulunduğunu anlatan Özer, şunları söyledi:</strong></p>
<p>&#8220;Buranın bölgenin en iyi korunmuş tiyatrolarından olduğunu ve yaklaşık 2 bin kişilik olduğunu söyleyebiliriz. Tiyatroda yaptığımız araştırmalarda kentin kuruluş aşamasının hemen sonrasında tiyatronun inşa edildiğini söyleyebiliriz. Önümüzdeki yıl kentin kimliğini oluşturan meclis binası, agora ve ana kaya içerisine açılmış mekan sıralarında kazı çalışması yapacağız.&#8221;</p>
<p>Özer, Hyllarima Antik Kenti&#8217;ni yakın civardaki yerleşimlerden ayıran en önemli özeliklerinden birisinin oldukça iyi korunmuş sur duvarları olduğunu vurguladı.</p>
<p>Yapılan ön araştırmalara göre sur duvarlarının inşasının, 4. yüzyılın ikinci yarısında başladığını anlatan Özer, sur duvarlarının üzerindeki &#8220;Doğu kapısının&#8221; en önemli kalıntılardan birisi olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bölgedeki köylerde yaşayan kadınlar da kazıda görev alıyor<br />Kentte yürütülen kazı çalışmasının büyük bölümünde bölgedeki köylerde yaşayan kadınların da görev aldığına dikkati çeken Özer, kadınların çok kısa zamanda kazı yapmayı öğrendiğini söyledi.</p>
<p>Kazı çalışması ekibinde yer alan kadınlardan Servinaz Kocakilit, bir yıldır kazı yaptığını ve aile ekonomisine büyük katkı sağladığını söyledi.</p>
<p>Daha önce tarım işi ve hayvancılık yaptığını anlatan Kocakilit, tarihi bir alanda çalışmasının kendisini mutlu ettiğini ve çevresindekilerin de yaptığı işi merak ettiğini anlattı.</p>
<p> </p>
<p>İşçilerden Fatma Cambaz ise &#8220;Geçen yıl 3 ay çalıştım ve çok mutlu oldum. Bundan dolayı bu sene de başvurdum. Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum ama buraların bu kadar güzel olduğunu hiç bilmiyordum. Ekibimiz çok güzel, hocalarımız çok yardımcı oldu. Tarihi bir alanda kazı yapmak çok güzel bir duygu. Köyde her işi yaptık ama böyle bir alanda çalışmamıştık. Çocuklarıma her akşam yaptıklarımı anlatıyorum.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Cambaz, çalıştıkları alanda aile bütçelerine de önemli oranda katkı sağladıkları için mutlu olduklarını belirterek, antik kentte çalışmaya, heyecanla, her gün koşarak geldiklerini söyledi.</p>
<p> </p>
<p>Anadolu Ajansı&#8217;ndan Durmuş Genç&#8217;in haberidir.</p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Muğla&#8217;nın Kavaklıdere ilçesinde, kazı çalışması yürütülen Hyllarima Antik Kenti&#8217;ndeki Helenistik Döneme ait tiyatro ve tümülüs gün yüzüne çıkarılarak ziyaretçilere açıldı.</p>
<p>Derebağ Mahallesi&#8217;nde yer alan, Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait yapıların bulunduğu antik kentte, Muğla Valiliği, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Kavaklıdere Belediyesi ve Muğla Müze Müdürlüğünce yapılan temizlik çalışmasının ardından kazı çalışmalarına devam ediliyor.</p>
<p>Yaklaşık 2 kilometre uzunluğunda surlarla çevrilmiş Hyllarima yerleşimi; tiyatro, meclis binası, agora gibi önemli yapıları bünyesinde barındırıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kentteki sur duvarları ve anıtsal teras duvarlarında kullanılan taşlar, doğrudan yerleşimin bulunduğu bölgeden temin edilmiş; anıtsal yapılarda kullanılan mermerlerin ise kentin doğusundaki mermer ocaklarından getirildiği öngörülüyor.</p>
<p> </p>
<p>Roma döneminde sikke basmış kentlerden birisi olan Hyllarima Antik Kenti&#8217;nde, proje kapsamında Doç. Dr. Bekir Özer&#8217;in bilimsel danışmanlığında kazı çalışması yürütülüyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8220;Helenistik Dönem&#8217;e ait tiyatro ve tümülüs gün yüzüne çıkarıldı&#8221;</strong></p>
<p>Özer, AA muhabirine, geçen yıl ilk defa yüzey temizliği ile başladıkları çalışmalarda hem bölge kültür tarihi açısından hem de gelen ziyaretçilerin gezip anlayabileceği nitelikte çok sayıda yapının varlığıyla karşılaştıklarını söyledi.</p>
<p>Geçen yıl başlayan çalışmaların bu yıl da devam ettiğini anlatan Özer, kentte tiyatro ve tümülüs (mezar ya da mezarlık içeren, toprak yığılarak oluşturulmuş tepecik) alanında çalışma yürüttüklerini dile getirdi.</p>
<p>Kentteki tümülüs yapısının, bölgenin diğer yerleşim yerleri ile kıyaslandığında, yerleşimin içerisinde bulunduğuna dikkati çeken Özer, kentin milattan önce 4. yüzyıl ortalarından sonra inşa edildiğini dile getirdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Bu yıl kazısı tamamlanan Helenistik Dönem&#8217;e ait tiyatro binasının bulunduğunu anlatan Özer, şunları söyledi:</strong></p>
<p>&#8220;Buranın bölgenin en iyi korunmuş tiyatrolarından olduğunu ve yaklaşık 2 bin kişilik olduğunu söyleyebiliriz. Tiyatroda yaptığımız araştırmalarda kentin kuruluş aşamasının hemen sonrasında tiyatronun inşa edildiğini söyleyebiliriz. Önümüzdeki yıl kentin kimliğini oluşturan meclis binası, agora ve ana kaya içerisine açılmış mekan sıralarında kazı çalışması yapacağız.&#8221;</p>
<p>Özer, Hyllarima Antik Kenti&#8217;ni yakın civardaki yerleşimlerden ayıran en önemli özeliklerinden birisinin oldukça iyi korunmuş sur duvarları olduğunu vurguladı.</p>
<p>Yapılan ön araştırmalara göre sur duvarlarının inşasının, 4. yüzyılın ikinci yarısında başladığını anlatan Özer, sur duvarlarının üzerindeki &#8220;Doğu kapısının&#8221; en önemli kalıntılardan birisi olduğunu ifade etti.</p>
<p> </p>
<p><strong>Bu yıl kazısı tamamlanan Helenistik Dönem&#8217;e ait tiyatro binasının bulunduğunu anlatan Özer, şunları söyledi:</strong></p>
<p>&#8220;Buranın bölgenin en iyi korunmuş tiyatrolarından olduğunu ve yaklaşık 2 bin kişilik olduğunu söyleyebiliriz. Tiyatroda yaptığımız araştırmalarda kentin kuruluş aşamasının hemen sonrasında tiyatronun inşa edildiğini söyleyebiliriz. Önümüzdeki yıl kentin kimliğini oluşturan meclis binası, agora ve ana kaya içerisine açılmış mekan sıralarında kazı çalışması yapacağız.&#8221;</p>
<p>Özer, Hyllarima Antik Kenti&#8217;ni yakın civardaki yerleşimlerden ayıran en önemli özeliklerinden birisinin oldukça iyi korunmuş sur duvarları olduğunu vurguladı.</p>
<p>Yapılan ön araştırmalara göre sur duvarlarının inşasının, 4. yüzyılın ikinci yarısında başladığını anlatan Özer, sur duvarlarının üzerindeki &#8220;Doğu kapısının&#8221; en önemli kalıntılardan birisi olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bölgedeki köylerde yaşayan kadınlar da kazıda görev alıyor<br />Kentte yürütülen kazı çalışmasının büyük bölümünde bölgedeki köylerde yaşayan kadınların da görev aldığına dikkati çeken Özer, kadınların çok kısa zamanda kazı yapmayı öğrendiğini söyledi.</p>
<p>Kazı çalışması ekibinde yer alan kadınlardan Servinaz Kocakilit, bir yıldır kazı yaptığını ve aile ekonomisine büyük katkı sağladığını söyledi.</p>
<p>Daha önce tarım işi ve hayvancılık yaptığını anlatan Kocakilit, tarihi bir alanda çalışmasının kendisini mutlu ettiğini ve çevresindekilerin de yaptığı işi merak ettiğini anlattı.</p>
<p> </p>
<p>İşçilerden Fatma Cambaz ise &#8220;Geçen yıl 3 ay çalıştım ve çok mutlu oldum. Bundan dolayı bu sene de başvurdum. Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum ama buraların bu kadar güzel olduğunu hiç bilmiyordum. Ekibimiz çok güzel, hocalarımız çok yardımcı oldu. Tarihi bir alanda kazı yapmak çok güzel bir duygu. Köyde her işi yaptık ama böyle bir alanda çalışmamıştık. Çocuklarıma her akşam yaptıklarımı anlatıyorum.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Cambaz, çalıştıkları alanda aile bütçelerine de önemli oranda katkı sağladıkları için mutlu olduklarını belirterek, antik kentte çalışmaya, heyecanla, her gün koşarak geldiklerini söyledi.</p>
<p> </p>
<p>Anadolu Ajansı&#8217;ndan Durmuş Genç&#8217;in haberidir.</p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/hyllarima-antik-kenti-ndeki-tiyatro-ve-tumulus-turizme-kazandirildi-32149/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hattuşa&#8217;da bulunan 249 hiyeroglif, Hitit dönemine ışık tutacak</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/hattusa-da-bulunan-249-hiyeroglif-hitit-donemine-isik-tutacak-32131</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/hattusa-da-bulunan-249-hiyeroglif-hitit-donemine-isik-tutacak-32131#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2022 12:37:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/hattusa-da-bulunan-249-hiyeroglif-hitit-donemine-isik-tutacak-32131</guid>

					<description><![CDATA[Anadolu&#8217;nun ilk medeniyetlerinden Hititlerin başkenti Çorum&#8217;un Boğazkale ilçesindeki Hattuşa Ören Yeri&#8217;nde 1907&#8217;de başlayan arkeolojik kazılar, Alman Arkeoloji Enstitüsünden Prof. Dr. Andreas Schachner başkanlığında devam ediyor. Farklı ülke ve üniversitelerden arkeolog, Hititolog ve benzeri uzmanlık alanından bilim insanlarının birlikte yürüttüğü kazılarda 80 metre uzunluğunda, binlerce taş kullanılarak inşa edilen Yerkapı Tüneli&#8217;nde yaklaşık 3 bin 500 yıl [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Anadolu&#8217;nun ilk medeniyetlerinden Hititlerin başkenti Çorum&#8217;un Boğazkale ilçesindeki Hattuşa Ören Yeri&#8217;nde 1907&#8217;de başlayan arkeolojik kazılar, Alman Arkeoloji Enstitüsünden Prof. Dr. Andreas Schachner başkanlığında devam ediyor.</p>
<p>Farklı ülke ve üniversitelerden arkeolog, Hititolog ve benzeri uzmanlık alanından bilim insanlarının birlikte yürüttüğü kazılarda 80 metre uzunluğunda, binlerce taş kullanılarak inşa edilen Yerkapı Tüneli&#8217;nde yaklaşık 3 bin 500 yıl önce çizildiği tahmin edilen yeni simgeler bulundu. </p>
<p> </p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383455_0_Hattusada-bulunan-249-hiyeroglif-Hitit-donemine-isik-tutacak.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Tünelde 249 simgeyi tespit eden Genç, keşfini kazı başkanı Schachner ile paylaştı. Schachner de Yerkapı ve simgelerin 3 boyutlu taramasını yaptırarak, hiyeroglifleri bilim dünyasına kazandırdı.</p>
<p>Simgelerin, tünelin her mevsim ortalama sıcaklığa sahip olması, güneş ve yağmur girmeyen karanlık bir ortamda bulunması gibi nedenlerle binlerce yıldır bozulmadan günümüze ulaştığı tahmin ediliyor.</p>
<p> </p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383455_739_Hattusada-bulunan-249-hiyeroglif-Hitit-donemine-isik-tutacak.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Simgelerin hangi anlamları taşıdığıyla ilgili çalışma başlatıldı<br />Schachner, AA muhabirine, tanrıların betimlendiği değerlendirilen 249 hiyeroglifle ilgili farklı uzmanlık alanlarından bilim insanlarının incelemesinin sürdüğünü söyledi.</p>
<p>Hattuşa&#8217;da arkeolojik kazı çalışmalarının 1907&#8217;de Yerkapı&#8217;dan başladığını, bugüne kadar kendisi de dahil kazı yapan herkesin onlarca kez tünelden geçtiğini ancak kimsenin hiyeroglifleri fark etmediğini dile getiren Schachner, keşfin ardından İstanbul Üniversitesinden Hititolog Doç. Dr. Metin Alparslan&#8217;ın simgelerin hangi anlamları taşıyor olabileceğini belirlemek üzere çalışmalara başladığını aktardı.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383455_346_Hattusada-bulunan-249-hiyeroglif-Hitit-donemine-isik-tutacak.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Hattuşa&#8217;nın zirvesinde yer alan Yerkapı Tüneli&#8217;nin Hititler için son derece önemli olduğunu vurgulayan Schachner, yeni bulunan hiyerogliflerle tünelin ne amaçla kullanıldığını daha iyi anlama imkanı bulacaklarına işaret etti.</p>
<p>Tüneldeki hiyerogliflerin benzerlik gösterdiğine dikkati çeken Schachner, &#8220;Simgeleri bilim dünyasıyla paylaştığımızda Hititlerle ilgili çalışan arkadaşlar fikir yürütecek ve buna göre belki bir, belki birkaç fikir oluşacak. Burada toplam 249 Anadolu hiyeroglifi belirledik fakat hepsi birbirinden farklı değil. Toplam 8 gruba ayırabiliyoruz. Onlar bize şöyle yenilik katıyor toplumsal açıdan. Boya ile yazıldıkları için daha çok grafiti tarzında yorumlamamız lazım. Hızlı yapılmış ve hızlı da anlaşılsın diye yapıldığını düşünüyoruz.&#8221; dedi.</p>
<p> </p>
<p>Anadolu&#8217;da bulunan hiyerogliflerin çoğunun kendi anlamlarını barındıran anıtsal yazıt ya da mühürlerde görüldüğünü anlatan Schachner, tüneldeki simgelerin keşfi ile Hitit döneminde hiyeroglifin çok daha yaygın şekilde kullanıldığı görüşünün oluştuğunun altını çizdi.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383455_409_Hattusada-bulunan-249-hiyeroglif-Hitit-donemine-isik-tutacak.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Arkeolojik açıdan yeni bir şey keşfetmenin heyecanını yaşadıklarını dile getiren Schachner, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8220;Hititleri en çok çivi yazılı metinlerden biliyoruz ancak görüyoruz ki Hititler ve Hitit kültürünün içinde apayrı ve Anadolu&#8217;ya özgün bir yazı sistemi de var. İşin ilginç tarafı, Hitit devleti yıkıldıktan sonra çivi yazısı kayboluyor ama Anadolu hiyeroglifleri kullanılmaya devam ediyor. İç Anadolu&#8217;nun güney kısmında, özellikle Güneydoğu Anadolu&#8217;da demir çağı döneminde, yani Hititleri takip eden zamanlarda 400 sene daha bu tarz yazıtların kullanıldığını görüyoruz.&#8221;</p>
<p> </p>
<p>Anadolu Ajansı&#8217;nın haberidir.</p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Anadolu&#8217;nun ilk medeniyetlerinden Hititlerin başkenti Çorum&#8217;un Boğazkale ilçesindeki Hattuşa Ören Yeri&#8217;nde 1907&#8217;de başlayan arkeolojik kazılar, Alman Arkeoloji Enstitüsünden Prof. Dr. Andreas Schachner başkanlığında devam ediyor.</p>
<p>Farklı ülke ve üniversitelerden arkeolog, Hititolog ve benzeri uzmanlık alanından bilim insanlarının birlikte yürüttüğü kazılarda 80 metre uzunluğunda, binlerce taş kullanılarak inşa edilen Yerkapı Tüneli&#8217;nde yaklaşık 3 bin 500 yıl önce çizildiği tahmin edilen yeni simgeler bulundu. </p>
<p> </p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Tünelde 249 simgeyi tespit eden Genç, keşfini kazı başkanı Schachner ile paylaştı. Schachner de Yerkapı ve simgelerin 3 boyutlu taramasını yaptırarak, hiyeroglifleri bilim dünyasına kazandırdı.</p>
<p>Simgelerin, tünelin her mevsim ortalama sıcaklığa sahip olması, güneş ve yağmur girmeyen karanlık bir ortamda bulunması gibi nedenlerle binlerce yıldır bozulmadan günümüze ulaştığı tahmin ediliyor.</p>
<p> </p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Simgelerin hangi anlamları taşıdığıyla ilgili çalışma başlatıldı<br />Schachner, AA muhabirine, tanrıların betimlendiği değerlendirilen 249 hiyeroglifle ilgili farklı uzmanlık alanlarından bilim insanlarının incelemesinin sürdüğünü söyledi.</p>
<p>Hattuşa&#8217;da arkeolojik kazı çalışmalarının 1907&#8217;de Yerkapı&#8217;dan başladığını, bugüne kadar kendisi de dahil kazı yapan herkesin onlarca kez tünelden geçtiğini ancak kimsenin hiyeroglifleri fark etmediğini dile getiren Schachner, keşfin ardından İstanbul Üniversitesinden Hititolog Doç. Dr. Metin Alparslan&#8217;ın simgelerin hangi anlamları taşıyor olabileceğini belirlemek üzere çalışmalara başladığını aktardı.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Hattuşa&#8217;nın zirvesinde yer alan Yerkapı Tüneli&#8217;nin Hititler için son derece önemli olduğunu vurgulayan Schachner, yeni bulunan hiyerogliflerle tünelin ne amaçla kullanıldığını daha iyi anlama imkanı bulacaklarına işaret etti.</p>
<p>Tüneldeki hiyerogliflerin benzerlik gösterdiğine dikkati çeken Schachner, &#8220;Simgeleri bilim dünyasıyla paylaştığımızda Hititlerle ilgili çalışan arkadaşlar fikir yürütecek ve buna göre belki bir, belki birkaç fikir oluşacak. Burada toplam 249 Anadolu hiyeroglifi belirledik fakat hepsi birbirinden farklı değil. Toplam 8 gruba ayırabiliyoruz. Onlar bize şöyle yenilik katıyor toplumsal açıdan. Boya ile yazıldıkları için daha çok grafiti tarzında yorumlamamız lazım. Hızlı yapılmış ve hızlı da anlaşılsın diye yapıldığını düşünüyoruz.&#8221; dedi.</p>
<p> </p>
<p>Anadolu&#8217;da bulunan hiyerogliflerin çoğunun kendi anlamlarını barındıran anıtsal yazıt ya da mühürlerde görüldüğünü anlatan Schachner, tüneldeki simgelerin keşfi ile Hitit döneminde hiyeroglifin çok daha yaygın şekilde kullanıldığı görüşünün oluştuğunun altını çizdi.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Arkeolojik açıdan yeni bir şey keşfetmenin heyecanını yaşadıklarını dile getiren Schachner, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8220;Hititleri en çok çivi yazılı metinlerden biliyoruz ancak görüyoruz ki Hititler ve Hitit kültürünün içinde apayrı ve Anadolu&#8217;ya özgün bir yazı sistemi de var. İşin ilginç tarafı, Hitit devleti yıkıldıktan sonra çivi yazısı kayboluyor ama Anadolu hiyeroglifleri kullanılmaya devam ediyor. İç Anadolu&#8217;nun güney kısmında, özellikle Güneydoğu Anadolu&#8217;da demir çağı döneminde, yani Hititleri takip eden zamanlarda 400 sene daha bu tarz yazıtların kullanıldığını görüyoruz.&#8221;</p>
<p> </p>
<p>Anadolu Ajansı&#8217;nın haberidir.</p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/hattusa-da-bulunan-249-hiyeroglif-hitit-donemine-isik-tutacak-32131/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır&#8217;ın tarihini değiştiren Amida Höyük: Kazıldıkça tarih değişiyor</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/diyarbakir-in-tarihini-degistiren-amida-hoyuk-kazildikca-tarih-degisiyor-32127</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/diyarbakir-in-tarihini-degistiren-amida-hoyuk-kazildikca-tarih-degisiyor-32127#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Sep 2022 12:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/diyarbakir-in-tarihini-degistiren-amida-hoyuk-kazildikca-tarih-degisiyor-32127</guid>

					<description><![CDATA[Diyarbakır’ın bilinen tarihini değiştiren Amida Höyük’te kazı çalışmaları sürüyor. Artuklu Sarayı Kazı Başkanı Prof. Dr. İrfan Yıldız, “En büyük beklentimiz erken tarihli bir çivi yazılı belgedir. Çünkü Amida Höyük’ün M.Ö. 10.000’den itibaren yerleşim gören bir yer olduğunu düşünüyoruz” dedi.Hurri-Mitanniler, Bit-Zamani Krallığı, Asurlular, Urartular, Persler, Romalılar, Emeviler, Abbasiler, Mervaniler, Selçuklular ve Artuklular&#8217;ın da aralarında yer aldığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Diyarbakır’ın bilinen tarihini değiştiren Amida Höyük’te kazı çalışmaları sürüyor. Artuklu Sarayı Kazı Başkanı Prof. Dr. İrfan Yıldız, “En büyük beklentimiz erken tarihli bir çivi yazılı belgedir. Çünkü Amida Höyük’ün M.Ö. 10.000’den itibaren yerleşim gören bir yer olduğunu düşünüyoruz” dedi.<br />Hurri-Mitanniler, Bit-Zamani Krallığı, Asurlular, Urartular, Persler, Romalılar, Emeviler, Abbasiler, Mervaniler, Selçuklular ve Artuklular&#8217;ın da aralarında yer aldığı birçok medeniyete ev sahipliği yapan Diyarbakır&#8217;ın tarihi Suriçi&#8217;ndeki 9 bin yıllık Amida Höyük&#8217;teki arkeolojik kazılar devam ediyor. Amida Höyük&#8217;teki Artuklu Sarayı arkeolojik kazısı onlarca gönüllü arkeologla yapılıyor. Kazı çalışmalarında şu ana kadar sarayın divanesi, kabul salonu, gizli kaçış tüneli ve bazı bölümler gün yüzüne çıkarıldı.</p>
<p><strong>‘İlk yerleşim M.Ö. 7000 yıllarında’</strong><br />Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü&#8217;nce sürdürülen çalışma kapsamında Amida Höyük&#8217;te bulunan Artuklu Sarayı&#8217;nın ve onlarca medeniyete ait izlerin ortaya çıkarılması için yapılan kazılarda elde edilen bulgular kent tarihinin izlerinin daha da derinlerde olduğuna işaret ediyor.<br />Amida Höyük&#8217;te ilk yerleşimin M.Ö. 7000 yıllarında Orta Neolitik döneminde başlandığı belirtiliyor.<br />‘El-Cezeri&#8217;nin su dağıtım sistemini tespit ettik’</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383446_189_Diyarbakirin-tarihini-degistiren-Amida-Hoyuk-Kazildikca-tarih-degisiyor.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Kazılarda El-Cezeri&#8217;nin su dağıtım sistemini de tespit ettiklerini belirten Yıldız, &#8220;Artuklu Sarayı&#8217;nın diğer bir önemi de El-Cezeri&#8217;nin yaşamış olduğu yer olmasıdır. El-Cezeri burada 25 yıl yaşamış ve El-Hiyel kitabını burada yazmıştır. Sibernetik biliminin, otomasyon biliminin temelleri burada atılmıştır. Şu an yaptığımız kazılarda El-Cezeri&#8217;nin su dağıtım sistemini tespit ettik. Amida Höyük&#8217;ün içerisindeki kaçış tünelinde bir su kaynağı bulunmaktadır&#8221; dedi.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><strong>‘Binlerce yıl bölge bu alanda yönetiliyor’</strong><br />İç Kale Artuklu Sarayı kazısının Diyarbakır’da Cumhuriyet Döneminde yapılan ilk kazı olduğunu ifade eden Yıldız “Amida Höyük hem ilin hem bölgenin kalbi ve beyni konumundadır. Binlerce yıl bölge aslında bulunduğumuz bu alanda yönetiliyor. Tabii bizim şuan kazı yaptığımız alan Roma ve devamında Artuklu Sarayı’dır. Artuklular döneminde onarıldığı için Artuklu Sarayı adını veriyoruz. Ama Höyüğün içerisinde bu sarayın dışında erken tarihli 2 saray daha olduğunu biliyoruz. Hurriler dönemine ait bir saray olduğunu biliyoruz. Bir de kaynaklarda Asurlar dönemine ait bir sarayın varlığından bahsediliyor” dedi.</p>
<p><strong>‘M.Ö. 7.OOO’lerden itibaren burada bir yaşam olduğu tespit edildi’</strong><br />Yıldız, şöyle devam etti:<br />“Asur kaynaklarına baktığımızda II. Sargon döneminde Amidi şehrinin valisi II. Sargon’a gönderdiği mektupta kendisinin adına burada bir saray inşa ettiğini ve kendisine yakışır bir heykelini de koyduğunu belirtiyor. Dolayısıyla da o da ikinci saray oluyor. Mevcut saray artık üçüncü saray oluyor. Artuklular’daki onarım ve yeniden inşayla beraber ise dördüncü saray oluyor. Şehrin ismine baktığımızda aslında M.Ö. 7.OOO’lerden itibaren burada bir yaşam olduğunu şimdiye kadar devam eden kazılarda tespit edildi. Ama Hurrilere kadar hangi medeniyetlerin yaşadığını ise çok bilmiyoruz. Hurrilerden itibaren hem M.Ö. 2500-3000 şehrin ismine artık yavaş yavaş rastlıyoruz. Şehrin ismi o dönem, Amidi, Amedi veya Amidu olarak geçiyor. Asurlar döneminde şehrin ismi Amidi, bölge ise Amedi eyaleti olarak geçiyor. Romalılar dönemine geldiğimiz zaman şehre Amida ismi veriliyor. İslam döneminde ise bugünkü Diyarbakır şehri Amid şehri olarak geçiyor. Eyalet ise artık Diyarbekir eyaletidir.”</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383446_383_Diyarbakirin-tarihini-degistiren-Amida-Hoyuk-Kazildikca-tarih-degisiyor.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><strong>‘Büyük beklentimiz erken tarihli bir çivi yazılı belgedir’</strong><br />Kazı çalışmalarından beklentilerini anlatan Yıldız, şunları söyledi:<br />“5 yıldır yapılan kazılarsa şehrin tarihi bilinenden yaklaşık 3000 daha geriye gitti. Daha önce en fazla 3500-4000 olarak biliniyordu ama şuan M.Ö. 7000’lerdeyiz. Günümüzden 9000 yıl gerideyiz. Amida Höyük kazısında çok şey bekliyoruz. Aslında en büyük beklentimiz erken tarihli bir çivi yazılı belgedir. Çünkü Amida Höyük’ün M.Ö. 10.000 itibaren yerleşim gören bir yer olduğunu düşünüyoruz. Her ne kadar şuan M.Ö. 7000’lerde olsak da hem katmanlardan olmadan gelen veriler hem şehrin kuruluşu, jeopolitik konumu, Dicle’nin yakınında olması, Ergani Maden yataklarına yakın olması, Çayönü’ne yakın olması, bütün bu verileri bir araya getirdiğiniz zaman aslında burada çok erken tarihten bir yerleşimin olduğunu söyleyebiliriz. Eğer erken tarihlerden beri burada bir yerleşim varsa muhtemelen Amida Höyük kazılarında önümüzdeki dönemlerde erken tarihli bir yazıt da çıkmasını bekliyoruz.”<br />‘Sürprizlere ve yeni verilere açık bir kazı’<br />Planlanan kazı takvimine ilişkin olarak da Prof. Dr. Yıldız, şunları söyledi:<br />“Tabii biz her zaman bir plan yaparız. Ortalama 5 yıllık planlar yapıyoruz ama gelen buluntular, katmanların özelliği, ödenekler vs. bunların hepsi çalışmalarımızı etkileyen faktörlerdir. Özellikle sarayın bulunduğu kısmı 5 yıl içinde bitirmeyi hedefliyorduk ama şuana kadar çalışma tamamlanamadı, daha devam edecek. Dolayısıyla arkeolojik kazılarda aslında bitirme tarihi, yılı vermek biraz zor ama genel itibariyle baktığımız zaman diğer kazılara göre (50-100 yıl) bizim kazının daha kısa süreceğini (ortalama 15-20 yıl) öngörüyoruz. Ama çok sürprizlere ve yeni verilere açık olan bir kazıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Sputnik&#8217;ten Sertaç Kayar&#8217;ın haberidir.</p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Diyarbakır’ın bilinen tarihini değiştiren Amida Höyük’te kazı çalışmaları sürüyor. Artuklu Sarayı Kazı Başkanı Prof. Dr. İrfan Yıldız, “En büyük beklentimiz erken tarihli bir çivi yazılı belgedir. Çünkü Amida Höyük’ün M.Ö. 10.000’den itibaren yerleşim gören bir yer olduğunu düşünüyoruz” dedi.<br />Hurri-Mitanniler, Bit-Zamani Krallığı, Asurlular, Urartular, Persler, Romalılar, Emeviler, Abbasiler, Mervaniler, Selçuklular ve Artuklular&#8217;ın da aralarında yer aldığı birçok medeniyete ev sahipliği yapan Diyarbakır&#8217;ın tarihi Suriçi&#8217;ndeki 9 bin yıllık Amida Höyük&#8217;teki arkeolojik kazılar devam ediyor. Amida Höyük&#8217;teki Artuklu Sarayı arkeolojik kazısı onlarca gönüllü arkeologla yapılıyor. Kazı çalışmalarında şu ana kadar sarayın divanesi, kabul salonu, gizli kaçış tüneli ve bazı bölümler gün yüzüne çıkarıldı.</p>
<p><strong>‘İlk yerleşim M.Ö. 7000 yıllarında’</strong><br />Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü&#8217;nce sürdürülen çalışma kapsamında Amida Höyük&#8217;te bulunan Artuklu Sarayı&#8217;nın ve onlarca medeniyete ait izlerin ortaya çıkarılması için yapılan kazılarda elde edilen bulgular kent tarihinin izlerinin daha da derinlerde olduğuna işaret ediyor.<br />Amida Höyük&#8217;te ilk yerleşimin M.Ö. 7000 yıllarında Orta Neolitik döneminde başlandığı belirtiliyor.<br />‘El-Cezeri&#8217;nin su dağıtım sistemini tespit ettik’</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Kazılarda El-Cezeri&#8217;nin su dağıtım sistemini de tespit ettiklerini belirten Yıldız, &#8220;Artuklu Sarayı&#8217;nın diğer bir önemi de El-Cezeri&#8217;nin yaşamış olduğu yer olmasıdır. El-Cezeri burada 25 yıl yaşamış ve El-Hiyel kitabını burada yazmıştır. Sibernetik biliminin, otomasyon biliminin temelleri burada atılmıştır. Şu an yaptığımız kazılarda El-Cezeri&#8217;nin su dağıtım sistemini tespit ettik. Amida Höyük&#8217;ün içerisindeki kaçış tünelinde bir su kaynağı bulunmaktadır&#8221; dedi.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><strong>‘Binlerce yıl bölge bu alanda yönetiliyor’</strong><br />İç Kale Artuklu Sarayı kazısının Diyarbakır’da Cumhuriyet Döneminde yapılan ilk kazı olduğunu ifade eden Yıldız “Amida Höyük hem ilin hem bölgenin kalbi ve beyni konumundadır. Binlerce yıl bölge aslında bulunduğumuz bu alanda yönetiliyor. Tabii bizim şuan kazı yaptığımız alan Roma ve devamında Artuklu Sarayı’dır. Artuklular döneminde onarıldığı için Artuklu Sarayı adını veriyoruz. Ama Höyüğün içerisinde bu sarayın dışında erken tarihli 2 saray daha olduğunu biliyoruz. Hurriler dönemine ait bir saray olduğunu biliyoruz. Bir de kaynaklarda Asurlar dönemine ait bir sarayın varlığından bahsediliyor” dedi.</p>
<p><strong>‘M.Ö. 7.OOO’lerden itibaren burada bir yaşam olduğu tespit edildi’</strong><br />Yıldız, şöyle devam etti:<br />“Asur kaynaklarına baktığımızda II. Sargon döneminde Amidi şehrinin valisi II. Sargon’a gönderdiği mektupta kendisinin adına burada bir saray inşa ettiğini ve kendisine yakışır bir heykelini de koyduğunu belirtiyor. Dolayısıyla da o da ikinci saray oluyor. Mevcut saray artık üçüncü saray oluyor. Artuklular’daki onarım ve yeniden inşayla beraber ise dördüncü saray oluyor. Şehrin ismine baktığımızda aslında M.Ö. 7.OOO’lerden itibaren burada bir yaşam olduğunu şimdiye kadar devam eden kazılarda tespit edildi. Ama Hurrilere kadar hangi medeniyetlerin yaşadığını ise çok bilmiyoruz. Hurrilerden itibaren hem M.Ö. 2500-3000 şehrin ismine artık yavaş yavaş rastlıyoruz. Şehrin ismi o dönem, Amidi, Amedi veya Amidu olarak geçiyor. Asurlar döneminde şehrin ismi Amidi, bölge ise Amedi eyaleti olarak geçiyor. Romalılar dönemine geldiğimiz zaman şehre Amida ismi veriliyor. İslam döneminde ise bugünkü Diyarbakır şehri Amid şehri olarak geçiyor. Eyalet ise artık Diyarbekir eyaletidir.”</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><strong>‘Büyük beklentimiz erken tarihli bir çivi yazılı belgedir’</strong><br />Kazı çalışmalarından beklentilerini anlatan Yıldız, şunları söyledi:<br />“5 yıldır yapılan kazılarsa şehrin tarihi bilinenden yaklaşık 3000 daha geriye gitti. Daha önce en fazla 3500-4000 olarak biliniyordu ama şuan M.Ö. 7000’lerdeyiz. Günümüzden 9000 yıl gerideyiz. Amida Höyük kazısında çok şey bekliyoruz. Aslında en büyük beklentimiz erken tarihli bir çivi yazılı belgedir. Çünkü Amida Höyük’ün M.Ö. 10.000 itibaren yerleşim gören bir yer olduğunu düşünüyoruz. Her ne kadar şuan M.Ö. 7000’lerde olsak da hem katmanlardan olmadan gelen veriler hem şehrin kuruluşu, jeopolitik konumu, Dicle’nin yakınında olması, Ergani Maden yataklarına yakın olması, Çayönü’ne yakın olması, bütün bu verileri bir araya getirdiğiniz zaman aslında burada çok erken tarihten bir yerleşimin olduğunu söyleyebiliriz. Eğer erken tarihlerden beri burada bir yerleşim varsa muhtemelen Amida Höyük kazılarında önümüzdeki dönemlerde erken tarihli bir yazıt da çıkmasını bekliyoruz.”<br />‘Sürprizlere ve yeni verilere açık bir kazı’<br />Planlanan kazı takvimine ilişkin olarak da Prof. Dr. Yıldız, şunları söyledi:<br />“Tabii biz her zaman bir plan yaparız. Ortalama 5 yıllık planlar yapıyoruz ama gelen buluntular, katmanların özelliği, ödenekler vs. bunların hepsi çalışmalarımızı etkileyen faktörlerdir. Özellikle sarayın bulunduğu kısmı 5 yıl içinde bitirmeyi hedefliyorduk ama şuana kadar çalışma tamamlanamadı, daha devam edecek. Dolayısıyla arkeolojik kazılarda aslında bitirme tarihi, yılı vermek biraz zor ama genel itibariyle baktığımız zaman diğer kazılara göre (50-100 yıl) bizim kazının daha kısa süreceğini (ortalama 15-20 yıl) öngörüyoruz. Ama çok sürprizlere ve yeni verilere açık olan bir kazıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Sputnik&#8217;ten Sertaç Kayar&#8217;ın haberidir.</p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/diyarbakir-in-tarihini-degistiren-amida-hoyuk-kazildikca-tarih-degisiyor-32127/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Tarihi İçin Önemli Keşif: İlteriş Kağan’ın Kurganı Bulundu</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/turk-tarihi-icin-onemli-kesif-ilteris-kagan-in-kurgani-bulundu-32120</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/turk-tarihi-icin-onemli-kesif-ilteris-kagan-in-kurgani-bulundu-32120#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Aug 2022 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/turk-tarihi-icin-onemli-kesif-ilteris-kagan-in-kurgani-bulundu-32120</guid>

					<description><![CDATA[Uluslararası Türk Akademisi ile Moğol Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü iş birliğinde Moğolistan’ın Ötüken bölgesinde yürütülen bilimsel kazı çalışmaları sonucunda Göktürk Devleti’nin hükümdarları Bilge Kağan ve Kül Tigin’in babası İlteriş Kağan’ın kurganı ile yazıtı bulundu.     Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’da konuyla ilgili düzenlediği basın toplantısında konuşan Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Darhan Kıdırali, 2019&#8217;da Moğolistan’ın Arkeoloji [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Uluslararası Türk Akademisi ile Moğol Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü iş birliğinde Moğolistan’ın Ötüken bölgesinde yürütülen bilimsel kazı çalışmaları sonucunda Göktürk Devleti’nin hükümdarları Bilge Kağan ve Kül Tigin’in babası İlteriş Kağan’ın kurganı ile yazıtı bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383437_183_Turk-Tarihi-Icin-Onemli-Kesif-Ilteris-Kaganin-Kurgani-Bulundu.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’da konuyla ilgili düzenlediği basın toplantısında konuşan Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Darhan Kıdırali, 2019&#8217;da Moğolistan’ın Arkeoloji Enstitüsü uzmanlarıyla Ötüken bölgesindeki Nomgon ovasında ortaklaşa başlattıkları kazı çalışmalarının başarıyla sonuçlandığını söyledi.</p>
<p>&#8220;Anıt metninden elde edilen bilgilere dayanarak, Nomgon kurgan Göktürk Kağanlığını yeniden canlandıran Kül Tigin ve Bilge Kağan&#8217;ın babası İlteriş Kutluk Kağan&#8217;a ithaf edildiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca bu kurgan, &#8216;Türk&#8217; adının ilk kez geçtiği Göktürk döneminin en eski yazılı anıtı olarak kabul edilmektedir.&#8221;<br />211</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383437_625_Turk-Tarihi-Icin-Onemli-Kesif-Ilteris-Kaganin-Kurgani-Bulundu.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Anıtın metninden &#8220;Tanrı&#8221;, &#8220;Türk&#8221; gibi kelimeler tespit edildi kurgan içinde bir ibadet yerinin olduğunu kanıtlayan tuğla kalıntıları ve patika üzerine serilen kil bir kaplamanın bulunduğunu ifade eden Kıdırali, &#8220;İbadet yerinin önünde yazıtın üst kısmı ve kaplumbağa şeklindeki temeli keşfedilmiştir. Bulunan değerli eserin iki yüzünde 12 satırlık eski Türk yazısı, üçüncü yüzünde ise eski Soğd yazısı bulunmaktadır. Keşfe katılan bilim adamları anıtın metninden ’Tanrı’, ’Türk’, ’Kutluk’, ’Tümen’ gibi bir dizi kelime tespit etmişlerdir. Bulunan anıt, Türk adının ilk kez geçtiği Göktürk döneminin en eski yazılı anıtı olarak kabul edilmekte. Genel olarak Nomgon kurganı, tüm özellikleriyle Bilge Kağan ve Kültegin kurganına benzer&#8221; dedi.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383437_635_Turk-Tarihi-Icin-Onemli-Kesif-Ilteris-Kaganin-Kurgani-Bulundu.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><strong>lteriş Kağan yazıtında 12 satırlık eski Türk yazısı bulunuyor</strong></p>
<p>Kıdırali, batıdan doğuya oval biçimde inşa edilen kurgan toplamda 49 metrekare alandan oluştuğunu söyledi.</p>
<p>“Kurgan etrafına hendek kazılmış ve buradan toprak yığılarak bir kale inşa edilmiş. Kurgan batı tarafında, alanın ortasına delikli taştan bir küp (sunak), taştan insan figürleri, iki yavrusu olan aslan heykeli ve iki koyun heykeli bulunmaktadır.”</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383437_377_Turk-Tarihi-Icin-Onemli-Kesif-Ilteris-Kaganin-Kurgani-Bulundu.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Bunun yanı sıra kurgan kapısında 51 balbal taşın sırayla yerleştirildiğini kaydeden Kıdırali, bunlar arasında 5 balbal taşından Aşina ailesine ait &#8220;dağ keçisi&#8221; sembolünün tespit edildiği bilgisini paylaştı.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383437_854_Turk-Tarihi-Icin-Onemli-Kesif-Ilteris-Kaganin-Kurgani-Bulundu.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Kıdırali, ayrıca kurgan içinde bir ibadet yerinin olduğunu kanıtlayan tuğla kalıntıları ile patika üzerine serilen kil kaplamanın da bulunduğunu dile getirdi.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383437_152_Turk-Tarihi-Icin-Onemli-Kesif-Ilteris-Kaganin-Kurgani-Bulundu.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>İbadet yerinin önünde yazıtın üst kısmı ve kaplumbağa şeklindeki temeli keşfedildi. Bulunan eserin iki yüzünde 12 satırlık eski Türk yazısı, üçüncü yüzünde ise eski Soğd yazısı bulunmaktadır. Keşfe katılan bilim adamları, anıtın metninden &#8216;Tanrı&#8217;, &#8216;Türk&#8217;, &#8216;Kutluk&#8217;, &#8216;Tümen&#8217; gibi bir dizi kelime tespit etti.”</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383437_990_Turk-Tarihi-Icin-Onemli-Kesif-Ilteris-Kaganin-Kurgani-Bulundu.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>“İlteriş Kağan anıtı, Orhun anıtı gibi Göktürk devleti için önemli bir anıt”</p>
<p>Kıdırali, İlteriş Kağan’ın Nomgon kurgan genel olarak oğulları Bilge Kağan ve Kül Tigin’in anıtlarına benzediğini söyledi.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383438_691_Turk-Tarihi-Icin-Onemli-Kesif-Ilteris-Kaganin-Kurgani-Bulundu.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Nomgon’daki İlteriş Kağan yazıtının üst tarafında vücudu ejderha şeklinde iki kurt başı simgelendiğini dile getirdi.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383438_593_Turk-Tarihi-Icin-Onemli-Kesif-Ilteris-Kaganin-Kurgani-Bulundu.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>&#8220;Taspar Kağan, Bilge Kağan, Kül Tigin ve diğer anıtların tepesine de bu tür kağanlık simgeleri olan ejderha biçimli kurt başlı bir şeklin çizildiği bilinmektedir. Nomgon anıtının, Orhun anıtları gibi Göktürk devleti için önemli bir anıt olduğu anlaşılmaktadır.”</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Türk devletlerinde tanıtımı yapılacak</p>
<p>Kıdırali, Uluslararası Türk Akademisi olarak Nomgon kazı sonuçları ile ilgili bilimsel kitap hazırlayacaklarını ve tanıtımını ise tüm Türk devletlerinin başkentlerinde yapmayı planladıklarını belirterek, “Moğolistan&#8217;daki Göktürk dönemine ait anıtların kazıları gelecekte de devam edecek” diye konuştu.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Uluslararası Türk Akademisi&#8217;nden (TWESCO) Meiramgul Kussainova&#8217;nın haberidir.</p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Uluslararası Türk Akademisi ile Moğol Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü iş birliğinde Moğolistan’ın Ötüken bölgesinde yürütülen bilimsel kazı çalışmaları sonucunda Göktürk Devleti’nin hükümdarları Bilge Kağan ve Kül Tigin’in babası İlteriş Kağan’ın kurganı ile yazıtı bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’da konuyla ilgili düzenlediği basın toplantısında konuşan Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Darhan Kıdırali, 2019&#8217;da Moğolistan’ın Arkeoloji Enstitüsü uzmanlarıyla Ötüken bölgesindeki Nomgon ovasında ortaklaşa başlattıkları kazı çalışmalarının başarıyla sonuçlandığını söyledi.</p>
<p>&#8220;Anıt metninden elde edilen bilgilere dayanarak, Nomgon kurgan Göktürk Kağanlığını yeniden canlandıran Kül Tigin ve Bilge Kağan&#8217;ın babası İlteriş Kutluk Kağan&#8217;a ithaf edildiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca bu kurgan, &#8216;Türk&#8217; adının ilk kez geçtiği Göktürk döneminin en eski yazılı anıtı olarak kabul edilmektedir.&#8221;<br />211</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Anıtın metninden &#8220;Tanrı&#8221;, &#8220;Türk&#8221; gibi kelimeler tespit edildi kurgan içinde bir ibadet yerinin olduğunu kanıtlayan tuğla kalıntıları ve patika üzerine serilen kil bir kaplamanın bulunduğunu ifade eden Kıdırali, &#8220;İbadet yerinin önünde yazıtın üst kısmı ve kaplumbağa şeklindeki temeli keşfedilmiştir. Bulunan değerli eserin iki yüzünde 12 satırlık eski Türk yazısı, üçüncü yüzünde ise eski Soğd yazısı bulunmaktadır. Keşfe katılan bilim adamları anıtın metninden ’Tanrı’, ’Türk’, ’Kutluk’, ’Tümen’ gibi bir dizi kelime tespit etmişlerdir. Bulunan anıt, Türk adının ilk kez geçtiği Göktürk döneminin en eski yazılı anıtı olarak kabul edilmekte. Genel olarak Nomgon kurganı, tüm özellikleriyle Bilge Kağan ve Kültegin kurganına benzer&#8221; dedi.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><strong>lteriş Kağan yazıtında 12 satırlık eski Türk yazısı bulunuyor</strong></p>
<p>Kıdırali, batıdan doğuya oval biçimde inşa edilen kurgan toplamda 49 metrekare alandan oluştuğunu söyledi.</p>
<p>“Kurgan etrafına hendek kazılmış ve buradan toprak yığılarak bir kale inşa edilmiş. Kurgan batı tarafında, alanın ortasına delikli taştan bir küp (sunak), taştan insan figürleri, iki yavrusu olan aslan heykeli ve iki koyun heykeli bulunmaktadır.”</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Bunun yanı sıra kurgan kapısında 51 balbal taşın sırayla yerleştirildiğini kaydeden Kıdırali, bunlar arasında 5 balbal taşından Aşina ailesine ait &#8220;dağ keçisi&#8221; sembolünün tespit edildiği bilgisini paylaştı.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Kıdırali, ayrıca kurgan içinde bir ibadet yerinin olduğunu kanıtlayan tuğla kalıntıları ile patika üzerine serilen kil kaplamanın da bulunduğunu dile getirdi.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>İbadet yerinin önünde yazıtın üst kısmı ve kaplumbağa şeklindeki temeli keşfedildi. Bulunan eserin iki yüzünde 12 satırlık eski Türk yazısı, üçüncü yüzünde ise eski Soğd yazısı bulunmaktadır. Keşfe katılan bilim adamları, anıtın metninden &#8216;Tanrı&#8217;, &#8216;Türk&#8217;, &#8216;Kutluk&#8217;, &#8216;Tümen&#8217; gibi bir dizi kelime tespit etti.”</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>“İlteriş Kağan anıtı, Orhun anıtı gibi Göktürk devleti için önemli bir anıt”</p>
<p>Kıdırali, İlteriş Kağan’ın Nomgon kurgan genel olarak oğulları Bilge Kağan ve Kül Tigin’in anıtlarına benzediğini söyledi.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Nomgon’daki İlteriş Kağan yazıtının üst tarafında vücudu ejderha şeklinde iki kurt başı simgelendiğini dile getirdi.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>&#8220;Taspar Kağan, Bilge Kağan, Kül Tigin ve diğer anıtların tepesine de bu tür kağanlık simgeleri olan ejderha biçimli kurt başlı bir şeklin çizildiği bilinmektedir. Nomgon anıtının, Orhun anıtları gibi Göktürk devleti için önemli bir anıt olduğu anlaşılmaktadır.”</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Türk devletlerinde tanıtımı yapılacak</p>
<p>Kıdırali, Uluslararası Türk Akademisi olarak Nomgon kazı sonuçları ile ilgili bilimsel kitap hazırlayacaklarını ve tanıtımını ise tüm Türk devletlerinin başkentlerinde yapmayı planladıklarını belirterek, “Moğolistan&#8217;daki Göktürk dönemine ait anıtların kazıları gelecekte de devam edecek” diye konuştu.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Uluslararası Türk Akademisi&#8217;nden (TWESCO) Meiramgul Kussainova&#8217;nın haberidir.</p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/turk-tarihi-icin-onemli-kesif-ilteris-kagan-in-kurgani-bulundu-32120/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu&#8217;yu &#8220;Türk yurdu&#8221; Yapan Savaşların Kalıntıları Gün Yüzüne Çıkarılıyor</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/anadolu-yu-turk-yurdu-yapan-savaslarin-kalintilari-gun-yuzune-cikariliyor-32119</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/anadolu-yu-turk-yurdu-yapan-savaslarin-kalintilari-gun-yuzune-cikariliyor-32119#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Aug 2022 10:52:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/anadolu-yu-turk-yurdu-yapan-savaslarin-kalintilari-gun-yuzune-cikariliyor-32119</guid>

					<description><![CDATA[AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünce, savaşların yapıldığı yerlerin tam olarak belirlenmesi, savaşlarda yaşamını yitirenlerin gömüldükleri yerlerin tespit edilmesi, savaşların etkileri ve izleri konusunda somut kanıtlar bulunması amacıyla projeler yürütülüyor. Tarihi metinlerin aktardığından öte maddi kanıtlara ulaşılması hedeflenen çalışmalardan ilki Malazgirt Meydan Muharebesi&#8217;nin gerçekleştiği alanda 2020&#8217;de başlatıldı. Çalışmayı Ahlat Müze [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünce, savaşların yapıldığı yerlerin tam olarak belirlenmesi, savaşlarda yaşamını yitirenlerin gömüldükleri yerlerin tespit edilmesi, savaşların etkileri ve izleri konusunda somut kanıtlar bulunması amacıyla projeler yürütülüyor.</p>
<p>Tarihi metinlerin aktardığından öte maddi kanıtlara ulaşılması hedeflenen çalışmalardan ilki Malazgirt Meydan Muharebesi&#8217;nin gerçekleştiği alanda 2020&#8217;de başlatıldı.</p>
<p>Çalışmayı Ahlat Müze Müdürlüğü, Muş Alparslan Üniversitesi ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi beraber yürütüyor.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383428_310_Anadoluyu-Turk-yurdu-Yapan-Savaslarin-Kalintilari-Gun-Yuzune-Cikariliyor.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Malazgirt Savaş Alanının Tespiti Tarihi ve Arkeolojik Yüzey Araştırması Projesi kapsamında yapılan çalışmalarda, savaşta kullanıldığı düşünülen ok ve mızrak uçları gibi önemli bulgulara ulaşıldı.</p>
<p>&#8220;Savaş alanı arkeolojisi&#8221; kapsamındaki çalışmaların ikincisi ise Türklerin Anadolu&#8217;daki varlığını perçinleyen Büyük Taarruz&#8217;un yapıldığı alanlarda gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Osmanlı&#8217;da fetret dönemini başlatan, 2. Beyazıt&#8217;ın Timur&#8217;un ordusuna yenildiği Ankara Savaşı&#8217;na sahne olan Çubuk Ovası da savaş alanı yüzey araştırmalarının yapıldığı üçüncü alan olacak.</p>
<p><strong>&#8220;Somut buluntulara ulaştık&#8221;</strong><br />Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Yahya Coşkun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Anadolu topraklarında sürdürülen savaş yüzey araştırmalarına üç alanda başladıklarını söyledi.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383428_4_Anadoluyu-Turk-yurdu-Yapan-Savaslarin-Kalintilari-Gun-Yuzune-Cikariliyor.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Coşkun bu alanlara ilişkin &#8220;Biri Milli Mücadele&#8217;de Anadolu&#8217;yu bize ebedi yurt olarak tutan savaşlar için, biri Anadolu&#8217;yu bize ilk defa yurt tutan Malazgirt Meydan Muharebesi için, biri de Osmanlı&#8217;nın Fetret Devri&#8217;ne girişine, büyük acılarla boğuşmasına neden olan ama daha sonra yeniden bir imparatorluk olarak teessüsünü mümkün kılan sürecin başlangıcı olan Ankara Savaşı için.&#8221; bilgisini paylaştı.</p>
<p>Savaş alanı arkeolojisini uzmanlık alanı olarak yükseltmek ve genişletmek istediklerini söyleyen, bu alanda son 2-3 yıldır ciddi çalışmalara başladıklarını belirten Coşkun, ilki Muş ve Ahlat&#8217;ta başlatılan Malazgirt Meydan Muharebesi savaş alanı arkeolojisinde, muharebenin nerede, ne şekilde yapıldığını, orduların nerelerde konuşlandığını, ölenlerin nereye gömüldüğünü bulmaya çalıştıklarını anlattı.</p>
<p>Coşkun, somut kalıntılar da bulduklarını vurgulayarak, &#8220;Yaş ölçümleriyle, tespitleriyle tam olarak Malazgirt Meydan Muharebesi&#8217;nin yaşandığı o zaman aralığına denk gelen somut buluntulara ulaştık.&#8221; dedi.</p>
<p>Bir başka savaş yüzey araştırmasının Milli Mücadele&#8217;nin yaşandığı topraklarda, özellikle de Afyonkarahisar çevresinde yürütüldüğünü dile getiren Coşkun, siperlerin nerede olduğunun ve kalıntıların araştırıldığını ifade etti.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769383428_791_Anadoluyu-Turk-yurdu-Yapan-Savaslarin-Kalintilari-Gun-Yuzune-Cikariliyor.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><strong>&#8220;Ankara Savaşı ile ilgili somut verilere arkeolojik çalışmalarla ulaşmayı ümit ediyoruz&#8221;</strong><br />Coşkun, yakın zamanda da Ankara Savaşı Yüzey Araştırması başlattıklarını belirterek, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Ankara Savaşı&#8217;nın nerede, ne şekilde icra edildiği ve bunlara dair arkeolojik somut buluntuların ele geçirilip geçirilmeyeceği yönündeki sorulara cevap vermek için yaptığımız bir çalışma. Elbette tarihi kaynaklardan, tarihi verilerden yazılı olarak Ankara Savaşı&#8217;nın ne şekilde yapıldığını biliyoruz ama bununla ilgili somut verileri de arkeolojik çalışmalarla elde etmeyi ümit ediyoruz.&#8221;</p>
<p>Coşkun, &#8220;Türkiye&#8217;deki arkeolojinin çeşitliliği açısından savaş alanı arkeolojisinin daha kuvvetli bir biçimde ele alınmasını arzu ediyoruz. Aynı zamanda bir metodoloji oluşturmaya çalışıyoruz. Savaş alanı arkeolojisi nasıl yapılır, ne şekilde yapılmalıdır? Bunları da aynı şekilde çalışıyoruz.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p>Anadolu Ajansı&#8217;ndan Eda Özdener&#8217;in haberi.</p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünce, savaşların yapıldığı yerlerin tam olarak belirlenmesi, savaşlarda yaşamını yitirenlerin gömüldükleri yerlerin tespit edilmesi, savaşların etkileri ve izleri konusunda somut kanıtlar bulunması amacıyla projeler yürütülüyor.</p>
<p>Tarihi metinlerin aktardığından öte maddi kanıtlara ulaşılması hedeflenen çalışmalardan ilki Malazgirt Meydan Muharebesi&#8217;nin gerçekleştiği alanda 2020&#8217;de başlatıldı.</p>
<p>Çalışmayı Ahlat Müze Müdürlüğü, Muş Alparslan Üniversitesi ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi beraber yürütüyor.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Malazgirt Savaş Alanının Tespiti Tarihi ve Arkeolojik Yüzey Araştırması Projesi kapsamında yapılan çalışmalarda, savaşta kullanıldığı düşünülen ok ve mızrak uçları gibi önemli bulgulara ulaşıldı.</p>
<p>&#8220;Savaş alanı arkeolojisi&#8221; kapsamındaki çalışmaların ikincisi ise Türklerin Anadolu&#8217;daki varlığını perçinleyen Büyük Taarruz&#8217;un yapıldığı alanlarda gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Osmanlı&#8217;da fetret dönemini başlatan, 2. Beyazıt&#8217;ın Timur&#8217;un ordusuna yenildiği Ankara Savaşı&#8217;na sahne olan Çubuk Ovası da savaş alanı yüzey araştırmalarının yapıldığı üçüncü alan olacak.</p>
<p><strong>&#8220;Somut buluntulara ulaştık&#8221;</strong><br />Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Yahya Coşkun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Anadolu topraklarında sürdürülen savaş yüzey araştırmalarına üç alanda başladıklarını söyledi.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Coşkun bu alanlara ilişkin &#8220;Biri Milli Mücadele&#8217;de Anadolu&#8217;yu bize ebedi yurt olarak tutan savaşlar için, biri Anadolu&#8217;yu bize ilk defa yurt tutan Malazgirt Meydan Muharebesi için, biri de Osmanlı&#8217;nın Fetret Devri&#8217;ne girişine, büyük acılarla boğuşmasına neden olan ama daha sonra yeniden bir imparatorluk olarak teessüsünü mümkün kılan sürecin başlangıcı olan Ankara Savaşı için.&#8221; bilgisini paylaştı.</p>
<p>Savaş alanı arkeolojisini uzmanlık alanı olarak yükseltmek ve genişletmek istediklerini söyleyen, bu alanda son 2-3 yıldır ciddi çalışmalara başladıklarını belirten Coşkun, ilki Muş ve Ahlat&#8217;ta başlatılan Malazgirt Meydan Muharebesi savaş alanı arkeolojisinde, muharebenin nerede, ne şekilde yapıldığını, orduların nerelerde konuşlandığını, ölenlerin nereye gömüldüğünü bulmaya çalıştıklarını anlattı.</p>
<p>Coşkun, somut kalıntılar da bulduklarını vurgulayarak, &#8220;Yaş ölçümleriyle, tespitleriyle tam olarak Malazgirt Meydan Muharebesi&#8217;nin yaşandığı o zaman aralığına denk gelen somut buluntulara ulaştık.&#8221; dedi.</p>
<p>Bir başka savaş yüzey araştırmasının Milli Mücadele&#8217;nin yaşandığı topraklarda, özellikle de Afyonkarahisar çevresinde yürütüldüğünü dile getiren Coşkun, siperlerin nerede olduğunun ve kalıntıların araştırıldığını ifade etti.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><strong>&#8220;Ankara Savaşı ile ilgili somut verilere arkeolojik çalışmalarla ulaşmayı ümit ediyoruz&#8221;</strong><br />Coşkun, yakın zamanda da Ankara Savaşı Yüzey Araştırması başlattıklarını belirterek, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Ankara Savaşı&#8217;nın nerede, ne şekilde icra edildiği ve bunlara dair arkeolojik somut buluntuların ele geçirilip geçirilmeyeceği yönündeki sorulara cevap vermek için yaptığımız bir çalışma. Elbette tarihi kaynaklardan, tarihi verilerden yazılı olarak Ankara Savaşı&#8217;nın ne şekilde yapıldığını biliyoruz ama bununla ilgili somut verileri de arkeolojik çalışmalarla elde etmeyi ümit ediyoruz.&#8221;</p>
<p>Coşkun, &#8220;Türkiye&#8217;deki arkeolojinin çeşitliliği açısından savaş alanı arkeolojisinin daha kuvvetli bir biçimde ele alınmasını arzu ediyoruz. Aynı zamanda bir metodoloji oluşturmaya çalışıyoruz. Savaş alanı arkeolojisi nasıl yapılır, ne şekilde yapılmalıdır? Bunları da aynı şekilde çalışıyoruz.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p>Anadolu Ajansı&#8217;ndan Eda Özdener&#8217;in haberi.</p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/anadolu-yu-turk-yurdu-yapan-savaslarin-kalintilari-gun-yuzune-cikariliyor-32119/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunus Emre şiirlerinin beste yarışması</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/yunus-emre-siirlerinin-beste-yarismasi-31505</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/yunus-emre-siirlerinin-beste-yarismasi-31505#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2021 08:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/yunus-emre-siirlerinin-beste-yarismasi-31505</guid>

					<description><![CDATA[Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Yunus Emre Şiirleri Beste Yarışması” düzenleneceğini ilan etti. Her tarz, tür ve biçimde katılım yapılabilecek olan yarışmanın seçici jürisine ilişkin ise bir duyuru yapılmadı. Yunus Emre’nin anılması ve layığıyla anlaşılmasına katkıda bulunmak amacıyla düzenleneceği ifade edilen yarışmaya, 30 Eylül 2021 tarihine kadar eser kabulü yapılacak.Türk dili ve medeniyetinin temel taşlarından biri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p style="text-align: justify;">Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Yunus Emre Şiirleri Beste Yarışması” düzenleneceğini ilan etti. Her tarz, tür ve biçimde katılım yapılabilecek olan yarışmanın seçici jürisine ilişkin ise bir duyuru yapılmadı. Yunus Emre’nin anılması ve layığıyla anlaşılmasına katkıda bulunmak amacıyla düzenleneceği ifade edilen yarışmaya, 30 Eylül 2021 tarihine kadar eser kabulü yapılacak.<br />Türk dili ve medeniyetinin temel taşlarından biri olan Yunus Emre&#8217;nin vefatının 700&#8217;üncü yılı olması sebebiyle 2021 yılı UNESCO tarafından &#8216;Yunus Emre ve Türkçe Yılı&#8217; olarak anma yıl dönümleri arasına alınmıştı. Cumhurbaşkanlığının yayınladığı kararname ile de “Bizim Yunus” başlığıyla yıl boyunca sürecek olan çeşitli etkinlikler düzenlenmeye başlandı.<br />Kültür ve Turizm Bakanlığı, Yunus Emre Şiirleri Beste Yarışması’yla ilgili şu açıklamayı yaptı:<br />“Şiirlerinde insan ve doğa sevgisi, hoşgörü, kardeşlik ve barış kavramlarını en duru Türkçe ile işleyen ve bu şiirlerle din, dil ve ırk ayrımı gözetmeksizin tüm insanlığa seslenen büyük mutasavvıf Yunus Emre&#8217;nin anılması ve layığıyla anlaşılmasına katkıda bulunmak;<br />“Yunus Emre&#8217;nin asırlar ötesinden günümüze ulaştırdığı değerler ve ilgili kavramların yarışma vesilesiyle yeniden gündeme getirilmesine olanak sağlamak;<br />“Müzik kültürü açısından repertuvarda sınırlama olmaksızın her tarz, tür ve biçimde (formda) yeni ve nitelikli eserler kazandırmak;<br />“‘Yunus Emre ve Türkçe Yılı’ olarak anılması kararlaştırılan 2021&#8217;de, Yunus Emre eserlerinin bestelenmesini teşvik ederek bu alanda farkındalık oluşturmak amaçlarıyla ‘‘Yunus Emre Şiirleri Beste Yarışması&#8221; düzenlenecektir.”<br />Yarışmaya ilişkin katılım şartları ve genel bilgilere, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün www.guzelsanatlar.gov.tr adresindeki sitesinden ulaşılabilecek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>tgb.gen.tr</strong></p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p style="text-align: justify;">Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Yunus Emre Şiirleri Beste Yarışması” düzenleneceğini ilan etti. Her tarz, tür ve biçimde katılım yapılabilecek olan yarışmanın seçici jürisine ilişkin ise bir duyuru yapılmadı. Yunus Emre’nin anılması ve layığıyla anlaşılmasına katkıda bulunmak amacıyla düzenleneceği ifade edilen yarışmaya, 30 Eylül 2021 tarihine kadar eser kabulü yapılacak.<br />Türk dili ve medeniyetinin temel taşlarından biri olan Yunus Emre&#8217;nin vefatının 700&#8217;üncü yılı olması sebebiyle 2021 yılı UNESCO tarafından &#8216;Yunus Emre ve Türkçe Yılı&#8217; olarak anma yıl dönümleri arasına alınmıştı. Cumhurbaşkanlığının yayınladığı kararname ile de “Bizim Yunus” başlığıyla yıl boyunca sürecek olan çeşitli etkinlikler düzenlenmeye başlandı.<br />Kültür ve Turizm Bakanlığı, Yunus Emre Şiirleri Beste Yarışması’yla ilgili şu açıklamayı yaptı:<br />“Şiirlerinde insan ve doğa sevgisi, hoşgörü, kardeşlik ve barış kavramlarını en duru Türkçe ile işleyen ve bu şiirlerle din, dil ve ırk ayrımı gözetmeksizin tüm insanlığa seslenen büyük mutasavvıf Yunus Emre&#8217;nin anılması ve layığıyla anlaşılmasına katkıda bulunmak;<br />“Yunus Emre&#8217;nin asırlar ötesinden günümüze ulaştırdığı değerler ve ilgili kavramların yarışma vesilesiyle yeniden gündeme getirilmesine olanak sağlamak;<br />“Müzik kültürü açısından repertuvarda sınırlama olmaksızın her tarz, tür ve biçimde (formda) yeni ve nitelikli eserler kazandırmak;<br />“‘Yunus Emre ve Türkçe Yılı’ olarak anılması kararlaştırılan 2021&#8217;de, Yunus Emre eserlerinin bestelenmesini teşvik ederek bu alanda farkındalık oluşturmak amaçlarıyla ‘‘Yunus Emre Şiirleri Beste Yarışması&#8221; düzenlenecektir.”<br />Yarışmaya ilişkin katılım şartları ve genel bilgilere, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün www.guzelsanatlar.gov.tr adresindeki sitesinden ulaşılabilecek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>tgb.gen.tr</strong></p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/yunus-emre-siirlerinin-beste-yarismasi-31505/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bektaşilik ve Yunus</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/bektasilik-ve-yunus-31251</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/bektasilik-ve-yunus-31251#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 May 2021 08:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/bektasilik-ve-yunus-31251</guid>

					<description><![CDATA[Yapısökümcü savlarıyla günümüz metin çözümleme yönteminde öncü ve etkili yeri bulunan Derrida; “aslolan metinlerdir” vargısında, nesneler ve olgularla dil arasındaki ilişkiyi metnin gölgesinde bırakırken ideolojiye öncelik vermiş, varlığın ömrü sona erdikten sonra da metnin sürdüğünü belirtmişti. Bununla, metnin varlığa düşünsel ve imgesel düzeyde sağladığı kalıcılığın sürekli yoruma açık olduğunu da söylemiş oluyordu: Biz, bugünü anlamaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Yapısökümcü savlarıyla günümüz metin çözümleme yönteminde öncü ve etkili yeri bulunan Derrida; “aslolan metinlerdir” vargısında, nesneler ve olgularla dil arasındaki ilişkiyi metnin gölgesinde bırakırken ideolojiye öncelik vermiş, varlığın ömrü sona erdikten sonra da metnin sürdüğünü belirtmişti. Bununla, metnin varlığa düşünsel ve imgesel düzeyde sağladığı kalıcılığın sürekli yoruma açık olduğunu da söylemiş oluyordu: Biz, bugünü anlamaya ve yarını tasarlamaya dünden başlıyoruz. Bulunduğumuz durumu aşma gereksinimi duyarak yeniliğe yönelişimizle birlikte, kendimizi tarihsel silsile içinde doğru anlamaya çalışırken bir geleneğe de bağlanıyoruz. Metinlere başvurduğumuzda, geçmişin bugündeki kötü lekelerini onun kirlenmemiş uçlarından geleceğin pürüzsüz tasarımına ilmeklerken aslında günün olanak ve gereksinimlerinin yanı sıra doğruları ve yanılsamalarıyla ilerlemeye çalışıyoruz. Bu arada, varlık ve olguların tarihteki yerlerinin ortadan kalktığını da görüyoruz. Hayatın mekikleri tarihi dokurken metinler en temel dayanağımız elbette ama içerdiği yanılsama ve yitişleri, eksik halkaları gördüğümüzde, gerçekliği yansıtırken verilen fireyi de gözlüyoruz.</p>
<p><strong>YUNUS&#8217;U YORUMLAMAK</strong><br />Bilim ve Ütopya (Mayıs 2021); Yunus Emre’yi 700 yıl sonra bir özel sayıda değerlendirirken ister istemez bugünün bilgi birikimi ve yorum gücüyle işe koyuluyor. Bu, salt yinelemeye yönelik didaktik yöntemden farklı; bütünsel yaklaşımdan kopmaksızın çözümleyici, açımlayıcı ve bileşime yönelik yenilikçi yorumları gerekli kılabiliyor. Nitekim hemen tüm yazılar böyle bir çabayı açığa vuruyor.<br />Ali Rıza Özkan, geçen haftaki yazımda, “Tekkeye sığar mı Yunus” başlığı altında, dergideki yazılar üstüne verilen ön bilgilere bakarak gönderdiği iletide çok anlamlı saptamalar, eleştiriler getiriyor. Şunu peşin olarak belirtmeliyim ki, özellikle yanlış anlatma ve saptırma amacı güden art niyetli eleştirileri saymazsak, yıkıcı bile olsa, her türlü polemik ve eleştiriyi övgüden çok daha değerli, hakikat işçiliği için kışkırtıcı bulurum. Şöyle yazıyor Özkan:<br />“Yazıları okumadan yorum yapmak abes tabii ki, ama tekke ile Yunus&#8217;u karşı karşıya getirmenin faydasından çok zararı olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce, tekke olmasaydı Yunus olmazdı. Tekke; eğitim, terbiye, disiplin ve yorum kazandıran akademik bir alandır. Tekke olmasaydı Yunus hiç olmazdı, kimse de bu entelektüel yorumları yapma fırsatı bulamazdı.”</p>
<p><strong>YUNUS&#8217;UN ENTELEKTÜEL KAYNAKLARI</strong><br />Özkan, yerinde belirlemelerini şöyle sürdürüyor: “Tekkenin oduncusu, bir idealizasyondur. Yunus&#8217;un kendisine verdiği bir sıfat &#8211; unvan değil, Yunus&#8217;u idealize edenlerin bulduğu &#8211; türettiği metaforik bir kavramdır. Ancak, tekke ile Yunus&#8217;u ayırmaya kalkışmak, tekke ile Yunus&#8217;u karşı karşıya getirmek hem Türk tarihinin yorumlanmasında, hem Yunus&#8217;u ve diğer tekke şairlerini anlamada ve hem de Türkçe çalışmalarında çok büyük yanılgılara götürür. Bu yanılgıyı anlamak için tek soru yeter: Türk edebiyatının son bin yıllık en temel kaynağı olan cönkleri tekke dışında bulabildiğiniz bir yer var mıdır? Tekke olmasaydı, biz Yunus&#8217;un varlığından haberdar dahi olmayacaktık. Yunus&#8217;la birlikte elbette yüzlerce ozanı da bilmeyecektik. Nasreddin Hoca fıkralarını, masalları, manileri ve daha birçok şeyi de&#8230;”<br />Dergi, bugün bayilere gitmiş olacak&#8230; Faruk Duman’ın görüşleri derginin tüm okurlarına ulaşacak: “Yunus o döneme kadar oluşmuş dilin, folklorun ve dinsel kültürün farkındadır. Yani ‘tekkenin oduncusu’ tasarımının gerçekleri yansıttığını söylemek çok zordur. Abdülbaki Gölpınarlı, Yunus’un ümmiliği ile ilgili kanaatin yanlışlığını vurgular. Zaten, şiirin (örneğin Risâlet’ün Nushiyye’nin) içeriğine baktığınız zaman, bütün o kültürel birikimin nasıl işlediğini görürsünüz.”<br />Yunus’un şiirinin zengin göndermelerle ‘metinlerarası’ özellikler taşıdığını örneklerle vurgulayan Duman, “şairin kişiliği çevresindeki rivayetlere dokunmamak gerektiğini” de belirtiyor: “Neden derseniz, eski şiiri olduğu kadar, eski rivayetleri ve bu tür kişiler çevresinde dolaşan bütün o hikâyeleri de bir bütün olarak değerlendirmeli.”</p>
<p><strong>YUNUS BİR BÜTÜNDÜR</strong><br />Ali Rıza Özkan, tanıtım üzerinde ilerlerken bir önemli değerlendirme daha getiriyor: “Şaşırtıcı olan; Yunus&#8217;un geçmişi ve geleceği ile bağlı olduğu Alevi &#8211; Bektaşi ‘yol’u bağlamında da bir yazı &#8211; incelemeye yer verilmemiş olması&#8230; Hoca Ahmet Yesevî ile Hacı Bektaş Velî arasındaki ‘tamamlayıcı’, Türk inancını gelecek nesillere aktarıcı, bugünkü Alevi &#8211; Bektaşi yolunun mayasındaki en büyük pay sahiplerinden birisini bu yönüyle incelememek kanaatimce Yunus&#8217;u anlamayı ve yorumlamayı kazaya uğratacak bir bakış açısı olur. Yinelemek gerekirse, okumadan belki de fuzuli ve gereksiz bir yorum yaptım, ama sizin ‘özel sayı’yı aktarımınız da bu yorumlara açık kapı bırakan bir bakış açısı sunuyor.”<br />Yunus&#8217;un düşünce, duygu ve inanç kaynaklarını bütünlüklü olarak vermek gereğini kimse yadsıyamaz. Ne ki derginin akademik ve didaktik amaçların ötesine geçmeyi gözettiği de unutulmamalı. Nitekim “Tarih’in Örsünde Türkçenin İpekten Çekici” (Seyyit Nezir) yazısının hem de spotunda bu düşünce öne çıkarılıyor: “Yunus Emre, yoksulları hor görüp bayları ayrıcalıklı sayan tavırlara, medrese ilmine bulaşmamış; dört kitabı saygın görerek bu duyguyu halk İslâm’ına taşımış; Anadolu’da birbiriyle harman olmuş tüm inançların bozulup Bektaşilik sarmalında yeniden kurulduğu halk dini inançlarını ve kutsalları küçümsemeksizin en kuşatıcı dinsel düşü bir kara mizahla altüst ederek, dahası meydan okuyarak aslında şeriatla arasındaki sınırı apaçık gösterir:</p>
<p><strong>Sırat kıldan incedir</strong><br /><strong>Kılıçtan keskincedir</strong><br /><strong>Varıp anın üstünde</strong><br /><strong>Evler yapasım gelir</strong></p>
<p>Yunus Emre, keşif amaçlı okumalarla yeniden değerlendirilmeli belki de&#8230; Gençlik de bu gerçeğin farkında: TGB; onca yoğun gündemine karşın, yarınki çevrimiçi etkinliğinde (0539 600 04 00) Yunus Emre’yi düşünsel, edebî ve ezgisel yönden Doğan Göçmen, Seyyit Nezir ve Latif Bolat’ın yanı sıra izleyicilerin katılımıyla anıyor.<br />Günümüzün değerlerini unutmaksızın: Yetenekliydi. İçten ve canayakındı, sevecendi. Saygılıydı, yürekli ve gözüpekti. Ne ki sağlığını yeterince kollamıyordu. Bu özensizlik, içimizdeki endişeyi hep büyütüyordu. Erken gitti diyeceğiz ama böyle bir durumu hiç önemsemedi ki&#8230; Nur içinde yat Teoman Alili!</p>
<p><strong>AYDINLIK / SEYYİT NEZİR</strong></p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Yapısökümcü savlarıyla günümüz metin çözümleme yönteminde öncü ve etkili yeri bulunan Derrida; “aslolan metinlerdir” vargısında, nesneler ve olgularla dil arasındaki ilişkiyi metnin gölgesinde bırakırken ideolojiye öncelik vermiş, varlığın ömrü sona erdikten sonra da metnin sürdüğünü belirtmişti. Bununla, metnin varlığa düşünsel ve imgesel düzeyde sağladığı kalıcılığın sürekli yoruma açık olduğunu da söylemiş oluyordu: Biz, bugünü anlamaya ve yarını tasarlamaya dünden başlıyoruz. Bulunduğumuz durumu aşma gereksinimi duyarak yeniliğe yönelişimizle birlikte, kendimizi tarihsel silsile içinde doğru anlamaya çalışırken bir geleneğe de bağlanıyoruz. Metinlere başvurduğumuzda, geçmişin bugündeki kötü lekelerini onun kirlenmemiş uçlarından geleceğin pürüzsüz tasarımına ilmeklerken aslında günün olanak ve gereksinimlerinin yanı sıra doğruları ve yanılsamalarıyla ilerlemeye çalışıyoruz. Bu arada, varlık ve olguların tarihteki yerlerinin ortadan kalktığını da görüyoruz. Hayatın mekikleri tarihi dokurken metinler en temel dayanağımız elbette ama içerdiği yanılsama ve yitişleri, eksik halkaları gördüğümüzde, gerçekliği yansıtırken verilen fireyi de gözlüyoruz.</p>
<p><strong>YUNUS&#8217;U YORUMLAMAK</strong><br />Bilim ve Ütopya (Mayıs 2021); Yunus Emre’yi 700 yıl sonra bir özel sayıda değerlendirirken ister istemez bugünün bilgi birikimi ve yorum gücüyle işe koyuluyor. Bu, salt yinelemeye yönelik didaktik yöntemden farklı; bütünsel yaklaşımdan kopmaksızın çözümleyici, açımlayıcı ve bileşime yönelik yenilikçi yorumları gerekli kılabiliyor. Nitekim hemen tüm yazılar böyle bir çabayı açığa vuruyor.<br />Ali Rıza Özkan, geçen haftaki yazımda, “Tekkeye sığar mı Yunus” başlığı altında, dergideki yazılar üstüne verilen ön bilgilere bakarak gönderdiği iletide çok anlamlı saptamalar, eleştiriler getiriyor. Şunu peşin olarak belirtmeliyim ki, özellikle yanlış anlatma ve saptırma amacı güden art niyetli eleştirileri saymazsak, yıkıcı bile olsa, her türlü polemik ve eleştiriyi övgüden çok daha değerli, hakikat işçiliği için kışkırtıcı bulurum. Şöyle yazıyor Özkan:<br />“Yazıları okumadan yorum yapmak abes tabii ki, ama tekke ile Yunus&#8217;u karşı karşıya getirmenin faydasından çok zararı olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce, tekke olmasaydı Yunus olmazdı. Tekke; eğitim, terbiye, disiplin ve yorum kazandıran akademik bir alandır. Tekke olmasaydı Yunus hiç olmazdı, kimse de bu entelektüel yorumları yapma fırsatı bulamazdı.”</p>
<p><strong>YUNUS&#8217;UN ENTELEKTÜEL KAYNAKLARI</strong><br />Özkan, yerinde belirlemelerini şöyle sürdürüyor: “Tekkenin oduncusu, bir idealizasyondur. Yunus&#8217;un kendisine verdiği bir sıfat &#8211; unvan değil, Yunus&#8217;u idealize edenlerin bulduğu &#8211; türettiği metaforik bir kavramdır. Ancak, tekke ile Yunus&#8217;u ayırmaya kalkışmak, tekke ile Yunus&#8217;u karşı karşıya getirmek hem Türk tarihinin yorumlanmasında, hem Yunus&#8217;u ve diğer tekke şairlerini anlamada ve hem de Türkçe çalışmalarında çok büyük yanılgılara götürür. Bu yanılgıyı anlamak için tek soru yeter: Türk edebiyatının son bin yıllık en temel kaynağı olan cönkleri tekke dışında bulabildiğiniz bir yer var mıdır? Tekke olmasaydı, biz Yunus&#8217;un varlığından haberdar dahi olmayacaktık. Yunus&#8217;la birlikte elbette yüzlerce ozanı da bilmeyecektik. Nasreddin Hoca fıkralarını, masalları, manileri ve daha birçok şeyi de&#8230;”<br />Dergi, bugün bayilere gitmiş olacak&#8230; Faruk Duman’ın görüşleri derginin tüm okurlarına ulaşacak: “Yunus o döneme kadar oluşmuş dilin, folklorun ve dinsel kültürün farkındadır. Yani ‘tekkenin oduncusu’ tasarımının gerçekleri yansıttığını söylemek çok zordur. Abdülbaki Gölpınarlı, Yunus’un ümmiliği ile ilgili kanaatin yanlışlığını vurgular. Zaten, şiirin (örneğin Risâlet’ün Nushiyye’nin) içeriğine baktığınız zaman, bütün o kültürel birikimin nasıl işlediğini görürsünüz.”<br />Yunus’un şiirinin zengin göndermelerle ‘metinlerarası’ özellikler taşıdığını örneklerle vurgulayan Duman, “şairin kişiliği çevresindeki rivayetlere dokunmamak gerektiğini” de belirtiyor: “Neden derseniz, eski şiiri olduğu kadar, eski rivayetleri ve bu tür kişiler çevresinde dolaşan bütün o hikâyeleri de bir bütün olarak değerlendirmeli.”</p>
<p><strong>YUNUS BİR BÜTÜNDÜR</strong><br />Ali Rıza Özkan, tanıtım üzerinde ilerlerken bir önemli değerlendirme daha getiriyor: “Şaşırtıcı olan; Yunus&#8217;un geçmişi ve geleceği ile bağlı olduğu Alevi &#8211; Bektaşi ‘yol’u bağlamında da bir yazı &#8211; incelemeye yer verilmemiş olması&#8230; Hoca Ahmet Yesevî ile Hacı Bektaş Velî arasındaki ‘tamamlayıcı’, Türk inancını gelecek nesillere aktarıcı, bugünkü Alevi &#8211; Bektaşi yolunun mayasındaki en büyük pay sahiplerinden birisini bu yönüyle incelememek kanaatimce Yunus&#8217;u anlamayı ve yorumlamayı kazaya uğratacak bir bakış açısı olur. Yinelemek gerekirse, okumadan belki de fuzuli ve gereksiz bir yorum yaptım, ama sizin ‘özel sayı’yı aktarımınız da bu yorumlara açık kapı bırakan bir bakış açısı sunuyor.”<br />Yunus&#8217;un düşünce, duygu ve inanç kaynaklarını bütünlüklü olarak vermek gereğini kimse yadsıyamaz. Ne ki derginin akademik ve didaktik amaçların ötesine geçmeyi gözettiği de unutulmamalı. Nitekim “Tarih’in Örsünde Türkçenin İpekten Çekici” (Seyyit Nezir) yazısının hem de spotunda bu düşünce öne çıkarılıyor: “Yunus Emre, yoksulları hor görüp bayları ayrıcalıklı sayan tavırlara, medrese ilmine bulaşmamış; dört kitabı saygın görerek bu duyguyu halk İslâm’ına taşımış; Anadolu’da birbiriyle harman olmuş tüm inançların bozulup Bektaşilik sarmalında yeniden kurulduğu halk dini inançlarını ve kutsalları küçümsemeksizin en kuşatıcı dinsel düşü bir kara mizahla altüst ederek, dahası meydan okuyarak aslında şeriatla arasındaki sınırı apaçık gösterir:</p>
<p><strong>Sırat kıldan incedir</strong><br /><strong>Kılıçtan keskincedir</strong><br /><strong>Varıp anın üstünde</strong><br /><strong>Evler yapasım gelir</strong></p>
<p>Yunus Emre, keşif amaçlı okumalarla yeniden değerlendirilmeli belki de&#8230; Gençlik de bu gerçeğin farkında: TGB; onca yoğun gündemine karşın, yarınki çevrimiçi etkinliğinde (0539 600 04 00) Yunus Emre’yi düşünsel, edebî ve ezgisel yönden Doğan Göçmen, Seyyit Nezir ve Latif Bolat’ın yanı sıra izleyicilerin katılımıyla anıyor.<br />Günümüzün değerlerini unutmaksızın: Yetenekliydi. İçten ve canayakındı, sevecendi. Saygılıydı, yürekli ve gözüpekti. Ne ki sağlığını yeterince kollamıyordu. Bu özensizlik, içimizdeki endişeyi hep büyütüyordu. Erken gitti diyeceğiz ama böyle bir durumu hiç önemsemedi ki&#8230; Nur içinde yat Teoman Alili!</p>
<p><strong>AYDINLIK / SEYYİT NEZİR</strong></p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/bektasilik-ve-yunus-31251/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilim Ütopya’nın Yunus Emre Sayısı Çıktı!</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/bilim-utopya-nin-yunus-emre-sayisi-cikti-31224</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/bilim-utopya-nin-yunus-emre-sayisi-cikti-31224#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 May 2021 11:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/bilim-utopya-nin-yunus-emre-sayisi-cikti-31224</guid>

					<description><![CDATA[2021 yılının Yunus Emre ve Türkçe yılı ilan edilmesinin ardından Türkiye’nin en çok okunan aylık bilim, kültür ve politika dergilerinden Bilim ve Ütopya mayıs sayısını “Tekkenin Oduncusu Değil Entelektüel Doruk Yunus Emre” konulu kapağını okurlarıyla buluşturuyor. SAYIDA NELER VAR?Bilim ve Ütopya dergisinin Yunus Emre konulu sayısında;“Tekkenin Oduncusu Değil Entelektüel Doruk,Türk Folkloru ve Halk Edebiyatı,Türkçemizin Eşsiz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>2021 yılının Yunus Emre ve Türkçe yılı ilan edilmesinin ardından Türkiye’nin en çok okunan aylık bilim, kültür ve politika dergilerinden Bilim ve Ütopya mayıs sayısını “Tekkenin Oduncusu Değil Entelektüel Doruk Yunus Emre” konulu kapağını okurlarıyla buluşturuyor.</p>
<p><strong>SAYIDA NELER VAR?</strong><br />Bilim ve Ütopya dergisinin Yunus Emre konulu sayısında;<br />“Tekkenin Oduncusu Değil Entelektüel Doruk,<br />Türk Folkloru ve Halk Edebiyatı,<br />Türkçemizin Eşsiz Yunus&#8217;u,<br />Yunus&#8217;un Sırrı,<br />Tarihin Örsünde Türkçenin İpekten Çekici: Yunus Emre” başlıklı yazılara yer verdi.</p>
<p><strong>YUNUS EMRE YILININ ÖNEMİ<br /></strong>Şiirleriyle, felsefesiyle çağları aşıp bugüne ulaşan “Yetmiş iki millete aynı gözle bakalım” diyen Yunus Emre, dünyada hoşgörü, barış ve kardeşliğin her zaman simgesi olmuştur. Bugün de Yunus Emre’nin tüm dünya milletlerine dokunduğu bir gerçektir. Onun her bir dizesinde bugün bile hala kendimizden bir şeyler bulmaktayız. Onun şiirlerine evrensel kişiliğine bugün de büyük bir ihtiyaç olduğunu görmekteyiz. Bu yüzden UNESCO 2021 yılını Yunus Emre Yılı ilan etmiştir.</p>
<p>Yunus Emre, 800 yıl öncesinden bugüne bir köprüdür. Bugünkü Türkçemizin mimarı ve dilimizi anlamlara kavuşturan isimdir. 2021 yılı bu sayede sadece Yunus Emre Yılı değil Türkçe Yılı’dır. Yunus Emre demek Türk dili demektir. Yunus Emre bu milletin ses bayrağının en önemli simgesidir.<br />Bilim ve Ütopya ekibine biz okurlarını bu kadar önem ve değer taşıyan sayıyla buluşturduğu için teşekkür ederiz.</p>
<p><strong>tgb.gen.tr</strong></p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>2021 yılının Yunus Emre ve Türkçe yılı ilan edilmesinin ardından Türkiye’nin en çok okunan aylık bilim, kültür ve politika dergilerinden Bilim ve Ütopya mayıs sayısını “Tekkenin Oduncusu Değil Entelektüel Doruk Yunus Emre” konulu kapağını okurlarıyla buluşturuyor.</p>
<p><strong>SAYIDA NELER VAR?</strong><br />Bilim ve Ütopya dergisinin Yunus Emre konulu sayısında;<br />“Tekkenin Oduncusu Değil Entelektüel Doruk,<br />Türk Folkloru ve Halk Edebiyatı,<br />Türkçemizin Eşsiz Yunus&#8217;u,<br />Yunus&#8217;un Sırrı,<br />Tarihin Örsünde Türkçenin İpekten Çekici: Yunus Emre” başlıklı yazılara yer verdi.</p>
<p><strong>YUNUS EMRE YILININ ÖNEMİ<br /></strong>Şiirleriyle, felsefesiyle çağları aşıp bugüne ulaşan “Yetmiş iki millete aynı gözle bakalım” diyen Yunus Emre, dünyada hoşgörü, barış ve kardeşliğin her zaman simgesi olmuştur. Bugün de Yunus Emre’nin tüm dünya milletlerine dokunduğu bir gerçektir. Onun her bir dizesinde bugün bile hala kendimizden bir şeyler bulmaktayız. Onun şiirlerine evrensel kişiliğine bugün de büyük bir ihtiyaç olduğunu görmekteyiz. Bu yüzden UNESCO 2021 yılını Yunus Emre Yılı ilan etmiştir.</p>
<p>Yunus Emre, 800 yıl öncesinden bugüne bir köprüdür. Bugünkü Türkçemizin mimarı ve dilimizi anlamlara kavuşturan isimdir. 2021 yılı bu sayede sadece Yunus Emre Yılı değil Türkçe Yılı’dır. Yunus Emre demek Türk dili demektir. Yunus Emre bu milletin ses bayrağının en önemli simgesidir.<br />Bilim ve Ütopya ekibine biz okurlarını bu kadar önem ve değer taşıyan sayıyla buluşturduğu için teşekkür ederiz.</p>
<p><strong>tgb.gen.tr</strong></p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/bilim-utopya-nin-yunus-emre-sayisi-cikti-31224/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Patara Antik Kenti&#8217;nde Restorasyon Sonrası İlk Tiyatro Gösterisi</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/patara-antik-kenti-nde-restorasyon-sonrasi-ilk-tiyatro-gosterisi-30495</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/patara-antik-kenti-nde-restorasyon-sonrasi-ilk-tiyatro-gosterisi-30495#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2020 11:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/patara-antik-kenti-nde-restorasyon-sonrasi-ilk-tiyatro-gosterisi-30495</guid>

					<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2020&#8217;nin &#8220;Patara Yılı&#8221; ilan edilmesi sonrasında antik kentte bu yıl yapılan restorasyonun ardından gerçekleştirilen ilk tiyatro gösterisine sanatseverler ilgi gösterdi. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında ateş ölçümü yapılarak ve maske takma zorunluluğuyla salona alınan davetliler, Yeşilköy Halk Tiyatrosunun çeşitli meslek grubundan oyuncularının, Kaş Belediyesinin desteğiyle sahnelediği &#8220;Kanlı Nigar&#8221;ı izledi. Sadık Şendil&#8217;in yazdığı ve sinema sanatçısı Müfit Kayacan ile Ahmet Gülhan&#8217;ın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p style="text-align: justify;">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2020&#8217;nin &#8220;Patara Yılı&#8221; ilan edilmesi sonrasında antik kentte bu yıl yapılan restorasyonun ardından gerçekleştirilen ilk tiyatro gösterisine sanatseverler ilgi gösterdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında ateş ölçümü yapılarak ve maske takma zorunluluğuyla salona alınan davetliler, Yeşilköy Halk Tiyatrosunun çeşitli meslek grubundan oyuncularının, Kaş Belediyesinin desteğiyle sahnelediği &#8220;Kanlı Nigar&#8221;ı izledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sadık Şendil&#8217;in yazdığı ve sinema sanatçısı Müfit Kayacan ile Ahmet Gülhan&#8217;ın yönettiği 2 perdelik oyun, 1 saat sürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaş Kaymakamı Şaban Arda Yazıcı, yaptığı konuşmada, Yeşilköy Halk Tiyatrosu oyuncularının, Likya&#8217;nın başkenti Patara&#8217;da, dünyanın ilk demokratik meclisinin bulunduğu alanda başarılı bir oyun sahnelediğini söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaş Belediye Başkanı Mutlu Ulutaş ise 1500 yıl sonra tarihi mekanda tiyatro oyununun sahnelenmesinin kendisini heyecanlandırdığını ifade etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Patara Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Havva İşkan Işık da tiyatroyu izleyenler arasında yer aldı.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>tgb.gen.tr</strong></p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p style="text-align: justify;">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2020&#8217;nin &#8220;Patara Yılı&#8221; ilan edilmesi sonrasında antik kentte bu yıl yapılan restorasyonun ardından gerçekleştirilen ilk tiyatro gösterisine sanatseverler ilgi gösterdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında ateş ölçümü yapılarak ve maske takma zorunluluğuyla salona alınan davetliler, Yeşilköy Halk Tiyatrosunun çeşitli meslek grubundan oyuncularının, Kaş Belediyesinin desteğiyle sahnelediği &#8220;Kanlı Nigar&#8221;ı izledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sadık Şendil&#8217;in yazdığı ve sinema sanatçısı Müfit Kayacan ile Ahmet Gülhan&#8217;ın yönettiği 2 perdelik oyun, 1 saat sürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaş Kaymakamı Şaban Arda Yazıcı, yaptığı konuşmada, Yeşilköy Halk Tiyatrosu oyuncularının, Likya&#8217;nın başkenti Patara&#8217;da, dünyanın ilk demokratik meclisinin bulunduğu alanda başarılı bir oyun sahnelediğini söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaş Belediye Başkanı Mutlu Ulutaş ise 1500 yıl sonra tarihi mekanda tiyatro oyununun sahnelenmesinin kendisini heyecanlandırdığını ifade etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Patara Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Havva İşkan Işık da tiyatroyu izleyenler arasında yer aldı.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>tgb.gen.tr</strong></p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/patara-antik-kenti-nde-restorasyon-sonrasi-ilk-tiyatro-gosterisi-30495/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Onur Caymaz’dan Korona Günlerinde Şiirli Geceler</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/onur-caymaz-dan-korona-gunlerinde-siirli-geceler-29629</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/onur-caymaz-dan-korona-gunlerinde-siirli-geceler-29629#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2020 10:02:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/onur-caymaz-dan-korona-gunlerinde-siirli-geceler-29629</guid>

					<description><![CDATA[Şair ve yazar Onur Caymaz, koronovirüsle mücadele dolayısıyla evde geçirilen günleri düzenlediği Şiir Matinesi&#8217;yle güzelleştiriyor. Caymaz, kişisel İnstagram hesabı üzerinden canlı yayınla şiirseverlerle buluştuğu etkinlikte 4. haftayı geride bıraktı. Şair Caymaz, son yayınına haftalardır toplum sağlığı için çalışan sağlık emekçilerine teşekkür ederek başladı. Bu haftaki şiir matinesinin konusu, bundan 32 yıl önce aramızdan ayrılan Türk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p style="text-align: justify;">Şair ve yazar Onur Caymaz, koronovirüsle mücadele dolayısıyla evde geçirilen günleri düzenlediği Şiir Matinesi&#8217;yle güzelleştiriyor. Caymaz, kişisel İnstagram hesabı üzerinden canlı yayınla şiirseverlerle buluştuğu etkinlikte 4. haftayı geride bıraktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şair Caymaz, son yayınına haftalardır toplum sağlığı için çalışan sağlık emekçilerine teşekkür ederek başladı. Bu haftaki şiir matinesinin konusu, bundan 32 yıl önce aramızdan ayrılan Türk şiirinin önemli isimlerinden, Garip Akımı’nın kurucusu Oktay Rifat oldu. Oktay Rifat’ın şairliğinin yanı sıra roman yazarlığı ve hayatının da konuşulduğu programı binlerce şiirsever takip etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz hafta sanatçı Kıraç’ın konuk olduğu Şiir Matinesi’nim önümüzdeki haftaki konuğu Sualtı Arkeloğu Mehmet Bezdan olacak.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>tgb.gen.tr</strong></p>
<p> </p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p style="text-align: justify;">Şair ve yazar Onur Caymaz, koronovirüsle mücadele dolayısıyla evde geçirilen günleri düzenlediği Şiir Matinesi&#8217;yle güzelleştiriyor. Caymaz, kişisel İnstagram hesabı üzerinden canlı yayınla şiirseverlerle buluştuğu etkinlikte 4. haftayı geride bıraktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şair Caymaz, son yayınına haftalardır toplum sağlığı için çalışan sağlık emekçilerine teşekkür ederek başladı. Bu haftaki şiir matinesinin konusu, bundan 32 yıl önce aramızdan ayrılan Türk şiirinin önemli isimlerinden, Garip Akımı’nın kurucusu Oktay Rifat oldu. Oktay Rifat’ın şairliğinin yanı sıra roman yazarlığı ve hayatının da konuşulduğu programı binlerce şiirsever takip etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz hafta sanatçı Kıraç’ın konuk olduğu Şiir Matinesi’nim önümüzdeki haftaki konuğu Sualtı Arkeloğu Mehmet Bezdan olacak.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>tgb.gen.tr</strong></p>
<p> </p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/onur-caymaz-dan-korona-gunlerinde-siirli-geceler-29629/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
