BÜYÜK ŞEYTANIN İNİ BAŞINA YIKILDI: 4 KASIM 1979

BÜYÜK ŞEYTANIN İNİ BAŞINA YIKILDI: 4 KASIM 1979
Picture of Furkan Olga
Furkan Olga
Türkiye Liseliler Birliği Genel Başkanı

4 Kasım 1979’da Tahran’da kendilerini “İmam’ın Çizgisinde Müslüman Öğrenciler” olarak tanımlayan yüzlerce İranlı öğrenci, ABD Büyükelçiliği yerleşkesini ele geçirdi. O gün Tahran’da yaşanan bu olay çeyrek asırdır bağımsızlığı gasbedilen, zenginlikleri yağmalanan, onuru çiğnenen kadim bir milletin devrimci gençliği eliyle emperyalizmin gizli karargâhını basması ve sömürgeciye indirilen en sarsıcı tokatlardan biriydi. ABD Büyükelçiliği yerleşkesini kontrol altına alan öğrencilerin duvara yazdıkları tek bir cümle tüm mazlum milletlerin ortak manifestosuydu: “İran’da artık emperyalizme yer yok!”

İran’da 13 Aban olarak anılan 4 Kasım, bugün ’’Küresel Emperyalizme Karşı Milli Mücadele Günü’’, “Küresel Kibirle Mücadele Günü” ve ’’Öğrenci Günü’’ olarak kutlanıyor. İran halkının hafızasında bu tarih yalnızca büyükelçilik eylemini değil, 1964’te Ruhullah Humeyni’nin sürgüne gönderilmesini ve 1978’de Şah rejiminin devrimci öğrencileri hedef alan kanlı müdahalesini de temsil ediyor. Bu nedenle 4 Kasım’ı anlamak için bir büyükelçiliğin işgal edildiği güne bakmak yeterli değildir. O günün arkasında, İran’ın petrolü, bağımsızlığı ve siyasal geleceği üzerinde söz sahibi olmak isteyen emperyalist güçlerle İran halkının uzun yıllara yayılan hesaplaşması vardır.

Casusluk Yuvasına Giden Yol: İran’ın Bağımsızlık İradesine Vurulan 1953 Darbesi

İran ile ABD arasındaki gerilimin kökleri 1979 Devrimi’nden çok daha eskiye uzanır. Bu gerilimin en önemli dönüm noktalarından biri, 1951’de Başbakan Muhammed Musaddık’ın İran petrol sanayisini millîleştirme kararıydı.

İran’ın petrol kaynakları uzun yıllar boyunca İngilizlerin denetimindeki Anglo-Iranian Oil Company aracılığıyla işletilmişti. Ülkenin en önemli doğal zenginliklerinden biri olan petrolün gelirleri üzerinde İran halkının söz sahibi olamaması, millî egemenlik meselesinin temel başlıklarından birine dönüşmüştü. Musaddık hükümetinin millîleştirme kararı, bu düzene karşı atılmış önemli bir adımdı.

Ancak İngiltere, İran petrolü üzerindeki ayrıcalıklarını kaybetmeyi kabul etmedi. Petrol ambargosu ve ekonomik baskılarla başlayan süreç, kısa süre içinde siyasi müdahaleye dönüştü. ABD ve İngiltere’nin istihbarat servisleri, Ağustos 1953’te Ajax adı verilen operasyonla Musaddık hükümetinin devrilmesinde belirleyici rol oynadı. Darbenin ardından Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin iktidarı yeniden güçlendirildi. 1953 darbesinden sonra Şah rejimi, ABD’nin askerî, ekonomik ve siyasi desteğiyle ayakta kaldı. İran, petrol gelirleri ve stratejik konumu sayesinde Washington açısından vazgeçilmez bir müttefikti. Soğuk Savaş koşullarında Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan ’’bölgesel güvenlik düzeninin’’ önemli parçalarından biri hâline getirildi.

Böylece İran halkının kendi petrolü ve ülkesi üzerinde egemenlik kurma girişimi dış müdahaleyle kesintiye uğratıldı. Tam 26 yıl boyunca İran, Pentagon’un Batı Asya’daki jandarması, petrol musluğu ve askeri dinleme istasyonu haline getirildi. Kurulan gizli polis teşkilatı SAVAK, CIA ve MOSSAD eğitimleriyle halkın devrimci, aydın, kamucu ve yurtsever unsurlarını zindanlarda en ağır işkencelerden geçirdi. Tahran’daki İbret Müzesi, SAVAK tarafından işlenen insanlık suçlarını ve İran’ın vatanseverlerine yapılan zulmü en çarpıcı şekilde göstermektedir.

Şah rejimi, ABD’nin desteğiyle güçlenen bu düzeni korumaya çalışırken İran toplumunda biriken öfkeyi ortadan kaldıramadı. İşçilerden öğrencilere, dinî çevrelerden milliyetçi ve sol hareketlere kadar farklı toplumsal kesimler rejime karşı mücadeleye katıldı. 1978’de öğrencilerin hedef alındığı kanlı müdahaleler, bu mücadelenin hafızasında önemli bir yer edindi. 1979 yılının Şubat ayında milyonların sokaklara dökülmesiyle patlak veren halk devrimi, işte bu 26 yıllık kanlı istibdada ve sömürü düzenine karşı kazanılmış bir zaferdi. Ancak tecrübeliydi İran gençliği. Tıpkı 1953’te olduğu gibi, devrimin iç cephesini zaafa uğratıp Şah’ı yeniden tahta çıkaracak bir darbenin tezgâhlandığını görüyordu. 1979 sonbaharında kanser tedavisi bahanesiyle eli kanlı Şah’ın ABD’ye kabul edilmesi bardağı taşıran son damla oldu. Şah’ın ABD’ye kabul edilmesi, devrimden sonra Washington ile ilişkilerin yeniden kurulabileceğini düşünen çevrelerin de konumunu zorlaştırdı. ABD, kuklasını himaye ediyor ve karşı devrim için Tahran’daki büyükelçiliği bir harekât merkezi olarak hazır tutuyordu. Gençlik, 1953’ün tekerrür etmesine izin vermedi ve ilk yumruğu bu defa vatanseverler attı.

Büyükelçilik Dedikleri Darbe ve Fitne Karargâhı: Casusluk Yuvası

4 Kasım sabahı Tahran Üniversitesi, Politeknik ve Şerif Teknoloji Üniversitesi öğrencileri yürüyüşe geçtiğinde amaç sadece birkaç saatlik bir protesto düzenlemekti. Ancak elçilik yerleşkesine girildiğinde karşılaşılan manzara, buranın diplomatik bir temsilcilikle en ufak alakasının bulunmadığını gün gibi açığa çıkardı. Burası İran’ın ve tüm bölgenin altını oymak üzere dizayn edilmiş bir “Casusluk Yuvası” idi.

Öğrenciler içeri girdiğinde Amerikan istihbarat görevlileri, gizli belgeleri evrak imha makinelerinden geçiriyor, mikrofilmleri ve kodlama cihazlarını yakmaya çalışıyordu. Fakat planları yarım kaldı. İranlı devrimci gençler, haftalar ve aylar boyunca geceli gündüzlü bir sabırla o şerit şerit kıyılmış binlerce parça evrakı birer bulmaca gibi bir araya getirdi. Ortaya çıkan devasa arşiv, dünya diplomasi ve istihbarat tarihinin en büyük ifşaatına dönüştü. Onlarca cilt halinde kitaplaştırılan “Casusluk Yuvası Belgeleri” yayımlandı. Bu çalışma, olayın tarihsel önemini daha da artırdı. Çünkü büyükelçilikte ele geçirilenler yalnızca birkaç gizli evrak değildi. ABD’nin İran’daki siyasi gelişmeleri nasıl izlediğini, Şah yönetimiyle ilişkilerini nasıl sürdürdüğünü ve bölgedeki gelişmelere nasıl yaklaştığını yani işin özünde emperyalist planlarını gösteren çok sayıda belge ortaya çıkarılmıştı. Belgelerin içeriği, Amerikan istihbaratının ilgisinin İran sınırlarıyla sınırlı olmadığını da gösteriyordu. Sovyet silahlarının teknik ayrıntıları ve Bahreyn Emiri hakkında hazırlanmış CIA raporları da bulunuyordu. Böylece Tahran’daki büyükelçilikte yürütülen çalışmaların bölgesel bir istihbarat ağıyla ilişkili olduğu daha görünür hâle geldi.

İşte 4 Kasım’ın emperyalizm açısından taşıdığı anlamlardan biri de burada yatıyordu. ABD’nin İran’daki nüfuzunu kaybetmesi, yalnızca bir müttefik hükümetin devrilmesi anlamına gelmiyordu. Aynı zamanda Washington’ın bölgede bilgi toplama, siyasi gelişmeleri izleme ve yerel ilişkiler üzerinden nüfuz kurma imkânlarının da önemli bir darbe alması demekti.

4 Kasım’da İranlı öğrencilerin karşılarında gördükleri şey sadece imha edilmeye çalışılan gizli belgeler değildi. Binada diplomatik personelin çalıştığı bölümlerden ayrı olarak CIA görevlilerinin bulunduğu özel bir bölüm yer alıyordu. Burada kriptografik şifreleme cihazları, teleks makineleri, çelik kasalar ve “Sessiz Oda” olarak anılan özel görüşme odası vardı. Bu oda, elektronik dinlemeyi engellemek amacıyla özel biçimde tasarlanmıştı. Pleksiglas ve çelikten oluşturulan oda, duvarları alüminyum folyoyla kaplanmış başka bir bölümün içine yerleştirilmişti. Dışarıdan gaz girişini engellemeye yönelik havalandırma sistemleri de bulunuyordu. Büyükelçinin ve üst düzey görevlilerin gizli görüşmelerini burada yaptığı belirtiliyordu.

İmha edilmeye çalışılan belgeler ve elçilik binasındaki teknik imkanlar ele geçirilen yerleşkenin “diplomatik” niteliğini anlamak açısından önemlidir.

Çöl Fırtınasına Takılan Operasyon: Kartal Pençesi’nin İflası

Büyükelçilik baskını, ABD ile İran arasındaki ilişkileri geri dönülmesi güç bir kopuşa sürükledi. Washington yönetimi İran’a ekonomik yaptırımlar uyguladı, İran’ın ABD’deki varlıklarını dondurdu ve diplomatik baskıyı artırdı. Nisan 1980’de iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler tamamen kesildi. 444 gün süren bu tarihsel kuşatma, sadece diplomatik bir krize değil, Amerikan askeri doktrininin çöküşüne de sahne oldu.

Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, ekonomik ambargolar ve diplomatik tecrit hamleleriyle sonuç alamayınca doğrudan askeri müdahaleye başvurdu. 24 Nisan 1980 gecesi başlatılan “Kartal Pençesi Harekâtı” (Operation Eagle Claw), ABD ordusunun en seçkin özel kuvveti olan Delta Force’u sahaya sürüyor, rehineleri Tahran’ın göbeğinden kaçırmayı hedefliyordu.

En ileri teknolojiye sahip helikopterler, C-130 nakliye uçakları, uçak gemileri seferber edilmişti. Ancak emperyalist kibir, bölgenin dinamikleri hesaba katmamıştı. İran’ın Tabas Çölü’nde gizli iniş yapan Amerikan filosu, beklenmedik bir kum fırtınasının ortasında kaldı. Bir RH-53D helikopteri ile C-130 nakliye uçağının havada çarpışması sonucu 8 Amerikan askeri yanarak can verdi. Helikopterler çölde terk edildi, operasyon hezimete uğrayarak iptal edildi. ABD, hiçbir çatışmaya dahi giremeden, çöl fırtınasının ortasında kendi teknolojisinin enkazı altında ezilerek kaçmak zorunda kaldı.

Tabas hezimeti, yalnızca Carter yönetiminin siyasi kariyerini tabuta koymakla kalmadı. Amerikan özel kuvvetlerinin ’’yenilmezlik’’ efsanesini de yerle bir etti. Cezayir’in arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler sonucunda 19 Ocak 1981’de Cezayir Anlaşmaları imzalandı. 52 Amerikalı rehine, 20 Ocak 1981’de, Ronald Reagan’ın başkanlık görevini devralmasından kısa süre sonra serbest bırakıldı. Böylece 4 Kasım 1979’da başlayan kriz, tam 444 gün sonra sona erdi.

Paylaş: