<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yiğit Çınar &#8211; Türkiye Gençlik Birliği</title>
	<atom:link href="https://tgb.gen.tr/author/yigit-cinar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tgb.gen.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Jul 2026 18:23:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.6</generator>

<image>
	<url>https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/02/cropped-Logo-32x32.webp</url>
	<title>Yiğit Çınar &#8211; Türkiye Gençlik Birliği</title>
	<link>https://tgb.gen.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>15 TEMMUZ’UN 8. YILINDA FETÖ’YLE MÜCADELE MEVZİİSİ</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/15-temmuz-un-8-yilinda-feto-yle-mucadele-mevziisi-32522</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/15-temmuz-un-8-yilinda-feto-yle-mucadele-mevziisi-32522#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yiğit Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jul 2024 10:48:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/15-temmuz-un-8-yilinda-feto-yle-mucadele-mevziisi-32522</guid>

					<description><![CDATA[YAZAR Bugün, 15 Temmuz NATO güdümlü Amerikancı-Fetullahçı darbe girişiminin 8. yıl dönümü. Türkiye, geride bıraktığımız 8 yıl içerisinde FETÖ ile mücadelede çok ciddi adımlar attı. Tüm kamu kuruluşlarından 140 binin üzerinde örgüt üyesi ihraç edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 12 Temmuz 2024 tarihinde Milli Savunma Üniversitesi Harp Enstitüleri 12&#8217;nci Dönem Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitimi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item writer">
<img decoding="async" onerror="onImgError(this)" class="writer-img" src="https://tgb.gen.tr/dosyalar/0/0/kucuk.jpg" alt=""><figcaption class="writer-name">
    <br />
                    <span class="writer-box">YAZAR</span><br />
    </figcaption></section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Bugün, 15 Temmuz NATO güdümlü Amerikancı-Fetullahçı darbe girişiminin 8. yıl dönümü. Türkiye, geride bıraktığımız 8 yıl içerisinde FETÖ ile mücadelede çok ciddi adımlar attı. Tüm kamu kuruluşlarından 140 binin üzerinde örgüt üyesi ihraç edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 12 Temmuz 2024 tarihinde Milli Savunma Üniversitesi Harp Enstitüleri 12&#8217;nci Dönem Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitimi ile 6’ncı Dönem Komuta ve Kurmay Eğitimi Mezuniyet Töreni&#8217;nde verdiği sayılara göre 1886 kurmay subayın, 1524&#8217;ü yani yüzde 81&#8217;i FETÖ&#8217;den ihraç edildi. Bu sayılar hem örgütün yayılma durumunu hem de verilen mücadeleyi bize gösteriyor. <br />Evet, güzel. Kurum ve kurulu</p>
<p>şlardan FETÖ temizleniyor. Ancak 40 yıl boyunca devlet içerisinde yapılanmış ve dallı budaklı binlerce kolla yerini sağlama almış örgütler bu tarz mücadele yeterli mi? Yeterli görülüyor ise FETÖ nasıl hala yeraltı faaliyeti yürütebiliyor? Yeterli değilse neden sadece ihraç ile yetiniyoruz. Bu yazımızda bunları tartışacağız.</p>
<p><strong>FETÖ ve İdeolojisi</strong></p>
<p>Türkiye, 200 yıllık Milli Demokratik Devrim sürecini henüz tamamlayamadı. Atatürk’ün ölümünden sonra karşı devrimin güçlenmesi ile başlayan süreçte tarikat/cemaat yapılanmasının da kendine alan açtığını görüyoruz. 1950&#8217;deki Demokrat Parti iktidarıyla birlikte zirveye çıkan bu anlayış, tarikatlara gelen yasakların kaldırılması, ile derinleşmişti. Kemalist Devrim ile tamamen başı ezilemeyen feodalizmin hortlaması, on yıllar sonra FETÖ’nün temellerini atmıştı. <br />Her siyasi hareketin bir ideolojisi, siyasi felsefesi vardır. Örgütsel kuvvetini veren de budur. Bir örgüt ideolojik olarak sağlam ve programına bağlı olduğu kadar pratikte başarılı olur. Bu ideolojiyi derinleştirecek kitap, dergi, televizyon, radyo, sosyal medya gibi araçların kullanımı da önemlidir. Araçsal olarak devletin hiçbir FETÖ propaganda aracına izin vermemesi, fikirlerinin yayılmaması adına önemlidir.</p>
<p>FETÖ’nün ideolojisi nedir? Elbette doğrudan NATO/ABD kontrolünde bir terör örgütüdür ancak bunun sınıfsal yeri orta çağ anlayışıdır. Orta çağın feodal tarikat anlayışının Türkiye’deki en yüksek aşaması olarak da tarif edilebilecek olan FETÖ, ideolojik olarak besin kaynağı da burasıdır. Tarihsel anlamda Said-i Nursi’nin Nur Cemaati’nin bir kolu olarak ortaya çıkan hareketin de ilk besin kaynağı Nur Risaleleri’ydi.</p>
<p> Bugün FETÖ ile silahlı mücadelede geri adım atmayacağımız bir süreçteyiz. FETÖ Türkiye’ye silahla saldırdı, Türk ordusu da silahla yanıt verdi ve bastırdı. Çünkü silah ancak silahla bastırılır. Bu doğru. Ancak silahla bastırdığımız hareketin ideolojik kökünü de kurutmadan tehlikeyi geçti sayamayız. Aradan 8 yıl geçti ve faaliyetleri devam ediyor. Şırnak </p>
<p>Üniversitesi rektörünün FETÖ’cü olduğunu cümle alem biliyor, daha birkaç ay önce Vatan Partisi Genel Sekreteri’ne suikast planları ortaya çıktı, firari olan kalemşorları sabah akşam Türkiye’nin atılımlarına saldırıyor. Tüm bunların önüne ancak ideolojik mücadele ile olur.</p>
<p><strong>İDEOLOJİ MÜCADELE NASIL VERİLİR?</strong></p>
<p>Türkiye 2015’ten itibaren yeni bir rotaya girdi. 24 Temmuz 2015’te Hendek Operasyonları ile başlayan süreçte Türkiye yüzünü Avrasya’ya döndü. PKK başta olmak üzere terör örgütleriyle amansız bir mücadele başlattı. ABD’nin bu mücadeleye yanıtı 15 Temmuz’da oldu, başı ezildi. Şimdi sıra fikrin başını ezmede. <br /> İdeolojik mücadele bir sistem işidir. Karşı tarafı tanımak, argümanlarına karşı argüman hazırlamak, fikirlerini mahkûm etmek basit bir iş değildir. Öncelikle düşmanını iyi tanımak gerekiyor. Evet, FETÖ orta çağ feodalizminin Türkiye’deki kalıntılarından biridir. Ancak bu kadar masum değildir. FETÖ’nün NATO tarafından yönetildiğini ve tüm operasyonlarının ABD’de planladığını bilmeden mücadelelerin hepsi eksik kalır. Bugün de yaşadığımız bu. <br /> Gerek Türkiye’de ideolojik mücadele kültürünün zayıf olması gerekse Ak Parti’nin sınıfsal açıdan bu ihtiyacı karşılayacak potansiyeli olmaması eksikliğin baş sebeplerinden olmakta. Ne yazık ki Türkiye’de siyasi mücadele hep pratik içinde olmuş, teorik düzlemde gelişme çok kısır kalmıştır. <br /> FETÖ’nün yerine almayı düşünen cemaatler, ideolojik mücadele eksikliğinin bir sonucunu oluşturmakta. Burada iki sac ayağını görmemiz lazım. Biri, diğer tarikatların bu misyonu kendilerine biçmeleri diğeri ise FETÖ’nün diğer tarikatlar içerisinde gizli örgütlenmelerine devam etmeleri. Bu gerçek bize FETÖ ile mücadelenin bitmediğini de gösteriyor.</p>
<p> Türkiye’nin önünde zorlu günler var. Özellikle NATO’nun son toplantısında alınan kararlarla Karadeniz’de nüfus artırma hedefi, Filistin’deki İsrail saldırıları, Yunanistan’daki NATO yığınağı, Doğu Akdeniz’deki tehditler ile mücadele ediyoruz. Dışarıda bunca mücadele alanı varken içeride de Gladyo artıkları ile mücadele etmek zorundayız. Her nasıl ki PKK’yla mücadele sadece silahla olmaz, bunu teorik zeminde de mahkûm etmeliyiz, FETÖ ile mücadelenin zemini de bu olmalıdır. Ders kitaplarına 15 Temmuz’u koymak, yeni nesil için önemli olabilir ancak bunun bir NATO tertibi olduğunu söylemeden eklemenin pek de bir anlamı olmaz. <br /> Bununla birlikte mücadelenin üniversite ayağı pastanın büyük bir dilimini oluşturuyor. Geride bıraktığımız 8 yılda akademideki FETÖ temizliğinde geri kalındı. Onlarca örgüt üyesinin ihraç edilmesinin yanında kendini gizleyerek hala görevlerinde olan akademisyenlere de müdahale edilmesi gerekiyor. Bu bir cesaret işidir. Eğer bilim yuvalarımız olan akademilerden FETÖ’nün temizlenmesini sağlamazsak Türkiye’nin yetişecek yeni nesli FETÖ’nün ideolojik zehrinden etkilenmiş olacaktır.</p>
<p> FETÖ ile mücadele, devrimci olduğu ölçüde başarı sağlar. İdeolojik mücadeleyi önümüzde koymak devrimci bir tavırdır. Ancak mücadelenin yanında kazanmamız gereken insanları da hesaba katarak harekete geçmemiz de çok önemlidir. Şu veya bu sebeple, az veya çok şekilde FETÖ ile bağlantısı olan binlerce insanımız var. Bize düşen devrimci görev, FETÖ ile mücadelemizde onları da yanımıza katmak, bu mücadele çerçevesinde dönüştürmektir. Bugünün bilimsel çözüm anahtarı buradan geçiyor.</p>
<p> Sonuç olarak FETÖ ile mücadelenin özünde NATO Gladyosu ile mücadele olması gerektiği aynı zamanda orta çağ kalıntısı feodal zihniyetin de ezilmesi gerektiğini görmemiz gerekiyor. Ancak bu mevziiye girersek verdiğimiz silahlı mücadele de başarılı olur.</p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Bugün, 15 Temmuz NATO güdümlü Amerikancı-Fetullahçı darbe girişiminin 8. yıl dönümü. Türkiye, geride bıraktığımız 8 yıl içerisinde FETÖ ile mücadelede çok ciddi adımlar attı. Tüm kamu kuruluşlarından 140 binin üzerinde örgüt üyesi ihraç edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 12 Temmuz 2024 tarihinde Milli Savunma Üniversitesi Harp Enstitüleri 12&#8217;nci Dönem Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitimi ile 6’ncı Dönem Komuta ve Kurmay Eğitimi Mezuniyet Töreni&#8217;nde verdiği sayılara göre 1886 kurmay subayın, 1524&#8217;ü yani yüzde 81&#8217;i FETÖ&#8217;den ihraç edildi. Bu sayılar hem örgütün yayılma durumunu hem de verilen mücadeleyi bize gösteriyor. <br />Evet, güzel. Kurum ve kurulu</p>
<p>şlardan FETÖ temizleniyor. Ancak 40 yıl boyunca devlet içerisinde yapılanmış ve dallı budaklı binlerce kolla yerini sağlama almış örgütler bu tarz mücadele yeterli mi? Yeterli görülüyor ise FETÖ nasıl hala yeraltı faaliyeti yürütebiliyor? Yeterli değilse neden sadece ihraç ile yetiniyoruz. Bu yazımızda bunları tartışacağız.</p>
<p><strong>FETÖ ve İdeolojisi</strong></p>
<p>Türkiye, 200 yıllık Milli Demokratik Devrim sürecini henüz tamamlayamadı. Atatürk’ün ölümünden sonra karşı devrimin güçlenmesi ile başlayan süreçte tarikat/cemaat yapılanmasının da kendine alan açtığını görüyoruz. 1950&#8217;deki Demokrat Parti iktidarıyla birlikte zirveye çıkan bu anlayış, tarikatlara gelen yasakların kaldırılması, ile derinleşmişti. Kemalist Devrim ile tamamen başı ezilemeyen feodalizmin hortlaması, on yıllar sonra FETÖ’nün temellerini atmıştı. <br />Her siyasi hareketin bir ideolojisi, siyasi felsefesi vardır. Örgütsel kuvvetini veren de budur. Bir örgüt ideolojik olarak sağlam ve programına bağlı olduğu kadar pratikte başarılı olur. Bu ideolojiyi derinleştirecek kitap, dergi, televizyon, radyo, sosyal medya gibi araçların kullanımı da önemlidir. Araçsal olarak devletin hiçbir FETÖ propaganda aracına izin vermemesi, fikirlerinin yayılmaması adına önemlidir.</p>
<p>FETÖ’nün ideolojisi nedir? Elbette doğrudan NATO/ABD kontrolünde bir terör örgütüdür ancak bunun sınıfsal yeri orta çağ anlayışıdır. Orta çağın feodal tarikat anlayışının Türkiye’deki en yüksek aşaması olarak da tarif edilebilecek olan FETÖ, ideolojik olarak besin kaynağı da burasıdır. Tarihsel anlamda Said-i Nursi’nin Nur Cemaati’nin bir kolu olarak ortaya çıkan hareketin de ilk besin kaynağı Nur Risaleleri’ydi.</p>
<p> Bugün FETÖ ile silahlı mücadelede geri adım atmayacağımız bir süreçteyiz. FETÖ Türkiye’ye silahla saldırdı, Türk ordusu da silahla yanıt verdi ve bastırdı. Çünkü silah ancak silahla bastırılır. Bu doğru. Ancak silahla bastırdığımız hareketin ideolojik kökünü de kurutmadan tehlikeyi geçti sayamayız. Aradan 8 yıl geçti ve faaliyetleri devam ediyor. Şırnak </p>
<p>Üniversitesi rektörünün FETÖ’cü olduğunu cümle alem biliyor, daha birkaç ay önce Vatan Partisi Genel Sekreteri’ne suikast planları ortaya çıktı, firari olan kalemşorları sabah akşam Türkiye’nin atılımlarına saldırıyor. Tüm bunların önüne ancak ideolojik mücadele ile olur.</p>
<p><strong>İDEOLOJİ MÜCADELE NASIL VERİLİR?</strong></p>
<p>Türkiye 2015’ten itibaren yeni bir rotaya girdi. 24 Temmuz 2015’te Hendek Operasyonları ile başlayan süreçte Türkiye yüzünü Avrasya’ya döndü. PKK başta olmak üzere terör örgütleriyle amansız bir mücadele başlattı. ABD’nin bu mücadeleye yanıtı 15 Temmuz’da oldu, başı ezildi. Şimdi sıra fikrin başını ezmede. <br /> İdeolojik mücadele bir sistem işidir. Karşı tarafı tanımak, argümanlarına karşı argüman hazırlamak, fikirlerini mahkûm etmek basit bir iş değildir. Öncelikle düşmanını iyi tanımak gerekiyor. Evet, FETÖ orta çağ feodalizminin Türkiye’deki kalıntılarından biridir. Ancak bu kadar masum değildir. FETÖ’nün NATO tarafından yönetildiğini ve tüm operasyonlarının ABD’de planladığını bilmeden mücadelelerin hepsi eksik kalır. Bugün de yaşadığımız bu. <br /> Gerek Türkiye’de ideolojik mücadele kültürünün zayıf olması gerekse Ak Parti’nin sınıfsal açıdan bu ihtiyacı karşılayacak potansiyeli olmaması eksikliğin baş sebeplerinden olmakta. Ne yazık ki Türkiye’de siyasi mücadele hep pratik içinde olmuş, teorik düzlemde gelişme çok kısır kalmıştır. <br /> FETÖ’nün yerine almayı düşünen cemaatler, ideolojik mücadele eksikliğinin bir sonucunu oluşturmakta. Burada iki sac ayağını görmemiz lazım. Biri, diğer tarikatların bu misyonu kendilerine biçmeleri diğeri ise FETÖ’nün diğer tarikatlar içerisinde gizli örgütlenmelerine devam etmeleri. Bu gerçek bize FETÖ ile mücadelenin bitmediğini de gösteriyor.</p>
<p> Türkiye’nin önünde zorlu günler var. Özellikle NATO’nun son toplantısında alınan kararlarla Karadeniz’de nüfus artırma hedefi, Filistin’deki İsrail saldırıları, Yunanistan’daki NATO yığınağı, Doğu Akdeniz’deki tehditler ile mücadele ediyoruz. Dışarıda bunca mücadele alanı varken içeride de Gladyo artıkları ile mücadele etmek zorundayız. Her nasıl ki PKK’yla mücadele sadece silahla olmaz, bunu teorik zeminde de mahkûm etmeliyiz, FETÖ ile mücadelenin zemini de bu olmalıdır. Ders kitaplarına 15 Temmuz’u koymak, yeni nesil için önemli olabilir ancak bunun bir NATO tertibi olduğunu söylemeden eklemenin pek de bir anlamı olmaz. <br /> Bununla birlikte mücadelenin üniversite ayağı pastanın büyük bir dilimini oluşturuyor. Geride bıraktığımız 8 yılda akademideki FETÖ temizliğinde geri kalındı. Onlarca örgüt üyesinin ihraç edilmesinin yanında kendini gizleyerek hala görevlerinde olan akademisyenlere de müdahale edilmesi gerekiyor. Bu bir cesaret işidir. Eğer bilim yuvalarımız olan akademilerden FETÖ’nün temizlenmesini sağlamazsak Türkiye’nin yetişecek yeni nesli FETÖ’nün ideolojik zehrinden etkilenmiş olacaktır.</p>
<p> FETÖ ile mücadele, devrimci olduğu ölçüde başarı sağlar. İdeolojik mücadeleyi önümüzde koymak devrimci bir tavırdır. Ancak mücadelenin yanında kazanmamız gereken insanları da hesaba katarak harekete geçmemiz de çok önemlidir. Şu veya bu sebeple, az veya çok şekilde FETÖ ile bağlantısı olan binlerce insanımız var. Bize düşen devrimci görev, FETÖ ile mücadelemizde onları da yanımıza katmak, bu mücadele çerçevesinde dönüştürmektir. Bugünün bilimsel çözüm anahtarı buradan geçiyor.</p>
<p> Sonuç olarak FETÖ ile mücadelenin özünde NATO Gladyosu ile mücadele olması gerektiği aynı zamanda orta çağ kalıntısı feodal zihniyetin de ezilmesi gerektiğini görmemiz gerekiyor. Ancak bu mevziiye girersek verdiğimiz silahlı mücadele de başarılı olur.</p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/15-temmuz-un-8-yilinda-feto-yle-mucadele-mevziisi-32522/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEPREMİN ÖNCESİNE DEVRİMCİ PROGRAM</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/depremin-oncesine-devrimci-program-32453</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/depremin-oncesine-devrimci-program-32453#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yiğit Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Feb 2024 16:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/depremin-oncesine-devrimci-program-32453</guid>

					<description><![CDATA[YAZAR Bugün 6 Şubat. Kamuoyunda ‘’Asrın Felaketi’’ olarak bilinen Kahramanmaraş merkezli ve toplam 11 şehrimizi etkileyen depremin yıl dönümü. Resmi verilere göre 50 bin vatandaşımızın hayatını kaybetmesi depremin faciasının boyutunu bize gösteriyor. Ancak geride bıraktığımız bir yılda iktidarıyla ve muhalefetiyle deprem konusunda ciddi bir çözüm getirilmediğini görüyoruz. İkisi de sınıfta kaldı!   Deprem, Türkiye&#8217;nin bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item writer">
<img decoding="async" onerror="onImgError(this)" class="writer-img" src="https://tgb.gen.tr/dosyalar/0/0/kucuk.jpg" alt=""><figcaption class="writer-name">
    <br />
                    <span class="writer-box">YAZAR</span><br />
    </figcaption></section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Bugün 6 Şubat. Kamuoyunda ‘’Asrın Felaketi’’ olarak bilinen Kahramanmaraş merkezli ve toplam 11 şehrimizi etkileyen depremin yıl dönümü. Resmi verilere göre 50 bin vatandaşımızın hayatını kaybetmesi depremin faciasının boyutunu bize gösteriyor. Ancak geride bıraktığımız bir yılda iktidarıyla ve muhalefetiyle deprem konusunda ciddi bir çözüm getirilmediğini görüyoruz. İkisi de sınıfta kaldı!</p>
<p> </p>
<p>Deprem, Türkiye&#8217;nin bir gerçeğidir. Özellikle İstanbul tarih boyunca 1509, 1766, 1894, 1999 (2 defa) tarihlerinde büyüklük ve şiddeti ile ciddi zarar görmüş bir şehir durumunda. Bununla birlikte Erzurum, Erzincan ve Van depremleri bize büyük dersler vermeliydi. Ama öyle olmadı. 6 Şubat 2023&#8217;te bunu tekrar görmüş olduk.</p>
<p> </p>
<p>Bu depremleri önlemek elbette imkânsız. Zaten bizim de çözümümüz depremi önlemek değil, etkisini olabildiğince sıfır noktasında tutmak olmalıdır. Ancak görüyoruz ki Türkiye&#8217;de iktidar da muhalefet de sadece deprem sırası ve sonrası için nutuklar atıyor. Yani iktidarda, muhalefette deprem sonrasında yapacağı vaatleri açıklarken kimse deprem öncesinde almamız gereken tedbirlere deyinmiyor. Yani bütün hazırlık depremden sonrasına! Depremin açtığı yarayı nasıl saracaklarına yönelik açıklamalardan başka bir şey görmüyoruz. Ama bizim ihtiyacımız depremin açacağı yaraları saracak vaatler değil, depremin açacağı yaraları en aza düşürecek fikirlerdir. Bugün ne iktidar ne muhalefet bunu yapamaz. Çünkü onlar için mesele insan kavgası değil, rant kavgasıdır. Önce bunun tespitini yapalım.</p>
<p> </p>
<p>22 yıldır iktidarda olan AK Parti, geride bıraktığımız bir yıl içinde depremin yıkıcı etkisinden korunmak adına hiçbir adım atmadı. Bırakalım bu adımı, deprem bölgesinde hala molozların tamamının kalkmadığını da görüyoruz. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, yeni yapılacak konutları &#8220;müjdeliyor&#8221;, deprem dönemi Çevre ve Şehircilik Bakanı olan bugün ise AK Parti&#8217;nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olan Murat Kurum ayakları yere basmayan kentsel dönüşüm planlarını anlatıyor.</p>
<p> </p>
<p>Muhalefet kanadı ise bu sınavda en çok çuvallayanlardan oldu. CHP bu 6 Şubat’ı, deprem saatinde il ve ilçe binalarını açık tutarak andı. Geride bıraktığımız 365 günde, oraya somut bir deprem öncesi programı koyamadılar, koymadılar. 5 yıldır İstanbul&#8217;un başında olan Ekrem İmamoğlu ise, tüm doğal afetlerde olduğu gibi deprem konusunda da hareket etmedi. Kentsel dönüşüm süreçleri kitlendi. Genel olarak depreme hazırlık zaten yapılmadı. Hatta İBB’nin deprem bütçesinde artırma yapmak yerine azaltmalar yaptı. Deprem için harcanacak parayı azaltan İmamoğlu kendi propagandasının bütçesini artırdı. Hatırlayalım ki en çok hasara uğrayan Hatay’ın yönetimi de 5 yıldır bu CHP’nin elinde.</p>
<p> </p>
<p>İki kanadın da ortak yönü, rant kavgasında olmalarıdır. Kim hangi ihaleyi alacak, hangi mahalle kimin şirketine kalacak, kimin beton fabrikası daha çok satacak kavgası kendi gündemlerini yoğun tutarken insanlar da ölmeye devam ediyor. Zaten özel çıkarın, mafya babalarının, tarikatçıların yürüttüğü belediyecilikte gözler insana değil, paraya bakıyor.</p>
<p> </p>
<p>Bu tespit bize şunu açıkça gösteriyor ki, deprem değil rant sistemi öldürür.</p>
<p>Başta İstanbul olmak üzere, Türkiye&#8217;nin deprem konusunda alacağı yegane önlem, deprem öncesini bilimsel olarak planlamaktır. Ancak her öncül plan da bizi kurtarmaz. Bu ancak ve ancak insanı merkeze alan, cepleri ve kasaları dolduracak rant sistemiyle değil, halkın çıkarını önceleyen, devrimci bir programla sağlanabilir.</p>
<p> </p>
<p>Biz elbette ki depremde vefat eden vatandaşlarımızı anacağız. Hepsini saygıyla anıyoruz. Ancak çözümü görmeden, öne çıkarmadan daha çok canımızı kaybederiz. Sadece ‘’unutmadık, hatırlıyoruz, üzülüyoruz’’ edebiyatı bizi kurtarmaz.</p>
<p> </p>
<p>Çözüm; ranta karşı savaş açmak, insancıl, bilimsel ve devrimci bir programdır.</p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Bugün 6 Şubat. Kamuoyunda ‘’Asrın Felaketi’’ olarak bilinen Kahramanmaraş merkezli ve toplam 11 şehrimizi etkileyen depremin yıl dönümü. Resmi verilere göre 50 bin vatandaşımızın hayatını kaybetmesi depremin faciasının boyutunu bize gösteriyor. Ancak geride bıraktığımız bir yılda iktidarıyla ve muhalefetiyle deprem konusunda ciddi bir çözüm getirilmediğini görüyoruz. İkisi de sınıfta kaldı!</p>
<p> </p>
<p>Deprem, Türkiye&#8217;nin bir gerçeğidir. Özellikle İstanbul tarih boyunca 1509, 1766, 1894, 1999 (2 defa) tarihlerinde büyüklük ve şiddeti ile ciddi zarar görmüş bir şehir durumunda. Bununla birlikte Erzurum, Erzincan ve Van depremleri bize büyük dersler vermeliydi. Ama öyle olmadı. 6 Şubat 2023&#8217;te bunu tekrar görmüş olduk.</p>
<p> </p>
<p>Bu depremleri önlemek elbette imkânsız. Zaten bizim de çözümümüz depremi önlemek değil, etkisini olabildiğince sıfır noktasında tutmak olmalıdır. Ancak görüyoruz ki Türkiye&#8217;de iktidar da muhalefet de sadece deprem sırası ve sonrası için nutuklar atıyor. Yani iktidarda, muhalefette deprem sonrasında yapacağı vaatleri açıklarken kimse deprem öncesinde almamız gereken tedbirlere deyinmiyor. Yani bütün hazırlık depremden sonrasına! Depremin açtığı yarayı nasıl saracaklarına yönelik açıklamalardan başka bir şey görmüyoruz. Ama bizim ihtiyacımız depremin açacağı yaraları saracak vaatler değil, depremin açacağı yaraları en aza düşürecek fikirlerdir. Bugün ne iktidar ne muhalefet bunu yapamaz. Çünkü onlar için mesele insan kavgası değil, rant kavgasıdır. Önce bunun tespitini yapalım.</p>
<p> </p>
<p>22 yıldır iktidarda olan AK Parti, geride bıraktığımız bir yıl içinde depremin yıkıcı etkisinden korunmak adına hiçbir adım atmadı. Bırakalım bu adımı, deprem bölgesinde hala molozların tamamının kalkmadığını da görüyoruz. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, yeni yapılacak konutları &#8220;müjdeliyor&#8221;, deprem dönemi Çevre ve Şehircilik Bakanı olan bugün ise AK Parti&#8217;nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olan Murat Kurum ayakları yere basmayan kentsel dönüşüm planlarını anlatıyor.</p>
<p> </p>
<p>Muhalefet kanadı ise bu sınavda en çok çuvallayanlardan oldu. CHP bu 6 Şubat’ı, deprem saatinde il ve ilçe binalarını açık tutarak andı. Geride bıraktığımız 365 günde, oraya somut bir deprem öncesi programı koyamadılar, koymadılar. 5 yıldır İstanbul&#8217;un başında olan Ekrem İmamoğlu ise, tüm doğal afetlerde olduğu gibi deprem konusunda da hareket etmedi. Kentsel dönüşüm süreçleri kitlendi. Genel olarak depreme hazırlık zaten yapılmadı. Hatta İBB’nin deprem bütçesinde artırma yapmak yerine azaltmalar yaptı. Deprem için harcanacak parayı azaltan İmamoğlu kendi propagandasının bütçesini artırdı. Hatırlayalım ki en çok hasara uğrayan Hatay’ın yönetimi de 5 yıldır bu CHP’nin elinde.</p>
<p> </p>
<p>İki kanadın da ortak yönü, rant kavgasında olmalarıdır. Kim hangi ihaleyi alacak, hangi mahalle kimin şirketine kalacak, kimin beton fabrikası daha çok satacak kavgası kendi gündemlerini yoğun tutarken insanlar da ölmeye devam ediyor. Zaten özel çıkarın, mafya babalarının, tarikatçıların yürüttüğü belediyecilikte gözler insana değil, paraya bakıyor.</p>
<p> </p>
<p>Bu tespit bize şunu açıkça gösteriyor ki, deprem değil rant sistemi öldürür.</p>
<p>Başta İstanbul olmak üzere, Türkiye&#8217;nin deprem konusunda alacağı yegane önlem, deprem öncesini bilimsel olarak planlamaktır. Ancak her öncül plan da bizi kurtarmaz. Bu ancak ve ancak insanı merkeze alan, cepleri ve kasaları dolduracak rant sistemiyle değil, halkın çıkarını önceleyen, devrimci bir programla sağlanabilir.</p>
<p> </p>
<p>Biz elbette ki depremde vefat eden vatandaşlarımızı anacağız. Hepsini saygıyla anıyoruz. Ancak çözümü görmeden, öne çıkarmadan daha çok canımızı kaybederiz. Sadece ‘’unutmadık, hatırlıyoruz, üzülüyoruz’’ edebiyatı bizi kurtarmaz.</p>
<p> </p>
<p>Çözüm; ranta karşı savaş açmak, insancıl, bilimsel ve devrimci bir programdır.</p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/depremin-oncesine-devrimci-program-32453/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>100. Yılın Mesajı Neydi?</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/100-yilin-mesaji-neydi-32392</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/100-yilin-mesaji-neydi-32392#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yiğit Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Nov 2023 10:34:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/100-yilin-mesaji-neydi-32392</guid>

					<description><![CDATA[YAZAR 200 Yıllık Türk Devrim zincirinin en kritik halkası olan Cumhuriyet’in 100. yılını doldurduk. Mustafa Kemal’in Onuncu Yıl Nutku’nda söylediği gibi bu, ‘’en büyük bayramdır, kutlu olsun!’’ Bizler için cumhuriyet, yalnızca bir gün, bir ilan, bir kutlama günü değil, bir irade, kararlılık, cesaret, azim ve hamiyyetle, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar çerçevesinde vurgular yapılması gereken, anlamını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item writer">
<img decoding="async" onerror="onImgError(this)" class="writer-img" src="https://tgb.gen.tr/dosyalar/0/0/kucuk.jpg" alt=""><figcaption class="writer-name">
    <br />
                    <span class="writer-box">YAZAR</span><br />
    </figcaption></section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>200 Yıllık Türk Devrim zincirinin en kritik halkası olan Cumhuriyet’in 100. yılını doldurduk. Mustafa Kemal’in Onuncu Yıl Nutku’nda söylediği gibi bu, ‘’en büyük bayramdır, kutlu olsun!’’ Bizler için cumhuriyet, yalnızca bir gün, bir ilan, bir kutlama günü değil, bir irade, kararlılık, cesaret, azim ve hamiyyetle, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar çerçevesinde vurgular yapılması gereken, anlamını bu minvalde çizdiğimiz ve sorunlara çözüm getirdiğimiz bir gündür. Bunu, 100. yılda Birinci Meclis önünde buluşup yaptığımız yürüyüşle tekrar gösterdik.</p>
<p>Görünen tablo şu ki, 100. yılımızın coşkusu 100. yıla yakışır şekilde Türkiye Gençlik Birliği dışında örgütlenemedi. Sistemli, elle tutulur, Ekim ayına kadar sürekli bilinçlerimize ‘’bu sene yüzüncü yıl’’ vurgusu yapılmadı. Buna karşın, Türk milleti verilmesi gereken değeri ve önemi gösterdi, meydanlar, sokaklar dolup taştı. </p>
<p>Son birkaç yıldır tespit ettiğimiz bir gerçek var: Türkiye’de Atatürkçülük yükseliyor. Sorunlar arttıkça Atatürkçü çözümlere yöneliş çığ gibi büyümeye devam ediyor. Bu saptamamız yalnızca bizim tarafımızdan değil, sistemin bütün başrollerince biliniyor. İşte o yüzden de bizi, bizim yegane silahımızla vurmaya çalışıyor. Yani Atatürk’ün içini boşaltarak.</p>
<p>Çocukluğumuzdan hatırlayalım, yüzüncü yıl değil, normal bir milli bayramda sabah erkenden kalkılır, TRT’deki askeri tören ve stadyum gösterileri izlenir, bayraklar camlara asılır, gazeteler boy boy milli bayramı kutlar ve belgeseller dağıtır, televizyonda gün boyu milli bayram odaklı programlar yapılırdı. Yani tüm araçlarla bu bilinç verilirdi. Ancak geride bıraktığımız birkaç yılda milli bayram kutlamak, gecesinde konserin olduğu, öncesinde fener alayına katılınan bir ‘’gün’’e dönüştürüldü. Bu kendiliğinden olan bir şey değil, bundan emin olalım. </p>
<p>Bu yılki kutlamalara baktığımızda da 100 parçalık Türk donanmasının Boğaz’daki töreni, verdiği mesaj bakımından önemliydi. Mavi Vatan’da sular hala soğumamışken ‘’biz buradayız’’ demesi büyük mesajdı. Türk Yıldızları ve SoloTürk’ün Ankara ve İstanbul’daki gösterileri de dosta güven, düşmana korku saldı. Hakkını verelim. Ancak diğer kutlamalara bakınca yukarıda bahsettiğimiz yozlaşmanın zirvesini görüyoruz. Duman konserinde solist Kaan Tangöze ‘’Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği yetkiyle içerim ben bu akşam’’ sözüyle gündeme geldi. Başka bir yerde zumba yapıldı. Birçok parti ve kitle örgütü ya salonlarda kutladı ya da kutlamadı. </p>
<p>İşte Türkiye’de kutlamalar böyle geçerken Türkiye Gençlik Birliği olarak, emperyalizmle mücadelenin en keskin olduğu günlerde karargah görevi gören Birinci Meclis önünde toplandık. Üniversitelerdeki ADK’lar, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Türkiye Sanatçılar Birliği, BİRKONFED, Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu ve daha nice kitle örgütünün katılımıyla yüz bin kişi 29 Ekim’e hazırdı. </p>
<p>Peki bu yürüyüş nasıl oldu da bu kadar güçlü geçti? İşte bunun yanıtı Türkiye Gençlik Birliği’nin misyonunda gizli. Türk gençliği mecliste, üniversitede, lisede hiçbir şekilde temsil edilmezken haklı taleplerine de kulak tıkılıyor. Gençliğin esas sorunlarını bilen, duyan, tartışan yok. KYK borçları, yurt sorunu, kitap ücretleri, gelecek kaygısı derken çığ gibi büyüyen sorunlara dur diyen yok. İşte bu noktada TGB’nin varlığı, bu sorunlara müdahaleyi zorunlu kılıyor. Bu sebeple gençlik TGB’nin yürüyüşüne katıldı. </p>
<p>Yaptığımız bir tespit de, TGB’nin yürüyüşünde Türk milleti özneydi. Doğrudan işin içindeydi, yönlendiricisiydi. Ellerinde Türk bayrağı ve TGB flamalarını dalgalandırarak marşlar okudular. Tek yürek olup ‘’Atatürk gençliği görev başında’’ sloganları attılar. Engelleri aştılar, tekerlekli sandalyeleriyle katıldılar. Sandalyenin aküsü bitti ama aldığı yol bitmedi. TGB’li arkadaşlarımız Anıtkabir çıkışına kadar taşıdı. Yürüyüşümüzde tüm bunlar olurken, madalyonun öteki yüzünde, diğer kutlamaların hepsinde halkın edilgen bir durumda kaldığıdır. </p>
<p><strong>Yürüyüşün Anahtar Sırrı: Antiemperyalizm</strong></p>
<p>Konuk olarak davet edilen Filistin Büyükelçisi Sayın Faed Mustafa’nın Atatürk’e gönderdiği selam çok anlamlıydı. ‘’Sizin cumhuriyetiniz bize ilham oldu’’ sözleri büyük alkış aldı. </p>
<p>Büyükelçinin vurguları, önümüzdeki süreçte Türkiye’nin parolası olacak sözler oldu. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 yılında Mısır Büyükelçisi ile yaptığı bir görüşmede ‘’Doğudan doğacak güneşe bakınız. Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bugün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum’’ demesi ile paralellik gösteriyor. Çünkü Türkiye’nin emperyalizmle mücadelesi yalnızca Türk milletinin değil, bütün mazlum milletlerin mücadelesi olmuştur. Bugün de aynı koşullar içindeyiz. ABD’nin ileri karakolu olan İsrail’in Filistin üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı verilen mücadele, sadece Filistin halkının değil bizim de mücadelemizdir. İşte 29 Ekim’in 100. yılını kutlarken, bu mücadeleye vurgu yaparak kutladık. </p>
<p>Çünkü Cumhuriyet, tarihin akışı içinde kendi kendine doğan, zaten ilan edileceğini bildiğimiz bir olgu değildir. On yıl boyunca emperyalist devletlere karşı yapılan savaşın sonunda elde edilen zaferin adıdır. Türk milletinin diz çökmeyeceğinin kanıtıdır. O dönem ‘’üzerinde güneş batmayan ülke’’ olarak adlandırılan İngiltere ve diğer emperyalist devletlere verilen en güçlü mesajdır. </p>
<p>Bugün Türkiye, dört bir yanından ABD üsleri ile çevrili bir şekilde kuşatılmış durumda. Hatta İzmir, Adana ve Malatya’daki NATO üsleri de doğrudan içeriden kuşatmaya katkı sağlıyor. Yunanistan Ege adaları ve Dedeağaç’a yığınak yaparken, GKRY’den Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’in sıkıştırma operasyonları olurken, Suriye’nin kuzeyinde PKK hala varlığını sürdürürken, Ukrayna üzerinden NATO genişlemeye çalışırken 100. yılı ‘’kuru kuru’’ yaşasın cumhuriyet sloganıyla kutlayamazdık. </p>
<p>Cumhuriyetin ve geride bıraktığımız 200 yıllık devrim birikimini hatırlayalım. Bu devrim de birkaç devrimci fikirli insanın isteği ile değil, tarihsel koşulların dayattığı günlerde başarıya ulaştı. Mao’nun dediği gibi, ya savaşlar devrimi doğurur ya da devrimler savaşları önler. İşte Türk Devrimi de bu emperyalist savaşın içinden doğru. Bizim cumhuriyetimizin kaynağı da buradadır.</p>
<p>Görevi Bursa Nutku ve Gençliğe Hitabe’den alan biz gençlerin omuzlarında Türk Devrimi’nin bekçiliğini yapmak değil, onu sürdürme görevi yüklü. Bu devamlılık da Türkiye’nin önündeki devrim sorunlarının aşılmasıyla gerçekleşecek. Bunu da Atatürk devrimiyle yapacağız. Çünkü Atatürk, tarihin tozlu sayfalarında kalan bir figür değil, bugün yaşayan ve savaşan bir programdır.</p>
<p> </p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>200 Yıllık Türk Devrim zincirinin en kritik halkası olan Cumhuriyet’in 100. yılını doldurduk. Mustafa Kemal’in Onuncu Yıl Nutku’nda söylediği gibi bu, ‘’en büyük bayramdır, kutlu olsun!’’ Bizler için cumhuriyet, yalnızca bir gün, bir ilan, bir kutlama günü değil, bir irade, kararlılık, cesaret, azim ve hamiyyetle, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar çerçevesinde vurgular yapılması gereken, anlamını bu minvalde çizdiğimiz ve sorunlara çözüm getirdiğimiz bir gündür. Bunu, 100. yılda Birinci Meclis önünde buluşup yaptığımız yürüyüşle tekrar gösterdik.</p>
<p>Görünen tablo şu ki, 100. yılımızın coşkusu 100. yıla yakışır şekilde Türkiye Gençlik Birliği dışında örgütlenemedi. Sistemli, elle tutulur, Ekim ayına kadar sürekli bilinçlerimize ‘’bu sene yüzüncü yıl’’ vurgusu yapılmadı. Buna karşın, Türk milleti verilmesi gereken değeri ve önemi gösterdi, meydanlar, sokaklar dolup taştı. </p>
<p>Son birkaç yıldır tespit ettiğimiz bir gerçek var: Türkiye’de Atatürkçülük yükseliyor. Sorunlar arttıkça Atatürkçü çözümlere yöneliş çığ gibi büyümeye devam ediyor. Bu saptamamız yalnızca bizim tarafımızdan değil, sistemin bütün başrollerince biliniyor. İşte o yüzden de bizi, bizim yegane silahımızla vurmaya çalışıyor. Yani Atatürk’ün içini boşaltarak.</p>
<p>Çocukluğumuzdan hatırlayalım, yüzüncü yıl değil, normal bir milli bayramda sabah erkenden kalkılır, TRT’deki askeri tören ve stadyum gösterileri izlenir, bayraklar camlara asılır, gazeteler boy boy milli bayramı kutlar ve belgeseller dağıtır, televizyonda gün boyu milli bayram odaklı programlar yapılırdı. Yani tüm araçlarla bu bilinç verilirdi. Ancak geride bıraktığımız birkaç yılda milli bayram kutlamak, gecesinde konserin olduğu, öncesinde fener alayına katılınan bir ‘’gün’’e dönüştürüldü. Bu kendiliğinden olan bir şey değil, bundan emin olalım. </p>
<p>Bu yılki kutlamalara baktığımızda da 100 parçalık Türk donanmasının Boğaz’daki töreni, verdiği mesaj bakımından önemliydi. Mavi Vatan’da sular hala soğumamışken ‘’biz buradayız’’ demesi büyük mesajdı. Türk Yıldızları ve SoloTürk’ün Ankara ve İstanbul’daki gösterileri de dosta güven, düşmana korku saldı. Hakkını verelim. Ancak diğer kutlamalara bakınca yukarıda bahsettiğimiz yozlaşmanın zirvesini görüyoruz. Duman konserinde solist Kaan Tangöze ‘’Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği yetkiyle içerim ben bu akşam’’ sözüyle gündeme geldi. Başka bir yerde zumba yapıldı. Birçok parti ve kitle örgütü ya salonlarda kutladı ya da kutlamadı. </p>
<p>İşte Türkiye’de kutlamalar böyle geçerken Türkiye Gençlik Birliği olarak, emperyalizmle mücadelenin en keskin olduğu günlerde karargah görevi gören Birinci Meclis önünde toplandık. Üniversitelerdeki ADK’lar, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Türkiye Sanatçılar Birliği, BİRKONFED, Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu ve daha nice kitle örgütünün katılımıyla yüz bin kişi 29 Ekim’e hazırdı. </p>
<p>Peki bu yürüyüş nasıl oldu da bu kadar güçlü geçti? İşte bunun yanıtı Türkiye Gençlik Birliği’nin misyonunda gizli. Türk gençliği mecliste, üniversitede, lisede hiçbir şekilde temsil edilmezken haklı taleplerine de kulak tıkılıyor. Gençliğin esas sorunlarını bilen, duyan, tartışan yok. KYK borçları, yurt sorunu, kitap ücretleri, gelecek kaygısı derken çığ gibi büyüyen sorunlara dur diyen yok. İşte bu noktada TGB’nin varlığı, bu sorunlara müdahaleyi zorunlu kılıyor. Bu sebeple gençlik TGB’nin yürüyüşüne katıldı. </p>
<p>Yaptığımız bir tespit de, TGB’nin yürüyüşünde Türk milleti özneydi. Doğrudan işin içindeydi, yönlendiricisiydi. Ellerinde Türk bayrağı ve TGB flamalarını dalgalandırarak marşlar okudular. Tek yürek olup ‘’Atatürk gençliği görev başında’’ sloganları attılar. Engelleri aştılar, tekerlekli sandalyeleriyle katıldılar. Sandalyenin aküsü bitti ama aldığı yol bitmedi. TGB’li arkadaşlarımız Anıtkabir çıkışına kadar taşıdı. Yürüyüşümüzde tüm bunlar olurken, madalyonun öteki yüzünde, diğer kutlamaların hepsinde halkın edilgen bir durumda kaldığıdır. </p>
<p><strong>Yürüyüşün Anahtar Sırrı: Antiemperyalizm</strong></p>
<p>Konuk olarak davet edilen Filistin Büyükelçisi Sayın Faed Mustafa’nın Atatürk’e gönderdiği selam çok anlamlıydı. ‘’Sizin cumhuriyetiniz bize ilham oldu’’ sözleri büyük alkış aldı. </p>
<p>Büyükelçinin vurguları, önümüzdeki süreçte Türkiye’nin parolası olacak sözler oldu. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 yılında Mısır Büyükelçisi ile yaptığı bir görüşmede ‘’Doğudan doğacak güneşe bakınız. Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bugün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum’’ demesi ile paralellik gösteriyor. Çünkü Türkiye’nin emperyalizmle mücadelesi yalnızca Türk milletinin değil, bütün mazlum milletlerin mücadelesi olmuştur. Bugün de aynı koşullar içindeyiz. ABD’nin ileri karakolu olan İsrail’in Filistin üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı verilen mücadele, sadece Filistin halkının değil bizim de mücadelemizdir. İşte 29 Ekim’in 100. yılını kutlarken, bu mücadeleye vurgu yaparak kutladık. </p>
<p>Çünkü Cumhuriyet, tarihin akışı içinde kendi kendine doğan, zaten ilan edileceğini bildiğimiz bir olgu değildir. On yıl boyunca emperyalist devletlere karşı yapılan savaşın sonunda elde edilen zaferin adıdır. Türk milletinin diz çökmeyeceğinin kanıtıdır. O dönem ‘’üzerinde güneş batmayan ülke’’ olarak adlandırılan İngiltere ve diğer emperyalist devletlere verilen en güçlü mesajdır. </p>
<p>Bugün Türkiye, dört bir yanından ABD üsleri ile çevrili bir şekilde kuşatılmış durumda. Hatta İzmir, Adana ve Malatya’daki NATO üsleri de doğrudan içeriden kuşatmaya katkı sağlıyor. Yunanistan Ege adaları ve Dedeağaç’a yığınak yaparken, GKRY’den Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’in sıkıştırma operasyonları olurken, Suriye’nin kuzeyinde PKK hala varlığını sürdürürken, Ukrayna üzerinden NATO genişlemeye çalışırken 100. yılı ‘’kuru kuru’’ yaşasın cumhuriyet sloganıyla kutlayamazdık. </p>
<p>Cumhuriyetin ve geride bıraktığımız 200 yıllık devrim birikimini hatırlayalım. Bu devrim de birkaç devrimci fikirli insanın isteği ile değil, tarihsel koşulların dayattığı günlerde başarıya ulaştı. Mao’nun dediği gibi, ya savaşlar devrimi doğurur ya da devrimler savaşları önler. İşte Türk Devrimi de bu emperyalist savaşın içinden doğru. Bizim cumhuriyetimizin kaynağı da buradadır.</p>
<p>Görevi Bursa Nutku ve Gençliğe Hitabe’den alan biz gençlerin omuzlarında Türk Devrimi’nin bekçiliğini yapmak değil, onu sürdürme görevi yüklü. Bu devamlılık da Türkiye’nin önündeki devrim sorunlarının aşılmasıyla gerçekleşecek. Bunu da Atatürk devrimiyle yapacağız. Çünkü Atatürk, tarihin tozlu sayfalarında kalan bir figür değil, bugün yaşayan ve savaşan bir programdır.</p>
<p> </p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/100-yilin-mesaji-neydi-32392/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Gladyo Tertibi: Başbağlar Katliamı</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/bir-gladyo-tertibi-basbaglar-katliami-32320</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/bir-gladyo-tertibi-basbaglar-katliami-32320#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yiğit Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jul 2023 18:02:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/bir-gladyo-tertibi-basbaglar-katliami-32320</guid>

					<description><![CDATA[YAZAR Bugün 5 Temmuz. Bundan tam 30 yıl önce hain terör örgütü PKK tarafından şehit edilen 33 vatandaşımızı saygı ve minnetle anıyoruz. Ancak bugünü anarken farkında olmamız gereken mühim bir nokta var: Başbağlar katliamı doğrudan doğruya Amerikan tertibi, Gladyo operasyonudur. 1993 yılına baktığımız zaman birbiri ardına sıralanan operasyonları görüyoruz. Ocak ayında Uğur Mumcu katledildi, Şubat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item writer">
<img decoding="async" onerror="onImgError(this)" class="writer-img" src="https://tgb.gen.tr/dosyalar/0/0/kucuk.jpg" alt=""><figcaption class="writer-name">
    <br />
                    <span class="writer-box">YAZAR</span><br />
    </figcaption></section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Bugün 5 Temmuz. Bundan tam 30 yıl önce hain terör örgütü PKK tarafından şehit edilen 33 vatandaşımızı saygı ve minnetle anıyoruz.</p>
<p> Ancak bugünü anarken farkında olmamız gereken mühim bir nokta var: Başbağlar katliamı doğrudan doğruya Amerikan tertibi, Gladyo operasyonudur. 1993 yılına baktığımız zaman birbiri ardına sıralanan operasyonları görüyoruz. Ocak ayında Uğur Mumcu katledildi, Şubat ayında Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in helikopteri düşürülerek öldürüldü, 2 Temmuz&#8217;da Sivas&#8217;ta 33 aydınımız yakılarak öldürüldü, 5 Temmuz’da da Başbağlar katliamı ve 33 şehit&#8230; Bunların her biri Türkiye’nin birliğine, bütünlüğüne, bağımsızlık mücadelesine karşı yapılan operasyonlar olduğunu açık açık söylüyoruz. Çünkü hepsi aynı merkezde planlandı yani düğmeye doğrudan ABD tarafından basıldı. </p>
<p> NATO, kendisine bağlı ülkelerin içinde tabiri caizse kendi devletini kuruyor. Buna kimi ülkede Kontrgerilla, kimisinde SüperNato, kimisinde ise Gladyo deniyordu. İşte bu Gladyo yapılanması 1952 yılında NATO’ya girdiğimiz günden itibaren Türkiye’deki faaliyetlerine başladı. 6-7 Eylül olayları ile başlayan sürecin bir aşaması da Başbağlar’da gerçekleşti.</p>
<p>Başbağlar katliamı ile ABD, Türkiye’nin birliğini hedef aldı. 70 sene önce (1993’ten bakınca) bizi topla ve tüfekle bölemeyen emperyalizm bu kez Alevi-Sünni, Türk-Kürt ayrımı yaparak bölmeye kalktı. Ancak yazının sonunu beklemeden söyleyelim, hiçbirinde başarılı olamadılar.</p>
<p><strong>Gladyo Hala Güçlü Mü?</strong></p>
<p>ABD emperyalizmi başta Türkiye olmak üzere bütün dünyada hegemonyasını yitirme çağına girdi. Kore, Vietnam, Afganistan, Suriye mağlubiyetlerinden sonra 15-16 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de de büyük bir darbe yedi. Türkiye kahraman ordusuyla PKK’nın üzerine yürüdü, belini kırdı. Diyarbakır Annelerinin açtığı bayrakla Türk milleti daha da kenetlendi. Mavi Vatan’da verdiğimiz mücadeleyle ‘’Türkiye’yi önce denizden koruruz’’ dedik. Şimdi de önümüzdeki aşamalardan biri, HDP’yi kapatarak PKK’nın siyasi uzantısına son vermek.</p>
<p>Tüm dünyada emperyalizmin beli kırılmışken, Başbağlar Katliamı gibi olaylar çok daha önem kazanmış oluyor. Özellikle biz gençlere düşen görevler geleceği bir güneş gibi aydınlatacaktır. Tarih boyunca her kritik dönemde önemli roller almış gençlik, emperyalizmin bu saldırılarına karşı başta üniversite ve liselerde olmak üzere her yerde göğsünü siper ediyor.</p>
<p>Atatürk’ün programı hala güncel hala geçerli. Türkiye’nin emperyalizme karşı verdiği mücadelede başarılı olmak, tam bağımsızlığı sağlayıp özgür bir millet olmak için Atatürk gibi olma görevi hepimizin omuzlarında.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769382889_449_Bir-Gladyo-Tertibi-Basbaglar-Katliami.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><strong>Yeni Bir Başbağlar Olur Mu?</strong></p>
<p>Bugün Türkiye’de yeni bir Başbağlar yaşanmasının ihtimali yok denecek kadar az. Çünkü Türkiye’nin yüzünü çevirdiği yeni rotada tam bağımsızlık var. Genciyle yaşlısıyla üretmek, el ele, kucak kucağa birlik olmak, bu toprakların birikimine ihtiyacımız var.</p>
<p>Bizler bu topraklarda misafir değil, ev sahibiyiz. Bunun bilincinde olduğumuz her vakit, sırtımızın yere gelmeyeceğini de bilmiş oluyoruz. Erzincanımızın, Kemaliyemizin, Başbağlarımızın adının terörle değil, üretimiyle, birikimiyle, kültürüyle anılacak günleri kurmak için çalışıyoruz. </p>
<p> Ülkemizde Uğur Mumcular, Eşref Bitlisler öldürülmesin, Sivas’ta Türkiye’nin aydın birikimi yanmasın, Başbağlar’ın vatansever köylüleri katledilmesin diye NATO’dan çıkalım. NATO’dan çıkalım ki bir daha Gladyo faaliyetlerini yaşamayalım. </p>
<p> Tüm şehitlerimizi tekrardan saygıyla ve rahmetle anıyoruz.</p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Bugün 5 Temmuz. Bundan tam 30 yıl önce hain terör örgütü PKK tarafından şehit edilen 33 vatandaşımızı saygı ve minnetle anıyoruz.</p>
<p> Ancak bugünü anarken farkında olmamız gereken mühim bir nokta var: Başbağlar katliamı doğrudan doğruya Amerikan tertibi, Gladyo operasyonudur. 1993 yılına baktığımız zaman birbiri ardına sıralanan operasyonları görüyoruz. Ocak ayında Uğur Mumcu katledildi, Şubat ayında Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in helikopteri düşürülerek öldürüldü, 2 Temmuz&#8217;da Sivas&#8217;ta 33 aydınımız yakılarak öldürüldü, 5 Temmuz’da da Başbağlar katliamı ve 33 şehit&#8230; Bunların her biri Türkiye’nin birliğine, bütünlüğüne, bağımsızlık mücadelesine karşı yapılan operasyonlar olduğunu açık açık söylüyoruz. Çünkü hepsi aynı merkezde planlandı yani düğmeye doğrudan ABD tarafından basıldı. </p>
<p> NATO, kendisine bağlı ülkelerin içinde tabiri caizse kendi devletini kuruyor. Buna kimi ülkede Kontrgerilla, kimisinde SüperNato, kimisinde ise Gladyo deniyordu. İşte bu Gladyo yapılanması 1952 yılında NATO’ya girdiğimiz günden itibaren Türkiye’deki faaliyetlerine başladı. 6-7 Eylül olayları ile başlayan sürecin bir aşaması da Başbağlar’da gerçekleşti.</p>
<p>Başbağlar katliamı ile ABD, Türkiye’nin birliğini hedef aldı. 70 sene önce (1993’ten bakınca) bizi topla ve tüfekle bölemeyen emperyalizm bu kez Alevi-Sünni, Türk-Kürt ayrımı yaparak bölmeye kalktı. Ancak yazının sonunu beklemeden söyleyelim, hiçbirinde başarılı olamadılar.</p>
<p><strong>Gladyo Hala Güçlü Mü?</strong></p>
<p>ABD emperyalizmi başta Türkiye olmak üzere bütün dünyada hegemonyasını yitirme çağına girdi. Kore, Vietnam, Afganistan, Suriye mağlubiyetlerinden sonra 15-16 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de de büyük bir darbe yedi. Türkiye kahraman ordusuyla PKK’nın üzerine yürüdü, belini kırdı. Diyarbakır Annelerinin açtığı bayrakla Türk milleti daha da kenetlendi. Mavi Vatan’da verdiğimiz mücadeleyle ‘’Türkiye’yi önce denizden koruruz’’ dedik. Şimdi de önümüzdeki aşamalardan biri, HDP’yi kapatarak PKK’nın siyasi uzantısına son vermek.</p>
<p>Tüm dünyada emperyalizmin beli kırılmışken, Başbağlar Katliamı gibi olaylar çok daha önem kazanmış oluyor. Özellikle biz gençlere düşen görevler geleceği bir güneş gibi aydınlatacaktır. Tarih boyunca her kritik dönemde önemli roller almış gençlik, emperyalizmin bu saldırılarına karşı başta üniversite ve liselerde olmak üzere her yerde göğsünü siper ediyor.</p>
<p>Atatürk’ün programı hala güncel hala geçerli. Türkiye’nin emperyalizme karşı verdiği mücadelede başarılı olmak, tam bağımsızlığı sağlayıp özgür bir millet olmak için Atatürk gibi olma görevi hepimizin omuzlarında.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><strong>Yeni Bir Başbağlar Olur Mu?</strong></p>
<p>Bugün Türkiye’de yeni bir Başbağlar yaşanmasının ihtimali yok denecek kadar az. Çünkü Türkiye’nin yüzünü çevirdiği yeni rotada tam bağımsızlık var. Genciyle yaşlısıyla üretmek, el ele, kucak kucağa birlik olmak, bu toprakların birikimine ihtiyacımız var.</p>
<p>Bizler bu topraklarda misafir değil, ev sahibiyiz. Bunun bilincinde olduğumuz her vakit, sırtımızın yere gelmeyeceğini de bilmiş oluyoruz. Erzincanımızın, Kemaliyemizin, Başbağlarımızın adının terörle değil, üretimiyle, birikimiyle, kültürüyle anılacak günleri kurmak için çalışıyoruz. </p>
<p> Ülkemizde Uğur Mumcular, Eşref Bitlisler öldürülmesin, Sivas’ta Türkiye’nin aydın birikimi yanmasın, Başbağlar’ın vatansever köylüleri katledilmesin diye NATO’dan çıkalım. NATO’dan çıkalım ki bir daha Gladyo faaliyetlerini yaşamayalım. </p>
<p> Tüm şehitlerimizi tekrardan saygıyla ve rahmetle anıyoruz.</p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/bir-gladyo-tertibi-basbaglar-katliami-32320/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarafsız Gazetecilik</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/tarafsiz-gazetecilik-32259</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/tarafsiz-gazetecilik-32259#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yiğit Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Mar 2023 07:24:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/tarafsiz-gazetecilik-32259</guid>

					<description><![CDATA[YAZAR Türkiye&#8217;nin son bir ayı yine yoğun gündemlerle doluydu. 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız deprem faciasının yaralarını sararken seçimin iptal olmadığı ilan edildi. Hemen sonrasında da Meral Akşener&#8217;in masadan kalkmasıyla başlayan Altılı Masa krizi gündemi hepimizin önünde. Tabi tüm bu gelişmeleri bağımsızlık (!) ilkesi çerçevesinde hareket eden gazete ve televizyonlardan takip ediyoruz.  Geçmişten Bugüne Taraflı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item writer">
<img decoding="async" onerror="onImgError(this)" class="writer-img" src="https://tgb.gen.tr/dosyalar/0/0/kucuk.jpg" alt=""><figcaption class="writer-name">
    <br />
                    <span class="writer-box">YAZAR</span><br />
    </figcaption></section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Türkiye&#8217;nin son bir ayı yine yoğun gündemlerle doluydu. 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız deprem faciasının yaralarını sararken seçimin iptal olmadığı ilan edildi. Hemen sonrasında da Meral Akşener&#8217;in masadan kalkmasıyla başlayan Altılı Masa krizi gündemi hepimizin önünde. Tabi tüm bu gelişmeleri bağımsızlık (!) ilkesi çerçevesinde hareket eden gazete ve televizyonlardan takip ediyoruz. </p>
<p><strong>Geçmişten Bugüne Taraflı Gazetecilik</strong></p>
<p>Türkiye’de gazeteciliğin tarihi yeni diyebileceğimiz bir süreç içerisinde doğdu ve gelişmeye başladı. 1831 yılında Takvim-i Vekayi ismiyle çıkan ilk gazetemizle başlayan serüven, hem entelektüel hayatın vazgeçilmez bir parçası oldu hem de yeri geldiğinde en büyük propaganda aracı olarak kullanıldı. Bunun en güzel örneğini Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda görüyoruz. Harp Mecmuası, Hakimiyet-i Milliye, İrade-i Milliye, El Hakika, Tanin, Musavver Çöl, Sabah, Volkan gibi kimi Türk milleti lehine kimi ise düşmanların lehine yayın yapan gazeteleri örnek olarak gösterebiliriz. Ancak hiçbirinde “bağımsız’’ ya da “tarafsız” vurgularını bulamayız. Çünkü işin özünde taraflılık vardır. </p>
<p>Bugün yayım hayatına devam eden gazetelerin ve gazetecilerin takındıkları bir tavırdan bahsetmek istiyorum. Yukarıda da söylediğimiz gibi “bağımsız gazeteci”, “bağımsız gazete” gibi vurguları eksik etmeyen bir “ideal” gazetecilik ortaya koyuluyor. Ancak bu tanımın arkasında masumane bir tavır maalesef yok. Bugün adının başına bu sıfatı ekleyip gazetelerde yazanlar, Atlantik Cephesi’nin tetikçiliğini üstleniyorlar. </p>
<p>Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim, gazeteci Türkiye’den taraf olmalıdır. Yaşadığımız dünyada hiçbir şeyin tarafsız olmadığı, hiç kimsenin yazdıkları ve söyledikleriyle tarafsız olamayacağını çok iyi biliyoruz. Bu sebeple baştan “bağımsız/tarafsız gazetecilik” söylemi boşa düşmüş oluyor. Bu çerçevede her gazeteci de bir taraftır. Meselemiz de “Türkiye tarafında mısın yoksa değil misin?” sorusunun cevabında saklı. </p>
<p><strong>Emperyalizmin Kalemşorluğu</strong></p>
<p>2014’ten bu yana Türkiye’nin ABD emperyalizmine karşı verdiği mücadeleyle birlikte Avrasya’ya yüzünü dönmesi ülkemizin kuşatılma planları hız kazandı. ABD’nin başını çektiği tertipler ve operasyonların medya tetikçileri de ellerini ovuşturarak yazılarını kaleme aldılar. İşte o eller bugün Biden Tayfası’nın kalemşorluğunu üstlenmiş, tüm Altılı Masa’nın güzellemelerini yazıyorlar. </p>
<p>Bu isimlerden biri, Atatürk’ü anlattığını iddia ettiği kitabını binlerce liradan satan Yılmaz Özdil’dir. Neredeyse her konuşması ya da yazısında “ben bir tarafsız gazeteci olarak” diye cümleye başlayan Özdil, Meral Akşener’in masadan kalkmasının hemen ardından Sözcü TV’de “CHP’li bir gazeteci olarak söylüyorum” sözleriyle gündeme geldi. Bir diğer örnekse Fatih Altaylı. Yine aynı olay üzerine Haber Türk’te katıldığı bir programda “Şu an bir gün öncesinden çok çok daha kötü bir durumda değiliz” sözleriyle tarafını belli etmiş oldu. Bununla birlikte masa krizinin çözülmesinin ardından Merak Akşener ile yaptığı programda gelişen diyalog şöyle:</p>
<p>F.A: Milleti hop oturup hop kaldırdınız.<br />M.A: Bundan sonra yapmayacağım, söz.<br />F.A: Söz mü?<br />M.A: Söz. </p>
<p>Zaten bu kanallarda CHP’nin, İyi Parti’nin eleştirilmesini beklemek de komik olur. Fox TV ABD’den fonlanırken Atatürk’ü anlatamaz. Halk TV CHP’nin adayını parlatmak dışında haber yapmaz. Hatta diğer adaylara dahi yer vermez. Haydi bunları da geçelim, doğrudan PKK propagandası yapan, terörü “halk hareketi” olarak gösteren Gazete Duvar, T24, Medyascope gibi yayın kuruluşlarının 682.400 dolar tutarında fon aldıklarını da burada tekrardan hatırlayalım. </p>
<p>Özellikle son dönemde Altılı Masa’nın bu kadar parlatılmasında önemli görev alan bu “gazeteciler” Türkiye’nin nasıl yanında olunmaz, bunu bize en güzel şekilde öğretiyorlar. Yaptıkları iş, tetikçiliktir. Çünkü gazeteci önce ülkesinin ve milletinin yanında olur. Tam bağımsızlıktan taviz vermez. Türkiye hangi zor şartta olursa olsun, milleti kenetlemek, doğrusunu anlatmakla vazifelidir. Bu tanıma en çok uyan aydınlarımızdan biri de Uğur Mumcu’dur. Yazdıklarıyla öncelikle Türkiye’nin baş sorunlarını halka anlatma görevini kendinde bulmuştu. 71 Muhtırasına, 24 Ocak Kararlarına ‘80 darbesi ve PKK’ya karşı yazılarıyla mücadele vermişti. </p>
<p><strong>Emperyalizmi Propaganda İle Boğmak</strong></p>
<p>İşte gazeteciliğin özü budur. 15 Temmuz gecesi Amerikancı Fethullahçı darbe girişimi cereyan ederken ordu ve milletinin yanında duran, PKK’nın üzerine yürüyen TSK’ya omuz veren, salgında, yangında, depremde devletin varlığını ve rolünü ortaya koyan, Amerikancı propagandaya alet olmayan, HDP’nin kapatılmasını savunan, Atatürk’ten yana olan, yani kısacası Türkiye’den taraf olanlar gazetecilik yapıyordur. Yoksa yapılan bozgunculuktan başka bir şey değildir.</p>
<p>15 Temmuz gecesi, o dönem Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan örneği önümüzdedir. Akşam saatlerinde yapılan yayına müdahale edip bozgunculuğa izin vermemesi tarihi bir müdahaleydi. Aynı şekilde Aydınlık gazetesinin 100 yılı aşkın süredir verdiği mücadele, FETÖ’ye FETÖ denmeden önce atılan manşetler, ortaya çıkarılan bağlar, 1920’lerin Hakimiyet-i Milliye mücadelesidir. </p>
<p>Bugün Türkiye’nin önünde iki seçenek var. Ya Türkiye cephesi bu seçimleri kazanacak ve tam bağımsız olma yolunda ilerleyecek ya da ABD’nin memurları kazanacak, Türkiye’yi bölme planları tekrardan yürürlüğe konacak. Dolayısıyla seçim süreci boyunca bilimsel, ayakları bu topraklara basan, doğruyu-yanlışı Türk milletine en yalın şekilde anlatan gazetecilik seçimlere de büyük etki edecektir. </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong>Yiğit Çınar</strong><br /><strong>TGB İstanbul İl Başkanı</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Türkiye&#8217;nin son bir ayı yine yoğun gündemlerle doluydu. 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız deprem faciasının yaralarını sararken seçimin iptal olmadığı ilan edildi. Hemen sonrasında da Meral Akşener&#8217;in masadan kalkmasıyla başlayan Altılı Masa krizi gündemi hepimizin önünde. Tabi tüm bu gelişmeleri bağımsızlık (!) ilkesi çerçevesinde hareket eden gazete ve televizyonlardan takip ediyoruz. </p>
<p><strong>Geçmişten Bugüne Taraflı Gazetecilik</strong></p>
<p>Türkiye’de gazeteciliğin tarihi yeni diyebileceğimiz bir süreç içerisinde doğdu ve gelişmeye başladı. 1831 yılında Takvim-i Vekayi ismiyle çıkan ilk gazetemizle başlayan serüven, hem entelektüel hayatın vazgeçilmez bir parçası oldu hem de yeri geldiğinde en büyük propaganda aracı olarak kullanıldı. Bunun en güzel örneğini Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda görüyoruz. Harp Mecmuası, Hakimiyet-i Milliye, İrade-i Milliye, El Hakika, Tanin, Musavver Çöl, Sabah, Volkan gibi kimi Türk milleti lehine kimi ise düşmanların lehine yayın yapan gazeteleri örnek olarak gösterebiliriz. Ancak hiçbirinde “bağımsız’’ ya da “tarafsız” vurgularını bulamayız. Çünkü işin özünde taraflılık vardır. </p>
<p>Bugün yayım hayatına devam eden gazetelerin ve gazetecilerin takındıkları bir tavırdan bahsetmek istiyorum. Yukarıda da söylediğimiz gibi “bağımsız gazeteci”, “bağımsız gazete” gibi vurguları eksik etmeyen bir “ideal” gazetecilik ortaya koyuluyor. Ancak bu tanımın arkasında masumane bir tavır maalesef yok. Bugün adının başına bu sıfatı ekleyip gazetelerde yazanlar, Atlantik Cephesi’nin tetikçiliğini üstleniyorlar. </p>
<p>Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim, gazeteci Türkiye’den taraf olmalıdır. Yaşadığımız dünyada hiçbir şeyin tarafsız olmadığı, hiç kimsenin yazdıkları ve söyledikleriyle tarafsız olamayacağını çok iyi biliyoruz. Bu sebeple baştan “bağımsız/tarafsız gazetecilik” söylemi boşa düşmüş oluyor. Bu çerçevede her gazeteci de bir taraftır. Meselemiz de “Türkiye tarafında mısın yoksa değil misin?” sorusunun cevabında saklı. </p>
<p><strong>Emperyalizmin Kalemşorluğu</strong></p>
<p>2014’ten bu yana Türkiye’nin ABD emperyalizmine karşı verdiği mücadeleyle birlikte Avrasya’ya yüzünü dönmesi ülkemizin kuşatılma planları hız kazandı. ABD’nin başını çektiği tertipler ve operasyonların medya tetikçileri de ellerini ovuşturarak yazılarını kaleme aldılar. İşte o eller bugün Biden Tayfası’nın kalemşorluğunu üstlenmiş, tüm Altılı Masa’nın güzellemelerini yazıyorlar. </p>
<p>Bu isimlerden biri, Atatürk’ü anlattığını iddia ettiği kitabını binlerce liradan satan Yılmaz Özdil’dir. Neredeyse her konuşması ya da yazısında “ben bir tarafsız gazeteci olarak” diye cümleye başlayan Özdil, Meral Akşener’in masadan kalkmasının hemen ardından Sözcü TV’de “CHP’li bir gazeteci olarak söylüyorum” sözleriyle gündeme geldi. Bir diğer örnekse Fatih Altaylı. Yine aynı olay üzerine Haber Türk’te katıldığı bir programda “Şu an bir gün öncesinden çok çok daha kötü bir durumda değiliz” sözleriyle tarafını belli etmiş oldu. Bununla birlikte masa krizinin çözülmesinin ardından Merak Akşener ile yaptığı programda gelişen diyalog şöyle:</p>
<p>F.A: Milleti hop oturup hop kaldırdınız.<br />M.A: Bundan sonra yapmayacağım, söz.<br />F.A: Söz mü?<br />M.A: Söz. </p>
<p>Zaten bu kanallarda CHP’nin, İyi Parti’nin eleştirilmesini beklemek de komik olur. Fox TV ABD’den fonlanırken Atatürk’ü anlatamaz. Halk TV CHP’nin adayını parlatmak dışında haber yapmaz. Hatta diğer adaylara dahi yer vermez. Haydi bunları da geçelim, doğrudan PKK propagandası yapan, terörü “halk hareketi” olarak gösteren Gazete Duvar, T24, Medyascope gibi yayın kuruluşlarının 682.400 dolar tutarında fon aldıklarını da burada tekrardan hatırlayalım. </p>
<p>Özellikle son dönemde Altılı Masa’nın bu kadar parlatılmasında önemli görev alan bu “gazeteciler” Türkiye’nin nasıl yanında olunmaz, bunu bize en güzel şekilde öğretiyorlar. Yaptıkları iş, tetikçiliktir. Çünkü gazeteci önce ülkesinin ve milletinin yanında olur. Tam bağımsızlıktan taviz vermez. Türkiye hangi zor şartta olursa olsun, milleti kenetlemek, doğrusunu anlatmakla vazifelidir. Bu tanıma en çok uyan aydınlarımızdan biri de Uğur Mumcu’dur. Yazdıklarıyla öncelikle Türkiye’nin baş sorunlarını halka anlatma görevini kendinde bulmuştu. 71 Muhtırasına, 24 Ocak Kararlarına ‘80 darbesi ve PKK’ya karşı yazılarıyla mücadele vermişti. </p>
<p><strong>Emperyalizmi Propaganda İle Boğmak</strong></p>
<p>İşte gazeteciliğin özü budur. 15 Temmuz gecesi Amerikancı Fethullahçı darbe girişimi cereyan ederken ordu ve milletinin yanında duran, PKK’nın üzerine yürüyen TSK’ya omuz veren, salgında, yangında, depremde devletin varlığını ve rolünü ortaya koyan, Amerikancı propagandaya alet olmayan, HDP’nin kapatılmasını savunan, Atatürk’ten yana olan, yani kısacası Türkiye’den taraf olanlar gazetecilik yapıyordur. Yoksa yapılan bozgunculuktan başka bir şey değildir.</p>
<p>15 Temmuz gecesi, o dönem Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan örneği önümüzdedir. Akşam saatlerinde yapılan yayına müdahale edip bozgunculuğa izin vermemesi tarihi bir müdahaleydi. Aynı şekilde Aydınlık gazetesinin 100 yılı aşkın süredir verdiği mücadele, FETÖ’ye FETÖ denmeden önce atılan manşetler, ortaya çıkarılan bağlar, 1920’lerin Hakimiyet-i Milliye mücadelesidir. </p>
<p>Bugün Türkiye’nin önünde iki seçenek var. Ya Türkiye cephesi bu seçimleri kazanacak ve tam bağımsız olma yolunda ilerleyecek ya da ABD’nin memurları kazanacak, Türkiye’yi bölme planları tekrardan yürürlüğe konacak. Dolayısıyla seçim süreci boyunca bilimsel, ayakları bu topraklara basan, doğruyu-yanlışı Türk milletine en yalın şekilde anlatan gazetecilik seçimlere de büyük etki edecektir. </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong>Yiğit Çınar</strong><br /><strong>TGB İstanbul İl Başkanı</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/tarafsiz-gazetecilik-32259/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NATO&#8217;dan Çıkalım Yazı Dizisi 2: Türk Ordusunun Baş Düşmanı: NATO</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/nato-dan-cikalim-yazi-dizisi-2-turk-ordusunun-bas-dusmani-nato-32088</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/nato-dan-cikalim-yazi-dizisi-2-turk-ordusunun-bas-dusmani-nato-32088#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yiğit Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2022 14:59:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/nato-dan-cikalim-yazi-dizisi-2-turk-ordusunun-bas-dusmani-nato-32088</guid>

					<description><![CDATA[YAZAR ‘’Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin,Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idealinitahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuzsistemli çalışmaların yenilmesi imkânsız teminatıdır.’’ -Mustafa Kemal Atatürk Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi Türk ordusu, emperyalizm tarafından Türk milletinin vatanını elinden alınmak istendiği, bağımsızlığını yok etmek için türlü planların yapıldığı dönemde çelikleşmiş kudret ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item writer">
<img decoding="async" onerror="onImgError(this)" class="writer-img" src="https://tgb.gen.tr/dosyalar/0/0/kucuk.jpg" alt=""><figcaption class="writer-name">
    <br />
                    <span class="writer-box">YAZAR</span><br />
    </figcaption></section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><em>‘’Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin,<br /></em><em>Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.<br /></em><em>Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idealini<br /></em><em>tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz<br /></em><em>sistemli çalışmaların yenilmesi imkânsız teminatıdır.’’</em></p>
<p>-Mustafa Kemal Atatürk</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi Türk ordusu, emperyalizm tarafından Türk milletinin vatanını elinden alınmak istendiği, bağımsızlığını yok etmek için türlü planların yapıldığı dönemde çelikleşmiş kudret ve vatanseverliği ile Türk milleti ile birlikte mücadele eden yegane kuvvet olmuştur. Türk milleti ordusuna güvendikçe kuvvet bulmuş, bulduğu kuvvetle düşmanı yerle yeksan etmişti. </p>
<p>Aradan yüz yılı aşkın sürenin geçmesine rağmen Türk ordusu ve milleti aynı düşmanla mücadele etmeye devam ediyor. Çünkü orduyu yok ederseniz, milleti de yok eder, devleti ortadan kaldırırsınız. Emperyalizmin 100 yıllık stratejisi buradan geçiyor. </p>
<p>Emperyalizmin stratejik hedefi milli devletleri ortadan kaldırmaktır. Milli devletlerin ortadan kalkmasının öncül koşulu da zor gücün sahibi, silahı elinde bulunduran ordunun ortadan kaldırılması ya da içinin boşaltılmasından geçmekteydi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya, Macaristan ve Osmanlı da benzer durumla karşılaşmış, ordularının mevcudiyetleri yok denecek kadar az bir sayıya indirilmişti. </p>
<p><strong>Balkanlardan Kafkasya’ya Kahraman Türk Ordusu </strong></p>
<p>1908 Hürriyet Devrimi’nin ardından Enver Paşa’nın Harbiye Nazırı olmasıyla birlikte orduda büyük atılımlara gidilmiş, yeni tarzda eğitimler verilirken yaşlı subaylar emekliye sevk edilerek ordu gençleştirilmişti. I. Balkan Harbi’nin mağlubiyeti sonrası ordunun disiplini daha sıkı ele alınmaya başlamış, meyvelerini II. Balkan Harbi’nin kazanılmasıyla vermiştir. </p>
<p>Tüm zor koşullar, imkansızlıklar, ordu içerisinde modernleşmeyi savunanlar ile ordudaki yeniliklerin karşısında olan kesimlerin arasında problemlerin olmasına rağmen Türk ordusu hem Balkan Harbi’nde hem Dünya Harbi’nde hem de İstiklal Harbi’nde büyük fedakarlıklarla vatanını ve milletini savunmuştur. Bunun sebebi, birçok ülkenin sahip olmadığı bir dayanaktan, tarihsel mirastan gelmesidir. Orta Asya’nın büyük uygarlık birikiminin bir sonucu olan bu bilinç, Türk ordusuna zafer üstüne zafer kazandırmıştır.  Ordunun mayası içinde bulunduğu çağın gereklerini kavrayan ve buna göre sistemi yeniden kurmaya çalışan İttihatçılar tarafından devrim niteliğinde atılan adımlarla tekrardan oluşturulmuştur. </p>
<p><strong>Hedefte Ordu Var!</strong></p>
<p>NATO ve ABD için, Türkiye’de hedefe konan kuvvetlerden birisi de hep ordu olmuştur. 1952 yılından itibaren çokça ordunun yapısını değiştirmeye yönelik adımlar atılmıştır. 12 Mart Muhtırası da bunlardan birisidir. Üzerinden sadece dokuz yıl geçmişti ki, NATO’nun bir operasyonuna daha şahit olundu ve 12 Eylül 1980 tarihinde bir Gladyo darbesi yaşandı. Hem sağ hem sol cenahtan birçok kişinin cezaevlerinde işkencelere maruz kalması, siyasi yasakların getirilerek parti, dernek ve sendikaların kapatılması, 24 Ocak kararlarını sopayla uygulanması Türk ordusunun NATO’nun ordusu yapılmaya çalışması yani kontrolünün tamamen NATO’da olması için atılan adımlardan bazılarıydı.</p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769382660_254_NATOdan-Cikalim-Yazi-Dizisi-2-Turk-Ordusunun-Bas-Dusmani-NATO.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><strong>Derin Uykudan Uyanış</strong></p>
<p>Yukarıda biraz bahsettiğimiz üzere Türk ordusu ‘eliyle’ yapılanların dışında, NATO’ya girişle birlikte ordunun kendisi de birçok tertibe uğramıştı. Ancak NATO hiçbir zaman tam olarak istediğine ulaşamamıştı. 1980 Darbesi sonrası dahi ordu tamamen ele geçirilememiş, ‘bizim çocuklar’ sadece darbeciler olarak kalmıştı. </p>
<p>Türk milleti ve ordusunun binlerce yıllık tarihsel birikimi ve 150 yıllık Türk Devrim mirası vardı. Namık Kemallerden bu yana süren Türk Devrimi’nin en önemli dayanaklarından biri olan ordumuz NATO’nun oyunlarını görmüş, hizadan çıkmaya başlamıştı. </p>
<p>Türk ordusu 1974 yılında NATO’nun tüm engellemelerine rağmen Kıbrıs Barış Harekatı’nı düzenlemişti. Kıbrıs adasında İngiltere ve ABD destekli terör gruplarının başta siviller olmak üzere birçok katliamda bulunmasına Türkiye sessiz kalmamış, yaptığı harekât ile adada bağımsız bir Türk devletinin kurulmasını sağlamıştı. Ancak NATO bu harekât dolayısıyla Türkiye’ye askeri ambargo uygulamıştı. Bu, gösterilen sopanın ilklerindendi.</p>
<p>NATO ilk dönemler gizliden gizliye Türk ordusu içindeki vatansever subayları tasfiye etmekle ilgilenmişti. 27 Mayıs 1960 Devrimi sonrası, Gladyocu subaylar tarafından vatansever subayların bir kısmı uzaklaştırılıyor. Yine bunu takiben 12 Mart 1971’de 1200, 12 Eylül 1980’de ise 2000 subay ve astsubay NATO karşıtı ve Atatürkçü olduğu gerekçesiyle tasfiye ediliyor.</p>
<p>1980’lerin sonuna doğru ABD’nin Türkiye üzerindeki parçalama girişimi daha da yoğunlaşmış ve pentagon raporlarına kadar girmiştir. 1988 yılında 2000’e doğru dergisi Pentagon’un 3 İsrail planı kapağıyla çıkmış ve ABD’nin Türkiye, Irak ve İran’ı bölme planını kamuoyuna açıklamıştır. Elbette bu plandan en başından beri TSK’nın haberi vardı. O dönem TSK’nın üst düzey komutanları başta Necdet Üruğ ve Necdet Öztorun komutanlar olmak üzere bu plana karşı tavır aldılar. </p>
<p>1990 yılında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay’ın Irak’ın işgaline ABD ile katılmayı reddederek 3 Aralık 1990’da istifa etmesi bu kapsamda atılmış önemli adımların başında gelir.  </p>
<p> </p>
</section>
<section class="item picture">
<figure class="zoomable">
<img decoding="async" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/01/1769382660_972_NATOdan-Cikalim-Yazi-Dizisi-2-Turk-Ordusunun-Bas-Dusmani-NATO.jpg" alt=""><figcaption></figcaption></figure>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>NATO’nun Türk ordusuna karşı bir hamlesi de 1992 yılında NATO tarafından Akdeniz’de düzenlenen ‘’Display Determination’’ tatbikatında olmuştur. Kaza süsü verilerek gece yarısı bir ABD gemisinden iki atışla TCG Muavenet adlı gemimiz vurulmuştu. Bu olaydan hemen birkaç ay sonra dönemin Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’e düzenlenen suikast, NATO’nun Türk ordusuna dair tertiplerinden bir diğeriydi. Terörü bölge ülkeleriyle iş birliği yaparak çözülebileceğini savunan Bitlis ortadan kaldırılırsa, NATO’nun önündeki ciddi bir tehdit de yok olacaktı.</p>
<p>1995 yılına gelindiğinde Türk ordusu ABD/NATO’ya rağmen Irak’a girdi. Amaç, ABD’nin Türk ordusunu kullanmasını engellemek ve emperyalizmin maşası olacak bir devletin kurulmasını engellemekti. Çelik Harekâtı böylelikle başlamış oluyordu. </p>
<p>28 Şubat 1997, Türkiye için kritik önemli olduğu kadar tarihi de bir sürecin fitilini ateşliyordu. Fetullahçı Gladyo’nun ordu içinde örgütlenmesinin farkına varan Türk ordusu, irticanın başı olan tarikatların tamamını hedef alırken başrol olarak Fetullahçıları görmüş ve rotasını buna göre çizmişti. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun ‘’bin yıl sürecek kararlar’’ olarak belirttiği bu önemli adım, Türk ordusunun içinin temizlenmesi ve Fetullahçı Gladyo’nun önünü kesmek için elzemdi. </p>
<p>2000’li yıllarla birlikte NATO ve ABD, Türk ordusuna dair düşmanlığı zirveye çıkartmıştır. Türkiye’nin milli benliğini bozmak, birliğini parçalamak adına öncelikle başat silahlı gücü olan ordusunu devre dışı bırakması gerekiyordu. İlk mesajını 1 Mart Tezkeresi’ne ‘’Hayır’’ diyen Türkiye’nin kahraman ordusunun başına çuval geçirerek verdi. </p>
<p>1999-2001 yılları döneminde yavaş yavaş ‘’Ergenekon adında terör örgütü var’’ yaygaraları koparılmaya başlandı. O günlerde bu girişime ilk dur diyen Vatan Partisi Genel Başkanı (o dönem İşçi Partisi) Doğu Perinçek oldu. “CIA, Ergenekon dedikodularını piyasaya sürüyor’’ diyerek bunun bir operasyon olduğunu ilan etti. </p>
<p>Yine o yıllarda halkta büyük bir hareketlenme vardı. Cumhuriyet mitingleriyle Türk milleti sokaklara inmişti. Ancak Gladyo daha o günlerde “Ordu Göreve’’ pankartları açtırarak provakasyon yapılmaya çalışılmıştı. Bunun başarısız olmasından sonra, Türkiye’yi bölmek adına tasarlanan çözüm sürecini de başlatabilmek için Ergenekon-Balyoz tertipleri için harekete geçildi. 2007 yılında başlayan süreç tam yedi yıl sürerek 2014 yılına kadar sürdü. Vatansever, Atatürkçü, milliyetçi, ABD ve NATO karşıtı tüm subaylar hapse atılmış, yerlerine getirilen NATO’cu subaylarla orduyu teslim alınmaya çalışılmıştı.</p>
<p>Ancak daha önceki gibi bu tertip de çöktü. Silivri’deki ve dışarıda onlar için mücadele eden milyonlar ile birlikte zindanlar yıkıldı, NATO/ABD başarısız oldu.</p>
<p>NATO ve ABD’nin Türk ordusu düşmanlığı hâlâ devam etmekte. En son hepimizin gündemine oturan Rand Corparation raporu ile Türk ordusu tecavüzcü, işgalci ve katliamcı ilan edilmiş, PKK’ya karşı verilen mücadele gayrimeşru sayılmıştı. </p>
<p>Elbette bu yazıda tüm düşmanlıklar ve tertipleri yazmamız mümkün değil. 70 yıldır içinde bulunduğumuz NATO, ABD’nin komutanlığında Türkiye’ye diz çöktürmek için her gün yeni bir plan daha üretiyor. Fakat artık tertip günleri bitti. Türk ordusu, milletiyle birlikte 15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle birlikte ABD ve NATO’ya karşı mücadele bayrağını daha da göndere çekti. </p>
<p>İttihat ve Terakki ile milli ordunun temelini atmış, Mustafa Kemal’in devrimi ile devrime bağlı, vatansever bir ordu yaratılmıştı. Ordu gençleştirilmiş ve modernleştirilmiş, günün koşullarına göre eğitim programları hazırlanmıştı. İşte tüm bunlar NATO’ya tersti. Çünkü emperyalizmin ‘sınırsız sömürü’ isteğinin önündeki en büyük engel olan devletin ortadan kaldırılması için öncelikte ‘silahlı gücü’ elinde bulunduran ordunun bertaraf edilmesi gerekliydi.</p>
<p>Türkiye artık bir yolun sonuna gelmiştir. O yolun sonu NATO’dan çıkışına doğru gidiyor. Zaten Türkiye’nin zorunlulukları da bunu getiriyor. Beşar Esad’la anlaşıp PKK’yı ortadan kaldırmak için, Doğu Akdeniz’deki tertipleri suya düşürmek için, Eşref Bitlisler, Gaffar Okkanların şehit düşmemesi için Türkiye NATO’dan çıkmalıdır. Çünkü NATO’dan çıkarsak ne darbe yaşarız ne Türk ordusu tertiplerle mücadele eder. </p>
<p> </p>
<p><strong>KAYNAKÇA:</strong></p>
<p>Em. Dnz. Kur. Alb. Bora Serdar, ABD’nin TCG Muavenet’i vurarak verdiği mesaj, Aydınlık, 3 Ekim 2018<br />Dolapçı, Ercan, Kanlı Suikastin Üzerinden 26 Yıl Geçti, Aydınlık, 16 Şubat 2019<br />Kunt, Samet, 28 Şubat’ın Hedefi, Aydınlık, 28 Şubat 2021<br />Ilıcak, Nazlı, Ergenekon &#8211; 1999, Sabah, 25 Nisan 2009<br />Üsküplü, Sedar, Küçük Amerika Sürecinin 70 Yılı, Teori Dergisi, Eylül ve Ekim, 2016<br />Koç, Serkan, The Gulen Belgeseli<br />Koç, Serkan, Türk &#8211; Amerikan Savaşı Belgeseli<br />Koç, Serkan, Fetullahçı Gladyo Belgeseli</p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><em>‘’Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin,<br /></em><em>Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.<br /></em><em>Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idealini<br /></em><em>tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz<br /></em><em>sistemli çalışmaların yenilmesi imkânsız teminatıdır.’’</em></p>
<p>-Mustafa Kemal Atatürk</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi Türk ordusu, emperyalizm tarafından Türk milletinin vatanını elinden alınmak istendiği, bağımsızlığını yok etmek için türlü planların yapıldığı dönemde çelikleşmiş kudret ve vatanseverliği ile Türk milleti ile birlikte mücadele eden yegane kuvvet olmuştur. Türk milleti ordusuna güvendikçe kuvvet bulmuş, bulduğu kuvvetle düşmanı yerle yeksan etmişti. </p>
<p>Aradan yüz yılı aşkın sürenin geçmesine rağmen Türk ordusu ve milleti aynı düşmanla mücadele etmeye devam ediyor. Çünkü orduyu yok ederseniz, milleti de yok eder, devleti ortadan kaldırırsınız. Emperyalizmin 100 yıllık stratejisi buradan geçiyor. </p>
<p>Emperyalizmin stratejik hedefi milli devletleri ortadan kaldırmaktır. Milli devletlerin ortadan kalkmasının öncül koşulu da zor gücün sahibi, silahı elinde bulunduran ordunun ortadan kaldırılması ya da içinin boşaltılmasından geçmekteydi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya, Macaristan ve Osmanlı da benzer durumla karşılaşmış, ordularının mevcudiyetleri yok denecek kadar az bir sayıya indirilmişti. </p>
<p><strong>Balkanlardan Kafkasya’ya Kahraman Türk Ordusu </strong></p>
<p>1908 Hürriyet Devrimi’nin ardından Enver Paşa’nın Harbiye Nazırı olmasıyla birlikte orduda büyük atılımlara gidilmiş, yeni tarzda eğitimler verilirken yaşlı subaylar emekliye sevk edilerek ordu gençleştirilmişti. I. Balkan Harbi’nin mağlubiyeti sonrası ordunun disiplini daha sıkı ele alınmaya başlamış, meyvelerini II. Balkan Harbi’nin kazanılmasıyla vermiştir. </p>
<p>Tüm zor koşullar, imkansızlıklar, ordu içerisinde modernleşmeyi savunanlar ile ordudaki yeniliklerin karşısında olan kesimlerin arasında problemlerin olmasına rağmen Türk ordusu hem Balkan Harbi’nde hem Dünya Harbi’nde hem de İstiklal Harbi’nde büyük fedakarlıklarla vatanını ve milletini savunmuştur. Bunun sebebi, birçok ülkenin sahip olmadığı bir dayanaktan, tarihsel mirastan gelmesidir. Orta Asya’nın büyük uygarlık birikiminin bir sonucu olan bu bilinç, Türk ordusuna zafer üstüne zafer kazandırmıştır.  Ordunun mayası içinde bulunduğu çağın gereklerini kavrayan ve buna göre sistemi yeniden kurmaya çalışan İttihatçılar tarafından devrim niteliğinde atılan adımlarla tekrardan oluşturulmuştur. </p>
<p><strong>Hedefte Ordu Var!</strong></p>
<p>NATO ve ABD için, Türkiye’de hedefe konan kuvvetlerden birisi de hep ordu olmuştur. 1952 yılından itibaren çokça ordunun yapısını değiştirmeye yönelik adımlar atılmıştır. 12 Mart Muhtırası da bunlardan birisidir. Üzerinden sadece dokuz yıl geçmişti ki, NATO’nun bir operasyonuna daha şahit olundu ve 12 Eylül 1980 tarihinde bir Gladyo darbesi yaşandı. Hem sağ hem sol cenahtan birçok kişinin cezaevlerinde işkencelere maruz kalması, siyasi yasakların getirilerek parti, dernek ve sendikaların kapatılması, 24 Ocak kararlarını sopayla uygulanması Türk ordusunun NATO’nun ordusu yapılmaya çalışması yani kontrolünün tamamen NATO’da olması için atılan adımlardan bazılarıydı.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p><strong>Derin Uykudan Uyanış</strong></p>
<p>Yukarıda biraz bahsettiğimiz üzere Türk ordusu ‘eliyle’ yapılanların dışında, NATO’ya girişle birlikte ordunun kendisi de birçok tertibe uğramıştı. Ancak NATO hiçbir zaman tam olarak istediğine ulaşamamıştı. 1980 Darbesi sonrası dahi ordu tamamen ele geçirilememiş, ‘bizim çocuklar’ sadece darbeciler olarak kalmıştı. </p>
<p>Türk milleti ve ordusunun binlerce yıllık tarihsel birikimi ve 150 yıllık Türk Devrim mirası vardı. Namık Kemallerden bu yana süren Türk Devrimi’nin en önemli dayanaklarından biri olan ordumuz NATO’nun oyunlarını görmüş, hizadan çıkmaya başlamıştı. </p>
<p>Türk ordusu 1974 yılında NATO’nun tüm engellemelerine rağmen Kıbrıs Barış Harekatı’nı düzenlemişti. Kıbrıs adasında İngiltere ve ABD destekli terör gruplarının başta siviller olmak üzere birçok katliamda bulunmasına Türkiye sessiz kalmamış, yaptığı harekât ile adada bağımsız bir Türk devletinin kurulmasını sağlamıştı. Ancak NATO bu harekât dolayısıyla Türkiye’ye askeri ambargo uygulamıştı. Bu, gösterilen sopanın ilklerindendi.</p>
<p>NATO ilk dönemler gizliden gizliye Türk ordusu içindeki vatansever subayları tasfiye etmekle ilgilenmişti. 27 Mayıs 1960 Devrimi sonrası, Gladyocu subaylar tarafından vatansever subayların bir kısmı uzaklaştırılıyor. Yine bunu takiben 12 Mart 1971’de 1200, 12 Eylül 1980’de ise 2000 subay ve astsubay NATO karşıtı ve Atatürkçü olduğu gerekçesiyle tasfiye ediliyor.</p>
<p>1980’lerin sonuna doğru ABD’nin Türkiye üzerindeki parçalama girişimi daha da yoğunlaşmış ve pentagon raporlarına kadar girmiştir. 1988 yılında 2000’e doğru dergisi Pentagon’un 3 İsrail planı kapağıyla çıkmış ve ABD’nin Türkiye, Irak ve İran’ı bölme planını kamuoyuna açıklamıştır. Elbette bu plandan en başından beri TSK’nın haberi vardı. O dönem TSK’nın üst düzey komutanları başta Necdet Üruğ ve Necdet Öztorun komutanlar olmak üzere bu plana karşı tavır aldılar. </p>
<p>1990 yılında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay’ın Irak’ın işgaline ABD ile katılmayı reddederek 3 Aralık 1990’da istifa etmesi bu kapsamda atılmış önemli adımların başında gelir.  </p>
<p> </p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>NATO’nun Türk ordusuna karşı bir hamlesi de 1992 yılında NATO tarafından Akdeniz’de düzenlenen ‘’Display Determination’’ tatbikatında olmuştur. Kaza süsü verilerek gece yarısı bir ABD gemisinden iki atışla TCG Muavenet adlı gemimiz vurulmuştu. Bu olaydan hemen birkaç ay sonra dönemin Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’e düzenlenen suikast, NATO’nun Türk ordusuna dair tertiplerinden bir diğeriydi. Terörü bölge ülkeleriyle iş birliği yaparak çözülebileceğini savunan Bitlis ortadan kaldırılırsa, NATO’nun önündeki ciddi bir tehdit de yok olacaktı.</p>
<p>1995 yılına gelindiğinde Türk ordusu ABD/NATO’ya rağmen Irak’a girdi. Amaç, ABD’nin Türk ordusunu kullanmasını engellemek ve emperyalizmin maşası olacak bir devletin kurulmasını engellemekti. Çelik Harekâtı böylelikle başlamış oluyordu. </p>
<p>28 Şubat 1997, Türkiye için kritik önemli olduğu kadar tarihi de bir sürecin fitilini ateşliyordu. Fetullahçı Gladyo’nun ordu içinde örgütlenmesinin farkına varan Türk ordusu, irticanın başı olan tarikatların tamamını hedef alırken başrol olarak Fetullahçıları görmüş ve rotasını buna göre çizmişti. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun ‘’bin yıl sürecek kararlar’’ olarak belirttiği bu önemli adım, Türk ordusunun içinin temizlenmesi ve Fetullahçı Gladyo’nun önünü kesmek için elzemdi. </p>
<p>2000’li yıllarla birlikte NATO ve ABD, Türk ordusuna dair düşmanlığı zirveye çıkartmıştır. Türkiye’nin milli benliğini bozmak, birliğini parçalamak adına öncelikle başat silahlı gücü olan ordusunu devre dışı bırakması gerekiyordu. İlk mesajını 1 Mart Tezkeresi’ne ‘’Hayır’’ diyen Türkiye’nin kahraman ordusunun başına çuval geçirerek verdi. </p>
<p>1999-2001 yılları döneminde yavaş yavaş ‘’Ergenekon adında terör örgütü var’’ yaygaraları koparılmaya başlandı. O günlerde bu girişime ilk dur diyen Vatan Partisi Genel Başkanı (o dönem İşçi Partisi) Doğu Perinçek oldu. “CIA, Ergenekon dedikodularını piyasaya sürüyor’’ diyerek bunun bir operasyon olduğunu ilan etti. </p>
<p>Yine o yıllarda halkta büyük bir hareketlenme vardı. Cumhuriyet mitingleriyle Türk milleti sokaklara inmişti. Ancak Gladyo daha o günlerde “Ordu Göreve’’ pankartları açtırarak provakasyon yapılmaya çalışılmıştı. Bunun başarısız olmasından sonra, Türkiye’yi bölmek adına tasarlanan çözüm sürecini de başlatabilmek için Ergenekon-Balyoz tertipleri için harekete geçildi. 2007 yılında başlayan süreç tam yedi yıl sürerek 2014 yılına kadar sürdü. Vatansever, Atatürkçü, milliyetçi, ABD ve NATO karşıtı tüm subaylar hapse atılmış, yerlerine getirilen NATO’cu subaylarla orduyu teslim alınmaya çalışılmıştı.</p>
<p>Ancak daha önceki gibi bu tertip de çöktü. Silivri’deki ve dışarıda onlar için mücadele eden milyonlar ile birlikte zindanlar yıkıldı, NATO/ABD başarısız oldu.</p>
<p>NATO ve ABD’nin Türk ordusu düşmanlığı hâlâ devam etmekte. En son hepimizin gündemine oturan Rand Corparation raporu ile Türk ordusu tecavüzcü, işgalci ve katliamcı ilan edilmiş, PKK’ya karşı verilen mücadele gayrimeşru sayılmıştı. </p>
<p>Elbette bu yazıda tüm düşmanlıklar ve tertipleri yazmamız mümkün değil. 70 yıldır içinde bulunduğumuz NATO, ABD’nin komutanlığında Türkiye’ye diz çöktürmek için her gün yeni bir plan daha üretiyor. Fakat artık tertip günleri bitti. Türk ordusu, milletiyle birlikte 15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle birlikte ABD ve NATO’ya karşı mücadele bayrağını daha da göndere çekti. </p>
<p>İttihat ve Terakki ile milli ordunun temelini atmış, Mustafa Kemal’in devrimi ile devrime bağlı, vatansever bir ordu yaratılmıştı. Ordu gençleştirilmiş ve modernleştirilmiş, günün koşullarına göre eğitim programları hazırlanmıştı. İşte tüm bunlar NATO’ya tersti. Çünkü emperyalizmin ‘sınırsız sömürü’ isteğinin önündeki en büyük engel olan devletin ortadan kaldırılması için öncelikte ‘silahlı gücü’ elinde bulunduran ordunun bertaraf edilmesi gerekliydi.</p>
<p>Türkiye artık bir yolun sonuna gelmiştir. O yolun sonu NATO’dan çıkışına doğru gidiyor. Zaten Türkiye’nin zorunlulukları da bunu getiriyor. Beşar Esad’la anlaşıp PKK’yı ortadan kaldırmak için, Doğu Akdeniz’deki tertipleri suya düşürmek için, Eşref Bitlisler, Gaffar Okkanların şehit düşmemesi için Türkiye NATO’dan çıkmalıdır. Çünkü NATO’dan çıkarsak ne darbe yaşarız ne Türk ordusu tertiplerle mücadele eder. </p>
<p> </p>
<p><strong>KAYNAKÇA:</strong></p>
<p>Em. Dnz. Kur. Alb. Bora Serdar, ABD’nin TCG Muavenet’i vurarak verdiği mesaj, Aydınlık, 3 Ekim 2018<br />Dolapçı, Ercan, Kanlı Suikastin Üzerinden 26 Yıl Geçti, Aydınlık, 16 Şubat 2019<br />Kunt, Samet, 28 Şubat’ın Hedefi, Aydınlık, 28 Şubat 2021<br />Ilıcak, Nazlı, Ergenekon &#8211; 1999, Sabah, 25 Nisan 2009<br />Üsküplü, Sedar, Küçük Amerika Sürecinin 70 Yılı, Teori Dergisi, Eylül ve Ekim, 2016<br />Koç, Serkan, The Gulen Belgeseli<br />Koç, Serkan, Türk &#8211; Amerikan Savaşı Belgeseli<br />Koç, Serkan, Fetullahçı Gladyo Belgeseli</p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/nato-dan-cikalim-yazi-dizisi-2-turk-ordusunun-bas-dusmani-nato-32088/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batının Çöküşüne Nasıl Şahit Olunur?</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/batinin-cokusune-nasil-sahit-olunur-31944</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/batinin-cokusune-nasil-sahit-olunur-31944#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yiğit Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Mar 2022 15:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/batinin-cokusune-nasil-sahit-olunur-31944</guid>

					<description><![CDATA[YAZAR Cumhuriyet’in onuncu yılı kutlamalarında Atatürk, kürsüden şu sözleri söylemişti: ‘’Yurdumuzu en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. (…) Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracağız.’’ Yeni kurulmuş ve arasız devrimlerle dünyayı hayretler içinde bırakan Türkiye, kültürel yozlaşmaya da savaş açmış, uygarlığın en yüksek seviyesini hedeflemişti. Doğu medeniyetinin tarihsel bilgi ve kültür birikiminden etkilenmiş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item writer">
<img decoding="async" onerror="onImgError(this)" class="writer-img" src="https://tgb.gen.tr/dosyalar/0/0/kucuk.jpg" alt=""><figcaption class="writer-name">
    <br />
                    <span class="writer-box">YAZAR</span><br />
    </figcaption></section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Cumhuriyet’in onuncu yılı kutlamalarında Atatürk, kürsüden şu sözleri söylemişti: ‘’Yurdumuzu en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. (…) Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracağız.’’ Yeni kurulmuş ve arasız devrimlerle dünyayı hayretler içinde bırakan Türkiye, kültürel yozlaşmaya da savaş açmış, uygarlığın en yüksek seviyesini hedeflemişti.</p>
<p>Doğu medeniyetinin tarihsel bilgi ve kültür birikiminden etkilenmiş olan Batı, Rönesans, Reform,  Aydınlanma Çağı ile birlikte 15. Yüzyıldan itibaren yükselen medeniyeti temsil etmeye başlamıştı. Lenin’in tarif ettiği 19. Yüzyıldaki emperyalizm çağına kadar da bu durum devam etmişti. Ancak emperyalizm çağı, Batı’yı gericileştirmiş, Doğu’da bağımsızlık savaşı veren milletler ise ilerici niteliğe sahip olmuştu. Yani yine Lenin’in tarif ettiği gibi yeni parola ‘’Gerici Avrupa, İlerici Asya’’ olmuştu.</p>
<p>Tarih, sınıfların savaşını bizlere öğreten yegane bilimdir. Yüzyıllar boyunca ilerici olan kuvvet her zaman gericiliğe karşı mücadele etmiş ve başardığı ölçüde ilericiliği devam etmiştir. Bugün de bu mücadele mazlum milletlerin başını çektiği Doğu’dan yükselmekte olduğunu görüyoruz. Batı’nın en gerici kuvvetini temsil eden ABD ve NATO, girdiği her yerde peş peşe ağır mağlubiyetler alarak kaybetmeye devam ediyor. Afganistan’dan, Suriye’den, Irak’tan çekilmeye başlaması; Türkiye başta olmak üzere tüm Doğu’da hegemonyasının kırılmaya başlaması ve Çin, Rusya, İran, Türkiye gibi ülkelerin ‘’çok kutuplu’’ önderliği bunun en önemli kanıtları olmakta. Ve en önemlisi, kaybederken çürüyen uygarlık, kokuşmaya başladı.</p>
<p><strong>Batı’nın 2022’ye Çürük Kokarak Girmesi</strong></p>
<p>2021 yılı sonları ve 2022 yılının başlarında Karadeniz’de gündem sıcaktı. ABD hem Yunanistan’a hem de Ukrayna’ya yüzlerce araçlık askeri yığınak yapmaya başlamıştı. Bunlar gerçekleşirken NATO da destek vermiş, olası bir Rus tehlikesine karşı önlem amaçlı olduğunu vurgulamıştı. Ocak 2022 tarihinden itibaren de ABD’nin sözcüleri sürekli, ‘’Rusya her an savaş açabilir’’ yaygarası koparıyor, Rusya ise olası savaş durumunda ilk kurşunu atmayacaklarını söyleyip sürekli olarak ‘’Rusya’nın sınırında bir ABD yığınağının olmasına izin vermeyeceğini’’ belirtiyordu.</p>
<p>Önceleri Kırım meselesi üzerinden çıkan sorunlar, aslında Ukrayna Devleti’nin özellikle 2014 yılından beri çeşitli neo-nazi gruplara destek verip, silahlanmalarını sağlayarak Rusya sınırında yaratılan terör olaylarına dayanıyordu. Yıllardır süren bu çatışmaların nihayetinde, Rusya’nın da uyarılarına aldırmayan Ukrayna’ya karşı Putin askeri operasyon başlattı ve sınırını ABD-NATO çevrelemesine karşı savunmaya başladı. İşte bu andan itibaren tekrardan Batı’nın çürük kokusu burnumuza gelmeye başlıyor.</p>
<p>Askeri harekatın başlamasıyla birlikte Batı’dan sesler yükselmeye başladı. Putin, önce Hitler ile bir tutulup faşist ilan edildi sonra yaptıkları, ‘’Stalin’in zulmü’’ olarak nitelendirildi. Batı’ya göre Rusya, masum Ukrayna’ya emperyalist amaçlarla saldırıyordu. Ancak sürecin ilerleyen günlerinde gördük ki, durumlar tam tersi.</p>
<p>Atlantik kanadı Ukrayna’ya karşı yapılan bu askeri operasyonu, ‘’savaş’’ olarak adlandırmış ve savaş çığırtkanlığına soyunmuştu. ‘’Rus İşgali Başladı’’ başlıkları atan çeşitli basın kuruluşları ise tüm dünyada kamuoyu yaratmaya çalışıyordu. Bu yaygara, haber muhabirleri ve spikerlerin söylemleri ile de pekiştirilip sözde insanı merkeze koyan vurgular yapılıyordu.</p>
<p>Hümanizmin doğduğu Avrupa’nın, baştan aşağıya ırkçılığa, insan düşmanlığına soyunduğunu görüyoruz. Hatta bunu ‘’herkes için barış, ne olursa olsun barış’’ sloganlarıyla yapmaları, hümanizmi suiistimal ettiklerinin en büyük kanıtı olmakta. ABD merkezli CBS NEWS muhabiri Charlie D&#8217;Agata, canlı yayında, &#8220;Burası on yıllardır kaosla yaşayan Irak veya Afganistan değil. Burası böyle şeyleri görmeyi hiç ummadığınız medeni Avrupalılara has bir kent&#8221; ifadelerini kullandı. Yine ABD&#8217;li NBC muhabiri Kelly Cobiella, &#8220;Bunlar Suriye&#8217;den gelen mülteciler değil. Bunlar Hıristiyanlar, beyazlar. Polonya&#8217;da yaşayan insanlara çok benziyorlar&#8221; dedi.</p>
<p>Sadece ABD değil, Atlantik’in öncü ülkelerinin haber kanalları da benzer ifadeler kullanıyordu: İngiltere merkezli ITV News muhabiri Lucy Watson da, bir tren istasyonundan yaptığı yayında &#8220;Ukraynalıların başlarına düşünülemez bir şey geldi. Burası gelişmekte olan bir üçüncü dünya ülkesi değil, burası Avrupa&#8221; ifadesini kullandı. Fransız Gazeteci Ulysse Gosset ise Fransız TV kanalı BFM&#8217;de “uzman” olarak konuşurken, &#8220;21. yüzyıldayız, bir Avrupa şehrindeyiz ve sanki Irak&#8217;ta ya da Afganistan&#8217;daymışız gibi seyir füzesi ateşi var, hayal edebiliyor musunuz!&#8221; ifadeleriyle &#8216;şaşkınlığını&#8217; dile getirdi.</p>
<p>Ukrayna&#8217;nın eski Başsavcı Yardımcısı David Sakvarelidze BBC&#8217;nin canlı yayınında “duyarlılığını” şöyle ifade etti: &#8220;Her gün sarı saçlı ve mavi gözlü Avrupalı insanların ve çocukların Putin&#8217;in füzeleriyle, helikopterleriyle ve roketleriyle öldürüldüğünü görüyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Dünyayı Doğu’nun Hümanizmi Kurtaracak</strong></p>
<p>Dünya tarihinde görüyoruz ki, ya savaşlar devrimlere yol açar ya da devrimler savaşları önler. Bugün Avrasya coğrafyasına baktığımız zaman bir devrim sürecinde olunduğunu söylemek yanlış olmaz. Tüm mazlum milletler emperyalizme karşı ayaklanmış, bağımsızlıkları için savaşıyor, devrime doğru yürüyorlar. Ancak bu devrimler, insanı merkeze almadan, refahı ve mutluluğu sağlamadan devam edemeyecektir. 21. Yüzyılın hümanizmi, emperyalizmle mücadeleden besleniyor.</p>
<p>Atlantik sistemi, Ukrayna meselesinde insanı merkeze almadığını gösterdi. Suriye’de PYD ile savaştan kaçıp Avrupa ülkelerine sığınmaya çalışan mültecilere sınır kapılarını açmayan, kaçak geçmeye çalışanların botlarını batıran sistem, aslında kendisini batırmıştı. Çünkü onlar geri kalmış üçüncü dünya ülkesi vatandaşlarıydı. Ukraynalılar gibi sarı saçları ve mavi gözleri yoktu. Dolayısıyla yaşamaya hakları da yoktu.</p>
<p>ABD’nin bir diğer ileri karakolu olan Yunanistan ise, Ocak ayının soğuğunda mültecileri sınırdan geçirmeyip sınır kapısı önünde donarak can vermelerine göz yummuşken, Ukrayna’daki savaştan kaçan mültecileri seve seve kabul edebileceğini bildirdi. Peki bu ırkçılık değil de nedir? Bu tavrın hangi insanlıkla bağı olabilir?</p>
<p>Başka bir örnek daha verelim. 1 Mart günü kandil dolayısıyla işgalci İsrail’in silahlı kuvvetleri Filistin’de yeni bir katliama imza attılar. Ancak o ‘’insana değer veren’’ Batılılar Filistin için seslerini çıkarmadılar. Çünkü onların gözünde üçüncü dünya ülkeleri, geri kalmış Ortadoğu ülkelerinde savaşlar, kan dökülmeleri normaldi. Bu tür olayların Batı’da yeri yoktu.</p>
<p>Avusturya’da Rus asıllı senfoni orkestra şefinin görevden alınması, bisiklet sporu ile uğraşan Rusların maçlarının iptal edilmesi, FIFA’nın Rusya’da oynanacak maçları iptal etmesi, Rus sinemasına ait filmlerin Avrupa’da vizyondan kaldırılması ve Batman gibi filmlerin Rusya’da izletilmeme kararının alınması gibi yaptırımmış gibi görünen ama aslında içinde ırkçılığı barındıran faaliyetler, işin iç yüzünü göstermekte.</p>
<p>Tekrar görmekteyiz ki, Batı kendi çürümüşlüğüne batmış bir şekilde yok olmaya mahkum bir vaziyette. Irkçılıkla, 20. Yüzyılın faşist anlayışıyla, emperyalist çıkarlarla dünyaya bakmanın sonu, insan için mücadele edenlerin zaferini görmek olacaktır. İşte Avrasya’da yükselen uygarlık, tam da bunun üzerine kurulmakta. Yeni bir çağ açılıyor, Asya’da bağımsızlık mücadeleleri sürüyor. Dünya yeni konumuna geçerken gözlerimizin önünde çürümeye devam eden Atlantik sistemi son çırpınışlarda bulunuyor.</p>
<p>Ancak müsterih oluyoruz. Çünkü insanlığı bu çürümüş sistem içinden Doğu’nun insanı merkeze koyan, tam bağımsızlıkçı mücadelesi kurtaracak.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong>Yiğit Çınar</strong><br /><strong> TGB İstanbul İl Sekreteri, GYK Üyesi</strong></p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Cumhuriyet’in onuncu yılı kutlamalarında Atatürk, kürsüden şu sözleri söylemişti: ‘’Yurdumuzu en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. (…) Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracağız.’’ Yeni kurulmuş ve arasız devrimlerle dünyayı hayretler içinde bırakan Türkiye, kültürel yozlaşmaya da savaş açmış, uygarlığın en yüksek seviyesini hedeflemişti.</p>
<p>Doğu medeniyetinin tarihsel bilgi ve kültür birikiminden etkilenmiş olan Batı, Rönesans, Reform,  Aydınlanma Çağı ile birlikte 15. Yüzyıldan itibaren yükselen medeniyeti temsil etmeye başlamıştı. Lenin’in tarif ettiği 19. Yüzyıldaki emperyalizm çağına kadar da bu durum devam etmişti. Ancak emperyalizm çağı, Batı’yı gericileştirmiş, Doğu’da bağımsızlık savaşı veren milletler ise ilerici niteliğe sahip olmuştu. Yani yine Lenin’in tarif ettiği gibi yeni parola ‘’Gerici Avrupa, İlerici Asya’’ olmuştu.</p>
<p>Tarih, sınıfların savaşını bizlere öğreten yegane bilimdir. Yüzyıllar boyunca ilerici olan kuvvet her zaman gericiliğe karşı mücadele etmiş ve başardığı ölçüde ilericiliği devam etmiştir. Bugün de bu mücadele mazlum milletlerin başını çektiği Doğu’dan yükselmekte olduğunu görüyoruz. Batı’nın en gerici kuvvetini temsil eden ABD ve NATO, girdiği her yerde peş peşe ağır mağlubiyetler alarak kaybetmeye devam ediyor. Afganistan’dan, Suriye’den, Irak’tan çekilmeye başlaması; Türkiye başta olmak üzere tüm Doğu’da hegemonyasının kırılmaya başlaması ve Çin, Rusya, İran, Türkiye gibi ülkelerin ‘’çok kutuplu’’ önderliği bunun en önemli kanıtları olmakta. Ve en önemlisi, kaybederken çürüyen uygarlık, kokuşmaya başladı.</p>
<p><strong>Batı’nın 2022’ye Çürük Kokarak Girmesi</strong></p>
<p>2021 yılı sonları ve 2022 yılının başlarında Karadeniz’de gündem sıcaktı. ABD hem Yunanistan’a hem de Ukrayna’ya yüzlerce araçlık askeri yığınak yapmaya başlamıştı. Bunlar gerçekleşirken NATO da destek vermiş, olası bir Rus tehlikesine karşı önlem amaçlı olduğunu vurgulamıştı. Ocak 2022 tarihinden itibaren de ABD’nin sözcüleri sürekli, ‘’Rusya her an savaş açabilir’’ yaygarası koparıyor, Rusya ise olası savaş durumunda ilk kurşunu atmayacaklarını söyleyip sürekli olarak ‘’Rusya’nın sınırında bir ABD yığınağının olmasına izin vermeyeceğini’’ belirtiyordu.</p>
<p>Önceleri Kırım meselesi üzerinden çıkan sorunlar, aslında Ukrayna Devleti’nin özellikle 2014 yılından beri çeşitli neo-nazi gruplara destek verip, silahlanmalarını sağlayarak Rusya sınırında yaratılan terör olaylarına dayanıyordu. Yıllardır süren bu çatışmaların nihayetinde, Rusya’nın da uyarılarına aldırmayan Ukrayna’ya karşı Putin askeri operasyon başlattı ve sınırını ABD-NATO çevrelemesine karşı savunmaya başladı. İşte bu andan itibaren tekrardan Batı’nın çürük kokusu burnumuza gelmeye başlıyor.</p>
<p>Askeri harekatın başlamasıyla birlikte Batı’dan sesler yükselmeye başladı. Putin, önce Hitler ile bir tutulup faşist ilan edildi sonra yaptıkları, ‘’Stalin’in zulmü’’ olarak nitelendirildi. Batı’ya göre Rusya, masum Ukrayna’ya emperyalist amaçlarla saldırıyordu. Ancak sürecin ilerleyen günlerinde gördük ki, durumlar tam tersi.</p>
<p>Atlantik kanadı Ukrayna’ya karşı yapılan bu askeri operasyonu, ‘’savaş’’ olarak adlandırmış ve savaş çığırtkanlığına soyunmuştu. ‘’Rus İşgali Başladı’’ başlıkları atan çeşitli basın kuruluşları ise tüm dünyada kamuoyu yaratmaya çalışıyordu. Bu yaygara, haber muhabirleri ve spikerlerin söylemleri ile de pekiştirilip sözde insanı merkeze koyan vurgular yapılıyordu.</p>
<p>Hümanizmin doğduğu Avrupa’nın, baştan aşağıya ırkçılığa, insan düşmanlığına soyunduğunu görüyoruz. Hatta bunu ‘’herkes için barış, ne olursa olsun barış’’ sloganlarıyla yapmaları, hümanizmi suiistimal ettiklerinin en büyük kanıtı olmakta. ABD merkezli CBS NEWS muhabiri Charlie D&#8217;Agata, canlı yayında, &#8220;Burası on yıllardır kaosla yaşayan Irak veya Afganistan değil. Burası böyle şeyleri görmeyi hiç ummadığınız medeni Avrupalılara has bir kent&#8221; ifadelerini kullandı. Yine ABD&#8217;li NBC muhabiri Kelly Cobiella, &#8220;Bunlar Suriye&#8217;den gelen mülteciler değil. Bunlar Hıristiyanlar, beyazlar. Polonya&#8217;da yaşayan insanlara çok benziyorlar&#8221; dedi.</p>
<p>Sadece ABD değil, Atlantik’in öncü ülkelerinin haber kanalları da benzer ifadeler kullanıyordu: İngiltere merkezli ITV News muhabiri Lucy Watson da, bir tren istasyonundan yaptığı yayında &#8220;Ukraynalıların başlarına düşünülemez bir şey geldi. Burası gelişmekte olan bir üçüncü dünya ülkesi değil, burası Avrupa&#8221; ifadesini kullandı. Fransız Gazeteci Ulysse Gosset ise Fransız TV kanalı BFM&#8217;de “uzman” olarak konuşurken, &#8220;21. yüzyıldayız, bir Avrupa şehrindeyiz ve sanki Irak&#8217;ta ya da Afganistan&#8217;daymışız gibi seyir füzesi ateşi var, hayal edebiliyor musunuz!&#8221; ifadeleriyle &#8216;şaşkınlığını&#8217; dile getirdi.</p>
<p>Ukrayna&#8217;nın eski Başsavcı Yardımcısı David Sakvarelidze BBC&#8217;nin canlı yayınında “duyarlılığını” şöyle ifade etti: &#8220;Her gün sarı saçlı ve mavi gözlü Avrupalı insanların ve çocukların Putin&#8217;in füzeleriyle, helikopterleriyle ve roketleriyle öldürüldüğünü görüyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Dünyayı Doğu’nun Hümanizmi Kurtaracak</strong></p>
<p>Dünya tarihinde görüyoruz ki, ya savaşlar devrimlere yol açar ya da devrimler savaşları önler. Bugün Avrasya coğrafyasına baktığımız zaman bir devrim sürecinde olunduğunu söylemek yanlış olmaz. Tüm mazlum milletler emperyalizme karşı ayaklanmış, bağımsızlıkları için savaşıyor, devrime doğru yürüyorlar. Ancak bu devrimler, insanı merkeze almadan, refahı ve mutluluğu sağlamadan devam edemeyecektir. 21. Yüzyılın hümanizmi, emperyalizmle mücadeleden besleniyor.</p>
<p>Atlantik sistemi, Ukrayna meselesinde insanı merkeze almadığını gösterdi. Suriye’de PYD ile savaştan kaçıp Avrupa ülkelerine sığınmaya çalışan mültecilere sınır kapılarını açmayan, kaçak geçmeye çalışanların botlarını batıran sistem, aslında kendisini batırmıştı. Çünkü onlar geri kalmış üçüncü dünya ülkesi vatandaşlarıydı. Ukraynalılar gibi sarı saçları ve mavi gözleri yoktu. Dolayısıyla yaşamaya hakları da yoktu.</p>
<p>ABD’nin bir diğer ileri karakolu olan Yunanistan ise, Ocak ayının soğuğunda mültecileri sınırdan geçirmeyip sınır kapısı önünde donarak can vermelerine göz yummuşken, Ukrayna’daki savaştan kaçan mültecileri seve seve kabul edebileceğini bildirdi. Peki bu ırkçılık değil de nedir? Bu tavrın hangi insanlıkla bağı olabilir?</p>
<p>Başka bir örnek daha verelim. 1 Mart günü kandil dolayısıyla işgalci İsrail’in silahlı kuvvetleri Filistin’de yeni bir katliama imza attılar. Ancak o ‘’insana değer veren’’ Batılılar Filistin için seslerini çıkarmadılar. Çünkü onların gözünde üçüncü dünya ülkeleri, geri kalmış Ortadoğu ülkelerinde savaşlar, kan dökülmeleri normaldi. Bu tür olayların Batı’da yeri yoktu.</p>
<p>Avusturya’da Rus asıllı senfoni orkestra şefinin görevden alınması, bisiklet sporu ile uğraşan Rusların maçlarının iptal edilmesi, FIFA’nın Rusya’da oynanacak maçları iptal etmesi, Rus sinemasına ait filmlerin Avrupa’da vizyondan kaldırılması ve Batman gibi filmlerin Rusya’da izletilmeme kararının alınması gibi yaptırımmış gibi görünen ama aslında içinde ırkçılığı barındıran faaliyetler, işin iç yüzünü göstermekte.</p>
<p>Tekrar görmekteyiz ki, Batı kendi çürümüşlüğüne batmış bir şekilde yok olmaya mahkum bir vaziyette. Irkçılıkla, 20. Yüzyılın faşist anlayışıyla, emperyalist çıkarlarla dünyaya bakmanın sonu, insan için mücadele edenlerin zaferini görmek olacaktır. İşte Avrasya’da yükselen uygarlık, tam da bunun üzerine kurulmakta. Yeni bir çağ açılıyor, Asya’da bağımsızlık mücadeleleri sürüyor. Dünya yeni konumuna geçerken gözlerimizin önünde çürümeye devam eden Atlantik sistemi son çırpınışlarda bulunuyor.</p>
<p>Ancak müsterih oluyoruz. Çünkü insanlığı bu çürümüş sistem içinden Doğu’nun insanı merkeze koyan, tam bağımsızlıkçı mücadelesi kurtaracak.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong>Yiğit Çınar</strong><br /><strong> TGB İstanbul İl Sekreteri, GYK Üyesi</strong></p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/batinin-cokusune-nasil-sahit-olunur-31944/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihimizin Aynası Toplumcu Şiir</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/tarihimizin-aynasi-toplumcu-siir-31719</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/tarihimizin-aynasi-toplumcu-siir-31719#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yiğit Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Oct 2021 15:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/tarihimizin-aynasi-toplumcu-siir-31719</guid>

					<description><![CDATA[Edebiyat&#305;, yaz&#305;n&#305;n icad&#305;ndan bu yana insan&#305;n en &#231;ok beslendi&#287;i ve besledi&#287;i sanat dallar&#305;ndan biri olarak g&#246;rebiliriz. Bir kavmin, milletin, devletin tarihini &#246;&#287;rendi&#287;imiz, genel &#231;er&#231;evede lirik yap&#305;ya sahip olan edebi eserler bizlere bir&#231;ok konuda &#246;&#287;retici olmakta. &#214;zellikle milletler, ya&#351;ad&#305;&#287;&#305; olaylar&#305; gelecek nesle aktar&#305;rken edebiyata &#231;ok s&#305;k ba&#351;vururlar. Tarihe bakt&#305;&#287;&#305;m&#305;zda, bir&#231;ok kayna&#287;&#305;n (&#246;rne&#287;in Orhun Kitabeleri, Dede Korkut [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Edebiyat&#305;, yaz&#305;n&#305;n icad&#305;ndan bu yana insan&#305;n en &ccedil;ok beslendi&#287;i ve besledi&#287;i sanat dallar&#305;ndan biri olarak g&ouml;rebiliriz. Bir kavmin, milletin, devletin tarihini &ouml;&#287;rendi&#287;imiz, genel &ccedil;er&ccedil;evede lirik yap&#305;ya sahip olan edebi eserler bizlere bir&ccedil;ok konuda &ouml;&#287;retici olmakta.</p>
<p>&Ouml;zellikle milletler, ya&#351;ad&#305;&#287;&#305; olaylar&#305; gelecek nesle aktar&#305;rken edebiyata &ccedil;ok s&#305;k ba&#351;vururlar. Tarihe bakt&#305;&#287;&#305;m&#305;zda, bir&ccedil;ok kayna&#287;&#305;n (&ouml;rne&#287;in Orhun Kitabeleri, Dede Korkut Hikayeleri, Kutadgu Bilig gibi) asl&#305;nda ba&#351;tan a&#351;a&#287;&#305; edebi bir dille yaz&#305;ld&#305;&#287;&#305;n&#305; g&ouml;rmekteyiz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; edebiyat, bize anlatt&#305;&#287;&#305; tarihi ya da g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml; i&ccedil;imizde ya&#351;at&#305;rken ayn&#305; zamanda insanl&#305;k tarihinin s&#305;n&#305;fsal &ccedil;eli&#351;kilerini g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne sermekte ve o &ccedil;eli&#351;kilerin m&uuml;cadelesini anlatmakta.</p>
<p>T&uuml;rk tarihine bakt&#305;&#287;&#305;m&#305;zda, &ouml;zellikle &#351;iir &ccedil;ok &ouml;nemli bir yer tutmaktad&#305;r. As&#305;rlar boyunca &ouml;nce hece sonra aruz ile yazan &#351;airler en &ccedil;ok T&uuml;rk tarihinden ilham alm&#305;&#351;, hem destans&#305; hikayeler anlatm&#305;&#351; hem de k&ouml;t&uuml; olaylardan ders &ccedil;&#305;kararak yeni yollar g&ouml;stermi&#351;lerdir. Orhun Kitabeleri &Ccedil;in ile verilen m&uuml;cadeleyi, Kutadgu Bilig nas&#305;l daha adil ve ba&#351;ar&#305;l&#305; bir h&uuml;k&uuml;mdar olunaca&#287;&#305;n&#305;, Dede Korkut Hikayeleri T&uuml;rk t&ouml;resi ve devlet gelene&#287;ine dair bilgiler vermektedir.</p>
<p>Elbette bu sayd&#305;&#287;&#305;m&#305;z eserlerin ortak bir paydas&#305; var: Ayaklar&#305;n&#305; bast&#305;klar&#305; topraktan, i&ccedil;inden &ccedil;&#305;kt&#305;klar&#305; toplumdan beslenmek. Bu ortak payda o d&ouml;nem yaz&#305;lan eserlerin temel &ouml;zelli&#287;idir. Do&#287;rusuyla yanl&#305;&#351;&#305;yla, yengiler ve kay&#305;plarla, gelece&#287;e aktar&#305;lacak her &#351;ey kendileri olmaktad&#305;r.</p>
<p><strong>Cumhuriyet &#350;iirine Kalan Miras</strong></p>
<p>1914-1922 y&#305;llar&#305; aras&#305;nda 8 y&#305;ll&#305;k bir s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;inde verilen &#304;stiklal Harbi, T&uuml;rk milletinin kazanm&#305;&#351; oldu&#287;u en kritik zaferlerdir. Kad&#305;n&#305;yla erke&#287;iyle, genciyle ya&#351;l&#305;s&#305;yla topyekun &#351;ekilde verilen sava&#351;&#305;n edebiyata yans&#305;mas&#305; da benzer olmu&#351;tur. Yakup Kadri, Halide Edip gibi isimlerin yaz&#305;lar&#305;, d&ouml;nemin ruhunu hissetmek a&ccedil;&#305;s&#305;ndan &ccedil;ok &ouml;nemli eserlerdir.</p>
<p>&#304;stiklal Harbi ile birlikte T&uuml;rk milleti ba&#287;&#305;ms&#305;zl&#305;&#287;&#305;n&#305; kazanm&#305;&#351;t&#305;, evet. Ancak sadece siyasi ve iktisadi bir ba&#287;&#305;ms&#305;zl&#305;k kazanmam&#305;&#351;t&#305;. Ayn&#305; zamanda Bat&#305; taklit&ccedil;ili&#287;inden kopma yolunda devrimci bir ad&#305;m atm&#305;&#351;, &ccedil;a&#287;da&#351; uygarl&#305;&#287;a ula&#351;ma hedefini kendi dinamiklerine yaslanarak yapma g&ouml;revini &ouml;n&uuml;ne koymu&#351;tu. Bunu edebiyat ba&#351;ta olmak &uuml;zere T&uuml;rk &#351;iirinde de ba&#351;ar&#305;yordu.</p>
<p>&Ouml;zellikle Osmanl&#305; Devleti&rsquo;nde &#351;iir esasen iki farkl&#305; yolda ilerliyordu. Biri sadece sarayl&#305;lar i&ccedil;in yaz&#305;lan, genellikle methiye a&#287;&#305;rl&#305;kl&#305; &#351;iirler olmakla beraber di&#287;eri ise Anadolu&rsquo;da &ouml;zellikle ozanlar taraf&#305;ndan yaz&#305;lan ve hatta bestelenen &#351;iirlerdir. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal gibi isimler hem i&ccedil;inde bulunduklar&#305; sisteme kar&#351;&#305; tav&#305;r alm&#305;&#351;lar hem de bulunduklar&#305; toplumun iyi taraflar&#305;n&#305; ve sorunlar&#305;n&#305; birlikte aktarm&#305;&#351;lard&#305;r. Bu sorunlar&#305;n k&ouml;keni ile birlikte &ccedil;&ouml;z&uuml;mler de &uuml;retilmi&#351;tir.</p>
<p>Kemalist Devrim, kazand&#305;&#287;&#305; silahl&#305; sava&#351;&#305;n yan&#305;nda edebi zaferleri de kazanmak istedi&#287;i i&ccedil;in s&#305;rt&#305;n&#305; Anadolu miras&#305;na dayam&#305;&#351; ve T&uuml;rk milletinin ba&#287;r&#305;ndan &ccedil;&#305;kan k&uuml;lt&uuml;r ile y&uuml;kselmi&#351;tir. &Ouml;zellikle sava&#351;&#305;n hararetini anlatan eserler ve onlar&#305;n devam&#305; olanlar bu vurgular i&ccedil;inde ilerlemi&#351;tir.</p>
<p>Cumhuriyet idaresi T&uuml;rkiye&rsquo;de oturmaya ba&#351;lad&#305;&#287;&#305; s&uuml;re&ccedil;le birlikte toplumcu &#351;iirin de y&uuml;kseldi&#287;ini g&ouml;r&uuml;yoruz. Hem tarihsel mirasa sahip &ccedil;&#305;k&#305;p hem de s&#305;n&#305;fsal &ccedil;eli&#351;kilere kar&#351;&#305; koyan &#351;iirler T&uuml;rk toplumunca da g&ouml;zde olmaya ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;r. Birka&ccedil; &ouml;rnek ile inceleyelim:</p>
<p>Toplumcu &#351;airler denildi&#287;inde ilk akla gelen isimlerden olan R&#305;fat Ilgaz, gerek d&uuml;z yaz&#305; gerekse &#351;iirlerini halk&#305; merkeze yerle&#351;tirmi&#351; ve halk i&ccedil;in halka dair yazm&#305;&#351;t&#305;r. Halk&#305;n iste&#287;i onun i&ccedil;in hep umuttur, yar&#305;nlard&#305;r. Ilgaz, yar&#305;nlar&#305;n ayd&#305;nl&#305;k olabilmesinin ancak umutla olaca&#287;&#305;n&#305; iyi bilmektedir:</p>
<p>&#8220;Silinmesin y&uuml;z&uuml;ndeki ayd&#305;nl&#305;k,<br />Bize b&#305;rak ac&#305;s&#305;n&#305; gidenlerin<br />Sen kalanlar i&ccedil;in ya&#351;a!<br />Bir kalbimiz var ki &ouml;ylesine,<br />Nab&#305;zlar&#305;m&#305;z tan&#305;k<br />Bakma soluklu&#287;una benzimizin<br />&Ccedil;&#305;kmayan canda umut!&#8221;</p>
<p>Yukar&#305;da da belirtti&#287;imiz &uuml;zere, Cumhuriyet &#351;iiri s&#305;rt&#305;n&#305; Anadolu k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne yaslam&#305;&#351; ve o birikim ile yeni eserler vermi&#351;tir. &#304;&#351;te bunun en g&uuml;zel &ouml;rneklerinden birini Ahmed Arif olmu&#351;tur. Hasretinden Prangalar Eskittim adl&#305; kitab&#305;ndan bir &#351;iirini &ouml;rnek olarak verelim:</p>
<p>&#8220;Nas&#305;l severim bir bilsen, <br />K&ouml;ro&#287;lunu,<br />Karay&#305;lan&#305;,<br />Me&ccedil;hul Askeri&hellip;<br />Sonra Pir Sultan&#305; ve Bedrettini<br />Sonra kalem yazmaz,<br />Bir nice sevda&hellip;<br />Bir bilsen,<br />Onlar beni nas&#305;l severdi.<br />Bir bilsen, Urfa&rsquo;da kur&#351;un atan&#305;,<br />Minareden, barikattan,<br />Selvi dal&#305;ndan,<br />&Ouml;l&uuml;me nas&#305;l g&uuml;lerdi.<br />Bilmeni mutlak isterim,<br />Duyuyor musun?&#8221;</p>
<p>Bir di&#287;er &ouml;nemli &#351;airimiz Aziz Nesin, &ouml;zellikle s&#305;n&#305;fsal &ccedil;eli&#351;kileri g&uuml;n y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;&#305;karan, okurun hem zihnine hem de ruhuna kaz&#305;nan &uuml;slubuyla T&uuml;rk edebiyat&#305;nda yerini almaktad&#305;r. Mazlumun zalim ile sava&#351;&#305;n&#305; hem nesirde hem de naz&#305;mda &ccedil;ok g&uuml;zel i&#351;leyen Nesin&rsquo;in dizlerinden okuyal&#305;m:</p>
<p>&#8220;Sultan Palamut tilki mi tikli,<br />Ozan&rsquo;a ba&#351;e&#287;diremez mi sanki&hellip;<br />Konuk diye &ccedil;a&#287;&#305;rd&#305; saray&#305;na, <br />Ozan&#305; tavlamak i&ccedil;in.<br />Ama Ozan t&#305;nmad&#305;.<br />Ne tuzaklar kurdu, ne tuzaklar&hellip;<br />Ozan&rsquo;&#305; avlamak i&ccedil;in.<br />Ama ozan zokalar&#305; yutmad&#305;.<br />Sonra ba&#351;lad&#305; t&uuml;rl&uuml; bask&#305;lar:<br />Sorgular, yarg&#305;lar, s&uuml;rg&uuml;nler zindanlar filan&hellip;&#8221;</p>
<p>Kemalizm ile yeti&#351;mi&#351;, T&uuml;rk milletinin gelenekleriyle yo&#287;urulmu&#351; Attila &#304;lhan ise, b&uuml;y&uuml;k bir memleket sevdal&#305;s&#305; olarak kar&#351;&#305;m&#305;za &ccedil;&#305;kmaktad&#305;r. Bast&#305;&#287;&#305; yerlere kar&#351;&#305; sorumlu oldu&#287;unu, i&ccedil;ine &ccedil;ekti&#287;i &#8220;Memleket Havas&#305;&#8221;n&#305; i&#351;te &#351;u dizelerle bize aktar&#305;yor:</p>
<p>&#8220;Bu bizim g&ouml;kler gibisi hi&ccedil;bir da&#287;da &ccedil;at&#305;lmam&#305;&#351;t&#305;r<br />Y&#305;ld&#305;zlar&#305;m&#305;z&#305;n titremesi y&uuml;re&#287;ine deprem indirir<br />Hi&ccedil;bir yerde bu denize bu kadar tuz kat&#305;lmam&#305;&#351;t&#305;r<br />Topraktan sa&#287;d&#305;&#287;&#305;m&#305;z pekmez g&uuml;ne&#351;in bat&#305;&#351;&#305; d&ouml;nd&uuml;r&uuml;r.&#8221;</p>
<p>Tabii ki tek memleket sevdal&#305;s&#305; &#351;airimiz Attila &#304;lhan de&#287;il. Toplumcu &#350;iirin t&uuml;m &ouml;nc&uuml;leri vatan&#305;na sonuna kadar ba&#287;l&#305; ve savunmay&#305; bilen &ouml;nc&uuml;lerimizdir. &#304;&#351;te bunlardan bir tanesi de Naz&#305;m Hikmet&rsquo;tir. Her ne kadar &uuml;lkesinde kovu&#351;turmalar, yakalamalar, cezalar ya&#351;asa da o yine T&uuml;rkiye sevdal&#305;s&#305; olmaya, Kemalist Devrim&rsquo;in miras&ccedil;&#305;s&#305; olmaya ve bu miras&#305;n kar&#351;&#305;s&#305;nda duranlara meydan okumaya devam etmi&#351;tir:</p>
<p>&#8220;Vatan sevgisi mi bu hergelelerde?<br />Hangi vatan sevgisi?<br />Sandalya, depo, fabrika, &ccedil;iftlik, apartman sevgisi.<br />M&uuml;lk&uuml;n&uuml; sermayesini al<br />sandalyas&#305;n&#305; &ccedil;ek alt&#305;ndan,<br />heriflerde d&uuml;&#351;man topra&#287;&#305; olur vatan.&#8221;</p>
<p>Elbette bunlar sadece verdi&#287;imiz birka&ccedil; &ouml;rnekten ibaret. Toplumcu &#351;airlerimiz ve onlar&#305;n eserlerini bu yaz&#305;ya s&#305;&#287;d&#305;ramaz, ciltlerce kitapta toplar&#305;z. Ancak buradaki &ouml;rneklerden de anla&#351;&#305;laca&#287;&#305; &uuml;zere toplumcu &#351;iirin &ouml;z&uuml;nde bast&#305;&#287;&#305;m&#305;z topraktan yeti&#351;me oldu&#287;unu anl&#305;yoruz. Bu topraklarda yeti&#351;en, kendi k&uuml;lt&uuml;r&uuml; ve tarihi ile beslenen &#351;airlerimiz yine toplumun &ouml;n&uuml;ndeki sorunlar&#305; a&#351;mak i&ccedil;in bize yol g&ouml;steriyor, &ouml;nc&uuml; oluyorlar. Birileri &ccedil;&#305;ks&#305;n, yaps&#305;n demeyip ilerici ad&#305;mlar at&#305;yorlar. Tabii ki bunlar&#305; yaparken umut dolu fikirlerle yap&#305;yorlar. Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n dedi&#287;i gibi, &lsquo;&rsquo;Umutsuz durum yoktur, umutsuz insan vard&#305;r.&rsquo;&rsquo; Dolay&#305;s&#305;yla topluma umut a&#351;&#305;lamak, herkesten &ouml;nce onlar&#305;n g&ouml;revidir.</p>
<p>En nihayetinde tamamen ger&ccedil;eklere dayanan toplumcu &#351;iirimiz, ayaklar&#305; yere basmayan fikirlerle de&#287;il milletin somut ger&ccedil;ekliklerine dayanarak &#305;&#351;&#305;k olma vazifesini &uuml;stleniyorlar. Bu topraklar Pir Sultanlar&#305;, Yunus Emreleri &ccedil;&#305;kard&#305;, yetmedi Naz&#305;mlar&#305;, R&#305;fatlar&#305;, Azizleri ve daha nicelerini &ccedil;&#305;kard&#305;, &ccedil;&#305;karmaya da devam edecek.</p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Edebiyat&#305;, yaz&#305;n&#305;n icad&#305;ndan bu yana insan&#305;n en &ccedil;ok beslendi&#287;i ve besledi&#287;i sanat dallar&#305;ndan biri olarak g&ouml;rebiliriz. Bir kavmin, milletin, devletin tarihini &ouml;&#287;rendi&#287;imiz, genel &ccedil;er&ccedil;evede lirik yap&#305;ya sahip olan edebi eserler bizlere bir&ccedil;ok konuda &ouml;&#287;retici olmakta.</p>
<p>&Ouml;zellikle milletler, ya&#351;ad&#305;&#287;&#305; olaylar&#305; gelecek nesle aktar&#305;rken edebiyata &ccedil;ok s&#305;k ba&#351;vururlar. Tarihe bakt&#305;&#287;&#305;m&#305;zda, bir&ccedil;ok kayna&#287;&#305;n (&ouml;rne&#287;in Orhun Kitabeleri, Dede Korkut Hikayeleri, Kutadgu Bilig gibi) asl&#305;nda ba&#351;tan a&#351;a&#287;&#305; edebi bir dille yaz&#305;ld&#305;&#287;&#305;n&#305; g&ouml;rmekteyiz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; edebiyat, bize anlatt&#305;&#287;&#305; tarihi ya da g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml; i&ccedil;imizde ya&#351;at&#305;rken ayn&#305; zamanda insanl&#305;k tarihinin s&#305;n&#305;fsal &ccedil;eli&#351;kilerini g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne sermekte ve o &ccedil;eli&#351;kilerin m&uuml;cadelesini anlatmakta.</p>
<p>T&uuml;rk tarihine bakt&#305;&#287;&#305;m&#305;zda, &ouml;zellikle &#351;iir &ccedil;ok &ouml;nemli bir yer tutmaktad&#305;r. As&#305;rlar boyunca &ouml;nce hece sonra aruz ile yazan &#351;airler en &ccedil;ok T&uuml;rk tarihinden ilham alm&#305;&#351;, hem destans&#305; hikayeler anlatm&#305;&#351; hem de k&ouml;t&uuml; olaylardan ders &ccedil;&#305;kararak yeni yollar g&ouml;stermi&#351;lerdir. Orhun Kitabeleri &Ccedil;in ile verilen m&uuml;cadeleyi, Kutadgu Bilig nas&#305;l daha adil ve ba&#351;ar&#305;l&#305; bir h&uuml;k&uuml;mdar olunaca&#287;&#305;n&#305;, Dede Korkut Hikayeleri T&uuml;rk t&ouml;resi ve devlet gelene&#287;ine dair bilgiler vermektedir.</p>
<p>Elbette bu sayd&#305;&#287;&#305;m&#305;z eserlerin ortak bir paydas&#305; var: Ayaklar&#305;n&#305; bast&#305;klar&#305; topraktan, i&ccedil;inden &ccedil;&#305;kt&#305;klar&#305; toplumdan beslenmek. Bu ortak payda o d&ouml;nem yaz&#305;lan eserlerin temel &ouml;zelli&#287;idir. Do&#287;rusuyla yanl&#305;&#351;&#305;yla, yengiler ve kay&#305;plarla, gelece&#287;e aktar&#305;lacak her &#351;ey kendileri olmaktad&#305;r.</p>
<p><strong>Cumhuriyet &#350;iirine Kalan Miras</strong></p>
<p>1914-1922 y&#305;llar&#305; aras&#305;nda 8 y&#305;ll&#305;k bir s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;inde verilen &#304;stiklal Harbi, T&uuml;rk milletinin kazanm&#305;&#351; oldu&#287;u en kritik zaferlerdir. Kad&#305;n&#305;yla erke&#287;iyle, genciyle ya&#351;l&#305;s&#305;yla topyekun &#351;ekilde verilen sava&#351;&#305;n edebiyata yans&#305;mas&#305; da benzer olmu&#351;tur. Yakup Kadri, Halide Edip gibi isimlerin yaz&#305;lar&#305;, d&ouml;nemin ruhunu hissetmek a&ccedil;&#305;s&#305;ndan &ccedil;ok &ouml;nemli eserlerdir.</p>
<p>&#304;stiklal Harbi ile birlikte T&uuml;rk milleti ba&#287;&#305;ms&#305;zl&#305;&#287;&#305;n&#305; kazanm&#305;&#351;t&#305;, evet. Ancak sadece siyasi ve iktisadi bir ba&#287;&#305;ms&#305;zl&#305;k kazanmam&#305;&#351;t&#305;. Ayn&#305; zamanda Bat&#305; taklit&ccedil;ili&#287;inden kopma yolunda devrimci bir ad&#305;m atm&#305;&#351;, &ccedil;a&#287;da&#351; uygarl&#305;&#287;a ula&#351;ma hedefini kendi dinamiklerine yaslanarak yapma g&ouml;revini &ouml;n&uuml;ne koymu&#351;tu. Bunu edebiyat ba&#351;ta olmak &uuml;zere T&uuml;rk &#351;iirinde de ba&#351;ar&#305;yordu.</p>
<p>&Ouml;zellikle Osmanl&#305; Devleti&rsquo;nde &#351;iir esasen iki farkl&#305; yolda ilerliyordu. Biri sadece sarayl&#305;lar i&ccedil;in yaz&#305;lan, genellikle methiye a&#287;&#305;rl&#305;kl&#305; &#351;iirler olmakla beraber di&#287;eri ise Anadolu&rsquo;da &ouml;zellikle ozanlar taraf&#305;ndan yaz&#305;lan ve hatta bestelenen &#351;iirlerdir. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal gibi isimler hem i&ccedil;inde bulunduklar&#305; sisteme kar&#351;&#305; tav&#305;r alm&#305;&#351;lar hem de bulunduklar&#305; toplumun iyi taraflar&#305;n&#305; ve sorunlar&#305;n&#305; birlikte aktarm&#305;&#351;lard&#305;r. Bu sorunlar&#305;n k&ouml;keni ile birlikte &ccedil;&ouml;z&uuml;mler de &uuml;retilmi&#351;tir.</p>
<p>Kemalist Devrim, kazand&#305;&#287;&#305; silahl&#305; sava&#351;&#305;n yan&#305;nda edebi zaferleri de kazanmak istedi&#287;i i&ccedil;in s&#305;rt&#305;n&#305; Anadolu miras&#305;na dayam&#305;&#351; ve T&uuml;rk milletinin ba&#287;r&#305;ndan &ccedil;&#305;kan k&uuml;lt&uuml;r ile y&uuml;kselmi&#351;tir. &Ouml;zellikle sava&#351;&#305;n hararetini anlatan eserler ve onlar&#305;n devam&#305; olanlar bu vurgular i&ccedil;inde ilerlemi&#351;tir.</p>
<p>Cumhuriyet idaresi T&uuml;rkiye&rsquo;de oturmaya ba&#351;lad&#305;&#287;&#305; s&uuml;re&ccedil;le birlikte toplumcu &#351;iirin de y&uuml;kseldi&#287;ini g&ouml;r&uuml;yoruz. Hem tarihsel mirasa sahip &ccedil;&#305;k&#305;p hem de s&#305;n&#305;fsal &ccedil;eli&#351;kilere kar&#351;&#305; koyan &#351;iirler T&uuml;rk toplumunca da g&ouml;zde olmaya ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;r. Birka&ccedil; &ouml;rnek ile inceleyelim:</p>
<p>Toplumcu &#351;airler denildi&#287;inde ilk akla gelen isimlerden olan R&#305;fat Ilgaz, gerek d&uuml;z yaz&#305; gerekse &#351;iirlerini halk&#305; merkeze yerle&#351;tirmi&#351; ve halk i&ccedil;in halka dair yazm&#305;&#351;t&#305;r. Halk&#305;n iste&#287;i onun i&ccedil;in hep umuttur, yar&#305;nlard&#305;r. Ilgaz, yar&#305;nlar&#305;n ayd&#305;nl&#305;k olabilmesinin ancak umutla olaca&#287;&#305;n&#305; iyi bilmektedir:</p>
<p>&#8220;Silinmesin y&uuml;z&uuml;ndeki ayd&#305;nl&#305;k,<br />Bize b&#305;rak ac&#305;s&#305;n&#305; gidenlerin<br />Sen kalanlar i&ccedil;in ya&#351;a!<br />Bir kalbimiz var ki &ouml;ylesine,<br />Nab&#305;zlar&#305;m&#305;z tan&#305;k<br />Bakma soluklu&#287;una benzimizin<br />&Ccedil;&#305;kmayan canda umut!&#8221;</p>
<p>Yukar&#305;da da belirtti&#287;imiz &uuml;zere, Cumhuriyet &#351;iiri s&#305;rt&#305;n&#305; Anadolu k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne yaslam&#305;&#351; ve o birikim ile yeni eserler vermi&#351;tir. &#304;&#351;te bunun en g&uuml;zel &ouml;rneklerinden birini Ahmed Arif olmu&#351;tur. Hasretinden Prangalar Eskittim adl&#305; kitab&#305;ndan bir &#351;iirini &ouml;rnek olarak verelim:</p>
<p>&#8220;Nas&#305;l severim bir bilsen, <br />K&ouml;ro&#287;lunu,<br />Karay&#305;lan&#305;,<br />Me&ccedil;hul Askeri&hellip;<br />Sonra Pir Sultan&#305; ve Bedrettini<br />Sonra kalem yazmaz,<br />Bir nice sevda&hellip;<br />Bir bilsen,<br />Onlar beni nas&#305;l severdi.<br />Bir bilsen, Urfa&rsquo;da kur&#351;un atan&#305;,<br />Minareden, barikattan,<br />Selvi dal&#305;ndan,<br />&Ouml;l&uuml;me nas&#305;l g&uuml;lerdi.<br />Bilmeni mutlak isterim,<br />Duyuyor musun?&#8221;</p>
<p>Bir di&#287;er &ouml;nemli &#351;airimiz Aziz Nesin, &ouml;zellikle s&#305;n&#305;fsal &ccedil;eli&#351;kileri g&uuml;n y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;&#305;karan, okurun hem zihnine hem de ruhuna kaz&#305;nan &uuml;slubuyla T&uuml;rk edebiyat&#305;nda yerini almaktad&#305;r. Mazlumun zalim ile sava&#351;&#305;n&#305; hem nesirde hem de naz&#305;mda &ccedil;ok g&uuml;zel i&#351;leyen Nesin&rsquo;in dizlerinden okuyal&#305;m:</p>
<p>&#8220;Sultan Palamut tilki mi tikli,<br />Ozan&rsquo;a ba&#351;e&#287;diremez mi sanki&hellip;<br />Konuk diye &ccedil;a&#287;&#305;rd&#305; saray&#305;na, <br />Ozan&#305; tavlamak i&ccedil;in.<br />Ama Ozan t&#305;nmad&#305;.<br />Ne tuzaklar kurdu, ne tuzaklar&hellip;<br />Ozan&rsquo;&#305; avlamak i&ccedil;in.<br />Ama ozan zokalar&#305; yutmad&#305;.<br />Sonra ba&#351;lad&#305; t&uuml;rl&uuml; bask&#305;lar:<br />Sorgular, yarg&#305;lar, s&uuml;rg&uuml;nler zindanlar filan&hellip;&#8221;</p>
<p>Kemalizm ile yeti&#351;mi&#351;, T&uuml;rk milletinin gelenekleriyle yo&#287;urulmu&#351; Attila &#304;lhan ise, b&uuml;y&uuml;k bir memleket sevdal&#305;s&#305; olarak kar&#351;&#305;m&#305;za &ccedil;&#305;kmaktad&#305;r. Bast&#305;&#287;&#305; yerlere kar&#351;&#305; sorumlu oldu&#287;unu, i&ccedil;ine &ccedil;ekti&#287;i &#8220;Memleket Havas&#305;&#8221;n&#305; i&#351;te &#351;u dizelerle bize aktar&#305;yor:</p>
<p>&#8220;Bu bizim g&ouml;kler gibisi hi&ccedil;bir da&#287;da &ccedil;at&#305;lmam&#305;&#351;t&#305;r<br />Y&#305;ld&#305;zlar&#305;m&#305;z&#305;n titremesi y&uuml;re&#287;ine deprem indirir<br />Hi&ccedil;bir yerde bu denize bu kadar tuz kat&#305;lmam&#305;&#351;t&#305;r<br />Topraktan sa&#287;d&#305;&#287;&#305;m&#305;z pekmez g&uuml;ne&#351;in bat&#305;&#351;&#305; d&ouml;nd&uuml;r&uuml;r.&#8221;</p>
<p>Tabii ki tek memleket sevdal&#305;s&#305; &#351;airimiz Attila &#304;lhan de&#287;il. Toplumcu &#350;iirin t&uuml;m &ouml;nc&uuml;leri vatan&#305;na sonuna kadar ba&#287;l&#305; ve savunmay&#305; bilen &ouml;nc&uuml;lerimizdir. &#304;&#351;te bunlardan bir tanesi de Naz&#305;m Hikmet&rsquo;tir. Her ne kadar &uuml;lkesinde kovu&#351;turmalar, yakalamalar, cezalar ya&#351;asa da o yine T&uuml;rkiye sevdal&#305;s&#305; olmaya, Kemalist Devrim&rsquo;in miras&ccedil;&#305;s&#305; olmaya ve bu miras&#305;n kar&#351;&#305;s&#305;nda duranlara meydan okumaya devam etmi&#351;tir:</p>
<p>&#8220;Vatan sevgisi mi bu hergelelerde?<br />Hangi vatan sevgisi?<br />Sandalya, depo, fabrika, &ccedil;iftlik, apartman sevgisi.<br />M&uuml;lk&uuml;n&uuml; sermayesini al<br />sandalyas&#305;n&#305; &ccedil;ek alt&#305;ndan,<br />heriflerde d&uuml;&#351;man topra&#287;&#305; olur vatan.&#8221;</p>
<p>Elbette bunlar sadece verdi&#287;imiz birka&ccedil; &ouml;rnekten ibaret. Toplumcu &#351;airlerimiz ve onlar&#305;n eserlerini bu yaz&#305;ya s&#305;&#287;d&#305;ramaz, ciltlerce kitapta toplar&#305;z. Ancak buradaki &ouml;rneklerden de anla&#351;&#305;laca&#287;&#305; &uuml;zere toplumcu &#351;iirin &ouml;z&uuml;nde bast&#305;&#287;&#305;m&#305;z topraktan yeti&#351;me oldu&#287;unu anl&#305;yoruz. Bu topraklarda yeti&#351;en, kendi k&uuml;lt&uuml;r&uuml; ve tarihi ile beslenen &#351;airlerimiz yine toplumun &ouml;n&uuml;ndeki sorunlar&#305; a&#351;mak i&ccedil;in bize yol g&ouml;steriyor, &ouml;nc&uuml; oluyorlar. Birileri &ccedil;&#305;ks&#305;n, yaps&#305;n demeyip ilerici ad&#305;mlar at&#305;yorlar. Tabii ki bunlar&#305; yaparken umut dolu fikirlerle yap&#305;yorlar. Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n dedi&#287;i gibi, &lsquo;&rsquo;Umutsuz durum yoktur, umutsuz insan vard&#305;r.&rsquo;&rsquo; Dolay&#305;s&#305;yla topluma umut a&#351;&#305;lamak, herkesten &ouml;nce onlar&#305;n g&ouml;revidir.</p>
<p>En nihayetinde tamamen ger&ccedil;eklere dayanan toplumcu &#351;iirimiz, ayaklar&#305; yere basmayan fikirlerle de&#287;il milletin somut ger&ccedil;ekliklerine dayanarak &#305;&#351;&#305;k olma vazifesini &uuml;stleniyorlar. Bu topraklar Pir Sultanlar&#305;, Yunus Emreleri &ccedil;&#305;kard&#305;, yetmedi Naz&#305;mlar&#305;, R&#305;fatlar&#305;, Azizleri ve daha nicelerini &ccedil;&#305;kard&#305;, &ccedil;&#305;karmaya da devam edecek.</p>
</section>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/tarihimizin-aynasi-toplumcu-siir-31719/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;le Savaşan Türkiye&#8217;yle Savaşır</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/ataturk-le-savasan-turkiye-yle-savasir-31383</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/ataturk-le-savasan-turkiye-yle-savasir-31383#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yiğit Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2021 10:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/ataturk-le-savasan-turkiye-yle-savasir-31383</guid>

					<description><![CDATA[YAZAR Geçtiğimiz günlerde Ayasofya Camisi’nde düzenlenen etkinlikte açılışı yapan imam Mustafa Demirkan’ın Atatürk’e yönelik “Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze haline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kafir kim olabilir? Yarabbi bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” sözleriyle yeni bir fitnenin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item writer">
<img decoding="async" onerror="onImgError(this)" class="writer-img" src="https://tgb.gen.tr/dosyalar/0/0/kucuk.jpg" alt=""><figcaption class="writer-name">
    <br />
                    <span class="writer-box">YAZAR</span><br />
    </figcaption></section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Geçtiğimiz günlerde Ayasofya Camisi’nde düzenlenen etkinlikte açılışı yapan imam Mustafa Demirkan’ın Atatürk’e yönelik “Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze haline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kafir kim olabilir? Yarabbi bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” sözleriyle yeni bir fitnenin altına imza attı.</p>
<p> </p>
<p>Türk milletinin hiçbir kesiminde kabul görmeyecek bu ifadeleri anlamak için Türkiye’nin içine girdiği sürece ve Atlantik merkezli kışkırtmalara bakmak gerekir. Türkiye’nin PKK ve FETÖ ile mücadelesine ket vurmak isteyenler bugün çeşitli provakasyonlarla Türkiye’yi bölmek istiyorlar. Emekli bir imamın Ayasofya imamı olarak medyaya yansıtılması da Türkiye’yi bölme operasyonunun bir parçasıdır. Bu sözlerin ardından Atatürk üzerinden Türk milletinin birliğine fitne sokmak isteniyor. Hedef tahtasına Atatürk oturtularak Türkiye’yi bölme planlarında rol alınıyor fakat milletimiz Türkiye’ye karşı yürütülen operasyona alet olmayacaktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tam Bağımsızlığın Rotası</strong></p>
<p> </p>
<p>Atatürk, 100 yıl önce olduğu gibi bugün de savaş hattında. Emperyalizme karşı tam bağımsız Türkiye cephesinde ve en önde. Türkiye, bugün emperyalizme karşı İkinci İstiklal Savaşını veriyor.  Doğu Akdeniz’den Karadeniz’e, Suriye’nin kuzeyinden Balkanlara kadar dört taraftan emperyalizmin kuşatmasına karşı mücadele ediyor. Bugün bu mücadeleyi devletçe ve milletçe veriyor. Türk askeri, donanması kahramanca savaşıyor.  Türk milleti, cephe gerisini fedakarlıkla, vatanseverlikle, birlikle örüyor. İçinden geçtiğimiz İkinci İstiklal Savaşı, Türk milletinin mayasını daha da sağlamlaştırıyor.</p>
<p> </p>
<p>Atatürk 100 yıl önce olduğu gibi bugün de “tam bağımsız Türkiye” mücadelesinin en önünde, milletimizi birleştiren bir harç olarak yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, Mehmetçiğin 2015’ten beri kahramanca destanlar yazdığı terörle mücadelesinde yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, Mavi Vatanımız için mücadele veren donanmamızda yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, can kardeşimiz Azerbaycan’ın Karabağ zaferinde yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, Akdeniz’de kardeş vatanımız KKTC’de yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, İsrail’e karşı bağımsızlık savaşı veren Filistin’de; emperyalizmin ve siyonizmin zulmüne karşı mazlum milletlerin mücadelesinde yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, teröre bayrak açan Diyarbakır annelerinin cesaretinde yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, vatanı için canını siper etmiş kahraman savcımız Mehmet Selim Kiraz’la, canımız, öğretmenimiz Aybüke Yalçın’la, daha 15 yaşında koca yürekli kardeşimiz Eren Bülbül’le, Fethi Sekin’le, Songül Yakut’la ve daha nice kahramanla yaşıyor. Onlara bakın Atatürk’ü görürsünüz!</p>
<p> </p>
<p>Bugün Atatürk’ü hedef almak; Türkiye’nin terörle mücadelesini, Mavi Vatan mücadelesini, KKTC’yi, Karabağ zaferini, Filistin’in mücadelesini, Diyarbakır annelerinin mücadelesini ve tüm şehitlerimizi hedef almaktır.</p>
<p> </p>
<p>Bugün Atatürk’ü hedef almak; Türkiye’nin emperyalizmle mücadelesini hedef almaktır. Emperyalistlerce dört taraftan kuşatılan Türkiye’nin Rusya, Libya, Çin, İran ile ittifakını hedef almaktır.</p>
<p> </p>
<p>Bugün Atatürk’ü hedef almak; Fırat Kalkanı, Barış Pınarı, Zeytin Dalı harekatlarını hedef almaktır. Kısacası Mehmetçiğin zaferlerini hedef almaktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kurtuluşun Parolası</strong></p>
<p>Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra işgal altına alınan bir İstanbul görüyoruz. Padişahın İngilizler tarafından yönetildiği, sokaklarında işgalci askerlerin gezdiği bir İstanbul görüyoruz. Ayasofya’da açılışı yapan imam Demirkan’ın dediği gibi “bu zihniyetler” İstanbul’u ve Türkiye’yi işgalden kurtarmıştır. Bugün yurdun dört bir yanında ezanlar okunuyorsa, namazlar kılınıyorsa, milletimiz kimseye muhtaç olmadan kendi topraklarında özgürce yaşayabiliyorsa tüm bunlar “bu zihniyetlerin” önderliğinde verilen mücadele sayesinde olmuştur. Fakat Atatürk’ü “bu zihniyetler” şeklinde tanımlayanlara şunu söylemek gerekiyor: “Atatürk bir zihniyet değil, bir kurtuluş parolasıdır!”</p>
<p> </p>
<p>Atatürk ve silah arkadaşları, emperyalistlerin kuklası olan bir imparatorluktan bağımsız bir ülke ve özgür bir millet yaratmıştır. Bu sebepten Atatürk milletimizin bütün kesimlerince sahiplenilmektedir. Ve bugün sadece Türk milleti için değil bütün mazlum milletlerce benimsenmiş, örnek alınmıştır.  </p>
<p> </p>
<p>Atatürk üzerinden ülkeyi bölmek isteyen, fitne yaratmak isteyenlere karşı Türk milleti kurtuluşun parolası olan Atatürk’e sarılıyor. Bugün Atatürk’e sarılmak onun rozetlerine, heykellerine, çelenklerine sarılmak değil emperyalizme karşı mücadele eden Türkiye’nin vatan mücadelesine sarılmaktır. Atatürkçülüğün en önemli karakteri antiemperyalist olmaktır. Vatansever olmaktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hem Seyit Rıza’yı Anıp Hem Atatürk’ü Savunamazsınız</strong></p>
<p>Bugün HDP ile ittifak yapıp Şeyh Sait ile yan yana gelirseniz Atatürk’e değil bölücülüğe sarılırsınız. Bugün “Dersim” deyip Seyit Rıza ile yan yana gelirseniz Atatürk’e değil gericiliğe sarılırsınız.  Bugün Atatürk’ü diktatör, soykırımcı ilan edenlerle yan yana gelip Atatürk’ü savunamazsınız.  Geçmişte Atatürk’ün mücadele ettiği kuvvetler ile yan yana durarak Atatürk’ü savunamazsınız. Bugün ABD’nin Türkiye’yi bölme planlarına alet olursanız, HDP’yi kurtarmaya çalışırsanız Atatürk’ü savunamazsınız. Bugün Atatürk’ü Mehmetçiğin namlusunda, donanmanın zırhında, mazlum milletlerin bağımsızlık mücadelesinde, KKTC’nin bağımsızlığında, Türkiye’nin birlik mücadelesinde savunursunuz. Bugün Atatürk’ü Türkiye mevziisinde savunursunuz</p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye’ye Hangi Mevziden Bakıyoruz?</strong></p>
<p>Türk gençliği bugün Türkiye’ye Atatürk mevziisinden bakıyor. Ve Atatürk’ü çelenklerde, mesajlarda, rozetlerde değil Türkiye’nin vatan mücadelesinde görüyor. Atatürk’ü tarihte değil bugün de görüyor.</p>
<p> </p>
<p>Türkiye bugün Atatürk Çağı’na girmiştir.</p>
<p>Bugün vatan savaşını Atatürk ile veriyor.</p>
<p>Ergenekon, Balyoz kumpaslarını Atatürk ile çökertiyor.</p>
<p>FETÖ ve PKK’nın kökünü Atatürk ile kazıyor.</p>
<p>İçinde bulunduğu zorlukları Atatürk mevziisinde çözüyor.</p>
<p>Emperyalist kuşatmayı Atatürk ile yarıyor.</p>
<p>İç cephede birliği Atatürk ile sağlıyor.  </p>
<p> </p>
<p>Atatürk bugün İkinci İstiklal Savaşı mücadelesinde sınanıyor. İmam Demirkan’ın Atatürk’ü hedef tahtasına oturtmasından bu mücadelede Türk milleti ile aynı mevziide olmadığını görüyoruz. Bugün emekli imam Demirkıran mevziisinden İkinci İstiklal Savaşına düşman olduğunu göstermiştir. Atatürk üzerinden Türkiye’yi bölmeye çalışanlar büyük hata ve ihanet içindeler. Türkiye’nin 2014 yılından beri kararlı vatan savaşına bu açıklamalar ile fitne sokmaya çalışanlar, başarısız olacaktır. Çünkü Türkiye Atatürk Çağına girmiştir ve bu çağda devrimci çözümlere ilerlemektedir.</p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Geçtiğimiz günlerde Ayasofya Camisi’nde düzenlenen etkinlikte açılışı yapan imam Mustafa Demirkan’ın Atatürk’e yönelik “Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze haline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kafir kim olabilir? Yarabbi bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” sözleriyle yeni bir fitnenin altına imza attı.</p>
<p> </p>
<p>Türk milletinin hiçbir kesiminde kabul görmeyecek bu ifadeleri anlamak için Türkiye’nin içine girdiği sürece ve Atlantik merkezli kışkırtmalara bakmak gerekir. Türkiye’nin PKK ve FETÖ ile mücadelesine ket vurmak isteyenler bugün çeşitli provakasyonlarla Türkiye’yi bölmek istiyorlar. Emekli bir imamın Ayasofya imamı olarak medyaya yansıtılması da Türkiye’yi bölme operasyonunun bir parçasıdır. Bu sözlerin ardından Atatürk üzerinden Türk milletinin birliğine fitne sokmak isteniyor. Hedef tahtasına Atatürk oturtularak Türkiye’yi bölme planlarında rol alınıyor fakat milletimiz Türkiye’ye karşı yürütülen operasyona alet olmayacaktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tam Bağımsızlığın Rotası</strong></p>
<p> </p>
<p>Atatürk, 100 yıl önce olduğu gibi bugün de savaş hattında. Emperyalizme karşı tam bağımsız Türkiye cephesinde ve en önde. Türkiye, bugün emperyalizme karşı İkinci İstiklal Savaşını veriyor.  Doğu Akdeniz’den Karadeniz’e, Suriye’nin kuzeyinden Balkanlara kadar dört taraftan emperyalizmin kuşatmasına karşı mücadele ediyor. Bugün bu mücadeleyi devletçe ve milletçe veriyor. Türk askeri, donanması kahramanca savaşıyor.  Türk milleti, cephe gerisini fedakarlıkla, vatanseverlikle, birlikle örüyor. İçinden geçtiğimiz İkinci İstiklal Savaşı, Türk milletinin mayasını daha da sağlamlaştırıyor.</p>
<p> </p>
<p>Atatürk 100 yıl önce olduğu gibi bugün de “tam bağımsız Türkiye” mücadelesinin en önünde, milletimizi birleştiren bir harç olarak yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, Mehmetçiğin 2015’ten beri kahramanca destanlar yazdığı terörle mücadelesinde yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, Mavi Vatanımız için mücadele veren donanmamızda yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, can kardeşimiz Azerbaycan’ın Karabağ zaferinde yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, Akdeniz’de kardeş vatanımız KKTC’de yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, İsrail’e karşı bağımsızlık savaşı veren Filistin’de; emperyalizmin ve siyonizmin zulmüne karşı mazlum milletlerin mücadelesinde yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, teröre bayrak açan Diyarbakır annelerinin cesaretinde yaşıyor.</p>
<p>Atatürk, vatanı için canını siper etmiş kahraman savcımız Mehmet Selim Kiraz’la, canımız, öğretmenimiz Aybüke Yalçın’la, daha 15 yaşında koca yürekli kardeşimiz Eren Bülbül’le, Fethi Sekin’le, Songül Yakut’la ve daha nice kahramanla yaşıyor. Onlara bakın Atatürk’ü görürsünüz!</p>
<p> </p>
<p>Bugün Atatürk’ü hedef almak; Türkiye’nin terörle mücadelesini, Mavi Vatan mücadelesini, KKTC’yi, Karabağ zaferini, Filistin’in mücadelesini, Diyarbakır annelerinin mücadelesini ve tüm şehitlerimizi hedef almaktır.</p>
<p> </p>
<p>Bugün Atatürk’ü hedef almak; Türkiye’nin emperyalizmle mücadelesini hedef almaktır. Emperyalistlerce dört taraftan kuşatılan Türkiye’nin Rusya, Libya, Çin, İran ile ittifakını hedef almaktır.</p>
<p> </p>
<p>Bugün Atatürk’ü hedef almak; Fırat Kalkanı, Barış Pınarı, Zeytin Dalı harekatlarını hedef almaktır. Kısacası Mehmetçiğin zaferlerini hedef almaktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kurtuluşun Parolası</strong></p>
<p>Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra işgal altına alınan bir İstanbul görüyoruz. Padişahın İngilizler tarafından yönetildiği, sokaklarında işgalci askerlerin gezdiği bir İstanbul görüyoruz. Ayasofya’da açılışı yapan imam Demirkan’ın dediği gibi “bu zihniyetler” İstanbul’u ve Türkiye’yi işgalden kurtarmıştır. Bugün yurdun dört bir yanında ezanlar okunuyorsa, namazlar kılınıyorsa, milletimiz kimseye muhtaç olmadan kendi topraklarında özgürce yaşayabiliyorsa tüm bunlar “bu zihniyetlerin” önderliğinde verilen mücadele sayesinde olmuştur. Fakat Atatürk’ü “bu zihniyetler” şeklinde tanımlayanlara şunu söylemek gerekiyor: “Atatürk bir zihniyet değil, bir kurtuluş parolasıdır!”</p>
<p> </p>
<p>Atatürk ve silah arkadaşları, emperyalistlerin kuklası olan bir imparatorluktan bağımsız bir ülke ve özgür bir millet yaratmıştır. Bu sebepten Atatürk milletimizin bütün kesimlerince sahiplenilmektedir. Ve bugün sadece Türk milleti için değil bütün mazlum milletlerce benimsenmiş, örnek alınmıştır.  </p>
<p> </p>
<p>Atatürk üzerinden ülkeyi bölmek isteyen, fitne yaratmak isteyenlere karşı Türk milleti kurtuluşun parolası olan Atatürk’e sarılıyor. Bugün Atatürk’e sarılmak onun rozetlerine, heykellerine, çelenklerine sarılmak değil emperyalizme karşı mücadele eden Türkiye’nin vatan mücadelesine sarılmaktır. Atatürkçülüğün en önemli karakteri antiemperyalist olmaktır. Vatansever olmaktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hem Seyit Rıza’yı Anıp Hem Atatürk’ü Savunamazsınız</strong></p>
<p>Bugün HDP ile ittifak yapıp Şeyh Sait ile yan yana gelirseniz Atatürk’e değil bölücülüğe sarılırsınız. Bugün “Dersim” deyip Seyit Rıza ile yan yana gelirseniz Atatürk’e değil gericiliğe sarılırsınız.  Bugün Atatürk’ü diktatör, soykırımcı ilan edenlerle yan yana gelip Atatürk’ü savunamazsınız.  Geçmişte Atatürk’ün mücadele ettiği kuvvetler ile yan yana durarak Atatürk’ü savunamazsınız. Bugün ABD’nin Türkiye’yi bölme planlarına alet olursanız, HDP’yi kurtarmaya çalışırsanız Atatürk’ü savunamazsınız. Bugün Atatürk’ü Mehmetçiğin namlusunda, donanmanın zırhında, mazlum milletlerin bağımsızlık mücadelesinde, KKTC’nin bağımsızlığında, Türkiye’nin birlik mücadelesinde savunursunuz. Bugün Atatürk’ü Türkiye mevziisinde savunursunuz</p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye’ye Hangi Mevziden Bakıyoruz?</strong></p>
<p>Türk gençliği bugün Türkiye’ye Atatürk mevziisinden bakıyor. Ve Atatürk’ü çelenklerde, mesajlarda, rozetlerde değil Türkiye’nin vatan mücadelesinde görüyor. Atatürk’ü tarihte değil bugün de görüyor.</p>
<p> </p>
<p>Türkiye bugün Atatürk Çağı’na girmiştir.</p>
<p>Bugün vatan savaşını Atatürk ile veriyor.</p>
<p>Ergenekon, Balyoz kumpaslarını Atatürk ile çökertiyor.</p>
<p>FETÖ ve PKK’nın kökünü Atatürk ile kazıyor.</p>
<p>İçinde bulunduğu zorlukları Atatürk mevziisinde çözüyor.</p>
<p>Emperyalist kuşatmayı Atatürk ile yarıyor.</p>
<p>İç cephede birliği Atatürk ile sağlıyor.  </p>
<p> </p>
<p>Atatürk bugün İkinci İstiklal Savaşı mücadelesinde sınanıyor. İmam Demirkan’ın Atatürk’ü hedef tahtasına oturtmasından bu mücadelede Türk milleti ile aynı mevziide olmadığını görüyoruz. Bugün emekli imam Demirkıran mevziisinden İkinci İstiklal Savaşına düşman olduğunu göstermiştir. Atatürk üzerinden Türkiye’yi bölmeye çalışanlar büyük hata ve ihanet içindeler. Türkiye’nin 2014 yılından beri kararlı vatan savaşına bu açıklamalar ile fitne sokmaya çalışanlar, başarısız olacaktır. Çünkü Türkiye Atatürk Çağına girmiştir ve bu çağda devrimci çözümlere ilerlemektedir.</p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/ataturk-le-savasan-turkiye-yle-savasir-31383/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>101 Yıllık Strateji</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/101-yillik-strateji-31263</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/101-yillik-strateji-31263#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yiğit Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 May 2021 16:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/101-yillik-strateji-31263</guid>

					<description><![CDATA[YAZAR Her fırsatta dile getirdiğimiz gibi bugün II. İstiklal Savaşı koşullarındayız. Türkiye Atatürk ve yanındaki devrimci kadronun 100 yıl önce yürüttüğü savaşın bir benzerini bugün yaşıyor. Baş çelişki emperyalizmin çeşitli başrolleri ülkemize saldırma noktasında geri adım atmıyor. Türkiye her gün yeni bir mücadeleye girişiyor. Türkiye haritasını gözümüzün öne getirelim. Bu haritayı kafamızda betimlerken ortaya çıkan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item writer">
<img decoding="async" onerror="onImgError(this)" class="writer-img" src="https://tgb.gen.tr/dosyalar/0/0/kucuk.jpg" alt=""><figcaption class="writer-name">
    <br />
                    <span class="writer-box">YAZAR</span><br />
    </figcaption></section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Her fırsatta dile getirdiğimiz gibi bugün II. İstiklal Savaşı koşullarındayız. Türkiye Atatürk ve yanındaki devrimci kadronun 100 yıl önce yürüttüğü savaşın bir benzerini bugün yaşıyor. Baş çelişki emperyalizmin çeşitli başrolleri ülkemize saldırma noktasında geri adım atmıyor. Türkiye her gün yeni bir mücadeleye girişiyor. <br />Türkiye haritasını gözümüzün öne getirelim. Bu haritayı kafamızda betimlerken ortaya çıkan kuşatma planını incelediğimizde güneyde Suriye ve Irak üzerinden ABD’nin himayesindeki PKK/PYD tehdidi, kuzeyde Ukrayna’nın kullanılması ile doğrudan ABD tehdidi, doğuda Ermenistan’ın kullanılması ile Azerbaycan üzerinden tehditler, batıda Yunanistan ve Bulgaristan’a konuşlanmış sayısız ABD üssü; denizlere doğru baktığımızda ABD, Yunanistan, Fransa, İsrail ve GKRY bileşenli korsan ittifakı karşımıza çıkmaktadır. Önümüz arkamız, sağımız solumuz ABD!<br />İşte bu yüzden içinde bulunduğumuz koşulları II. İstiklal Savaşı olarak nitelendiriyor ve stratejilerimizi bu temelde inşa ediyoruz. 100 yıl önce olduğu gibi, ortak düşmana karşı ortak müttefikler ile birlikte mücadele yine Türkiye’ye başarı getirecektir.</p>
<p><strong>İlk İstiklal Savaşı’nda Stratejik Dış Politika </strong><br />Sizleri 101 yıl öncesine götürmek istiyorum. Dünya Savaşı’nın ardından parsel parsel işgaline başlanmış olan Türk yurdu tam anlamıyla bir istiklal savaşı vermekteydi. O dönemin ortak düşmanı İngiltere’nin şemsiyesi altında Fransa, Yunanistan ve İtalya Anadolu’yu işgal etmişti. Bu koşullar altında Türkiye hem elindeki imkanların az olmasından dolayı hem de uluslararası cephede yalnız kalmaması gerektiğinden dolayı müttefik de bulmalıydı. İşte o müttefik doğudan bulundu ve devrim ile yeniden kurulan Sovyet Rusya ile işbirliği yapıldı. <br />Her ne kadar ‘’ya istiklal ya ölüm’’ şiarı altında mücadele verilse de birinci mecliste Sovyetler ile işbirliği yapma noktasında fikir ayrılıkları da mevcuttu. Özellikte mecliste 2. Gruba göre komünistlerle işbirliği yapmak komünist olmaya kadar götüren bir sürece sokacaktı. Bu sebepten hem siyasi hem de dolayısıyla askeri alanda bu işbirliğine muhalefet büyüktü. <br />Osman Okyar’ın ‘’Milli Mücadele Dönemi Türk Sovyet İlişkilerinde Mustafa Kemal(1920-1921) adlı eserinde tam da bu konuya dair bir anekdotu bizlere aktarmakta. Aynen aktarıyorum:</p>
<p>‘’1920 yılı içinde, Türkiye’de Batı politikası ve Doğu politikası isimleri altında ortaya çıkan siyasi kutuplaşmayı, en çarpıcı şekilde gösteren tablo, 1920 yılının aralık ayında Doğu Cephesi komutanı Kazım Karabekir tarafından çizildi. Şöyle ki, 1920 yılı sonunda Milet Meclisi’nin muhafazakar grubuna mensup Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey, seçim bölgesini ziyaret maksadıyla Erzurum’a gidince, orada ordu karargahında subaylarla görüşmüştü. Görüşmeler esnasında Hüseyin Avni Bey, bazı subayların komünizm lehinde sözler sarf ettiklerini duyunca doğru komutan Kazım Karabekir’e çıktı. Kendisine, tehlikeli bulduğu bu durumdan yakındı ve orduda gizli bir Bolşevik örgütünün bulunup bulunmadığını sordu. Kazım Karabekir cevaben Bolşevikliği tetkik ettiğini, aslında Bolşeviklik ile İslamiyet arasında fazla farklarının bulunmadığı kanaatine vardığını söyledi.<br />Hüseyin Avni itiraz ederek komünizmde miras ve zekatın bulunmadığını ifade etti. Bunun üzerine başlayan tartışmada Karabekir sert bir çıkış yaparak Bugün Türkiye’de iki siyaset vardır. Batı siyaseti ve Doğu siyaseti. Batı siyasetini İngilizlerle anlaşmaya taraftar olan İstanbul hükumeti temsil ediyor. Oysa bizim İngilizlerle anlaşmamız mümkün mü? Hüseyin Avni Bey hayır cevabını verince Karabekir, o halde Doğu ile anlaşmaktan, Doğu politikasını gütmekten başka kurtuluş yolumuz yoktur. ‘’<br />Mesele burada bitmez ve ilerleyen günlerde meclise taşınır. Benzeri bir konuşma yapan Hüseyin Avni ayrıca Karabekir’i komünistlikle suçlar. Bu sefer yanıt Mustafa Kemal’den gelir ve Karabekir’i şöyle savunur: ‘’ Kazım Karabekir, bir buçuk yıldır milli davaya önemli hizmetler yapmıştır. Kazım Paşa’nın komünistlerle temasta olmayanlara karşı, komünist görünmesi doğru olabilir. Bu tutum, millet için yararlı bir siyasal menfaat sağlamak içindir, yoksa gerçekte komünist olduğu için değildir.’’ <br />Gördüğümüz gibi Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir’in 101 yıl önceki stratejisi aslında bugün Türkiye’nin izlediği stratejiyle bütünüyle örtüşmekte. Her cenahından emperyalist kuşatma altında olan Türkiye, bu çoklu cephede aslında tek bir savaş vermekte. Kazım Karabekir’in Doğu-Batı siyasetleri diyalektiğini öne sürerek ortaya koyduğu siyaset ile bugünkü Atlantik-Asya siyasetleri arasında doğrudan bir ilişki vardır.</p>
<p><strong>21. Yüzyılda Atlantik – Asya Mücadelesi</strong><br />Bugün Türkiye Atlantik köklü bağlarından arınma yolunda ilerliyor. İçeride FETÖ/PKK ve işbirlikçileri ile mücadele ederken dışarıda da emperyalizmin çeşitli piyonları ve işbirlikçileri ile mücadele etmekte. Bunun yanında bizim gibi ABD ile mücadele eden bölge ülkelerini de görmemiz gerekmekte. Özellikle Suriye, Irak, İran, Azerbaycan ve Rusya gibi ülkelerin verdiği mücadele birçok alanda ABD’nin kaybetmesiyle sonuçlanmakta. Yani daha kısa açıklarsak Atlantik-Asya mücadelesi bugünkü dünyanın ana saflaşmasıdır. <br />Ülkeler dost ve düşman belirlerken günün koşulları ve çıkarları doğrultusunda hareket ederler. Bu sebepten daimî dost ve düşmanlıklar da kurulmamakta. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulları da göz önüne alarak kimin dost kimin düşman olduğunu çok rahat bir şekilde görebiliriz. Hatta birkaç soruyla hızlıca yanıtını verelim: <br />*Ermeni soykırımı yalanını kimler kabul ediyor?<br />*Kıbrıs’ın egemenlik haklarını kimler ihlal ediyor?<br />*Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi kimler kuşatmaya çalışıyor?<br />*Suriye, Irak ve Ermenistan üzerinden Türkiye’ye gözdağı vermeye çalışanlar kimler?<br />İşte bu soruların içinde saklı cevaplar Türkiye’nin dost-düşman stratejisini belirlemekte. Bugün Kıbrıs’ı İsrail, Fransa, ABD tanımaz. Ya da Ermeni soykırımı yoktur diye Yunanistan, Ukrayna, GKRY açıklama yapmaz onun yerine bu kuvvetler Doğu Akdeniz’de ‘’Nemesis’’ adlı intikam tatbikatları yaparlar, yapıyorlar zaten. Sadece söylemin değil eylemin de işin içinde olduğu bir süreçten geçiyoruz.</p>
<p><strong>Asya Çözümü: Bağımsızlık </strong><br />1945’te Atlantik zincirlerine bağlanan Türkiye bugün o zincirleri kırmıştır. Açıkça görülüyor ki Türkiye Atatürk’ün Altı Ok’unun temelleri üzerinde ilerleme gayreti göstermekte. Bu temel üzerinden ilerleme demek de bağımsızlık ve feodalizmin kalıntılarından kurtulmak demektir. İşte bu düzlemden dış politikaya bakıldığında Atlantik zincirlerinden kopan/kopmaya çalışan diğer ülkelerin ekseriyetle Asya’da olduğunu görüyoruz. En uzakta Çin’den başlayarak Orta Asya devletleri ve Batı Asya’daki komşularımız olan İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, Rusya ve hatta Abhazya. <br />Atlantik zincirinden kopan ve halihazırda bağlı olmayan her ülke Doğu Akdeniz’de ABD’ye karşı tavır almaktadır. Atlantik zincirinden kopan hiçbir ülke bugün ‘’Ermeni soykırımı vardır’’ dememektedir. Atlantik zincirinden kopan her ülke KKTC’yi tanımak için önemli bir kuvvet olmaktadır. İşte yukarıda sorduğumuz soruların zıddını düşünürsek bu noktada da Asya’da bağımsız ve başı dik yerini alan ülkeleri yanımızda buluruz.</p>
<p><strong>Gerici Atlantik, İlerici Asya</strong><br />Emperyalizmin öncülüğünü İngiltere’den devralan ABD, dünyanın her yerinde kaybetmeye devam ediyor. Kora, Afganistan, Irak, Suriye’de kaybettikten sonra Türkiye’de de kaybetmiştir. İçeride ve dışarıda mücadeleyi sonuna kadar sürdürürken jeopolitik düzlemde yapacağımız ittifaklar, Kazım Karabekir’in de ifade ettiği gibi Doğu’da, yani Asya’dadır. <br />Asya’da bağımsız ve başı dik yerini alacak olan Türkiye, dostlarıyla birleşerek ortak düşmana karşı galip gelecek. Tarihin her devrinde olduğu gibi ortak düşmana karşı benzer idealler çerçevesinde mücadele her zaman zafer getirmiştir. Türkiye Atatürk’ün rotasına girmiştir. 150 yıllık devrim birikimi ve Asya’daki dostlarıyla zafere koşmaktadır. Lenin’in tahlil ettiği gibi ‘’Gerici Avrupa, İlerici Asya’’ 2021 yılında da güncelliğini korumakta. <br />100 yıl sonraki strateji Asya ile birleşmekten geçiyor. Rusya, Azerbaycan, İran, Suriye, Irak ve uzak komşumuz Çin ile birlikte geliştirilecek ittifaklar, mazlum milletlerin ortak düşmanı ABD’ye karşı alınacak zaferin başlıca anahtarı olacaktır.</p>
<p><strong>Yiğit Çınar</strong><br /><strong>TGB İstanbul İl Sekreteri</strong><br /><strong>Genel Yönetim Kurulu Üyesi</strong></p>
<p><strong>KAYNAKÇA:</strong></p>
<p>1- Okyar, Osman, Milli Mücadele Dönemi Türk-Sovyet İlişkilerinde Mustafa Kemal (1920 – 1921), İş Bankası, İstanbul, 2017, s. 11-13</p>
</section>
</div>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p>Her fırsatta dile getirdiğimiz gibi bugün II. İstiklal Savaşı koşullarındayız. Türkiye Atatürk ve yanındaki devrimci kadronun 100 yıl önce yürüttüğü savaşın bir benzerini bugün yaşıyor. Baş çelişki emperyalizmin çeşitli başrolleri ülkemize saldırma noktasında geri adım atmıyor. Türkiye her gün yeni bir mücadeleye girişiyor. <br />Türkiye haritasını gözümüzün öne getirelim. Bu haritayı kafamızda betimlerken ortaya çıkan kuşatma planını incelediğimizde güneyde Suriye ve Irak üzerinden ABD’nin himayesindeki PKK/PYD tehdidi, kuzeyde Ukrayna’nın kullanılması ile doğrudan ABD tehdidi, doğuda Ermenistan’ın kullanılması ile Azerbaycan üzerinden tehditler, batıda Yunanistan ve Bulgaristan’a konuşlanmış sayısız ABD üssü; denizlere doğru baktığımızda ABD, Yunanistan, Fransa, İsrail ve GKRY bileşenli korsan ittifakı karşımıza çıkmaktadır. Önümüz arkamız, sağımız solumuz ABD!<br />İşte bu yüzden içinde bulunduğumuz koşulları II. İstiklal Savaşı olarak nitelendiriyor ve stratejilerimizi bu temelde inşa ediyoruz. 100 yıl önce olduğu gibi, ortak düşmana karşı ortak müttefikler ile birlikte mücadele yine Türkiye’ye başarı getirecektir.</p>
<p><strong>İlk İstiklal Savaşı’nda Stratejik Dış Politika </strong><br />Sizleri 101 yıl öncesine götürmek istiyorum. Dünya Savaşı’nın ardından parsel parsel işgaline başlanmış olan Türk yurdu tam anlamıyla bir istiklal savaşı vermekteydi. O dönemin ortak düşmanı İngiltere’nin şemsiyesi altında Fransa, Yunanistan ve İtalya Anadolu’yu işgal etmişti. Bu koşullar altında Türkiye hem elindeki imkanların az olmasından dolayı hem de uluslararası cephede yalnız kalmaması gerektiğinden dolayı müttefik de bulmalıydı. İşte o müttefik doğudan bulundu ve devrim ile yeniden kurulan Sovyet Rusya ile işbirliği yapıldı. <br />Her ne kadar ‘’ya istiklal ya ölüm’’ şiarı altında mücadele verilse de birinci mecliste Sovyetler ile işbirliği yapma noktasında fikir ayrılıkları da mevcuttu. Özellikte mecliste 2. Gruba göre komünistlerle işbirliği yapmak komünist olmaya kadar götüren bir sürece sokacaktı. Bu sebepten hem siyasi hem de dolayısıyla askeri alanda bu işbirliğine muhalefet büyüktü. <br />Osman Okyar’ın ‘’Milli Mücadele Dönemi Türk Sovyet İlişkilerinde Mustafa Kemal(1920-1921) adlı eserinde tam da bu konuya dair bir anekdotu bizlere aktarmakta. Aynen aktarıyorum:</p>
<p>‘’1920 yılı içinde, Türkiye’de Batı politikası ve Doğu politikası isimleri altında ortaya çıkan siyasi kutuplaşmayı, en çarpıcı şekilde gösteren tablo, 1920 yılının aralık ayında Doğu Cephesi komutanı Kazım Karabekir tarafından çizildi. Şöyle ki, 1920 yılı sonunda Milet Meclisi’nin muhafazakar grubuna mensup Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey, seçim bölgesini ziyaret maksadıyla Erzurum’a gidince, orada ordu karargahında subaylarla görüşmüştü. Görüşmeler esnasında Hüseyin Avni Bey, bazı subayların komünizm lehinde sözler sarf ettiklerini duyunca doğru komutan Kazım Karabekir’e çıktı. Kendisine, tehlikeli bulduğu bu durumdan yakındı ve orduda gizli bir Bolşevik örgütünün bulunup bulunmadığını sordu. Kazım Karabekir cevaben Bolşevikliği tetkik ettiğini, aslında Bolşeviklik ile İslamiyet arasında fazla farklarının bulunmadığı kanaatine vardığını söyledi.<br />Hüseyin Avni itiraz ederek komünizmde miras ve zekatın bulunmadığını ifade etti. Bunun üzerine başlayan tartışmada Karabekir sert bir çıkış yaparak Bugün Türkiye’de iki siyaset vardır. Batı siyaseti ve Doğu siyaseti. Batı siyasetini İngilizlerle anlaşmaya taraftar olan İstanbul hükumeti temsil ediyor. Oysa bizim İngilizlerle anlaşmamız mümkün mü? Hüseyin Avni Bey hayır cevabını verince Karabekir, o halde Doğu ile anlaşmaktan, Doğu politikasını gütmekten başka kurtuluş yolumuz yoktur. ‘’<br />Mesele burada bitmez ve ilerleyen günlerde meclise taşınır. Benzeri bir konuşma yapan Hüseyin Avni ayrıca Karabekir’i komünistlikle suçlar. Bu sefer yanıt Mustafa Kemal’den gelir ve Karabekir’i şöyle savunur: ‘’ Kazım Karabekir, bir buçuk yıldır milli davaya önemli hizmetler yapmıştır. Kazım Paşa’nın komünistlerle temasta olmayanlara karşı, komünist görünmesi doğru olabilir. Bu tutum, millet için yararlı bir siyasal menfaat sağlamak içindir, yoksa gerçekte komünist olduğu için değildir.’’ <br />Gördüğümüz gibi Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir’in 101 yıl önceki stratejisi aslında bugün Türkiye’nin izlediği stratejiyle bütünüyle örtüşmekte. Her cenahından emperyalist kuşatma altında olan Türkiye, bu çoklu cephede aslında tek bir savaş vermekte. Kazım Karabekir’in Doğu-Batı siyasetleri diyalektiğini öne sürerek ortaya koyduğu siyaset ile bugünkü Atlantik-Asya siyasetleri arasında doğrudan bir ilişki vardır.</p>
<p><strong>21. Yüzyılda Atlantik – Asya Mücadelesi</strong><br />Bugün Türkiye Atlantik köklü bağlarından arınma yolunda ilerliyor. İçeride FETÖ/PKK ve işbirlikçileri ile mücadele ederken dışarıda da emperyalizmin çeşitli piyonları ve işbirlikçileri ile mücadele etmekte. Bunun yanında bizim gibi ABD ile mücadele eden bölge ülkelerini de görmemiz gerekmekte. Özellikle Suriye, Irak, İran, Azerbaycan ve Rusya gibi ülkelerin verdiği mücadele birçok alanda ABD’nin kaybetmesiyle sonuçlanmakta. Yani daha kısa açıklarsak Atlantik-Asya mücadelesi bugünkü dünyanın ana saflaşmasıdır. <br />Ülkeler dost ve düşman belirlerken günün koşulları ve çıkarları doğrultusunda hareket ederler. Bu sebepten daimî dost ve düşmanlıklar da kurulmamakta. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulları da göz önüne alarak kimin dost kimin düşman olduğunu çok rahat bir şekilde görebiliriz. Hatta birkaç soruyla hızlıca yanıtını verelim: <br />*Ermeni soykırımı yalanını kimler kabul ediyor?<br />*Kıbrıs’ın egemenlik haklarını kimler ihlal ediyor?<br />*Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi kimler kuşatmaya çalışıyor?<br />*Suriye, Irak ve Ermenistan üzerinden Türkiye’ye gözdağı vermeye çalışanlar kimler?<br />İşte bu soruların içinde saklı cevaplar Türkiye’nin dost-düşman stratejisini belirlemekte. Bugün Kıbrıs’ı İsrail, Fransa, ABD tanımaz. Ya da Ermeni soykırımı yoktur diye Yunanistan, Ukrayna, GKRY açıklama yapmaz onun yerine bu kuvvetler Doğu Akdeniz’de ‘’Nemesis’’ adlı intikam tatbikatları yaparlar, yapıyorlar zaten. Sadece söylemin değil eylemin de işin içinde olduğu bir süreçten geçiyoruz.</p>
<p><strong>Asya Çözümü: Bağımsızlık </strong><br />1945’te Atlantik zincirlerine bağlanan Türkiye bugün o zincirleri kırmıştır. Açıkça görülüyor ki Türkiye Atatürk’ün Altı Ok’unun temelleri üzerinde ilerleme gayreti göstermekte. Bu temel üzerinden ilerleme demek de bağımsızlık ve feodalizmin kalıntılarından kurtulmak demektir. İşte bu düzlemden dış politikaya bakıldığında Atlantik zincirlerinden kopan/kopmaya çalışan diğer ülkelerin ekseriyetle Asya’da olduğunu görüyoruz. En uzakta Çin’den başlayarak Orta Asya devletleri ve Batı Asya’daki komşularımız olan İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, Rusya ve hatta Abhazya. <br />Atlantik zincirinden kopan ve halihazırda bağlı olmayan her ülke Doğu Akdeniz’de ABD’ye karşı tavır almaktadır. Atlantik zincirinden kopan hiçbir ülke bugün ‘’Ermeni soykırımı vardır’’ dememektedir. Atlantik zincirinden kopan her ülke KKTC’yi tanımak için önemli bir kuvvet olmaktadır. İşte yukarıda sorduğumuz soruların zıddını düşünürsek bu noktada da Asya’da bağımsız ve başı dik yerini alan ülkeleri yanımızda buluruz.</p>
<p><strong>Gerici Atlantik, İlerici Asya</strong><br />Emperyalizmin öncülüğünü İngiltere’den devralan ABD, dünyanın her yerinde kaybetmeye devam ediyor. Kora, Afganistan, Irak, Suriye’de kaybettikten sonra Türkiye’de de kaybetmiştir. İçeride ve dışarıda mücadeleyi sonuna kadar sürdürürken jeopolitik düzlemde yapacağımız ittifaklar, Kazım Karabekir’in de ifade ettiği gibi Doğu’da, yani Asya’dadır. <br />Asya’da bağımsız ve başı dik yerini alacak olan Türkiye, dostlarıyla birleşerek ortak düşmana karşı galip gelecek. Tarihin her devrinde olduğu gibi ortak düşmana karşı benzer idealler çerçevesinde mücadele her zaman zafer getirmiştir. Türkiye Atatürk’ün rotasına girmiştir. 150 yıllık devrim birikimi ve Asya’daki dostlarıyla zafere koşmaktadır. Lenin’in tahlil ettiği gibi ‘’Gerici Avrupa, İlerici Asya’’ 2021 yılında da güncelliğini korumakta. <br />100 yıl sonraki strateji Asya ile birleşmekten geçiyor. Rusya, Azerbaycan, İran, Suriye, Irak ve uzak komşumuz Çin ile birlikte geliştirilecek ittifaklar, mazlum milletlerin ortak düşmanı ABD’ye karşı alınacak zaferin başlıca anahtarı olacaktır.</p>
<p><strong>Yiğit Çınar</strong><br /><strong>TGB İstanbul İl Sekreteri</strong><br /><strong>Genel Yönetim Kurulu Üyesi</strong></p>
<p><strong>KAYNAKÇA:</strong></p>
<p>1- Okyar, Osman, Milli Mücadele Dönemi Türk-Sovyet İlişkilerinde Mustafa Kemal (1920 – 1921), İş Bankası, İstanbul, 2017, s. 11-13</p>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/101-yillik-strateji-31263/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medyada Milli Ufuk</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/sosyal-medyada-milli-ufuk-30874</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/sosyal-medyada-milli-ufuk-30874#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yiğit Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2021 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/sosyal-medyada-milli-ufuk-30874</guid>

					<description><![CDATA[Ge&#231;ti&#287;imiz g&#252;nlerde sosyal medyada &#231;&#305;kan tart&#305;&#351;malardan biri de Whatsapp&#8217;&#305;n gizlilik s&#246;zle&#351;mesine dair yapt&#305;&#287;&#305; a&#231;&#305;klamayd&#305;. Bu s&#246;zle&#351;me mesajlar&#305;n eri&#351;ilebilirli&#287;i ve depolanabilirli&#287;ine dair maddeler i&#231;eriyordu. Kabul etmeyenler 15 Ocak&#8217;a kadar Whapsapp&#8217;&#305; kullanabilecekti, sonraki g&#252;nlerde ise eri&#351;imi engelleniyordu (daha sonra sosyal medyadan gelen tepkiler &#252;zerine bu karardan vazge&#231;ildi). &#199;&#305;kan tart&#305;&#351;malar&#305;n beraberinde Whatsapp&#8217;a alternatif mecralar konu&#351;ulmaya ba&#351;land&#305;. Telegram, Signal, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p style="text-align: justify;">Ge&ccedil;ti&#287;imiz g&uuml;nlerde sosyal medyada &ccedil;&#305;kan tart&#305;&#351;malardan biri de Whatsapp&rsquo;&#305;n gizlilik s&ouml;zle&#351;mesine dair yapt&#305;&#287;&#305; a&ccedil;&#305;klamayd&#305;. Bu s&ouml;zle&#351;me mesajlar&#305;n eri&#351;ilebilirli&#287;i ve depolanabilirli&#287;ine dair maddeler i&ccedil;eriyordu. Kabul etmeyenler 15 Ocak&rsquo;a kadar Whapsapp&rsquo;&#305; kullanabilecekti, sonraki g&uuml;nlerde ise eri&#351;imi engelleniyordu (daha sonra sosyal medyadan gelen tepkiler &uuml;zerine bu karardan vazge&ccedil;ildi).</p>
<p style="text-align: justify;">&Ccedil;&#305;kan tart&#305;&#351;malar&#305;n beraberinde Whatsapp&rsquo;a alternatif mecralar konu&#351;ulmaya ba&#351;land&#305;. Telegram, Signal, B&#304;P ve di&#287;erlerinin i&ccedil;erikleri, teknik &ouml;zellikleri ve en &ouml;nemlisi g&uuml;venlik politikalar&#305; g&uuml;ndeme geldi, yeni y&ouml;nelimler al&#305;nd&#305;, tart&#305;&#351;&#305;ld&#305;.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhurba&#351;kan&#305; Recep Tayyip Erdo&#287;an da bu konuya dair yapt&#305;&#287;&#305; a&ccedil;&#305;klamada &lsquo;&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k k&#305;l&#305;f&#305; alt&#305;nda T&uuml;rkiye&rsquo;yi yalan haberin, hakaretin, iftiran&#305;n kol gezdi&#287;i bir ikileme terk etmeyece&#287;iz. Kendilerini hukukun &uuml;st&uuml;nde g&ouml;ren sosyal medya &#351;irketlerine boyun e&#287;meyece&#287;iz.&rsquo; (1) diyerek T&uuml;rkiye&rsquo;nin ataca&#287;&#305; yeni ad&#305;mlar&#305;n habercisi olmu&#351;tur.</p>
<p style="text-align: justify;">Durum b&ouml;yleyken bizler de T&uuml;rkiye Gen&ccedil;lik Birli&#287;i olarak yapt&#305;&#287;&#305;m&#305;z bas&#305;n a&ccedil;&#305;klamas&#305; ile on binlerce &uuml;yemizle birlikte Whatsapp&rsquo;tan ayr&#305;l&#305;p yerli ve milli giri&#351;im olan &ldquo;B&#304;P&rdquo; uygulamas&#305;na ge&ccedil;ti&#287;imizi ilan ettik (2).</p>
<p style="text-align: justify;">Tart&#305;&#351;malar&#305; yeni bir y&ouml;ne &ccedil;evirmek gerekirse, sosyal medya konusunda T&uuml;rkiye&rsquo;nin &ouml;n&uuml;ndeki g&ouml;revler nelerdir, bunlar&#305; konu&#351;man&#305;n ve &ccedil;&ouml;z&uuml;m &uuml;retmenin T&uuml;rk milletine &ccedil;ok daha sa&#287;l&#305;kl&#305; bir bak&#305;&#351; a&ccedil;&#305;s&#305; kataca&#287;&#305;n&#305; d&uuml;&#351;&uuml;n&uuml;yorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sosyal Medyada Asl&#305;nda Ne Oluyor?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal medya mecralar&#305; &ouml;zellikle 2010 y&#305;l&#305;ndan itibaren hayat&#305;m&#305;zda daha &ccedil;ok yer almaya ba&#351;lad&#305;. MSN ve Facebook&rsquo;un &ouml;nderlik etti&#287;i bu alana daha sonra Twitter, Snapchat, &#304;nstagram, Vine gibi kurulu&#351;lar da kat&#305;ld&#305;. &Ouml;nceleri insanlar&#305;n eski arkada&#351;lar&#305;n&#305; buldu&#287;u, oyun oynad&#305;&#287;&#305;, o g&uuml;n ya&#351;ad&#305;klar&#305;n&#305; payla&#351;t&#305;&#287;&#305; bir ortam olarak g&ouml;r&uuml;l&uuml;yordu. Ancak zaman i&ccedil;erisinde bu masumlu&#287;u ortadan kalkt&#305;.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman i&ccedil;erisinde bu &#351;irketlerin bir&ccedil;o&#287;u tekelle&#351;me yoluna gitti. B&uuml;y&uuml;k k&#305;sm&#305; Mark Zuckerberg&rsquo;in elinde toplanan bu mecralar&#305;n i&ccedil;erikleri de ayn&#305;la&#351;maya ba&#351;lad&#305;. Tek elden y&ouml;nlendirme ile giden sistemin yan&#305;nda, rakipsizlik &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir avantaj sa&#287;lam&#305;&#351;t&#305;. Bu tekel, sosyal mecralar&#305;n y&ouml;netilmesinin yan&#305;nda toplumun y&ouml;nlendirilmesi noktas&#305;nda da&nbsp; kap&#305; a&ccedil;m&#305;&#351; oluyor. Bu tekele sahip olanlar topluma istedi&#287;ini dayatma &ouml;zg&uuml;rl&uuml;&#287;&uuml;ne de sahip oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">&#350;imdi kendi hayat&#305;m&#305;z &uuml;zerinden d&uuml;&#351;&uuml;nelim. Sohbet uygulamalar&#305;nda bir arkada&#351;&#305;m&#305;za almak istedi&#287;imiz bir k&#305;yafet, teknolojik cihaz, kitaptan bahsediyoruz. Ayn&#305; g&uuml;n ya da en ge&ccedil; bir g&uuml;n sonra, taray&#305;c&#305; &uuml;zerinden yapt&#305;&#287;&#305;m&#305;z gezintilerde kar&#351;&#305;m&#305;za sayfa reklamlar&#305;nda o bahsetti&#287;imiz &uuml;r&uuml;n&uuml;n g&ouml;rseli &ccedil;&#305;k&#305;yor. Eminim bunu hepimiz en az bir kere ya&#351;am&#305;&#351; ve kendimizi &#351;a&#351;&#305;rmaktan alamam&#305;&#351;&#305;zd&#305;r. &#304;&#351;te dayatmadan bahsetti&#287;imiz de bu. Mesaj verileri, konum, cihaz bilgileri ve ki&#351;isel bilgilerin depolanmas&#305; ile istenilen y&ouml;nde dayatma yap&#305;labiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Verilerin depolanmas&#305; konusunda asl&#305;nda as&#305;l &ouml;nemli olan nokta ise bunun bir g&uuml;venlik sorunu oldu&#287;udur. Bu, &ouml;zel hayat&#305;n ba&#351;kalar&#305; taraf&#305;ndan &ouml;&#287;renilmesinin yan&#305;nda, ulusal anlamda bir g&uuml;venlik sorununu da te&#351;kil etmektedir. En nihayetinde bu uygulamalar&#305; devlet y&ouml;neticileri, b&uuml;rokratlar, el&ccedil;iler, askerler de kullanmakta. Bir devletin s&#305;rlar&#305;n&#305;n &ouml;&#287;renilecek en son bilgi oldu&#287;unu d&uuml;&#351;&uuml;n&uuml;rsek T&uuml;rkiye&rsquo;nin bu g&uuml;venlik sorununu da dikkate almas&#305; gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">6698 Say&#305;l&#305; Ki&#351;isel Verilerin Korunmas&#305; Kanunu mucibince, 5. Maddesi gere&#287;i &lsquo;Ki&#351;isel veriler ilgili ki&#351;inin a&ccedil;&#305;k r&#305;zas&#305; olmaks&#305;z&#305;n i&#351;lenemez.&rsquo; Yine ayn&#305; kanunun 9. Maddesi gere&#287;i &lsquo;Ki&#351;isel veriler ilgili ki&#351;inin a&ccedil;&#305;k r&#305;zas&#305; olmaks&#305;z&#305;n yurt d&#305;&#351;&#305;na &ccedil;&#305;kar&#305;lamaz.&rsquo; (3) kararlar&#305;n&#305;n al&#305;nd&#305;&#287;&#305;n&#305; biliyoruz. G&ouml;r&uuml;yoruz ki T&uuml;rk hukuk sistemi her t&uuml;rl&uuml; izinsiz bilgi payla&#351;&#305;m&#305; ve depolanmas&#305;n&#305; yasakl&#305;yor. Durum b&ouml;yleyken Whatsapp, Telegram, Signal gibi kurulu&#351;lar&#305;n bilgileri depolamas&#305;n&#305;n yan&#305;nda, bu depolar&#305;n yurt d&#305;&#351;&#305;nda olmas&#305; T&uuml;rkiye&rsquo;nin kar&#351;&#305;s&#305;nda bir tehdit olarak durmaktad&#305;r. Ulusal mahiyette olan bilgilerin payla&#351;&#305;m&#305; noktas&#305;nda do&#287;rudan do&#287;ruya T&uuml;rkiye Devleti de tehdit alt&#305;nda bulunmakta.&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">FET&Ouml; ve PKK ile amans&#305;zca m&uuml;cadele verdi&#287;imiz bu g&uuml;nlerde sadece silahla, topla, t&uuml;fekle de&#287;il, sosyal medya alan&#305;nda da m&uuml;cadele ediyoruz. T&uuml;rkiye Devleti&rsquo;nin verilerinin emperyalist &ccedil;&#305;karlar i&ccedil;in kullan&#305;lmas&#305; i&#351;ten de&#287;ildir. ABD&rsquo;nin siyasal ve toplumsal y&ouml;nlendirmeleri son on y&#305;lda sosyal medya &uuml;zerinden yapt&#305;&#287;&#305;n&#305; biliyor ve g&ouml;r&uuml;yoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;m bunlar&#305;n yan&#305;nda, veri payla&#351;&#305;m&#305; ve depolanmas&#305; kadar &ouml;nemli bir konunun daha g&ouml;z ard&#305; edildi&#287;ini g&ouml;r&uuml;yoruz. Bu, herhangi bir aleyhte durumda &#351;ik&acirc;yet edilebilecek ya da do&#287;rudan ileti&#351;im kurulabilecek bir muhatab&#305;n T&uuml;rkiye&rsquo;de olmamas&#305;d&#305;r. 1 Ekim 2020 tarihinde y&uuml;r&uuml;rl&uuml;&#287;e giren, halk aras&#305;nda &lsquo;sosyal medya yasas&#305;&rsquo; olarak adland&#305;r&#305;lan &lsquo;&#304;nternet Ortam&#305;nda Yap&#305;lan Yay&#305;nlar&#305;n D&uuml;zenlenmesi ve Bu Yay&#305;nlar Yoluyla &#304;&#351;lenen Su&ccedil;larla M&uuml;cadele Edilmesi Hakk&#305;nda Kanunda De&#287;i&#351;iklik Yap&#305;lmas&#305;na Dair Kanun&rsquo; asl&#305;nda bu sorunun &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; olmaktad&#305;r (4). T&uuml;m d&uuml;nyada kullan&#305;lan bu mecralar&#305;n, kullan&#305;ld&#305;&#287;&#305; &uuml;lkelerde temsilcilik/ofis a&ccedil;malar&#305; gerekirken, 1 Ekim&rsquo;de y&uuml;r&uuml;rl&uuml;&#287;e giren kanundan &ouml;nce T&uuml;rkiye&rsquo;de hi&ccedil;bir kurulu&#351;un ofisinin olmad&#305;&#287;&#305;n&#305; g&ouml;r&uuml;yoruz. Bu kanun ile birlikte bunun &ouml;n&uuml;n&uuml;n al&#305;nm&#305;&#351; ve s&uuml;reci yava&#351; da olsa ofis a&ccedil;ma giri&#351;imleri ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; aksi takdirde devlet gerekli yapt&#305;r&#305;mlar&#305; uygulayacakt&#305;r. Bu, gerek devlet gerekse ferdi olarak yap&#305;lacak ba&#351;vurular&#305;n muhatab&#305;n&#305;n olmas&#305;n&#305;, elle tutulur i&#351;lemlerin yap&#305;labilmesini sa&#287;layacakt&#305;r. Bu noktada bu kanun yerindedir ve devaml&#305;l&#305;&#287;&#305; esas olmal&#305;d&#305;r.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mevcut Uygulamalar Yeterli Mi?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bug&uuml;n en &ccedil;ok kullan&#305;lan uygulamalara bakt&#305;&#287;&#305;m&#305;zda Whatsapp birinci s&#305;radaki yerini almakta. Ard&#305;ndan (s&#305;ras&#305;z bir &#351;ekilde) Telegram, Signal, WeChat, gibi uygulamalar&#305;n gelmekte oldu&#287;unu g&ouml;r&uuml;yoruz. Genel olarak inceledi&#287;imizde dahi bu uygulamalar&#305;n tam anlam&#305;yla yeterli olmad&#305;&#287;&#305;n&#305; gerek altyap&#305; gerek aray&uuml;z &ouml;zellikleri gerekse kullan&#305;m kolayl&#305;&#287;&#305; a&ccedil;&#305;s&#305;ndan ikincil g&ouml;z&uuml;yle bak&#305;lacak uygulamalar oldu&#287;unu g&ouml;rebiliyoruz. Yerli ve milli giri&#351;im olan B&#304;P, daha da geli&#351;tirildi&#287;i ve devlet&ccedil;e ve millet&ccedil;e desteklendi&#287;i &ouml;l&ccedil;&uuml;de &ccedil;ok daha fazla kullan&#305;ma a&ccedil;&#305;lm&#305;&#351; olacakt&#305;r.</p>
<p style="text-align: justify;">Tabii burada B&#304;P bizim &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki en &ouml;nemli &ouml;rneklerden biri. Yazbee, Yaani, Yaay, B&#304;P gibi yerli ve milli uygulamalar&#305;n varl&#305;&#287;&#305;, se&ccedil;eneksiz olmad&#305;&#287;&#305;m&#305;z&#305;n bir g&ouml;stergesi. Bu alanlara da T&uuml;rkiye&rsquo;nin girmesi, geli&#351;mesi her a&ccedil;&#305;dan &ouml;n&uuml;m&uuml;z&uuml; a&ccedil;an bir giri&#351;im olacakt&#305;r. Ayr&#305;ca her t&uuml;rl&uuml; yapt&#305;r&#305;ma kar&#351;&#305; diz &ccedil;&ouml;kmeyen bir T&uuml;rkiye yaratm&#305;&#351; olunacakt&#305;r. Hat&#305;rlatal&#305;m, 2019 y&#305;l&#305;nda ABD Ba&#351;kan&#305; Trump&rsquo;&#305;n yapt&#305;r&#305;m tehditlerine kar&#351;&#305; TGB olarak #MahvolursunTrump etiketi ile ba&#351;latt&#305;&#287;&#305;m&#305;z &ccedil;al&#305;&#351;ma sonras&#305; d&uuml;nya g&uuml;ndemine girmi&#351;tik. Ard&#305;ndan bir sabah uyand&#305;&#287;&#305;m&#305;zda ba&#351;ta t&uuml;m resmi TGB hesaplar&#305; olmak &uuml;zere neredeyse t&uuml;m y&ouml;netici ve &uuml;yelerin hesaplar&#305;n&#305;n ask&#305;ya al&#305;nd&#305;&#287;&#305;n&#305; g&ouml;rd&uuml;k (5). Vatansever kuvvetlerin &ouml;n&uuml;n&uuml;n bu alanda dahi t&#305;kanmamas&#305; i&ccedil;in yerli ve milli yat&#305;r&#305;mlara sahip &ccedil;&#305;kmam&#305;z gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Her Alanda Milli At&#305;l&#305;m</strong></p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye, &ouml;zellikle 24 Temmuz 2015 tarihinden itibaren b&uuml;y&uuml;k bir d&ouml;n&uuml;&#351;&uuml;me gitmi&#351;, FET&Ouml;/PKK&rsquo;ya aman tan&#305;mamaya ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;. Sadece FET&Ouml;/PKK ile kalmam&#305;&#351;, ABD emperyalizmine her alanda kar&#351;&#305; koymaya ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;r. S&uuml;re&ccedil; antiemperyalist bir y&ouml;nde ilerlerken silahl&#305; m&uuml;cadeleyi peki&#351;tirecek at&#305;l&#305;mlara da h&#305;zl&#305;ca ba&#351;land&#305;. Milli savunma sanayiinde ASELSAN, HAVELSAN, Tank-Palet gibi milli &#351;irketlerin &ouml;nc&uuml;l&uuml;&#287;&uuml;nde geli&#351;imler olurken ekonomide Varl&#305;k Fonu&rsquo;nun &ccedil;al&#305;&#351;malar&#305;yla &uuml;retim temelli ekonominin ad&#305;mlar&#305; at&#305;lmaya ba&#351;land&#305;. &#350;imdi &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki g&ouml;revlerden biri de sosyal medyam&#305;z&#305; millile&#351;tirmek ve onu geli&#351;tirmek olmal&#305;.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukar&#305;da sayd&#305;&#287;&#305;m&#305;z kurulu&#351;lar yerli ve millidir, evet. Ancak bu kurulu&#351;lar yaln&#305;zca &ouml;zel m&uuml;lkiyetin elinde de kalmamal&#305;d&#305;r. Devlet b&uuml;nyesine al&#305;n&#305;p, Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n devlet&ccedil;ilik ilkesi dahilinde izlenecek bir politika ile desteklenip geli&#351;tirilmeli ve T&uuml;rk milletinin kullan&#305;m&#305;na sunulmal&#305;d&#305;r. Bu ko&#351;ulda hangi tehdit olursa olsun endi&#351;e etmeye gerek kalmayacakt&#305;r.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli uygulamalar&#305;m&#305;z&#305;n olmas&#305;n&#305; dile getirirken her y&ouml;n&uuml;yle milli olmas&#305; gerekti&#287;ini vurgulamakta fayda var. Elbette gerekli noktalarda &ccedil;e&#351;itli yerlerden dan&#305;&#351;ma/yard&#305;m al&#305;n&#305;r ancak m&uuml;hendislerinin T&uuml;rk oldu&#287;u, altyap&#305;s&#305;n&#305;n T&uuml;rk telekom&uuml;nikasyon &#351;irketlerince haz&#305;rland&#305;&#287;&#305;, i&ccedil;eriklerinin T&uuml;rk milletinin ihtiya&ccedil;lar&#305; ve gereklilikleri do&#287;rultusunda yap&#305;ld&#305;&#287;&#305; giri&#351;imler her zaman &ouml;nceli&#287;imiz olmal&#305;d&#305;r. Ancak bu yolla istedi&#287;imiz milli ba&#351;ar&#305;y&#305; elde edebiliriz. Devlet eliyle y&uuml;r&uuml;t&uuml;lecek ve te&#351;vik edilecek bu &ccedil;al&#305;&#351;malar&#305;n sonunda, verilerin saklanma i&#351;i de elbette T&uuml;rkiye&rsquo;de olacak ve devlet denetimi alt&#305;nda yap&#305;lacakt&#305;r.</p>
<p style="text-align: justify;">&Ouml;zellikle ge&ccedil;ti&#287;imiz aylarda sosyal medya uygulamalar&#305;n&#305;n denetim alt&#305;na al&#305;nmas&#305;na dair &ccedil;&#305;kan yasa ile birlikte, yerli ve milli uygulamalar&#305;n desteklenmesi ve te&#351;vik edilmesi i&ccedil;in de yeni kanunlar &ccedil;&#305;kart&#305;lmal&#305;, kamuoyunun tart&#305;&#351;mas&#305;na a&ccedil;&#305;lmal&#305; ve toplamda yeni d&uuml;zenlemeler getirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;rk milletinin i&ccedil;inde bir cevher yat&#305;yor. II. Me&#351;rutiyet&rsquo;te de D&uuml;nya Sava&#351;&#305;&rsquo;nda da &#304;stiklal Harbi&rsquo;nde de devrimleri uygularken de bunlar&#305; g&ouml;rd&uuml;k. O cevherler m&uuml;hendislerimiz, teknik ekibimiz, t&uuml;m emek&ccedil;ilerimizdir. Bu cevheri i&#351;lemek hepimizin g&ouml;revi olmal&#305;. Yerli ve milli at&#305;l&#305;mlar&#305;m&#305;z&#305; i&#351;ler k&#305;lmak, lay&#305;k oldu&#287;u konuma getirmek i&ccedil;in elbirli&#287;i ile &ccedil;al&#305;&#351;mal&#305;y&#305;z. T&uuml;rk gen&ccedil;li&#287;i olarak, her t&uuml;rl&uuml; milli giri&#351;imin yan&#305;nday&#305;z.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yi&#287;it &Ccedil;&#305;nar</strong></p>
<p><strong>TGB &#304;stanbul &#304;l Sekreteri</strong></p>
<p><strong>Genel Y&ouml;netim Kurulu &Uuml;yesi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dipnot:</p>
<p>1- https://www.hurriyet.com.tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-flas-sosyal-medya-aciklamasi-boyun-egmeyecegiz-41713994</p>
<p>2- https://tgb.gen.tr/genclik-birligi/emperyalist-tekellere-karsi-milli-ve-guvenli-sosyal-medya-30838</p>
<p>3- https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6698&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5</p>
<p>4- https://www.aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/sosyal-medyada-yeni-donem-basladi/1991916</p>
<p>5- https://tgb.gen.tr/dunya/twitter-in-hesaplarimizi-neden-kapattigi-belli-oldu-29014</p>
<p style="text-align: right;"><strong>tgb.gen.tr</strong></p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p style="text-align: justify;">Ge&ccedil;ti&#287;imiz g&uuml;nlerde sosyal medyada &ccedil;&#305;kan tart&#305;&#351;malardan biri de Whatsapp&rsquo;&#305;n gizlilik s&ouml;zle&#351;mesine dair yapt&#305;&#287;&#305; a&ccedil;&#305;klamayd&#305;. Bu s&ouml;zle&#351;me mesajlar&#305;n eri&#351;ilebilirli&#287;i ve depolanabilirli&#287;ine dair maddeler i&ccedil;eriyordu. Kabul etmeyenler 15 Ocak&rsquo;a kadar Whapsapp&rsquo;&#305; kullanabilecekti, sonraki g&uuml;nlerde ise eri&#351;imi engelleniyordu (daha sonra sosyal medyadan gelen tepkiler &uuml;zerine bu karardan vazge&ccedil;ildi).</p>
<p style="text-align: justify;">&Ccedil;&#305;kan tart&#305;&#351;malar&#305;n beraberinde Whatsapp&rsquo;a alternatif mecralar konu&#351;ulmaya ba&#351;land&#305;. Telegram, Signal, B&#304;P ve di&#287;erlerinin i&ccedil;erikleri, teknik &ouml;zellikleri ve en &ouml;nemlisi g&uuml;venlik politikalar&#305; g&uuml;ndeme geldi, yeni y&ouml;nelimler al&#305;nd&#305;, tart&#305;&#351;&#305;ld&#305;.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhurba&#351;kan&#305; Recep Tayyip Erdo&#287;an da bu konuya dair yapt&#305;&#287;&#305; a&ccedil;&#305;klamada &lsquo;&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k k&#305;l&#305;f&#305; alt&#305;nda T&uuml;rkiye&rsquo;yi yalan haberin, hakaretin, iftiran&#305;n kol gezdi&#287;i bir ikileme terk etmeyece&#287;iz. Kendilerini hukukun &uuml;st&uuml;nde g&ouml;ren sosyal medya &#351;irketlerine boyun e&#287;meyece&#287;iz.&rsquo; (1) diyerek T&uuml;rkiye&rsquo;nin ataca&#287;&#305; yeni ad&#305;mlar&#305;n habercisi olmu&#351;tur.</p>
<p style="text-align: justify;">Durum b&ouml;yleyken bizler de T&uuml;rkiye Gen&ccedil;lik Birli&#287;i olarak yapt&#305;&#287;&#305;m&#305;z bas&#305;n a&ccedil;&#305;klamas&#305; ile on binlerce &uuml;yemizle birlikte Whatsapp&rsquo;tan ayr&#305;l&#305;p yerli ve milli giri&#351;im olan &ldquo;B&#304;P&rdquo; uygulamas&#305;na ge&ccedil;ti&#287;imizi ilan ettik (2).</p>
<p style="text-align: justify;">Tart&#305;&#351;malar&#305; yeni bir y&ouml;ne &ccedil;evirmek gerekirse, sosyal medya konusunda T&uuml;rkiye&rsquo;nin &ouml;n&uuml;ndeki g&ouml;revler nelerdir, bunlar&#305; konu&#351;man&#305;n ve &ccedil;&ouml;z&uuml;m &uuml;retmenin T&uuml;rk milletine &ccedil;ok daha sa&#287;l&#305;kl&#305; bir bak&#305;&#351; a&ccedil;&#305;s&#305; kataca&#287;&#305;n&#305; d&uuml;&#351;&uuml;n&uuml;yorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sosyal Medyada Asl&#305;nda Ne Oluyor?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal medya mecralar&#305; &ouml;zellikle 2010 y&#305;l&#305;ndan itibaren hayat&#305;m&#305;zda daha &ccedil;ok yer almaya ba&#351;lad&#305;. MSN ve Facebook&rsquo;un &ouml;nderlik etti&#287;i bu alana daha sonra Twitter, Snapchat, &#304;nstagram, Vine gibi kurulu&#351;lar da kat&#305;ld&#305;. &Ouml;nceleri insanlar&#305;n eski arkada&#351;lar&#305;n&#305; buldu&#287;u, oyun oynad&#305;&#287;&#305;, o g&uuml;n ya&#351;ad&#305;klar&#305;n&#305; payla&#351;t&#305;&#287;&#305; bir ortam olarak g&ouml;r&uuml;l&uuml;yordu. Ancak zaman i&ccedil;erisinde bu masumlu&#287;u ortadan kalkt&#305;.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman i&ccedil;erisinde bu &#351;irketlerin bir&ccedil;o&#287;u tekelle&#351;me yoluna gitti. B&uuml;y&uuml;k k&#305;sm&#305; Mark Zuckerberg&rsquo;in elinde toplanan bu mecralar&#305;n i&ccedil;erikleri de ayn&#305;la&#351;maya ba&#351;lad&#305;. Tek elden y&ouml;nlendirme ile giden sistemin yan&#305;nda, rakipsizlik &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir avantaj sa&#287;lam&#305;&#351;t&#305;. Bu tekel, sosyal mecralar&#305;n y&ouml;netilmesinin yan&#305;nda toplumun y&ouml;nlendirilmesi noktas&#305;nda da&nbsp; kap&#305; a&ccedil;m&#305;&#351; oluyor. Bu tekele sahip olanlar topluma istedi&#287;ini dayatma &ouml;zg&uuml;rl&uuml;&#287;&uuml;ne de sahip oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">&#350;imdi kendi hayat&#305;m&#305;z &uuml;zerinden d&uuml;&#351;&uuml;nelim. Sohbet uygulamalar&#305;nda bir arkada&#351;&#305;m&#305;za almak istedi&#287;imiz bir k&#305;yafet, teknolojik cihaz, kitaptan bahsediyoruz. Ayn&#305; g&uuml;n ya da en ge&ccedil; bir g&uuml;n sonra, taray&#305;c&#305; &uuml;zerinden yapt&#305;&#287;&#305;m&#305;z gezintilerde kar&#351;&#305;m&#305;za sayfa reklamlar&#305;nda o bahsetti&#287;imiz &uuml;r&uuml;n&uuml;n g&ouml;rseli &ccedil;&#305;k&#305;yor. Eminim bunu hepimiz en az bir kere ya&#351;am&#305;&#351; ve kendimizi &#351;a&#351;&#305;rmaktan alamam&#305;&#351;&#305;zd&#305;r. &#304;&#351;te dayatmadan bahsetti&#287;imiz de bu. Mesaj verileri, konum, cihaz bilgileri ve ki&#351;isel bilgilerin depolanmas&#305; ile istenilen y&ouml;nde dayatma yap&#305;labiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Verilerin depolanmas&#305; konusunda asl&#305;nda as&#305;l &ouml;nemli olan nokta ise bunun bir g&uuml;venlik sorunu oldu&#287;udur. Bu, &ouml;zel hayat&#305;n ba&#351;kalar&#305; taraf&#305;ndan &ouml;&#287;renilmesinin yan&#305;nda, ulusal anlamda bir g&uuml;venlik sorununu da te&#351;kil etmektedir. En nihayetinde bu uygulamalar&#305; devlet y&ouml;neticileri, b&uuml;rokratlar, el&ccedil;iler, askerler de kullanmakta. Bir devletin s&#305;rlar&#305;n&#305;n &ouml;&#287;renilecek en son bilgi oldu&#287;unu d&uuml;&#351;&uuml;n&uuml;rsek T&uuml;rkiye&rsquo;nin bu g&uuml;venlik sorununu da dikkate almas&#305; gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">6698 Say&#305;l&#305; Ki&#351;isel Verilerin Korunmas&#305; Kanunu mucibince, 5. Maddesi gere&#287;i &lsquo;Ki&#351;isel veriler ilgili ki&#351;inin a&ccedil;&#305;k r&#305;zas&#305; olmaks&#305;z&#305;n i&#351;lenemez.&rsquo; Yine ayn&#305; kanunun 9. Maddesi gere&#287;i &lsquo;Ki&#351;isel veriler ilgili ki&#351;inin a&ccedil;&#305;k r&#305;zas&#305; olmaks&#305;z&#305;n yurt d&#305;&#351;&#305;na &ccedil;&#305;kar&#305;lamaz.&rsquo; (3) kararlar&#305;n&#305;n al&#305;nd&#305;&#287;&#305;n&#305; biliyoruz. G&ouml;r&uuml;yoruz ki T&uuml;rk hukuk sistemi her t&uuml;rl&uuml; izinsiz bilgi payla&#351;&#305;m&#305; ve depolanmas&#305;n&#305; yasakl&#305;yor. Durum b&ouml;yleyken Whatsapp, Telegram, Signal gibi kurulu&#351;lar&#305;n bilgileri depolamas&#305;n&#305;n yan&#305;nda, bu depolar&#305;n yurt d&#305;&#351;&#305;nda olmas&#305; T&uuml;rkiye&rsquo;nin kar&#351;&#305;s&#305;nda bir tehdit olarak durmaktad&#305;r. Ulusal mahiyette olan bilgilerin payla&#351;&#305;m&#305; noktas&#305;nda do&#287;rudan do&#287;ruya T&uuml;rkiye Devleti de tehdit alt&#305;nda bulunmakta.&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">FET&Ouml; ve PKK ile amans&#305;zca m&uuml;cadele verdi&#287;imiz bu g&uuml;nlerde sadece silahla, topla, t&uuml;fekle de&#287;il, sosyal medya alan&#305;nda da m&uuml;cadele ediyoruz. T&uuml;rkiye Devleti&rsquo;nin verilerinin emperyalist &ccedil;&#305;karlar i&ccedil;in kullan&#305;lmas&#305; i&#351;ten de&#287;ildir. ABD&rsquo;nin siyasal ve toplumsal y&ouml;nlendirmeleri son on y&#305;lda sosyal medya &uuml;zerinden yapt&#305;&#287;&#305;n&#305; biliyor ve g&ouml;r&uuml;yoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;m bunlar&#305;n yan&#305;nda, veri payla&#351;&#305;m&#305; ve depolanmas&#305; kadar &ouml;nemli bir konunun daha g&ouml;z ard&#305; edildi&#287;ini g&ouml;r&uuml;yoruz. Bu, herhangi bir aleyhte durumda &#351;ik&acirc;yet edilebilecek ya da do&#287;rudan ileti&#351;im kurulabilecek bir muhatab&#305;n T&uuml;rkiye&rsquo;de olmamas&#305;d&#305;r. 1 Ekim 2020 tarihinde y&uuml;r&uuml;rl&uuml;&#287;e giren, halk aras&#305;nda &lsquo;sosyal medya yasas&#305;&rsquo; olarak adland&#305;r&#305;lan &lsquo;&#304;nternet Ortam&#305;nda Yap&#305;lan Yay&#305;nlar&#305;n D&uuml;zenlenmesi ve Bu Yay&#305;nlar Yoluyla &#304;&#351;lenen Su&ccedil;larla M&uuml;cadele Edilmesi Hakk&#305;nda Kanunda De&#287;i&#351;iklik Yap&#305;lmas&#305;na Dair Kanun&rsquo; asl&#305;nda bu sorunun &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; olmaktad&#305;r (4). T&uuml;m d&uuml;nyada kullan&#305;lan bu mecralar&#305;n, kullan&#305;ld&#305;&#287;&#305; &uuml;lkelerde temsilcilik/ofis a&ccedil;malar&#305; gerekirken, 1 Ekim&rsquo;de y&uuml;r&uuml;rl&uuml;&#287;e giren kanundan &ouml;nce T&uuml;rkiye&rsquo;de hi&ccedil;bir kurulu&#351;un ofisinin olmad&#305;&#287;&#305;n&#305; g&ouml;r&uuml;yoruz. Bu kanun ile birlikte bunun &ouml;n&uuml;n&uuml;n al&#305;nm&#305;&#351; ve s&uuml;reci yava&#351; da olsa ofis a&ccedil;ma giri&#351;imleri ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; aksi takdirde devlet gerekli yapt&#305;r&#305;mlar&#305; uygulayacakt&#305;r. Bu, gerek devlet gerekse ferdi olarak yap&#305;lacak ba&#351;vurular&#305;n muhatab&#305;n&#305;n olmas&#305;n&#305;, elle tutulur i&#351;lemlerin yap&#305;labilmesini sa&#287;layacakt&#305;r. Bu noktada bu kanun yerindedir ve devaml&#305;l&#305;&#287;&#305; esas olmal&#305;d&#305;r.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mevcut Uygulamalar Yeterli Mi?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bug&uuml;n en &ccedil;ok kullan&#305;lan uygulamalara bakt&#305;&#287;&#305;m&#305;zda Whatsapp birinci s&#305;radaki yerini almakta. Ard&#305;ndan (s&#305;ras&#305;z bir &#351;ekilde) Telegram, Signal, WeChat, gibi uygulamalar&#305;n gelmekte oldu&#287;unu g&ouml;r&uuml;yoruz. Genel olarak inceledi&#287;imizde dahi bu uygulamalar&#305;n tam anlam&#305;yla yeterli olmad&#305;&#287;&#305;n&#305; gerek altyap&#305; gerek aray&uuml;z &ouml;zellikleri gerekse kullan&#305;m kolayl&#305;&#287;&#305; a&ccedil;&#305;s&#305;ndan ikincil g&ouml;z&uuml;yle bak&#305;lacak uygulamalar oldu&#287;unu g&ouml;rebiliyoruz. Yerli ve milli giri&#351;im olan B&#304;P, daha da geli&#351;tirildi&#287;i ve devlet&ccedil;e ve millet&ccedil;e desteklendi&#287;i &ouml;l&ccedil;&uuml;de &ccedil;ok daha fazla kullan&#305;ma a&ccedil;&#305;lm&#305;&#351; olacakt&#305;r.</p>
<p style="text-align: justify;">Tabii burada B&#304;P bizim &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki en &ouml;nemli &ouml;rneklerden biri. Yazbee, Yaani, Yaay, B&#304;P gibi yerli ve milli uygulamalar&#305;n varl&#305;&#287;&#305;, se&ccedil;eneksiz olmad&#305;&#287;&#305;m&#305;z&#305;n bir g&ouml;stergesi. Bu alanlara da T&uuml;rkiye&rsquo;nin girmesi, geli&#351;mesi her a&ccedil;&#305;dan &ouml;n&uuml;m&uuml;z&uuml; a&ccedil;an bir giri&#351;im olacakt&#305;r. Ayr&#305;ca her t&uuml;rl&uuml; yapt&#305;r&#305;ma kar&#351;&#305; diz &ccedil;&ouml;kmeyen bir T&uuml;rkiye yaratm&#305;&#351; olunacakt&#305;r. Hat&#305;rlatal&#305;m, 2019 y&#305;l&#305;nda ABD Ba&#351;kan&#305; Trump&rsquo;&#305;n yapt&#305;r&#305;m tehditlerine kar&#351;&#305; TGB olarak #MahvolursunTrump etiketi ile ba&#351;latt&#305;&#287;&#305;m&#305;z &ccedil;al&#305;&#351;ma sonras&#305; d&uuml;nya g&uuml;ndemine girmi&#351;tik. Ard&#305;ndan bir sabah uyand&#305;&#287;&#305;m&#305;zda ba&#351;ta t&uuml;m resmi TGB hesaplar&#305; olmak &uuml;zere neredeyse t&uuml;m y&ouml;netici ve &uuml;yelerin hesaplar&#305;n&#305;n ask&#305;ya al&#305;nd&#305;&#287;&#305;n&#305; g&ouml;rd&uuml;k (5). Vatansever kuvvetlerin &ouml;n&uuml;n&uuml;n bu alanda dahi t&#305;kanmamas&#305; i&ccedil;in yerli ve milli yat&#305;r&#305;mlara sahip &ccedil;&#305;kmam&#305;z gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Her Alanda Milli At&#305;l&#305;m</strong></p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye, &ouml;zellikle 24 Temmuz 2015 tarihinden itibaren b&uuml;y&uuml;k bir d&ouml;n&uuml;&#351;&uuml;me gitmi&#351;, FET&Ouml;/PKK&rsquo;ya aman tan&#305;mamaya ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;. Sadece FET&Ouml;/PKK ile kalmam&#305;&#351;, ABD emperyalizmine her alanda kar&#351;&#305; koymaya ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;r. S&uuml;re&ccedil; antiemperyalist bir y&ouml;nde ilerlerken silahl&#305; m&uuml;cadeleyi peki&#351;tirecek at&#305;l&#305;mlara da h&#305;zl&#305;ca ba&#351;land&#305;. Milli savunma sanayiinde ASELSAN, HAVELSAN, Tank-Palet gibi milli &#351;irketlerin &ouml;nc&uuml;l&uuml;&#287;&uuml;nde geli&#351;imler olurken ekonomide Varl&#305;k Fonu&rsquo;nun &ccedil;al&#305;&#351;malar&#305;yla &uuml;retim temelli ekonominin ad&#305;mlar&#305; at&#305;lmaya ba&#351;land&#305;. &#350;imdi &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki g&ouml;revlerden biri de sosyal medyam&#305;z&#305; millile&#351;tirmek ve onu geli&#351;tirmek olmal&#305;.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukar&#305;da sayd&#305;&#287;&#305;m&#305;z kurulu&#351;lar yerli ve millidir, evet. Ancak bu kurulu&#351;lar yaln&#305;zca &ouml;zel m&uuml;lkiyetin elinde de kalmamal&#305;d&#305;r. Devlet b&uuml;nyesine al&#305;n&#305;p, Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n devlet&ccedil;ilik ilkesi dahilinde izlenecek bir politika ile desteklenip geli&#351;tirilmeli ve T&uuml;rk milletinin kullan&#305;m&#305;na sunulmal&#305;d&#305;r. Bu ko&#351;ulda hangi tehdit olursa olsun endi&#351;e etmeye gerek kalmayacakt&#305;r.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli uygulamalar&#305;m&#305;z&#305;n olmas&#305;n&#305; dile getirirken her y&ouml;n&uuml;yle milli olmas&#305; gerekti&#287;ini vurgulamakta fayda var. Elbette gerekli noktalarda &ccedil;e&#351;itli yerlerden dan&#305;&#351;ma/yard&#305;m al&#305;n&#305;r ancak m&uuml;hendislerinin T&uuml;rk oldu&#287;u, altyap&#305;s&#305;n&#305;n T&uuml;rk telekom&uuml;nikasyon &#351;irketlerince haz&#305;rland&#305;&#287;&#305;, i&ccedil;eriklerinin T&uuml;rk milletinin ihtiya&ccedil;lar&#305; ve gereklilikleri do&#287;rultusunda yap&#305;ld&#305;&#287;&#305; giri&#351;imler her zaman &ouml;nceli&#287;imiz olmal&#305;d&#305;r. Ancak bu yolla istedi&#287;imiz milli ba&#351;ar&#305;y&#305; elde edebiliriz. Devlet eliyle y&uuml;r&uuml;t&uuml;lecek ve te&#351;vik edilecek bu &ccedil;al&#305;&#351;malar&#305;n sonunda, verilerin saklanma i&#351;i de elbette T&uuml;rkiye&rsquo;de olacak ve devlet denetimi alt&#305;nda yap&#305;lacakt&#305;r.</p>
<p style="text-align: justify;">&Ouml;zellikle ge&ccedil;ti&#287;imiz aylarda sosyal medya uygulamalar&#305;n&#305;n denetim alt&#305;na al&#305;nmas&#305;na dair &ccedil;&#305;kan yasa ile birlikte, yerli ve milli uygulamalar&#305;n desteklenmesi ve te&#351;vik edilmesi i&ccedil;in de yeni kanunlar &ccedil;&#305;kart&#305;lmal&#305;, kamuoyunun tart&#305;&#351;mas&#305;na a&ccedil;&#305;lmal&#305; ve toplamda yeni d&uuml;zenlemeler getirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;rk milletinin i&ccedil;inde bir cevher yat&#305;yor. II. Me&#351;rutiyet&rsquo;te de D&uuml;nya Sava&#351;&#305;&rsquo;nda da &#304;stiklal Harbi&rsquo;nde de devrimleri uygularken de bunlar&#305; g&ouml;rd&uuml;k. O cevherler m&uuml;hendislerimiz, teknik ekibimiz, t&uuml;m emek&ccedil;ilerimizdir. Bu cevheri i&#351;lemek hepimizin g&ouml;revi olmal&#305;. Yerli ve milli at&#305;l&#305;mlar&#305;m&#305;z&#305; i&#351;ler k&#305;lmak, lay&#305;k oldu&#287;u konuma getirmek i&ccedil;in elbirli&#287;i ile &ccedil;al&#305;&#351;mal&#305;y&#305;z. T&uuml;rk gen&ccedil;li&#287;i olarak, her t&uuml;rl&uuml; milli giri&#351;imin yan&#305;nday&#305;z.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yi&#287;it &Ccedil;&#305;nar</strong></p>
<p><strong>TGB &#304;stanbul &#304;l Sekreteri</strong></p>
<p><strong>Genel Y&ouml;netim Kurulu &Uuml;yesi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dipnot:</p>
<p>1- https://www.hurriyet.com.tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-flas-sosyal-medya-aciklamasi-boyun-egmeyecegiz-41713994</p>
<p>2- https://tgb.gen.tr/genclik-birligi/emperyalist-tekellere-karsi-milli-ve-guvenli-sosyal-medya-30838</p>
<p>3- https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6698&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5</p>
<p>4- https://www.aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/sosyal-medyada-yeni-donem-basladi/1991916</p>
<p>5- https://tgb.gen.tr/dunya/twitter-in-hesaplarimizi-neden-kapattigi-belli-oldu-29014</p>
<p style="text-align: right;"><strong>tgb.gen.tr</strong></p>
</section>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/sosyal-medyada-milli-ufuk-30874/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milli Savunma Sanayisinde Yaptırıma Karşı Atılım</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/milli-savunma-sanayisinde-yaptirima-karsi-atilim-30714</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/milli-savunma-sanayisinde-yaptirima-karsi-atilim-30714#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yiğit Çınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Dec 2020 15:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/tgbden/milli-savunma-sanayisinde-yaptirima-karsi-atilim-30714</guid>

					<description><![CDATA[14 Aral&#305;k&#8217;ta ABD, CAATSA yapt&#305;r&#305;mlar&#305;n&#305; a&#231;&#305;klad&#305;. Bu a&#231;&#305;klamaya g&#246;re Savunma Sanayii Ba&#351;kanl&#305;&#287;&#305; ve Savunma Sanayii Ba&#351;kan&#305; &#304;smail Demir yapt&#305;r&#305;m listesine al&#305;nd&#305;. Demir&#8217;in yan&#305;nda ba&#351;kanl&#305;k yetkililerinden Mustafa Alper, Deniz Serhat Genco&#287;lu ve Faruk Yi&#287;it de listeye eklenenler aras&#305;nda yerini ald&#305;. Yapt&#305;r&#305;mlar&#305;n tek sebebi T&#252;rkiye&#8217;nin S-400 savunma sistemini sat&#305;n almas&#305; olarak a&#231;&#305;kland&#305;. Yaln&#305;z biliyoruz ki bu yapt&#305;r&#305;m [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="easy-reading">
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p style="text-align: justify;">14 Aral&#305;k&rsquo;ta ABD, CAATSA yapt&#305;r&#305;mlar&#305;n&#305; a&ccedil;&#305;klad&#305;. Bu a&ccedil;&#305;klamaya g&ouml;re Savunma Sanayii Ba&#351;kanl&#305;&#287;&#305; ve Savunma Sanayii Ba&#351;kan&#305; &#304;smail Demir yapt&#305;r&#305;m listesine al&#305;nd&#305;. Demir&rsquo;in yan&#305;nda ba&#351;kanl&#305;k yetkililerinden Mustafa Alper, Deniz Serhat Genco&#287;lu ve Faruk Yi&#287;it de listeye eklenenler aras&#305;nda yerini ald&#305;.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapt&#305;r&#305;mlar&#305;n tek sebebi T&uuml;rkiye&rsquo;nin S-400 savunma sistemini sat&#305;n almas&#305; olarak a&ccedil;&#305;kland&#305;. Yaln&#305;z biliyoruz ki bu yapt&#305;r&#305;m sadece al&#305;nan bir savunma sistemi i&ccedil;in de&#287;il, bir programa, bir y&ouml;neli&#351;e kar&#351;&#305; al&#305;nan yapt&#305;r&#305;mlard&#305;r. T&uuml;rkiye 70 y&#305;l gibi uzun bir s&uuml;re sonra y&uuml;z&uuml;n&uuml; Avrasya&rsquo;ya &ccedil;evirdi ve emperyalizmle m&uuml;cadelenin tohumlar&#305;n&#305;n at&#305;ld&#305;&#287;&#305; co&#287;rafya ile omuz omuza olmaya karar verdi. 15 Temmuz darbe giri&#351;iminin de Libya&rsquo;ya giden gemimizi hukuksuzca aranmas&#305;n&#305;n da bug&uuml;nk&uuml; yapt&#305;r&#305;m&#305;n da ortak sebepleri T&uuml;rkiye&rsquo;nin y&uuml;z&uuml;n&uuml; Avrasya&rsquo;ya d&ouml;nmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yapt&#305;r&#305;msever ABD</strong></p>
<p style="text-align: justify;">ABD&rsquo;nin &ouml;zellikle &#304;kinci D&uuml;nya Sava&#351;&#305;&rsquo;ndan sonra kendi &ccedil;&#305;karlar&#305;na ters hareket eden t&uuml;m &uuml;lkelere uygulad&#305;&#287;&#305; en pop&uuml;ler uygulamas&#305; yapt&#305;r&#305;m olmu&#351;tur. Sava&#351; s&#305;ras&#305;nda dahi T&uuml;rkiye&rsquo;ye &ccedil;e&#351;itli yapt&#305;r&#305;mlar uygulam&#305;&#351; ve sava&#351;a girmemesi &uuml;zerine silah ve g&#305;da yard&#305;mlar&#305;n&#305; kesmi&#351;tir(1).</p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;ye uygulanan en bilinen yapt&#305;r&#305;m T&uuml;rkiye&rsquo;nin K&#305;br&#305;s&rsquo;a dair ald&#305;&#287;&#305; tutum &uuml;zerine yap&#305;lan&#305; olmu&#351;tur. 1964 y&#305;l&#305;nda K&#305;br&#305;s&rsquo;ta &ccedil;&#305;kan &ccedil;at&#305;&#351;malar &uuml;zerine Rum cenah&#305;n&#305;n silahlanmas&#305;n&#305;n ard&#305;ndan T&uuml;rkiye Ada&rsquo;ya askeri harekat yapma karar&#305; alm&#305;&#351; ve haz&#305;rl&#305;klara ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;. Bunun &uuml;zerine ABD, d&uuml;nyan&#305;n jandarmal&#305;&#287;&#305;na soyunarak m&uuml;dahil olmu&#351; ve T&uuml;rkiye&rsquo;nin b&ouml;yle bir operasyona giri&#351;mesi durumunda ABD taraf&#305;ndan yap&#305;lan askeri yard&#305;m malzemelerinin kullan&#305;lmas&#305;na izin verilmeyece&#287;ini o me&#351;hur Johnson Mektubu&rsquo;yla diplomatik dilden yoksun bir &#351;ekilde &#304;n&ouml;n&uuml;&rsquo;ye bildirmi&#351;tir.</p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye 1974&rsquo;te K&#305;br&#305;s Harekat&#305;&rsquo;n&#305; ba&#351;latt&#305;ktan sonra 1975&rsquo;te ABD taraf&#305;ndan silah ambargosuna maruz kalm&#305;&#351; ve ilk defa ciddi bir &#351;ekilde savunma sanayiinin &ouml;nemini kavram&#305;&#351;t&#305;. Bunun &uuml;zerine bas&#305;nda da milli savunma sanayi &ccedil;al&#305;&#351;malar&#305;n&#305;n yap&#305;lmas&#305;na dair yaz&#305;lar &ccedil;&#305;km&#305;&#351; ve kamuoyu bu minvalde ayd&#305;nlat&#305;lmaya &ccedil;al&#305;&#351;&#305;lm&#305;&#351;t&#305;r.(2).</p>
<p style="text-align: justify;">Tarih bug&uuml;ne yakla&#351;t&#305;k&ccedil;a ABD&rsquo;nin T&uuml;rkiye&rsquo;ye kar&#351;&#305; ald&#305;&#287;&#305; bu tutumun s&uuml;rd&uuml;r&uuml;ld&uuml;&#287;&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;yoruz. Zaten &ccedil;e&#351;itli tehditler, tacizler ve &lsquo;&rsquo;yanl&#305;&#351;l&#305;kla&rsquo;&rsquo; yap&#305;lan m&uuml;dahaleleri (1992&rsquo;de Muavenet Gemisi&rsquo;nin bat&#305;r&#305;lmas&#305; ve be&#351; &#351;ehit vermemiz) hi&ccedil;bir zaman durmam&#305;&#351;, aksine g&uuml;nden g&uuml;ne tehditlerin boyutu artm&#305;&#351;t&#305;. T&uuml;rkiye adeta elleri kollar&#305; ba&#287;lanm&#305;&#351; bir &#351;ekilde ku&#351;at&#305;l&#305;yordu. Hatta geli&#351;tirilen projeler hayata ge&ccedil;irilmemesi i&ccedil;in onlarca ASELSAN m&uuml;hendisi intihar s&uuml;s&uuml; verilerek &#351;ehit edilmi&#351;tir.&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Vatan Savunmas&#305;nda Milli Savunma</strong></p>
<p style="text-align: justify;">&Uuml;lkemiz 24 Temmuz 2015&rsquo;ten bu yana amans&#305;zca ter&ouml;r&uuml;n &uuml;zerine y&uuml;r&uuml;mekte. Hendek kapatma operasyonlar&#305;n&#305;n ard&#305;ndan F&#305;rat Kalkan&#305;, Zeytin Dal&#305;, Bar&#305;&#351; P&#305;nar&#305;, Pen&ccedil;e Kaplan, Y&#305;ld&#305;r&#305;m harekatlar&#305; ile birlikte ter&ouml;r&uuml; bitirirken kulland&#305;&#287;&#305; askeri envanterin b&uuml;y&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; yerli ve milli sanayinin &uuml;r&uuml;n&uuml;yd&uuml;. Bug&uuml;ne kadar PKK/YPG ile var g&uuml;c&uuml;m&uuml;zle m&uuml;cadele etmemizin &ouml;n&uuml;nde en b&uuml;y&uuml;k engellerden biri olan silah ve onun cephanesi ABD taraf&#305;ndan kar&#351;&#305;lanmamas&#305;ndan &ouml;t&uuml;r&uuml; yap&#305;lacak operasyonlar da ask&#305;ya al&#305;nm&#305;&#351; bulunuyordu. Silah sanayiinde ABD&rsquo;ye olan g&uuml;d&uuml;m, vatan savunmas&#305;na ket vuruyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin y&uuml;z&uuml;n&uuml; Asya&rsquo;ya d&ouml;nd&uuml;&#287;&uuml; milattan itibaren Bayraktar, ASELSAN, HAVELSAN, Tank-Palet Fabrikas&#305; gibi kurulu&#351;lar&#305;n &ouml;nderli&#287;inde T&uuml;rk Silahl&#305; Kuvvetleri&rsquo;nin envanterine onlarca yeni milli savunma teknolojisi eklendi. Ter&ouml;re kar&#351;&#305; verilen m&uuml;cadelede de yo&#287;un olarak bunlar kullan&#305;lm&#305;&#351;t&#305;. TSK&rsquo;n&#305;n bu ba&#351;ar&#305;s&#305;n&#305;n ard&#305;ndan g&ouml;zler &ouml;zellikle &#304;HA ve S&#304;HA&rsquo;lara &ccedil;evrildi. Avrupa&rsquo;n&#305;n pek &ccedil;ok &uuml;lkesinden sat&#305;n almak i&ccedil;in ba&#351;vurular gelmeye ba&#351;lad&#305;.(3).</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi &ccedil;e&#351;itli yay&#305;n organlar&#305;na deme&ccedil;ler veren PKK&rsquo;n&#305;n yetkililerinden s&#305;k&ccedil;a duydu&#287;umuz &lsquo;&rsquo;S&#304;HA&rsquo;lar bizi bitirdi, ba&#351;&#305;m&#305;z&#305; dahi kald&#305;ram&#305;yoruz&rsquo;&rsquo; s&ouml;zleri bu sebeple &ouml;nemlidir.(4) Yerli ve milli at&#305;l&#305;mlar&#305;n &uuml;r&uuml;nleri olan savunma ara&ccedil;lar&#305;m&#305;z&#305;n y&uuml;ksek i&#351;levleri bu noktada g&ouml;z ard&#305; edilmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Azerbaycan&rsquo;&#305;n Zaferinde Milli Savunma Etkeni</strong></p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin son be&#351; y&#305;lda verdi&#287;i ba&#351;ar&#305;l&#305; m&uuml;cadelenin fark&#305;na b&ouml;lge &uuml;lkeleri de varm&#305;&#351; durumda. &Ouml;zellikle karde&#351; &uuml;lke Azerbaycan &ccedil;ok yak&#305;ndan takip etmekte. Ge&ccedil;ti&#287;imiz aylarda Ermenistan ile girdi&#287;i hakl&#305; sava&#351;ta kazand&#305;&#287;&#305; ba&#351;ar&#305;n&#305;n kaynaklar&#305;ndan bir tanesi T&uuml;rkiye&rsquo;den ald&#305;klar&#305; savunma sanayi ara&ccedil;lar&#305;d&#305;r. Sava&#351; s&#305;ras&#305;nda aktif bir &#351;ekilde kullan&#305;lan S&#304;HA&rsquo;lar sayesinde Ermenistan ordusuna g&ouml;z a&ccedil;t&#305;r&#305;lmam&#305;&#351; bu da Azerbaycan&rsquo;&#305;n zaferini getirmi&#351;tir. Azerbaycan&rsquo;&#305;n 10 Aral&#305;k 2020&rsquo;de yapm&#305;&#351; oldu&#287;u &lsquo;&rsquo;Zafer T&ouml;reni&rsquo;&rsquo;nde askeri ge&ccedil;it s&#305;ras&#305;nda Bayraktar logolu &#304;HA ve S&#304;HA&rsquo;lar&#305;n da bulunmas&#305; dikkatlerden ka&ccedil;mad&#305;.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD Yapt&#305;r&#305;m&#305; T&uuml;rkiye&rsquo;nin Kazanc&#305;d&#305;r<br />T&uuml;rkiye&rsquo;nin milli savunma sanayisinin geli&#351;imin &ouml;n&uuml;ndeki en b&uuml;y&uuml;k engel her zaman ABD ve NATO olmu&#351;tur. Gerek yetersiz silah ve cephane temini gerek F-35 gibi u&ccedil;aklar&#305;n teslimlerinin ger&ccedil;ekle&#351;memesi gerekse istedi&#287;i zaman silahlar&#305; kulland&#305;rmama h&uuml;km&uuml; T&uuml;rkiye&rsquo;nin her d&ouml;nem &ouml;n&uuml;n&uuml; kapatm&#305;&#351;t&#305;r. Yani k&#305;sacas&#305; T&uuml;rkiye&rsquo;nin milli savunma sanayiinde bir at&#305;l&#305;m yapma durumu, mecburiyetlerden do&#287;mu&#351;tur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihin sarkac&#305;n&#305;n y&ouml;n&uuml; de&#287;i&#351;tik&ccedil;e art&#305;k ABD&rsquo;nin bu h&uuml;k&uuml;mlerin de bir anlam&#305; kalmamakta. Y&uuml;z&uuml;n&uuml; Asya&rsquo;ya &ccedil;eviren T&uuml;rkiye ba&#287;&#305;ms&#305;z ve ba&#351;&#305; dik bir &#351;ekilde yoluna devam etmekte.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihte ve bug&uuml;n g&ouml;rd&uuml;&#287;&uuml;m&uuml;z gibi, ABD&rsquo;nin yapt&#305;r&#305;mlar&#305; veya ambargolar&#305; T&uuml;rkiye&rsquo;nin milli savunma sanayii &uuml;zerine yapt&#305;&#287;&#305; &ccedil;al&#305;&#351;malara h&#305;z kazand&#305;rm&#305;&#351; ve ba&#351;ar&#305;ya ula&#351;t&#305;rm&#305;&#351;t&#305;r. Bundan &ouml;t&uuml;r&uuml; T&uuml;rkiye&rsquo;nin u&#287;rad&#305;&#287;&#305; bu yapt&#305;r&#305;ma &uuml;z&uuml;lmememiz hatta sevinmemiz gerekir. K&#305;sacas&#305; ABD&rsquo;ye yapt&#305;r&#305;mlar&#305; i&ccedil;in m&uuml;te&#351;ekkiriz.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&rsquo;nin ald&#305;&#287;&#305; bu tav&#305;r asl&#305;nda T&uuml;rkiye&rsquo;nin de rotas&#305;n&#305;n do&#287;ru y&ouml;nde oldu&#287;unun bir kan&#305;t&#305;d&#305;r. T&uuml;rkiye&rsquo;nin lehine olan her mesele asl&#305;nda emperyalizmin aleyhine i&#351;lemektedir. T&uuml;rkiye&rsquo;nin ba&#351;l&#305;ca b&ouml;lge &uuml;lkeleri ile yapt&#305;&#287;&#305; stratejik ittifak d&uuml;zlemi de bunu g&ouml;stermekte. B&ouml;lgede kaybeden ABD nifakla, yapt&#305;r&#305;mla, dayatmayla kazanmaya &ccedil;al&#305;&#351;&#305;yor. Ancak g&uuml;c&uuml; yok.</p>
<p style="text-align: justify;">D&uuml;nyaya ba&#351;ar&#305;lar&#305; ile kendini kan&#305;tlam&#305;&#351; olan milli sanayimize sonuna kadar g&uuml;veniyoruz. T&uuml;rk gen&ccedil;li&#287;i PKK&rsquo;n&#305;n &uuml;zerine y&uuml;r&uuml;rken kullan&#305;lan yerli ve milli sanayi i&ccedil;in en &ouml;n safta g&ouml;rev al&#305;yor ve her daim de g&ouml;revlere haz&#305;r olacakt&#305;r. Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n 1930 y&#305;l&#305;nda vurgulam&#305;&#351; oldu&#287;u gibi &lsquo;&rsquo;Sava&#351; ara&ccedil;lar&#305;na sahip olmayan veya sava&#351; arac&#305; zay&#305;f olan milletler, kuvvetlilerin ba&#287;&#305;ml&#305;s&#305;, hara&ccedil; vereni, tutsa&#287;&#305; olmu&#351;lard&#305;r.&rsquo;&rsquo; (5) Bu &#351;iar hepimizin parolas&#305;, emperyalizmle m&uuml;cadelede bir anahtar&#305; olmal&#305;d&#305;r.</p>
<p><strong>Yi&#287;it &Ccedil;&#305;nar</strong></p>
<p><strong>TGB GYK &Uuml;yesi ve &#304;stanbul &#304;l Sekreteri</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1) Tuncer, H&uuml;ner, &#304;smet &#304;n&ouml;n&uuml;&rsquo;n&uuml;n D&#305;&#351; Politikas&#305;, Kaynak Yay&#305;nlar&#305;, &#304;stanbul, 2012</p>
<p>2) https://www.savunmasanayiidergilik.com/tr/HaberDergilik/Kibris-Baris-Harekati-ndan-sonra-Turk-basininda-milli-savunma-sanayii</p>
<p>3) https://www.milliyet.com.tr/galeri/son-dakika-turk-sihalari-radarda-siraya-girdiler-6377955</p>
<p>4) https://www.google.com/amp/s/www.ahaber.com.tr/gundem/2020/12/06/terorist-elebasi-murat-karayilandan-ihasiha-itirafi/amp</p>
<p>5) Afetinan, M.B. ve M.K. Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n El Yaz&#305;lar&#305;, s. 117</p>
<p style="text-align: right;"><strong>tgb.gen.tr</strong></p>
</section>
<section class="item text easy-reading">
<p id="">
<p style="text-align: justify;">14 Aral&#305;k&rsquo;ta ABD, CAATSA yapt&#305;r&#305;mlar&#305;n&#305; a&ccedil;&#305;klad&#305;. Bu a&ccedil;&#305;klamaya g&ouml;re Savunma Sanayii Ba&#351;kanl&#305;&#287;&#305; ve Savunma Sanayii Ba&#351;kan&#305; &#304;smail Demir yapt&#305;r&#305;m listesine al&#305;nd&#305;. Demir&rsquo;in yan&#305;nda ba&#351;kanl&#305;k yetkililerinden Mustafa Alper, Deniz Serhat Genco&#287;lu ve Faruk Yi&#287;it de listeye eklenenler aras&#305;nda yerini ald&#305;.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapt&#305;r&#305;mlar&#305;n tek sebebi T&uuml;rkiye&rsquo;nin S-400 savunma sistemini sat&#305;n almas&#305; olarak a&ccedil;&#305;kland&#305;. Yaln&#305;z biliyoruz ki bu yapt&#305;r&#305;m sadece al&#305;nan bir savunma sistemi i&ccedil;in de&#287;il, bir programa, bir y&ouml;neli&#351;e kar&#351;&#305; al&#305;nan yapt&#305;r&#305;mlard&#305;r. T&uuml;rkiye 70 y&#305;l gibi uzun bir s&uuml;re sonra y&uuml;z&uuml;n&uuml; Avrasya&rsquo;ya &ccedil;evirdi ve emperyalizmle m&uuml;cadelenin tohumlar&#305;n&#305;n at&#305;ld&#305;&#287;&#305; co&#287;rafya ile omuz omuza olmaya karar verdi. 15 Temmuz darbe giri&#351;iminin de Libya&rsquo;ya giden gemimizi hukuksuzca aranmas&#305;n&#305;n da bug&uuml;nk&uuml; yapt&#305;r&#305;m&#305;n da ortak sebepleri T&uuml;rkiye&rsquo;nin y&uuml;z&uuml;n&uuml; Avrasya&rsquo;ya d&ouml;nmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yapt&#305;r&#305;msever ABD</strong></p>
<p style="text-align: justify;">ABD&rsquo;nin &ouml;zellikle &#304;kinci D&uuml;nya Sava&#351;&#305;&rsquo;ndan sonra kendi &ccedil;&#305;karlar&#305;na ters hareket eden t&uuml;m &uuml;lkelere uygulad&#305;&#287;&#305; en pop&uuml;ler uygulamas&#305; yapt&#305;r&#305;m olmu&#351;tur. Sava&#351; s&#305;ras&#305;nda dahi T&uuml;rkiye&rsquo;ye &ccedil;e&#351;itli yapt&#305;r&#305;mlar uygulam&#305;&#351; ve sava&#351;a girmemesi &uuml;zerine silah ve g&#305;da yard&#305;mlar&#305;n&#305; kesmi&#351;tir(1).</p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;ye uygulanan en bilinen yapt&#305;r&#305;m T&uuml;rkiye&rsquo;nin K&#305;br&#305;s&rsquo;a dair ald&#305;&#287;&#305; tutum &uuml;zerine yap&#305;lan&#305; olmu&#351;tur. 1964 y&#305;l&#305;nda K&#305;br&#305;s&rsquo;ta &ccedil;&#305;kan &ccedil;at&#305;&#351;malar &uuml;zerine Rum cenah&#305;n&#305;n silahlanmas&#305;n&#305;n ard&#305;ndan T&uuml;rkiye Ada&rsquo;ya askeri harekat yapma karar&#305; alm&#305;&#351; ve haz&#305;rl&#305;klara ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;. Bunun &uuml;zerine ABD, d&uuml;nyan&#305;n jandarmal&#305;&#287;&#305;na soyunarak m&uuml;dahil olmu&#351; ve T&uuml;rkiye&rsquo;nin b&ouml;yle bir operasyona giri&#351;mesi durumunda ABD taraf&#305;ndan yap&#305;lan askeri yard&#305;m malzemelerinin kullan&#305;lmas&#305;na izin verilmeyece&#287;ini o me&#351;hur Johnson Mektubu&rsquo;yla diplomatik dilden yoksun bir &#351;ekilde &#304;n&ouml;n&uuml;&rsquo;ye bildirmi&#351;tir.</p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye 1974&rsquo;te K&#305;br&#305;s Harekat&#305;&rsquo;n&#305; ba&#351;latt&#305;ktan sonra 1975&rsquo;te ABD taraf&#305;ndan silah ambargosuna maruz kalm&#305;&#351; ve ilk defa ciddi bir &#351;ekilde savunma sanayiinin &ouml;nemini kavram&#305;&#351;t&#305;. Bunun &uuml;zerine bas&#305;nda da milli savunma sanayi &ccedil;al&#305;&#351;malar&#305;n&#305;n yap&#305;lmas&#305;na dair yaz&#305;lar &ccedil;&#305;km&#305;&#351; ve kamuoyu bu minvalde ayd&#305;nlat&#305;lmaya &ccedil;al&#305;&#351;&#305;lm&#305;&#351;t&#305;r.(2).</p>
<p style="text-align: justify;">Tarih bug&uuml;ne yakla&#351;t&#305;k&ccedil;a ABD&rsquo;nin T&uuml;rkiye&rsquo;ye kar&#351;&#305; ald&#305;&#287;&#305; bu tutumun s&uuml;rd&uuml;r&uuml;ld&uuml;&#287;&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;yoruz. Zaten &ccedil;e&#351;itli tehditler, tacizler ve &lsquo;&rsquo;yanl&#305;&#351;l&#305;kla&rsquo;&rsquo; yap&#305;lan m&uuml;dahaleleri (1992&rsquo;de Muavenet Gemisi&rsquo;nin bat&#305;r&#305;lmas&#305; ve be&#351; &#351;ehit vermemiz) hi&ccedil;bir zaman durmam&#305;&#351;, aksine g&uuml;nden g&uuml;ne tehditlerin boyutu artm&#305;&#351;t&#305;. T&uuml;rkiye adeta elleri kollar&#305; ba&#287;lanm&#305;&#351; bir &#351;ekilde ku&#351;at&#305;l&#305;yordu. Hatta geli&#351;tirilen projeler hayata ge&ccedil;irilmemesi i&ccedil;in onlarca ASELSAN m&uuml;hendisi intihar s&uuml;s&uuml; verilerek &#351;ehit edilmi&#351;tir.&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Vatan Savunmas&#305;nda Milli Savunma</strong></p>
<p style="text-align: justify;">&Uuml;lkemiz 24 Temmuz 2015&rsquo;ten bu yana amans&#305;zca ter&ouml;r&uuml;n &uuml;zerine y&uuml;r&uuml;mekte. Hendek kapatma operasyonlar&#305;n&#305;n ard&#305;ndan F&#305;rat Kalkan&#305;, Zeytin Dal&#305;, Bar&#305;&#351; P&#305;nar&#305;, Pen&ccedil;e Kaplan, Y&#305;ld&#305;r&#305;m harekatlar&#305; ile birlikte ter&ouml;r&uuml; bitirirken kulland&#305;&#287;&#305; askeri envanterin b&uuml;y&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; yerli ve milli sanayinin &uuml;r&uuml;n&uuml;yd&uuml;. Bug&uuml;ne kadar PKK/YPG ile var g&uuml;c&uuml;m&uuml;zle m&uuml;cadele etmemizin &ouml;n&uuml;nde en b&uuml;y&uuml;k engellerden biri olan silah ve onun cephanesi ABD taraf&#305;ndan kar&#351;&#305;lanmamas&#305;ndan &ouml;t&uuml;r&uuml; yap&#305;lacak operasyonlar da ask&#305;ya al&#305;nm&#305;&#351; bulunuyordu. Silah sanayiinde ABD&rsquo;ye olan g&uuml;d&uuml;m, vatan savunmas&#305;na ket vuruyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin y&uuml;z&uuml;n&uuml; Asya&rsquo;ya d&ouml;nd&uuml;&#287;&uuml; milattan itibaren Bayraktar, ASELSAN, HAVELSAN, Tank-Palet Fabrikas&#305; gibi kurulu&#351;lar&#305;n &ouml;nderli&#287;inde T&uuml;rk Silahl&#305; Kuvvetleri&rsquo;nin envanterine onlarca yeni milli savunma teknolojisi eklendi. Ter&ouml;re kar&#351;&#305; verilen m&uuml;cadelede de yo&#287;un olarak bunlar kullan&#305;lm&#305;&#351;t&#305;. TSK&rsquo;n&#305;n bu ba&#351;ar&#305;s&#305;n&#305;n ard&#305;ndan g&ouml;zler &ouml;zellikle &#304;HA ve S&#304;HA&rsquo;lara &ccedil;evrildi. Avrupa&rsquo;n&#305;n pek &ccedil;ok &uuml;lkesinden sat&#305;n almak i&ccedil;in ba&#351;vurular gelmeye ba&#351;lad&#305;.(3).</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi &ccedil;e&#351;itli yay&#305;n organlar&#305;na deme&ccedil;ler veren PKK&rsquo;n&#305;n yetkililerinden s&#305;k&ccedil;a duydu&#287;umuz &lsquo;&rsquo;S&#304;HA&rsquo;lar bizi bitirdi, ba&#351;&#305;m&#305;z&#305; dahi kald&#305;ram&#305;yoruz&rsquo;&rsquo; s&ouml;zleri bu sebeple &ouml;nemlidir.(4) Yerli ve milli at&#305;l&#305;mlar&#305;n &uuml;r&uuml;nleri olan savunma ara&ccedil;lar&#305;m&#305;z&#305;n y&uuml;ksek i&#351;levleri bu noktada g&ouml;z ard&#305; edilmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Azerbaycan&rsquo;&#305;n Zaferinde Milli Savunma Etkeni</strong></p>
<p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin son be&#351; y&#305;lda verdi&#287;i ba&#351;ar&#305;l&#305; m&uuml;cadelenin fark&#305;na b&ouml;lge &uuml;lkeleri de varm&#305;&#351; durumda. &Ouml;zellikle karde&#351; &uuml;lke Azerbaycan &ccedil;ok yak&#305;ndan takip etmekte. Ge&ccedil;ti&#287;imiz aylarda Ermenistan ile girdi&#287;i hakl&#305; sava&#351;ta kazand&#305;&#287;&#305; ba&#351;ar&#305;n&#305;n kaynaklar&#305;ndan bir tanesi T&uuml;rkiye&rsquo;den ald&#305;klar&#305; savunma sanayi ara&ccedil;lar&#305;d&#305;r. Sava&#351; s&#305;ras&#305;nda aktif bir &#351;ekilde kullan&#305;lan S&#304;HA&rsquo;lar sayesinde Ermenistan ordusuna g&ouml;z a&ccedil;t&#305;r&#305;lmam&#305;&#351; bu da Azerbaycan&rsquo;&#305;n zaferini getirmi&#351;tir. Azerbaycan&rsquo;&#305;n 10 Aral&#305;k 2020&rsquo;de yapm&#305;&#351; oldu&#287;u &lsquo;&rsquo;Zafer T&ouml;reni&rsquo;&rsquo;nde askeri ge&ccedil;it s&#305;ras&#305;nda Bayraktar logolu &#304;HA ve S&#304;HA&rsquo;lar&#305;n da bulunmas&#305; dikkatlerden ka&ccedil;mad&#305;.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD Yapt&#305;r&#305;m&#305; T&uuml;rkiye&rsquo;nin Kazanc&#305;d&#305;r<br />T&uuml;rkiye&rsquo;nin milli savunma sanayisinin geli&#351;imin &ouml;n&uuml;ndeki en b&uuml;y&uuml;k engel her zaman ABD ve NATO olmu&#351;tur. Gerek yetersiz silah ve cephane temini gerek F-35 gibi u&ccedil;aklar&#305;n teslimlerinin ger&ccedil;ekle&#351;memesi gerekse istedi&#287;i zaman silahlar&#305; kulland&#305;rmama h&uuml;km&uuml; T&uuml;rkiye&rsquo;nin her d&ouml;nem &ouml;n&uuml;n&uuml; kapatm&#305;&#351;t&#305;r. Yani k&#305;sacas&#305; T&uuml;rkiye&rsquo;nin milli savunma sanayiinde bir at&#305;l&#305;m yapma durumu, mecburiyetlerden do&#287;mu&#351;tur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihin sarkac&#305;n&#305;n y&ouml;n&uuml; de&#287;i&#351;tik&ccedil;e art&#305;k ABD&rsquo;nin bu h&uuml;k&uuml;mlerin de bir anlam&#305; kalmamakta. Y&uuml;z&uuml;n&uuml; Asya&rsquo;ya &ccedil;eviren T&uuml;rkiye ba&#287;&#305;ms&#305;z ve ba&#351;&#305; dik bir &#351;ekilde yoluna devam etmekte.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihte ve bug&uuml;n g&ouml;rd&uuml;&#287;&uuml;m&uuml;z gibi, ABD&rsquo;nin yapt&#305;r&#305;mlar&#305; veya ambargolar&#305; T&uuml;rkiye&rsquo;nin milli savunma sanayii &uuml;zerine yapt&#305;&#287;&#305; &ccedil;al&#305;&#351;malara h&#305;z kazand&#305;rm&#305;&#351; ve ba&#351;ar&#305;ya ula&#351;t&#305;rm&#305;&#351;t&#305;r. Bundan &ouml;t&uuml;r&uuml; T&uuml;rkiye&rsquo;nin u&#287;rad&#305;&#287;&#305; bu yapt&#305;r&#305;ma &uuml;z&uuml;lmememiz hatta sevinmemiz gerekir. K&#305;sacas&#305; ABD&rsquo;ye yapt&#305;r&#305;mlar&#305; i&ccedil;in m&uuml;te&#351;ekkiriz.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&rsquo;nin ald&#305;&#287;&#305; bu tav&#305;r asl&#305;nda T&uuml;rkiye&rsquo;nin de rotas&#305;n&#305;n do&#287;ru y&ouml;nde oldu&#287;unun bir kan&#305;t&#305;d&#305;r. T&uuml;rkiye&rsquo;nin lehine olan her mesele asl&#305;nda emperyalizmin aleyhine i&#351;lemektedir. T&uuml;rkiye&rsquo;nin ba&#351;l&#305;ca b&ouml;lge &uuml;lkeleri ile yapt&#305;&#287;&#305; stratejik ittifak d&uuml;zlemi de bunu g&ouml;stermekte. B&ouml;lgede kaybeden ABD nifakla, yapt&#305;r&#305;mla, dayatmayla kazanmaya &ccedil;al&#305;&#351;&#305;yor. Ancak g&uuml;c&uuml; yok.</p>
<p style="text-align: justify;">D&uuml;nyaya ba&#351;ar&#305;lar&#305; ile kendini kan&#305;tlam&#305;&#351; olan milli sanayimize sonuna kadar g&uuml;veniyoruz. T&uuml;rk gen&ccedil;li&#287;i PKK&rsquo;n&#305;n &uuml;zerine y&uuml;r&uuml;rken kullan&#305;lan yerli ve milli sanayi i&ccedil;in en &ouml;n safta g&ouml;rev al&#305;yor ve her daim de g&ouml;revlere haz&#305;r olacakt&#305;r. Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n 1930 y&#305;l&#305;nda vurgulam&#305;&#351; oldu&#287;u gibi &lsquo;&rsquo;Sava&#351; ara&ccedil;lar&#305;na sahip olmayan veya sava&#351; arac&#305; zay&#305;f olan milletler, kuvvetlilerin ba&#287;&#305;ml&#305;s&#305;, hara&ccedil; vereni, tutsa&#287;&#305; olmu&#351;lard&#305;r.&rsquo;&rsquo; (5) Bu &#351;iar hepimizin parolas&#305;, emperyalizmle m&uuml;cadelede bir anahtar&#305; olmal&#305;d&#305;r.</p>
<p><strong>Yi&#287;it &Ccedil;&#305;nar</strong></p>
<p><strong>TGB GYK &Uuml;yesi ve &#304;stanbul &#304;l Sekreteri</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1) Tuncer, H&uuml;ner, &#304;smet &#304;n&ouml;n&uuml;&rsquo;n&uuml;n D&#305;&#351; Politikas&#305;, Kaynak Yay&#305;nlar&#305;, &#304;stanbul, 2012</p>
<p>2) https://www.savunmasanayiidergilik.com/tr/HaberDergilik/Kibris-Baris-Harekati-ndan-sonra-Turk-basininda-milli-savunma-sanayii</p>
<p>3) https://www.milliyet.com.tr/galeri/son-dakika-turk-sihalari-radarda-siraya-girdiler-6377955</p>
<p>4) https://www.google.com/amp/s/www.ahaber.com.tr/gundem/2020/12/06/terorist-elebasi-murat-karayilandan-ihasiha-itirafi/amp</p>
<p>5) Afetinan, M.B. ve M.K. Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n El Yaz&#305;lar&#305;, s. 117</p>
<p style="text-align: right;"><strong>tgb.gen.tr</strong></p>
</section>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/milli-savunma-sanayisinde-yaptirima-karsi-atilim-30714/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
