HANGİ ZEMİNDE YÜKSELEN MİLLİYETÇİLİK:
Milliyetçilik, Avrupa’da feodal düzenin çözülmesiyle birlikte gelişen; eşitlik, yurttaşlık ve milletin siyasi birliği düşüncelerinden beslenen bir anlayıştır. 1789 Fransız Devrimi, feodal ayrıcalıklara karşı “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” anlayışını öne çıkararak bu sürecin önemli dönüm noktalarından biri oldu. İnsanlar giderek hükümdarın tebaası olmaktan çıkarak milletin yurttaşları olarak görülmeye başlandı. Böylece milliyetçiliğin erken biçimleri, milletin birliğini ve kendi geleceğini belirleme hakkını savunan demokratik bir zeminde gelişti.
Avrupa’daki bu gelişmeler sadece o bölgeyle sınırlı kalmadı. Bu fikirler Osmanlı toplumunu da etkiledi. II. Meşrutiyet döneminde hürriyet, eşitlik, adalet ve yurttaşlık tartışmaları güçlenirken, İttihat ve Terakki’nin “Hürriyet, Adalet, Müsavat, Uhuvvet” anlayışı bunun örneklerinden biri oldu. Türk milliyetçiliği de bu tarihsel ortamda milletin birliği ve bağımsızlığı düşünceleriyle şekillendi.
Ancak milliyetçiliğin tarihsel olarak hangi ihtiyaçlardan doğduğunu ortaya koymak, onun her dönemde ve her siyasal güç tarafından aynı amaçla kullanıldığı anlamına gelmez. Tam tersine, milliyetçilik ortaya çıktığı tarihsel koşullardan koparıldığında farklı sınıfsal ve siyasal çıkarların taşıyıcısı haline gelebilir. Milletin bağımsızlığı, yurttaşların eşitliği ve ortak bir vatan etrafında birleşme fikri; bir toplumun kendi kaderini kendi eline almasının aracı da olabilir, başka güçlerin çıkarlarına hizmet eden bir siyasal araca da dönüştürülebilir.
Özellikle emperyalizm çağında bu ayrım daha da önem kazanmıştır. Çünkü emperyalizm yalnızca ekonomik ve askeri yollarla değil, toplumların kendi içindeki siyasal ve ideolojik fay hatlarını kullanarak da etkisini sürdürür. Milliyetçilik dediğimiz kavram da bundan bağımsız değildir. Bir ülkenin bağımsızlığını savunan milliyetçilik ile başka merkezlerin çıkarları doğrultusunda yönlendirilen milliyetçilik, aynı kavramları kullanabilse de aynı siyasal anlama gelmez.
Dolayısıyla mesele yalnızca “milliyetçi misin, değil misin?” sorusu değildir. Asıl mesele, milliyetçiliğin hangi zeminde yükseldiği, hangi sınıfsal ve siyasal çıkarlarla birleştiği ve nihayetinde kimin bağımsızlığını savunduğudur. İşte burada milliyetçiliğin iki farklı yönü ortaya çıkar: Bir yanda milletin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve kendi geleceğini tayin hakkını savunan milliyetçilik; diğer yanda milli duyguları emperyalist merkezlerin hesaplarına eklemleyen anlayış.

CIA MİLLİYETÇİLİĞİ
Ulusların bağımsızlık için verdiği mücadele, emperyalizmin aygıtı haline getirilmek istenerek vatandaşları gerçek amaçlarından uzaklaştırma hedefi içerisinde yer almıştır. Yani bir tarafta vatan müdafaası veren milliyetçilik, diğer tarafta emperyalist milliyetçilik vardır. Yusuf Akçura da milliyetçilik kavramını bu iki temelde ele almıştır. Bir tarafta vatan için demokratik milliyetçilik yer alırken bir tarafta da ipleri dışarıda olan emperyalist milliyetçilik vardır. Yani milliyetçi söylemlerinin hangi amaca hizmet ettiği bu noktada belirleyicidir. Çünkü emperyalizm, bir ülkenin bağımsızlık isteğini doğrudan karşısına alabileceği gibi, o ülkenin kendi içindeki milli duyguları da yönlendirmeye çalışabilir. Milli kavramların içi boşaltılarak, bağımsızlık hedefinden koparılarak başka merkezlerin çıkarlarıyla birleştirilebilir.
Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde Enver Altaylı üzerinden ortaya çıkan ilişkiler bu açıdan incelenmeye değerdir. Altaylı’nın 1970’lerde MHP Genel Başkanlığı hedefinden söz ettiği ve Fethullah Gülen’e bu konuyla alakalı mektupları bulunmaktadır. Aynı zamanda Altaylı’nın 2017 yılında İYİ Parti’nin kuruluş hazırlıkları döneminde Ümit Özdağ ile görüştüğü ve “Sokağa dökülün!” şeklinde talimat verdiği bilinmektedir.
Asıl mesele, milliyetçi söylemlerde bulunan kişilerin ya da grupların hangi ilişkiler ağı içerisinde şekillendiği ve bu kişilerin Türkiye’nin bağımsızlığı açısından nereye oturduğudur. Çünkü bir siyasi kişinin ve grubun kendisini milliyetçi olarak tanımlaması, onun emperyalizme karşı olduğu anlamına gelmez. Milliyetçi söylem ile bağımsızlıkçı siyaset aynı şey değildir. Aradaki farkı belirleyen, Türkiye’nin çıkarları söz konusu olduğunda alınan tavırdır.
Altaylı örneğinde tartışmayı önemli hale getiren noktalardan biri de Fethullah Gülen yapılanmasıyla ve ABD gizli servisleri ile kurduğu ilişkiler ve bu ilişkilere ilişkin ortaya çıkan belgelerdir. Aynı zamanda Altaylı’nın Abdullah Gül’e gönderilen mektupta, Fethullah Gülen hareketinin dershaneleri ve faaliyetleri konusunda taleplerin yer aldığı aktarılmaktadır.
Kendisini toplumumuza milliyetçi ve vatansever olarak gösteren İYİ Parti’nin ve Zafer Parti’sinin milliyetçiliği kimlerin milliyetçiliğidir. Milliyetçiliği gerçekliklerden koparıp sahte düşmanlar yaratarak hayal aleminde bir milliyetçilik üretmektir. Peki bu neye hizmet etmektedir? Türkiye’deki milli güçlerin bölünmesi, birbirine düşürülmesi, bağımsızlık mücadelesinin etkisizleştirilmesi ve asıl düşmanın nerede olduğunu görememe sorunu yaratmaktadır.
Bugün Türkiye’de milliyetçilik adına yapılan tartışmaların da bu açıdan ele alınması gerekir. Kimin daha fazla milliyetçilik söylemler kullandığı değil, kimin Türkiye’nin bağımsızlığını savunduğu sorulmalıdır. Çünkü emperyalizm karşısında bağımsızlığını koruyamayan bir milletin yalnızca milli söylemlere sahip olması yeterli değildir. Vatan sevgisi, vatanın kararlarını emperyalist merkezlerden verilmesine karşı olmayı gerektirir. Bu nedenle gerçek milliyetçilik ile emperyalist milliyetçilik arasındaki temel ayrım şudur: Biri Türkiye’nin kendi gücüne dayanmasını ister, diğeri Türkiye’yi başka güçlerin hesaplarında kullanılabilecek bir konuma sürükler.

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
Milliyetçilik, aynı bayrağın altında yaşayan milletin bağımsız ve özgür bir şekilde kendi geleceğini belirlemesidir. Üreten Türkiye’den yana olmak, milli ekonomiyi güçlendirmek, dış müdahalelere karşı çıkmak ve milletin kendi kaynaklarına, emeğine ve iradesine sahip çıkmasını savunmaktır.
Atatürk’ün milliyetçiliği de böyle bir tarihsel zeminde ortaya çıkmıştır. Türk Devrimi’nin milliyetçilik anlayışı, emperyalizme karşı kazanılmış bir bağımsızlık savaşının içerisinden doğmuştur. Türk milleti, Kurtuluş Savaşı’nda yalnızca topraklarını değil, kendi geleceğini belirleme hakkını da savunmuştur. Bu nedenle Türk milliyetçiliğinin temelinde başka devletlerin himayesi değil, tam bağımsız Türkiye fikri vardır.
Bugün milliyetçilik adına ortaya çıkan her siyasi söylemi bu tarihsel ölçüyle değerlendirmek gerekir. Bir siyasi hareketin bayrağı ne kadar taşıdığına, milli kavramları ne kadar sık kullandığına değil; Türkiye’nin bağımsızlığı karşısındaki tutumuna bakılmalıdır. Çünkü milliyetçilik, yalnızca söylenen sözlerde değil, alınan siyasi tutumlarda kendisini gösterir.
Türkiye’nin bağımsızlığı söz konusu olduğunda dış güçlerin müdahalesine sessiz kalan, Türkiye’nin ekonomik ve siyasi bağımsızlığını başka merkezlerin desteğine bağlayan bir anlayışın milliyetçilikle bağı yoktur.
Bugün yapılması gereken, milliyetçiliği emperyalizmin kullanım alanı olmaktan çıkarmaktır. Bunun yolu, milli kavramları kimin daha yüksek sesle söylediğine bakmak değil, o kavramların arkasındaki siyasi çizgiyi incelemektir. Çünkü milliyetçilik, bağımsızlıkla birleştiğinde vatan savunmasıdır. Üretimle, emekle ve halkın iradesiyle birleştiğinde milletin geleceğini kurma mücadelesidir. Bağımsızlıktan koparıldığında ise milli kavramların içi boşaltılarak emperyalizmin kullanabileceği bir araca dönüşmektedir.
Gerçek milliyetçilik, Türkiye’nin geleceğini başka devletlerin hesaplarına göre değil, Türk milletinin iradesine göre kurmayı savunmaktır. Bunun yolu da bağımsız, üreten ve kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye hedefinden geçmektedi







