<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkiye Gençlik Birliği</title>
	<atom:link href="https://tgb.gen.tr/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tgb.gen.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Oct 2026 15:14:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.7</generator>

<image>
	<url>https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/02/cropped-Logo-32x32.webp</url>
	<title>Türkiye Gençlik Birliği</title>
	<link>https://tgb.gen.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>1. Dünya Savaşı&#8217;ndan Bügüne Vatan Savunmasında Neler Değişti?</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/1-dunya-savasindan-bugune-vatan-savunmasinda-neler-degisti</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/1-dunya-savasindan-bugune-vatan-savunmasinda-neler-degisti#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mirza Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2026 15:14:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80120</guid>

					<description><![CDATA[Savaşa Girmemek Mümkün Müydü? Öncelikle şunu anlamak gerekmektedir: 1. Dünya Savaşı’nın değerlendirilmesi sadece tarihsel bir problem olarak değil aynı zamanda da bugünkü vatan savunmamız açısından strateji ve taktik eğitimi bağlamında değerlidir.&#160; Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’na girmeli miydi sorusu geçerli değildir çünkü Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı’na girmeme ihtimali yoktur. Osmanlı Devleti savaşa girmeseydi savaş gelip [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Savaşa Girmemek Mümkün Müydü?</strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Dünya Savaşı’na girilmeli miydi, girilmemeli miydi? Aslında tarihin akışı içerisinde bütün berraklığıyla ortaya çıkan cevap hala dahi bazı tarihçiler tarafından tartışılmaktadır.<br></li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle şunu anlamak gerekmektedir: 1. Dünya Savaşı’nın değerlendirilmesi sadece tarihsel bir problem olarak değil aynı zamanda da bugünkü vatan savunmamız açısından strateji ve taktik eğitimi bağlamında değerlidir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’na girmeli miydi sorusu geçerli değildir çünkü Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı’na girmeme ihtimali yoktur. Osmanlı Devleti savaşa girmeseydi savaş gelip Osmanlı’nın başında yine de patlayacaktı. Çünkü savaşın açık hedefi Osmanlı topraklarının paylaşılmasıydı. İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusyası, Türkiye’yi paylaşmak için aralarında gizli ve açık anlaşmalar yapmışlardı. Lenin gibi Çarlık karşıtı Ruslar, Çarlık’ın Osmanlı’yı yutma hedefini vurgulamışlardı. Hakeza Mustafa Kemal Atatürk de bu savaşa girmenin kaçınılmaz olduğunu 5 farklı yerde saptamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı Devleti için bu savaş vatan savunmasıydı. 1908 Hürriyet Devrimi bu vatan savunmasıyla milli devrim niteliği kazanmıştır. Hatta bu vatan savunması Türkleri millet yapmıştır. 1. Dünya savaşı bizi millet yapmıştır. Kurtuluş Savaşı ve 1. Dünya Savaşı bir bütündür. Sanılanın aksine Kurtuluş Savaşı 1919’da değil 1914’de başlamış ve 1922’de de zaferle ve devrimle noktalanmıştır. 19 Mayıs 1919 ise Ankara’da devrimci hükümeti kurma iradesidir ve onun ilk adımıdır. 23 Nisan 1920’de Ankara’da fiilen kurmuş olduğumuz Cumhuriyet’le milli devrimimizi gerçekleştirdik. Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet’i getirmemiş tam tersine Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı’nı kazanmıştır. 1. Dünya Savaşı’nda ortaya koymuş olduğumuz mucizevi vatan savunması olmasaydı Cumhuriyet de bağımsızlık da gecikirdi. Vatan Savunması özgüvenimizi geliştirmiş ve bizi milletleştirmiştir.<br><br>Birinci Cihan Savaşı ile 30 Ağustos zaferi arasındaki bağlantıyı, E. Org. Ergin Saygun, doğru kuruyor: “Türk milletinin kaderini belirleyen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında mihenk taşı olan üç nokta vardır: Çanakkale, Sakarya, Kocatepe. (Türk Ordusuna Balyoz, s. 29)</p>



<p class="wp-block-paragraph">En öz tarifiyle 1. Dünya Savaşı’nda vatan savunması girmeseydik büyük devrimimiz gecikecek ve Osmanlı bu sefer savaşa vatan savunması iddiasıyla değil çaresiz ve plansız bir şekilde girmiş olacaktı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu koşullarda İttihatçılar durumu tahlil etti, kendilerini savaşa hazırladı. İttihatçılar savaş öncesinde İngiltere-Fransa ve Rusya ile anlaşmak için büyük gayret gösterdi. Talat Paşa, ayaklarına kadar gitti. Ancak onlardan aldığı cevap açıktı. Osmanlı Devleti’ni parçalayacaklarını gizlemiyorlardı. Bu koşullarda Osmanlı Devleti’nin, savaşta Almanya ile ittifak yapması kaçınılmazdı. Bu koşullara en uygun olacak şekilde Osmanlı savaşa girmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada unutulmaması gerekilen gerçek şudur: Almanya’yla ittifak olmak hata değil gerçekçilikti fakat Hükümet Alman güdümüne bağlanmakla ve zamanlamadaki ciddi yanlışlarıyla hata yapmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türkiye’ye Yönelen Silahlı Tehditler Var</strong><br><br>Gelgelelim doğru sözü söyleyelim: Topraklarımıza yönelen silahlı tehditlere göz yummak demek, aman şimdi çok hır gür çıkarmayalım da bu silahlar patlamasın demek savaşı baştan kaybetmek demektir. Çünkü silah doğrultuldu ise muhakkak patlayacaktır. Silah patlamasın diye dua etmek, durmak ve beklemek sadece ölümle sonuçlanır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">1914’ten bugüne 112 yıl geçti. Büyük tarihimizden büyük tecrübeleri damıtmayıp silahlı tehditlere göz yumma hatasına düşenler hala var.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anadolu öyle güzel memlekettir ki bu topraklar o kadar bereketlidir ki bu milletin insan gücü o kadar yetkindir ki tüm emperyalistlerin ağzı Türkiye için sulanmaktadır. Bugünün haydut devletleri ABD ve İsrail’in de gözü bizim topraklarımızdadır. Tarihimizde olduğu gibi bugün de silahlar Türkiye’ye doğrulmuş durumdadır. Doğu Akdeniz’de ABD ve İsrail silahlı tehdidini ağırlaştırmaktadır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan tam anlamıyla ABD’nin üsleri haline gelmiş durumdadır. ABD- İsrail’in Doğu Akdeniz’deki silah yığınağı tüm dünyanın geleceği için belirleyici olacaktır. Silahlar Türkiye’ye dönükse bu da demek oluyor ki <strong>Türkiye’nin tutumu dünyanın geleceğini, Türkiye’nin direnişi dünyanın geleceğini belirleyecektir. </strong><strong><br></strong><strong><br></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya’nın dengesi kaymaktadır. Tek kutuplu dünya çökmektedir ve yerine çok kutuplu dünya oluşmaktadır. Türkiye’nin tutumu ise bu çöküş ve oluş sürecini ya geciktirecek ya da hızlandıracaktır.<br><br><strong>Büyük savaş dönemleri dünyada büyük altüst oluşlar dönemleridir.</strong><br><br>Büyük savaş dönemleri dünyada büyük altüst oluşlar dönemleridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Dünya, yine büyük savaş tehlikesiyle karşı karşıyadır. ABD ve İsrail’in Doğu Akdeniz’e silah yığınağı yapması bununla ilgilidir. Doğu Akdeniz’e yerleşmek isteyen ABD, Batı Asya’nın yükselen güçlerini engellemek istemekte ve tek kutuplu saltanatını devam ettirmek istemektedir. İsrail de kuzeyinde canına kıyan İran’dan, Yemen’den, Türkiye’den kurtulmak istemektedir. Bunun için silahlı hazırlık yapmaktadırlar.<br><br>Türkiye’yi yönetenler ise bu silahlara karşı gözlerini yummaktadırlar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katılmış olduğu Birleşmiş Milletler Toplantısında Filistin’den bahsetmiştir fakat Türkiye’yi hedef alan ABD ve İsrail’den bahsetmemiştir. İsrail’in Türkiye’ye dönük teşebbüsleri gündeme almadan Türkiye nasıl Filistin’in yanında olacaktır?<br><br>Türkiyemizin önündeki mesele 114 yıl önce olduğu gibi bugün de vatan savunmasında ısrarcı olmaktır. Ancak hükümet aman ABD’nin ayağına basmayalım da silahlar patlamasın hesabının içindedir. Bu tehditleri görmezden gelmek Türkiye’nin geleceğini ve güvenliğini doğrudan tehlikeye atmak demektir.<br><br>Büyük savaş tehlikesinin belirleyici olduğu bu günlerde vatan savunması caydırıcı gücü oluşturabilmekten geçer. ABD, tüm askeri varlığını Irak’tan çekmek durumunda kalmıştır. İran’a karşı rejim değiştirme iddiasıyla savaşa giren ABD Hürmüz’de tokat yemiştir. Filistin İsrail’e karşı aslanlar gibi direnmektedir. Ezcümle ABD her cephede kaybetmektedir. ABD ve İsrail’e karşı direnen milletlerin birleşmesi ve Türkiye- Rusya- Çin- İran ittifakının kurulması demek ABD ve İsrail’in büyük savaşa cüret gösterememesi demektir.<br><br><strong>Mekke Savunma Anlaşması’na Hayır Demek Görevdir!</strong><br><br>Fakat tüm bu koşulların içindeyken Türkiye, Mekke Anlaşması ile İran’ı, Filistin’i ve Yemen’i karşı tarafa itmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Riyad&#8217;da Mekke Savunma Anlaşması doğrultusunda yapılan son toplantıda <strong>Türkiye askeri kapasitesinin ve kabiliyetlerinin Suudi Arabistan&#8217;da konuşlandırılması kararı alınmıştır.&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar açıkça büyük savaşı önleyecek ittifakı kurmamızın önünde bariyer görevi teşkil etmektedir. Türkiye bu tarihi hatayla Yemen’le, İran’la ve Filistin’le karşı karşıya gelirken ABD ve İsrail cephesine düşmektedir.<br><br>Bu 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’yı parçalamak istediklerini açıkça dillendiren İngiltere- Fransa ve Çarlık Rusya’yla ittifak olmak için ısrarcı olmak türünden büyük bir hatadır. Türkiye’nin bu tarihi hataya düşmesi imkansızdır. Çünkü Türkiye’yi var eden dinamikler vatan savunması olmuştur. Bu sebeple söylüyoruz Mekke Anlaşması’nın meclisten geçmesi imkansızdır. Osmanlı nasıl İngiltere’yle aynı cephede olmamışsa Türkiye de ABD ve İsrail ile aynı cephede olmayacaktır.<br><br>Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki silahlı tehditlere göğsünü siper edecek bir milleti vardır. Silahlı tehditleri görmezden gelmek, silahların patlamaması için türlü türlü hesaplar yaparak yanlış cephelere düşmek Türkiye’nin güvenliğini, tam bağımsızlığını ve dünyanın eşitlikçi, paylaşmacı medeniyete geçişini geciktirmektedir.<br><br>Türkiyemiz Doğu Akdeniz’deki tehditlere tekmeyi basacak ve yok edecektir. Tüm direnen milletlerle beraber yeni dünyanın kurulmasına önderlik edecektir. 1920’de olduğu gibi devrimimiz için vatan savunmasında ısrar etme zamanıdır. Cesaretle Mekke Savunma Anlaşması’na hayır deme zamanıdır. Gazi Meclisimizin Tüm Milletvekillerine çağrımızdır: Tarihin doğru tarafında duralım, savaşta ABD ve İsrail’in cephesine düşmeyelim. Sizin oylarınız Türkiye’nin ve Mehmetçiğin kaderini etkileyecektir. Hayır deyin, Mehmetçik Yemen’e gönderilmesin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/1-dunya-savasindan-bugune-vatan-savunmasinda-neler-degisti/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk mu Şiddeti Seçer, Düzen mi Şiddete İter?</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/cocuk-mu-siddeti-secer-duzen-mi-siddete-iter</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/cocuk-mu-siddeti-secer-duzen-mi-siddete-iter#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hazal Günser]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2026 10:35:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80106</guid>

					<description><![CDATA[Son dönemde okullarda yaşanan şiddet olayları, üzerinde yalnızca birkaç gün konuşup geçemeyeceğimiz kadar ciddi bir soruna işaret ediyor. Her yeni olayın ardından failleri, aileleri, güvenlik önlemlerini ve okullardaki denetim eksikliğini tartışıyoruz. Ancak bütün bu tartışmaların arasında çoğu zaman daha temel bir soruyu gözden kaçırıyoruz: Gençlerin birbirleriyle ve içinde yaşadıkları toplumla kurdukları ilişki nasıl değişiyor? Elbette [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Son dönemde okullarda yaşanan şiddet olayları, üzerinde yalnızca birkaç gün konuşup geçemeyeceğimiz kadar ciddi bir soruna işaret ediyor. Her yeni olayın ardından failleri, aileleri, güvenlik önlemlerini ve okullardaki denetim eksikliğini tartışıyoruz. Ancak bütün bu tartışmaların arasında çoğu zaman daha temel bir soruyu gözden kaçırıyoruz: Gençlerin birbirleriyle ve içinde yaşadıkları toplumla kurdukları ilişki nasıl değişiyor? Elbette okul saldırılarının tek bir nedeni yok. Her şiddet olayını aynı gerekçelerle açıklamak mümkün değil. Ancak gençlerin yetiştiği toplumsal düzenin onların düşünme, davranma ve ilişki kurma biçimleri üzerindeki etkisini de görmezden gelemeyiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğitim Diplomalardan İbaret</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün gençler daha çocuk yaşlardan itibaren büyük bir rekabetin içine giriyor. Aynı sırayı paylaştıkları arkadaşları, bir süre sonra sınavlarda geçmeleri gereken rakiplere dönüşüyor. Başarı bireysel bir kazanım, başarısızlık ise yalnızca kişinin kendi yetersizliği olarak görülüyor. Eğitim, birlikte öğrenmenin ve gelişmenin alanı olmaktan uzaklaşarak giderek bireysel bir kurtuluş yarışına indirgeniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum yalnızca eğitim sisteminin değil, içinde yaşadığımız ekonomik ve toplumsal düzenin de bir sonucu. Neoliberal anlayış, bireyi toplumsal ilişkilerinden bağımsız ele alırken rekabeti hayatın doğal ve kaçınılmaz bir parçası olarak sunuyor. Emperyalist kültürün yaygınlaştırdığı tüketim alışkanlıkları ve bireyci yaşam anlayışı da gençlerin ortak bir gelecek düşüncesi etrafında buluşmasını zorlaştırıyor. Üstelik gençler yalnızca birbirlerinden değil, üretimden de uzaklaşıyor. Kendi emeğinin sonucunu göremeyen, yaşadığı topluma somut bir katkı sunma imkânı bulamayan genç için eğitim çoğu zaman yalnızca sınavlardan, notlardan ve diplomalardan ibaret kalıyor. Böyle bir ortamda aidiyet duygusunun, ortak sorumluluk bilincinin ve dayanışma ilişkilerinin gelişmesi de tabii epey güçleşiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">CUMHURİYET VE EĞİTİM</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada geçmişe dönüp Cumhuriyet’in eğitim anlayışına bakmakta yarar var. Köy Enstitüleri, eğitimi hayatın ve üretimin içinde örgütleyen önemli bir deneyimdi. Öğrenciler bir yandan bilimsel bilgi edinirken diğer yandan tarımla, sanatla, edebiyatla ve çeşitli üretim faaliyetleriyle ilgileniyordu. Birlikte çalışmak, ortak sorunlara çözüm üretmek ve yaşadığı topluma karşı sorumluluk duymak eğitimin ayrılmaz parçalarıydı. Elbette Köy Enstitülerini bugünün koşullarına olduğu gibi taşımak mümkün değil. Ancak bu deneyimin arkasındaki düşünce bugün de oldukça değerli. Eğitim yalnızca bireyin meslek edinmesini değil, toplumsal yaşamın bilinçli ve üretken bir parçası haline gelmesini de sağlamalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün ihtiyacımız olan, gençlerin birbirleriyle rekabet etmek dışında da ilişkiler kurabildiği bir eğitim ortamı. Bilimin, sanatın, sporun ve üretimin öğrencilerin gündelik hayatında gerçek bir karşılığının olması gerekiyor. Birlikte bir eser ortaya koymak, bir sorunu çözmek ya da topluma fayda sağlayan bir çalışmada yer almak, gençlerin birbirlerini yalnızca rakip olarak görmelerinin önüne geçebilecek önemli deneyimlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK HİZMETLERİ GÜÇLENDİRİLMELİ</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Kuşkusuz bunlar tek başına okul saldırılarını ortadan kaldırmayacaktır. Okullarda psikolojik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, şiddet risklerinin erken fark edilmesi ve güvenli eğitim ortamlarının oluşturulması da zorunludur. Ancak yalnızca saldırı gerçekleştikten sonra alınacak önlemlere odaklanmak, sorunun ortaya çıktığı koşulları değiştirmeye yetmez. Asıl mesele, nasıl bir gençlik yetiştirmek istediğimizle ilgilidir. Birbirini geçmeye çalışan, kendi geleceğinden başka bir şey düşünmeyen bireyler mi yoksa birlikte üreten ve yaşadığı topluma karşı sorumluluk hisseden gençler mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyet’in kamucu, bilimsel ve üretimle bütünleşen eğitim mirası, bu soruya yanıt ararken başvurabileceğimiz en önemli bir birikimdir. Çünkü gençlerin birbirlerine yabancılaşmasını yalnızca bireysel davranışlar üzerinden tartışmak yeterli değil. Onları bir araya getirecek ortak amaçları, üretim ilişkilerini ve toplumsal bağları da yeniden kurmak gerekiyor. Belki de bugün eğitim üzerine düşünürken sormamız gereken en önemli soru şu: Okullar hayata yalnızca kendi geleceğimizi kurtarmamız için mi, yoksa Türkiye’nin yarınlarını birlikte kurabilmemize mi hazırlıyor?</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/cocuk-mu-siddeti-secer-duzen-mi-siddete-iter/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ensarullah&#8217;ın Zaferi ve Atlantik&#8217;in Babülmendep Çıkmazı</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/ensarullahin-zaferi-ve-atlantikin-babulmendep-cikmazi</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/ensarullahin-zaferi-ve-atlantikin-babulmendep-cikmazi#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Hüseyin Yanmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2026 16:04:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80081</guid>

					<description><![CDATA[Yemen’de son haftalarda yaşanan gelişmeler, yalnızca Yemen iç savaşının yeni bir safhası olarak değerlendirilemez. Sana merkezli Ensarullah yönetiminin Kızıldeniz kıyısında ilerleyerek Mokha’yı ve Babülmendep çevresindeki stratejik noktaları kontrol altına alması, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizle birlikte düşünüldüğünde Batı Asya’daki güç dengelerinin dünya ekonomisine doğrudan yansıdığını gösteriyor. Bugün Yemen’de yaşananları anlayabilmek için önce Yemen’in tarihine ve ülkedeki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="640" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111529-1024x640.jpg" alt="" class="wp-image-80092" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111529-1024x640.jpg 1024w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111529-300x188.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111529-768x480.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111529.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Yemen’de son haftalarda yaşanan gelişmeler, yalnızca Yemen iç savaşının yeni bir safhası olarak değerlendirilemez. Sana merkezli Ensarullah yönetiminin Kızıldeniz kıyısında ilerleyerek Mokha’yı ve Babülmendep çevresindeki stratejik noktaları kontrol altına alması, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizle birlikte düşünüldüğünde Batı Asya’daki güç dengelerinin dünya ekonomisine doğrudan yansıdığını gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Yemen’de yaşananları anlayabilmek için önce Yemen’in tarihine ve ülkedeki siyasal bölünmenin gerçek niteliğine bakmak gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ensarullah: &#8216;Ulusal Kurtuluşun Hükümeti’</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yemen, 2015 yılından bu yana fiilen iki ayrı siyasi merkez arasında bölünmüş durumda. Başkent Sana’yı ve ülkenin nüfus yoğunluğunun önemli bölümünü kontrol eden Ensarullah öncülüğündeki yönetim ile Aden merkezli, Suudi Arabistan ve diğer bölgesel aktörler tarafından desteklenen güçler arasında uzun yıllardır süren bir mücadele var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son dönemde Emperyalizmin dezenformasyon merkezleri, Sana hükümetini yani Devrimci Ensarullah hareketini, ‘İran’ın vekil gücü olmaktan ibaret Husi isyancılar’ yaftasıyla dünya kamuoyu nezdinde marjinalleştirme çabası içine girdiler. Şayet bu hareket ABD’nin bileğini büktüyse ‘Şii Husi ailesinin, Yemen’in yapısal gerçekliğinden kopuk marjinal isyanı’ olarak değerlendirilmelidir(!)&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Bu merkezlerin yarattığı algıların aksine Sana’daki yönetim ülkenin geniş ve yoğun nüfuslu bölgelerinde fiili yönetim mekanizmalarını sürdürüyor. Yemen coğrafyasının çok büyük bir kısmını çöller kaplıyor. Suudi Arabistan destekli Aden yönetimi yüz ölçümü bakımından daha geniş bir coğrafyayı kontrol ediyor ancak bu bölgelerin büyük kısmı nüfus yoğunluğu düşük olan devasa çöllerle kaplı. Ensarullah yönetimi ise Yemen’in nüfusunun yaklaşık yüzde 70 ile yüzde 80’inin yaşadığı bölgeleri kontrol ettiği Batılı merkezler tarafından da kabul edilen bir gerçektir. Bu oran yaklaşık 20-25 milyon insana tekabül ediyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Husi ailesinin Ensarullah’ı kurmasına ve ardından ülkenin büyük bölümünü yöneten geniş bir koalisyon oluşturmalarına zemin hazırlayan siyasi süreç, Yemen’in Baas Partisi (Arap milliyetçileri) ve Sosyalist Parti (Hizb’ul İştiraki) gibi çeşitli gruplarla ittifaklar kurmayı da kapsıyordu. Devrime giden süreçte diğer siyasi kuvvetleri kendine çeken bir ağırlık merkezi haline geldi. Körfez İşbirliği Konseyi(KİK) Yemen’i 6 parçaya bölmeyi hedeflerken, Ensarullah hareketi ülkenin yapısallığına uygun olarak birleştirici bir kuvvet olarak ortaya çıktı. 2014-2015 devrimi ile iktidara gelen bu hareket devamındaki süreçte kendini ‘Husi Arabistan(!)’ olarak değil resmi adıyla ‘Ulusal Kurtuluş Hükümeti’ olarak tanımladı. Ensarullah hareketi, Zeydi toplumsal tabandan doğmuş olsa da yalnızca bir mezhep hareketi olarak açıklanamayacak geniş bir siyasi koalisyon oluşturdu. Bu Tabloyu “İran destekli Şii Husiler meşru Yemen hükümetine isyanı”şeklinde anlatmak, Yemen’deki güç ilişkilerini çarpıtmaktan ibarettir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ın açıklamaları ne yazık ki bu bağlamda içler acısıdır. Hükümet yetkilileri ve Türk Ana Akım medya hep bir ağızdan emperyalizmin türküsünü çığırarak bu dezenformasyonun bir parçası oldular. Filistin’de ‘emperyalizme karşıyız’ deyip Yemen’de emperyalizmin bölgesel müttefiklerinin kullandığı dili tekrar etmek, Türkiye’nin bağımsız dış politika iddiasıyla bağdaşmadığını hatırlatırız.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mezhebi ABD Olan Kıbleyi Şaşırır</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün büyük küresel medya çeteleri Yemen-Suudi Arabistan arasındaki savaşı ‘mezhep çatışması’ olarak da lanse ediyor. Oysa ‘Ulusal Kurtuluş Hükümeti’nin’ Savunma Bakanlığı görevini yürüten Sünni-Şafii bir Müslüman olan Muhammed El-Atıfi’dir. 1962 yılında, Yemen’de cumhuriyetçiler ile Zeydi İmamlar yönetimini savunan güçler arasında başlayan iç savaşta, Suudi krallığı Zeydi İmamları desteklemişti. ‘Biricik müttefiki İran’daki şahlık rejimi’ ile kol kola ‘Zeydi İmamlar Yönetimine’ arka çıkmıştı. Karşılarında ise Demokratlara kol kanat geren ‘Sünni Cemal Abdunnasır’ vardı. Dolayısıyla Yemen meselesini yalnızca “Sünni-Şii çatışması” olarak açıklamak tarihsel gerçeklikle örtüşmüyor. Dün ‘Sünni İslam’a en yakın mezhep’ olarak gördükleri ‘Zeydilik’ bugün Sünni Müslümanlar için çok büyük bir tehdit olarak lanse ediliyor. Yersen.. Hiç kafa karıştırmaya gerek yok. Mezhebi ABD olan kıbleyi şaşırır..&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Buraya kadar yaşanan çatışmayı anlamak için 2 tez ortaya koyduk:</strong><br><br>1) Ensarullah hareketi lanse edildiği gibi salt Husi ailesinin önderlik ettiği marjinal bir hareketten ibaret değil Yemenin yapısallığına uygun birleştirici bir harekettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2) Yaşanan çatışma Şii-Sünni çatışması değil emperyalizmle-direnen milletlerin çatışmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sana’dan Babülmendep’e Değişen Güç Dengeleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emperyalizmin Mağlubiyeti: Yemen Savaşı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">2014 senesinden Ensarullah’ın Sana’da ağırlık kazanması ve 2015’de siyasi geçiş sürecinin çökmesi yeni bir döneme gebe oldu. Dönemin Cumhurbaşkanı Abd Rabbuh Mansur Hadi Aden’e kaçtı. Hadi ‘talebi üzerine’ Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon 26 Mart 2015’te Yemen’ yönelik askeri harekat başlattı. Aslında bu&nbsp; harekata önderlik eden Amerika Birleşik Devletleriydi. ABD koalisyona istihbarat, lojistik ve silah desteğini bol keseden verdi. Yemendeki iç savaş çok kısa sürede ABD’nib can çekiştiği uluslararası bir savaşa dönüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2015’te başlayan savaşın temel hedefi Sana’daki Ensarullah yönetimini geriletmek Yemen’de ABD ve İsrail’in bölgesel çıkarlarıyla uyumlu bir siyasi düzen oluşturmaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat aradan geçen yıllar savaşın amacına ulaşmasının mümkün olmadığını gösterdi. Sana da devrimci yönetim devrilmedi. Ensarullah ortadan kaldırılamadı. Aksine savaş uzadıkça hareket askeri ve siyasi kapasitesini geliştirdi. 2022 yılında ateşkesin ardından Yemen halkının yegane meşru hükümeti olarak kalıcılığını teyit etmiş oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aradan geçen yıllarda ise Ensarullah yalnızca başkent Sana’yı elinde tutmakla kalmadı: füze ve İHA kapasitesini geliştirdi, Kızıldeniz’deki deniz trafiğini kontrol edebilecek bir güç haline geldi ve geçtiğimiz hafta Babülmendep çevresinde stratejik mevziler elde etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bundan ötürü Ensarullah öncülüğünde Yemen halkının bugün verdiği bu mücadele 2015’de başlayan savaşın sonuçlarının yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="576" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111528-1024x576.jpg" alt="" class="wp-image-80091" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111528-1024x576.jpg 1024w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111528-300x169.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111528-768x432.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111528.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Babülmendep neden bu kadar önemli?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yemen’in dünya siyaseti açısından önemini anlamanın anahtarlarından biri coğrafyasıdır. Öyle ki jeoekonomik konumu dünya ekonomisini yıpratma ve yönledirme kapasitesine sahiptir. Yemen Kızıldeniz’in güney çıkılındaki Babülmendep Boğazı’nın hemen yanında bulunuyor. Babülmendep, Kızıldeniz’i Aden&nbsp; Körfezi’ne, dolayısıyla Hint Okyanusuna bağlıyor. Bu güzergah üzerinden gemiler Kızıldeniz’e, oradan da Süveyş Kanalı üzerinden Akdenize ulaşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hint Okyanusu → Aden Körfezi → Babülmendep → Kızıldeniz → Süveyş Kanalı → Akdeniz</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle Babülmendep Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticareti açısından stratejik öneme sahiptir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya petrol üretiminin yüzde 7’si Babülmendep üzerinden geçiyor. Dolayısıyla Yemen’deki savaş, dünya ticaretinin önemli damarlarından birine dokunuyor. Ensarullah güçleri Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki stratekik Mokha limanını ele geçirdi. Bugün içtiğimiz kahvelere ismini veren bu kent Babülmendep’e yalnızca 80 kilometre uzaklıkta. Ardından Babülmendep yönünde ilerledi ve Perim Adası ile Haniş takımadaları üzerindeki kontrolünü genişletti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mokha’nın el değiştirmesi sıradan bir taktik kayıp değildir. Mokha, Babülmendep’in kapısıdır. Babülmendep ise Kızıldeniz’in güney kapısıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yemen’deki son gelişmeler Suudi Arabistan’ı zor bir konuma soktu. Riyad uzun yıllar boyunca Yemen’de kendi güvenlik çıkarlarını koruyacak bir siyasi ve askeri düzen kurmaya çalıştı. Fakat Ensarullah’ın son saldırıları ve ilerleyişi, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki müttefiklerinin askeri kapasitesine ilişkin soru işaretleri oluşturdu. Reuters’ın aktardığına göre Ensarullah’ın son ilerleyişi sırasında Suudi destekli güçler önemli mevzilerden geri çekildi ve bazı bölgelerde ABD ile Suudi Arabistan tarafından sağlanan silahlar Ensarullah’ın eline geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aydınlık’ın Eylül 2026 tarihli haberinde ise Riyad’ın Ensarullah’a karşı İsrail, İngiltere, ABD ve Mısır dahil farklı aktörlerden destek aradığı aktarılıyor. İngiltere’nin Suudi savaş uçaklarına havada yakıt ikmali desteği sağlama kararı aldığı da bildirildi. Burada dikkat çekici olan yalnızca Suudi Arabistan’ın askeri durumu değil, savaşın dengelerinin değişmiş olmasıdır. 2015’te Suudi Arabistan Yemen’e müdahale etme özgüvenine sahipken bugün Suudi Arabistan’ın kendi güvenliğini sağlayamadığı, enerji altyapısını ve Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirdiği taşımacılığı istikrarını koruyamadığı görülmektedir. Babülmendep’te ortaya çıkan her askeri kriz doğrudan petrol fiyatlarına, navlun maliyetlerine, sigorta giderlerine ve Avrupa-Asya arasındaki ticaretin süresine yansıyabiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim 2023’ten itibaren Ensarullah’ın Filistin’e destek amacıyla Kızıldeniz’deki ABD-İsrail bağlantılı gemilere yönelik saldırıları, çok sayıda ticari geminin Afrika’nın güneyinden dolaşmasına neden oldu. Gemilerin Ümit Burnu güzergâhına yönelmesi taşıma sürelerini ve maliyetleri artırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kızıldeniz krizinin dünya ticaretine etkileri OECD’nin Uluslararası Ulaştırma Forumu ve UNCTAD tarafından da raporlandı. Asya-Avrupa güzergâhlarında yolculuk sürelerinin uzaması ve maliyetlerin artması, Yemen’deki gelişmelerin dünya ekonomisine nasıl yansıdığını gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bir geminin Kızıldeniz’den geçememesi yalnızca rotasını değiştirmiyor:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">-Daha fazla yakıt harcanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Gemi daha uzun süre denizde kalıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Sigorta maliyetleri yükseliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Navlun fiyatları artıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Ürünlerin teslim süresi uzuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuçta Yemen’deki bir askeri gelişme, Avrupa’daki fabrikadan Asya’daki fabirakaya kadar uzanan küresel ekonomik zincirin bir parçası haline geliyor. Bu nedenle savaşın ekonomik cephesi Yemen sınırlarını aşıyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hürmüz’den Babülmendep’e: İki boğaz, tek denklem olarak ifade edebiliriz. Şimdi mesele daha da genişliyor. Hürmüz Boğazı Basra Körfezi’nin çıkışıdır. Babülmendep ise Kızıldeniz’in girişidir. Hürmüz, Körfez’deki petrolün dünya pazarlarına çıkışını; Babülmendep ise Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticaretinin önemli güzergâhlarından birini etkiliyor. Bir boğazın kapanması, bir limanın el değiştirmesi veya bir enerji güzergâhının devre dışı kalması; petrol fiyatlarından enflasyona, deniz taşımacılığından merkez bankalarının kararlarına kadar uzanan bir zincir oluşturabiliyor. Hürmüz Boğazı’ndaki savaş ve ulaşım sorunlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, Babülmendep çevresindeki gelişmeler ABD ve Batılı devletlerin karşı karşıya olduğu stratejik baskıyı artırıyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ABD Batı Asya’da Mağlubiyetle Yüzleşiyor</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">-Türkiye</p>



<p class="wp-block-paragraph">-İran</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Hürmüz</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Filistin</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Irak</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Yemen</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ülkeleri birlikte değerlendirildiğinde Washington’un karşı karşıya olduğu sorun yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik bir kaynak dağılımı sorunu haline geliyor. Bu tabloyu doğrudan Amerikan dünya hegemonyasının sona erdiği bir tablo olarak değerlendirebiliriz.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD uzun yıllardır Batı Asya’daki askeri varlığı sayesinde enerji yolları üzerinde önemli bir stratejik ağırlık oluşturdu. Ancak bugün İran, Yemen, Irak, Filistin ve diğer cephelerde ortaya çıkan çıkan direniş ve Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da gladyonun tasfiyesi Washington’un askeri ve ekonomik açıdan hüsrana uğrattı. Daha insancıl ve paylaşımcı olan yeni dünya düzeninde Amerikan Emperyalizmine yer yok. Yeni, paylaşımcı dünyanın inşasında insanlığın önündeki biricik çözüm&nbsp; TRÇİ İttifakı (Türkiye-Rusya-Çin-İran) önderliğinde bütün emperyalizme karşı mücadele veren milletlerin birleşmesidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="774" height="436" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111531.jpg" alt="" class="wp-image-80090" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111531.jpg 774w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111531-300x169.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/111531-768x433.jpg 768w" sizes="(max-width: 774px) 100vw, 774px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/ensarullahin-zaferi-ve-atlantikin-babulmendep-cikmazi/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NATO PROTESTOSU SORUŞTURMASINDA KARAR ÇIKTI</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/nato-protestosu-sorusturmasinda-karar-cikti</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/nato-protestosu-sorusturmasinda-karar-cikti#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2026 15:34:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80080</guid>

					<description><![CDATA[29 Haziran tarihinde İstanbul Dolmabahçe’de toplanan NATO Parlamenter Zirvesi sırasında pankart açarak zirveyi protesto eden Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyeleri hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, dört genç hakkında &#8216;kovuşturmaya yer olmadığına&#8217; karar verdi.29 Haziran 2026 tarihinde İstanbul’da düzenlenen NATO Parlamenter Zirvesi kapsamında Türkiye’ye gelen NATO temsilcileri, Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyeleri tarafından protesto [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">29 Haziran tarihinde İstanbul Dolmabahçe’de toplanan NATO Parlamenter Zirvesi sırasında pankart açarak zirveyi protesto eden Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyeleri hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, dört genç hakkında &#8216;kovuşturmaya yer olmadığına&#8217; karar verdi.<br>29 Haziran 2026 tarihinde İstanbul’da düzenlenen NATO Parlamenter Zirvesi kapsamında Türkiye’ye gelen NATO temsilcileri, Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyeleri tarafından protesto edilmişti. TGB’liler, NATO’nun Türkiye’deki varlığına ve Türkiye’nin Atlantik sistemine bağımlılığına karşı “NATO mezara, Tam Bağımsız Türkiye” yazılı dev pankartı sarkıtarak eylem gerçekleştirmişti.<br>Eylemin ardından gözaltına alınan 4 TGB’li daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Eylem sonrası adliye önünde konuşan dönemin TGB Genel Başkanı Kayahan Çetin, kararlılık mesajı vererek &#8220;NATO’yu protesto etmek suç değildir, görevdir. Vatanseverliğin hukuku, bütün hukukların üstündedir&#8221; ifadelerini kullanmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">YARGI ‘GÖSTERİ HAKKI’ DEDİ<br>Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gençlerin eyleminin gösteri kanununu ihlal etmediğine hükmetti. Yargıtay’ın emsal kararlarına atıfta bulunulan gerekçede; bir eylemin suç sayılması için polisin &#8220;dağılın&#8221; uyarısına rağmen polisle çatışılması veya fiziki direnç gösterilmesi gerektiği hatırlatıldı. Gençlerin herhangi bir itme, vurma veya zor kullanma gibi eylemde bulunmadığını belirten yargı, protestoyu gösteri hakkı kapsamında değerlendirerek dosyayı kapattı.<br>Böylece NATO Parlamenter Zirvesi’ni protesto eden TGB’liler hakkında yürütülen soruşturma takipsizlik kararıyla son buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>“SUÇ İŞLEMEDİK, VATANIMIZI SAVUNDUK”<br>Takipsizlik kararını Aydınlık’a değerlendiren TGB Akıl Fikir Kulübü Üyesi Mücahit Mecit Etli, NATO’ya karşı mücadelelerinin süreceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:<br>“TGB olarak Türkiye düşmanı NATO’ya karşı yaptığımız eylemler bir suç değil, vatan savunmasıdır. Türkiye’nin bağımsızlığını tehdit eden NATO’ya karşı sözümüzü söyledik. TGB olarak yıllardır NATO’nun Türkiye’ye ve bölgemize yönelik tehditlerine karşı mücadele ediyoruz. Çünkü biz NATO’nun değil, tam bağımsız Türkiye’nin gençleriyiz. Bugün verilen takipsizlik kararı da bu mücadelenin meşru olduğunu bir kez daha göstermiştir. Vatanseverlik mahkûm edilemez. Türkiye’nin geleceğini Atlantik merkezlerinde değil, Türk milletinin iradesinde görüyoruz. NATO’ya karşı mücadelemiz, Türkiye’nin tam bağımsızlığı sağlanıncaya kadar sürecek. Bizim safımız bellidir: NATO mezara, Tam Bağımsız Türkiye!”.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/nato-protestosu-sorusturmasinda-karar-cikti/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>29 Ekim&#8217;de Güvenpark&#8217;tan Anıtkabir&#8217;e yürüyeceğiz!</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/29-ekimde-guvenparktan-anitkabire-yuruyecegiz</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/29-ekimde-guvenparktan-anitkabire-yuruyecegiz#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2026 08:42:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80068</guid>

					<description><![CDATA[Genel Başkanımız Mirza Çelik, Cumhuriyet’in 103. yılında 29 Ekim’de saat 13.00’te Güvenpark’tan Anıtkabir’e yapacağımız yürüyüşü açıkladı. Çelik, ‘Hep beraber Anıtkabir’e yürüyelim, görevimizi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten alalım.’ çağrısı yaptı. Türkiye Gençlik Birliği (TGB) olarak, Cumhuriyet’in 103. yılı dolayısıyla 29 Ekim’de Anıtkabir’e yürüyeceğiz. Genel Başkanımız Mirza Çelik, tarihi Ulus Meydanı’ndaki Zafer Anıtı önünde yaptığımız kitlesel açıklamada, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Genel Başkanımız Mirza Çelik, Cumhuriyet’in 103. yılında 29 Ekim’de saat 13.00’te Güvenpark’tan Anıtkabir’e yapacağımız yürüyüşü açıkladı. Çelik, ‘Hep beraber Anıtkabir’e yürüyelim, görevimizi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten alalım.’ çağrısı yaptı.</em></strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5503-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-80069" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5503-1024x683.jpg 1024w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5503-300x200.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5503-768x512.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5503-1536x1024.jpg 1536w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5503-2048x1366.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye Gençlik Birliği (TGB) olarak, Cumhuriyet’in 103. yılı dolayısıyla 29 Ekim’de Anıtkabir’e yürüyeceğiz. Genel Başkanımız Mirza Çelik, tarihi Ulus Meydanı’ndaki Zafer Anıtı önünde yaptığımız kitlesel açıklamada, yürüyüşün 29 Ekim saat 13.00’te Güvenpark’tan başlayacağını açıkladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıklamada Türkiye’ye yönelen silahlı tehditlere dikkat çeken Çelik, Türkiye ekonomisinin “dolar, borsa vurguncuları, sıcak para komisyoncuları, tarikat rantçıları, büyük faizcileri eliyle derin bir çıkmazın içine batırıldığını” belirterek, “Talan ekonomisi gençlerin geleceğini çalıyor.” diye vurguladı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5600-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-80070" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5600-1024x683.jpg 1024w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5600-300x200.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5600-768x512.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5600-1536x1024.jpg 1536w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5600-2048x1366.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘DEVRİMİN KARARGAHINI İNŞA EDECEK KURMAYLAR HAZIR’</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çelik, açıklamayı yaptıkları konuma atıf yaparak, &#8220;Bugün, Düvel-i Muazzama’yı dize getirmiş, cümle emperyalistleri geldikleri gibi geri göndermiş, her türlü zorluğa göğüs gerip ayağa kalkmış, tarih yazmış ve vatan kurtarmış bir milletin bağımsızlık davasının tecelli ettiği 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önündeyiz.&#8221; dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Atatürk gibi azimli, Atatürk gibi kararlı ve Atatürk gibi cesur olduklarını vurgulayan Çelik, &#8220;Çünkü bizler Tıbbiye’nin bodrumlarında örgütlenen, Makedon dağlarına çıkan, tereddüt etmeden milleti örgütlemek için Samsun’a çıkan Mustafa Kemallerin, Talat Paşaların, Enver Paşaların, Türk Devrimi’nin gençliğiyiz.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çelik, &#8220;Memleketimiz tehdit altındaysa, emperyalistler silahlarını vatanımıza doğrulttuysa o silahların önüne atlayıp göğsünü siper edecek kahramanlar, Türk milletini örgütleyerek bir yumruk haline getirecek ve devrimin karargahını inşa edecek kurmaylar her zaman var olacaktır.&#8221; diye konuştu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5682-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-80071" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5682-1024x683.jpg 1024w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5682-300x200.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5682-768x512.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5682-1536x1024.jpg 1536w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5682-2048x1366.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin Cumhuriyet’in 103. yılına çeşitli zorluklarla girdiğini söyleyen Çelik, tehditlere dikkat çekti:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Güvenliğimiz, topraklarımız ve tam bağımsızlığımız silahlı tehdit altındadır. Doğu Akdeniz’de, Ege Adaları’nda, Yunanistan’da ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde Amerika ve İsrail silahları namlularını vatanımıza yöneltmiş durumda. 103 yıl önce olduğu gibi bugün de vatanımıza emperyalistler gözlerini dikmişlerdir.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Ve en vahimi de Türkiye’yi yönetenler bu silahlara, bu tehditlere gözlerini yummaktadırlar. Emperyalist tehditleri görmezden gelenler varsa bu milletin emperyalist tehditlere göğsünü siper edecek gençliği de vardır. Atatürk gibi tüm cesaretimizle haykırıyoruz: Geldikleri gibi giderler.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5673-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-80072" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5673-1024x683.jpg 1024w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5673-300x200.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5673-768x512.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5673-1536x1024.jpg 1536w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5673-2048x1366.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&#8216;TALAN EKONOMİSİ GENÇLERİN GELECEĞİNİ ÇALIYOR&#8217;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çelik, Türkiye ekonomisinin &#8220;dolar, borsa vurguncuları, sıcak para komisyoncuları, tarikat rantçıları, büyük faizcileri eliyle derin bir çıkmazın içine batırıldığını&#8221; söyledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Ekonomimizde, havadan para kapmak, paradan para kazanmak, spekülasyon yapmak artı değer olmuş; alın teri dökmek, emek harcamak, üretmek ise enayilik durumuna gelmiştir. Batıya bağımlı bu talan ekonomisi gençlerin geleceğini çalmakta ve bizleri genç işsizlik dehlizine atmaktadır&#8221; diyen Çelik, şöyle devam etti:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Talan ekonomisi halkımızın boğazına basarken bir avuç insan hala servetine servet katmaya devam etmektedir. Görünen köy kılavuz istemez: Atatürk’ün üretici milletin efendisidir şiarı yıkılmış ve üretici kamburdur zihniyeti ekonomimizi çöküşün eşiğine getirmiştir.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5626-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-80073" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5626-1024x683.jpg 1024w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5626-300x200.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5626-768x512.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5626-1536x1024.jpg 1536w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5626-2048x1366.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘TARİKATLAR VE ÇETELER TÜRK GENÇLİĞİNİ ESİR ALMAYA ÇALIŞIYOR’</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin siyasetini çürüme bataklığına batıranlar olduğunu söyleyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Batık sistemin siyasetinde neler var gelin hep beraber bakalım. Uyuşturucu bağımlısı belediye başkanları, foncu, halkımızın ekmeğine kan doğrayan bürokratları, yeğenine torpil çıkartan yöneticileri, rüşvetle imar izni çıkartan belediyeleri, hizmet insanı değil zimmet insanı olmuş siyasetçileri, her an mücadelesini satıp karşı tarafa geçebilecek dava insanları…&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Sistemin allayıp pullayıp vitrine çıkardığı insanlar işte bunlardır. Türkiye’nin güzel yarınları bu insanların ellerinde kurulmayacaktır. Tarikatlar ve mafya tipi çeteler de Türk gençliğini ve Türk milletini esir almaya çalışıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Toplumumuz uyuşturucunun ya da gericiliğin pençesine atılmaktadır. Durum öyle vahimdir ki uyuşturucu okullara kadar girmiş, liselerimizde silahlı vahşetler yaşanmaktadır. Çöken bu sistem bize her açıdan koca bir enkaz bırakmıştır.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5717-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-80074" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5717-1024x683.jpg 1024w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5717-300x200.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5717-768x512.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5717-1536x1024.jpg 1536w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5717-2048x1366.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘SAİD NURSİ KONFERANSIYLA TÜRKİYE İÇ CEPHEYİ BİRLEŞTİREMEZ’</strong><strong><br><br></strong>Türkiye’de tarikat yapılanmalarına yönelik operasyonlara değinen Çelik, Said Nursi adına düzenlenen konferansa da tepki gösterdi. Süleymancılar ve Furkancılar hakkında gerçekleştirilen operasyonları hatırlatan Çelik, tarikat yapılanmalarının ekonomik ve toplumsal etkilerinin yalnızca operasyonlarla çözülemeyeceğini savundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çelik, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Diyanet İşleri Başkanı’nın katıldığı Said Nursi Konferansı’na ilişkin, “Türkiye’yi tehdit eden, Türkiye’yi Orta Çağ karanlığına teslim etmek isteyen bu tarikatlara karşı biz iç cepheyi Said Nursi konferansı yaparak mı birleştireceğiz?” diye sordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Türkiye’nin birleştirici değeri, Atatürk’le ve Cumhuriyet’le hesaplaşmak isteyenler olabilir mi?” diyen Çelik, iç cephede birlik çağrısı yapanlara Atatürk’ü işaret ederek şöyle seslendi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’de iç cepheyi birleştirecek, iç cepheyi sağlamlaştıracak yegâne figürdür. Said Nursi konferansı yapanlar, Türkiye’de iç cepheyi bozguna uğratmaktadırlar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a></a>Çelik, konuşmasının devamında Gençliğe Hitabe’deki “Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!” sözünü hatırlattı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5837-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-80075" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5837-1024x683.jpg 1024w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5837-300x200.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5837-768x512.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5837-1536x1024.jpg 1536w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5837-2048x1366.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>PARTİ VE KİTLE ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&#8216;HEP BERABER ANITKABİR’E YÜRÜYELİM&#8217;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ndeki &#8220;Bir gün istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, içinde bulunduğun imkan ve koşulları düşünmeyeceksin.&#8221; sözünü hatırlatan Çelik,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Gazi Mustafa Kemal Atatürk tüm bu felaketlere karşı gençliğe ayağa kalkma çağrısı yapmıştır. Emanet emin ellerde, Atatürk gençliği görev başındadır.&#8221; diye konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">TGB olarak umutsuz olmadıklarını kaydeden Çelik, &#8220;Çünkü biliyoruz ki &#8216;umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.&#8217; Bizler umutsuz değiliz. Türk Devrimi’nin her kırılma anında Namık Kemallerle, Talat Paşalarla, Mustafa Kemallerle sahneye çıkan Genç Türk geleneğinin devamcısıyız.&#8221; ifadelerine yer verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Söz veriyoruz! Bize koca bir enkaz bırakan bu sistemi yıkacağız. Türk Devrimi’ni tamamlayacağız.&#8221; diye konuşan Çelik, tüm siyasi partilere, derneklere ve sivil toplum kuruluşlarına şu çağrıyı yaptı:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a></a>&#8220;Gelin Türk Bayrağı altında ve Atatürk’ün 6 okunda birleşelim. Cumhuriyet’in 103. yılında hep beraber Anıtkabir’e yürüyelim, görevimizi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’den alalım. Bu bozuk düzeni yıkalım. Tam bağımsız Türkiye’yi, Temiz Siyaseti ve Üreten Türkiye’yi el birliğiyle kuralım.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5552-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-80076" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5552-1024x683.jpg 1024w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5552-300x200.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5552-768x512.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5552-1536x1024.jpg 1536w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5552-2048x1366.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<figure class="wp-block-table"><table class="has-fixed-layout"><tbody><tr><td><strong>‘Cumhuriyetin isimsiz kahramanları olacağız’</strong> <br><br>Konuşmasının son bölümünde Cumhuriyet’in kuruluşunda emek verenlere dikkat çeken Çelik, &#8220;Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir. Çünkü Cumhuriyet, kimsesizlerin, emekçilerin omuzlarında yükselmiştir. Büyük zaferimiz isimsiz kahramanların ellerinde yazılmıştır.&#8221; ifadelerini kullandı. <br><br>Çelik, TGB’lilerin &#8220;bozuk sistemin siyasetçileri gibi kendi şanımız, şöhretimiz, malımız, mülkümüz için değil kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyetin isimsiz kahramanları olmak için&#8221; mücadele edeceğini söyledi. <br><br>Konuşmasının sonunda Çelik, Milli Mücadele ve Cumhuriyet tarihinden isimleri sayarak TGB’lilere seslendi. &#8220;Ölümü göze alıp gözünü kırpmadan Maraş’ta Fransız askerlerine silah patlatan Sütçü İmam burada mı?&#8221; sorusuna gençler &#8220;Burada!&#8221; yanıtını verdi. <br><br>Çelik, Hasan Tahsin, Nene Hatun, Kubilay, Seyit Onbaşı ve Kara Fatma’nın isimlerini de anarak her birinin ardından TGB’lilerden &#8220;Burada!&#8221; yanıtını aldı. <br><br>Açıklamaya katılan gençler, ellerinde Hasan Tahsin, Mustafa Fehmi Kubilay, Seyit Onbaşı, Sütçü İmam, Nene Hatun, Kara Fatma resimleri yanı sıra şu dövizleri taşıdı: “Gençlik Birleşince Türkiye Birleşir!, Gençlik Birleşince Devrim Olur!,  Gençlik Birleşince ABD – İsrail Yenilir!, Gençlik Birleşince Türkiye Orta Çağ Karanlığına Teslim Olmaz!, Gençlik Birleşince Zincirler Kırılır Gelecek Kurulur!, Gençlik Birleşince Talan Ekonomisi Yıkılır!, Namlularını Türkiye’ye Çeviren ABD-İsrail Yunanistan-GKRY Yenilecek!, Onlar Başardı Biz De Başaracağız!”  </td></tr></tbody></table></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5948-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-80077" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5948-1024x683.jpg 1024w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5948-300x200.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5948-768x512.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5948-1536x1024.jpg 1536w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/10/IMG_5948-2048x1366.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/29-ekimde-guvenparktan-anitkabire-yuruyecegiz/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>29 EKİM&#8217;DE ANITKABİR&#8217;DEYİZ!</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/29-ekimde-anitkabirdeyiz</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/29-ekimde-anitkabirdeyiz#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2026 13:32:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80061</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyetimizin 103. yılına girerken, Türk gençliği olarak kenetlenmek ve ayağa kalkmak zorundayız. Vatanımızın bağımsızlığına yönelen tehditleri, halkımızın boğazına çöken vurguncu talan ekonomisini, memleketimizi şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi yapmaya çalışanları görüyoruz. Büyük devrimci önderimiz Atatürk bizlere &#8220;Bir gün istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, içinde bulunduğun imkan ve koşulları düşünmeyeceksin&#8221; diye seslenmişti. Yunanistan&#8217;daki ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyetimizin 103. yılına girerken, Türk gençliği olarak kenetlenmek ve ayağa kalkmak zorundayız.<br><br>Vatanımızın bağımsızlığına yönelen tehditleri, halkımızın boğazına çöken vurguncu talan ekonomisini, memleketimizi şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi yapmaya çalışanları görüyoruz.<br><br>Büyük devrimci önderimiz Atatürk bizlere &#8220;Bir gün istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, içinde bulunduğun imkan ve koşulları düşünmeyeceksin&#8221; diye seslenmişti.<br><br>Yunanistan&#8217;daki ve Güney Kıbrıs&#8217;taki silah yığınaklarının namlusu doğrudan vatanımıza dönüktür. Hükümet bu tehditlere karşı gözünü yummaktadır.<br><br>Memleketimizin siyaseti her açıdan çürümeye batmıştır. Siyasetin her kademesinde uyuşturucuyu, fuhuşu, rüşveti ve fonculuğu görmekteyiz.<br><br>Tarikatlar ve mafya tipi çeteler Türk milletini ve Türk gençliğini esir almaya çalışmaktadır. Türk milleti uyuşturucunun ya da gericiliğin pençesine atılmaktadır. Batı’ya bağımlı, rüşvetçi, torpilci sülük ekonomisi gençliğin geleceğini çalmakta ve bizi genç işsizlik felaketine sürüklemektedir.<br><br>Bizler bütün bu zorlu koşullar karşısında umutsuz değiliz. Çünkü &#8220;Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.&#8221; anlayışıyla krizlerin içindeki fırsatları görüyoruz. Türkiye&#8217;nin bu süreçten devrimle çıkacağını biliyoruz.<br><br>Türk Devrimi&#8217;nin her kırılma anında Namık Kemallerle, Talat Paşalarla, Mustafa Kemallerle tarih sahnesine çıkan Genç Türk geleneğini sürdürüyoruz! Bütün bu zorluklardan Atatürk Devrimi&#8217;ni tamamlayarak çıkmak için Türk gençliği olarak Atatürk&#8217;te birleşiyoruz!<br><br>Biliyoruz ki Atatürk Devrimi gençlik birleşince, gençlik kenetlenince tamamlanır. “Birleşen Gençlik Tam Bağımsız Türkiye” diyerek 29 Ekim&#8217;de saat 13.00&#8217;te Güvenpark’tan Anıtkabir&#8217;e hep beraber yürüyelim.<br><br>Gençlik birleşince devrim olur iddiamıza sahip çıkmak için sen de bizimle Anıtkabir&#8217;e gel!<br><br>🗓️ 29 Ekim 2026, Perşembe<br>⏰ 13.00<br>🧭 Güvenpark&#8217;tan Anıtkabir&#8217;e 🇹🇷</p>



<p class="wp-block-paragraph">❗Otobüsler kaldırılacaktır.<br><a href="https://forms.gle/oBaj4NisFQbrYwTf6" target="_blank" rel="noopener">https://forms.gle/oBaj4NisFQbrYwTf6</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/29-ekimde-anitkabirdeyiz/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslümanlık Anti Laik, Laiklik Anti İslam Olmak Zorunda Mı?</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/muslumanlik-anti-laik-laiklik-anti-islam-olmak-zorunda-mi</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/muslumanlik-anti-laik-laiklik-anti-islam-olmak-zorunda-mi#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mirza Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2026 12:36:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80057</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin gündemi, Yer6 Film isimli Youtube kanalında paylaşılmış olan “Şeriat” tartışmasıyla uzun bir süre çalkalandı. Türk kamuoyu, laik anti laik çatışmasında daha da uzlaşılamaz basma kalıplarla itiliyor. Gün geçmiyor ki Türk toplumu suni kamplaşmaların odağı olmasın. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, devrim-karşı devrim mücadeleleriyle sürmeye devam etmektedir. Devrimlerin iktidarıyla karşı devrimlerin iktidarı savaşımları yıllardır sürmekte, iktidarı ele [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin gündemi, Yer6 Film isimli Youtube kanalında paylaşılmış olan “Şeriat” tartışmasıyla uzun bir süre çalkalandı. Türk kamuoyu, laik anti laik çatışmasında daha da uzlaşılamaz basma kalıplarla itiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gün geçmiyor ki Türk toplumu suni kamplaşmaların odağı olmasın. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, devrim-karşı devrim mücadeleleriyle sürmeye devam etmektedir. Devrimlerin iktidarıyla karşı devrimlerin iktidarı savaşımları yıllardır sürmekte, iktidarı ele geçiren kuvvetler sürekli değişmektedir. Karşı devrim iktidarlarında da en açık şekilde gözümüze çarpan emperyalizmle orta çağ ideolojisinin sarsılmaz birlikteliğidir. Tüm karşı devrimci süreçlerde, cumhuriyetin kulken yurttaş olma programı ve tam bağımsız Türkiye’nin kolonları hedefe konmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin sarsılmaz laiklik anlayışının sürekli olarak sorgulanmaya açılmasının sebebi, emperyalizmin Türkiye’de tam olarak bitirilmemiş olan orta çağ kuvvetlerini harekete geçirmesidir.&nbsp;Türk toplumunun benimsemekte sorun yaşamadığı laiklik anlayışı yeni bir uç noktaya taşınmış oldu: <strong>Müslümansan anti laik, laiksen anti İslam. </strong>Müslüman olmayı doğrudan laiklik karşıtlığı ve şeriat savunmaya, laik sistemi savunmayı ise doğrudan İslam düşmanı olmaya, Müslümanları inançları dolayısı küçük görmeye ve seçkinci olmaya yani burjuva ateizmine indirgeyen yeni bir kamplaştırma tarzıyla karşı karşıyayız.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Orta Çağ’ın Doğru Temellerde Değerlendirilmesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">İki kutbun ortak sorunu, anakronizm. Nasıl Orta Çağ’ın gereklerini bugüne dayatmak doğru değilse bugünün gereklilikleriyle o günü değerlendirmeye çalışmak da doğru olmaz. Bu sorunun merkezinde ise iki tarafın değerlendirmelerinin materyalizmden uzak olması bulunuyor. Bilimsel ve tarihsel bakış açısının eksikliği bugün insanlığa, diri diri gömülen kız çocuklarını sırt üstünde taşımaya başlamış Hz. Muhammed’in, Hz. Aişe ile kaç yaşındayken evlendiğini tartıştırıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlkel toplumda büyücülükle üretim arasında sağlam bir bağ vardı. Kabilede yaratılan ortak duygularla doğaya müdahale edebilme, üretimi geliştirebilme insanın en önemli arayışıydı. Toplumların gelişmesi sonucunda üretim fazlası yaratıldı ve büyü ile üretim arasındaki o bağ kopmuş oldu. İlkel toplumdaki büyü sınıflara bölündü. Bilim, sanat ve dine dönüştü. Üretim fazlasının yaratılmasıyla birlikte, üretime katılmadan üretimden pay alan bir sınıf için koşullar oluşmuştu. Boş zamana kavuşmuş olan büyücülük; sanat, bilim ve dini faaliyet yapabilecek imtiyazı elde etmişti. Buradaki en önemli ayrım ise büyücü ve kabile arasındaki ortak paydaşlığı yaratan ve üretime odaklı duygudaşlık yerine üretene el koyan imtiyazlı bir sınıfı yaratmış oldu. Böylece diğer “emek bölüşümünden doğan” ayrıcalıklar gibi din de egemenliğin başat unsuru olmuştu. Din, efendi insanın toplumu belirli bir düzene sokma ve denetim altına alma çabasının kaynağıydı. Sınıfsız toplumda henüz ortaya çıkmamış olan egemenlik, Orta Çağ’da dine yani tanrısal kaynaklara aittir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Din uygarlıkla beraber doğdu ve ilk uygarlığın ideolojisi oldu. Özel mülkiyetle beraber insanın doğayı kontrol altına alma çabası büyük bir atılım yaptı. Din, ticareti yerleştirerek meta uygarlığının gelmişinin ideolojik zeminini hazırladı ve insanlığın büyük atılımına hizmet etti. İlk sanatçılar ve ilk bilim adamları bu uygarlığa borçludurlar. Çünkü onlar da din adamlarıyla birlikte hazır yiyici sistemin bir bakıma aylaklaşmış takımını oluşturuyordu. Sanayi toplumuna kadar bilimsel, sanatsal ve dinsel faaliyetler iç içeyken sanayi toplumu bilim ve sanatı dinin egemenliğinden özgürleştirmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihe bakınca açıkça görüyoruz ki egemenlik kavramının var oluşu, egemenliğin dinlere (efendiliğin din liderlerine) geçmesi üretim ilişkilerine dayalı ve sınıfsaldır. Kuşkusuz olarak bu maddi temellerde Orta Çağ’ın ideolojisi dindir, efendisi tarikattır. Sanayi devrimiyle birlikte üretim ilişkileri değişmiş ve toplumlar ekonomik temellerle birlikte yeni devrimci süreçlere girmiştir. Devrim ise alt üst oluştur. Egemenliğin (iktidarın) değişmesi yani devrimcilerin siyasi aracın başına geçmesedir.</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/07/images-12.jpeg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/07/images-12.jpeg" alt="" class="wp-image-12174"/></a></figure>



<h1 class="wp-block-heading">eriat Tartışmasının Dünü, Bugünü ve Yarını</h1>



<p class="wp-block-paragraph">Çoktan bitmiş olan ama sürekli pişirilip pişirilip önümüze getirilen bu meseleyi bilimsel ve ideolojik olarak tahlil etmemiz gerekmektedir ki meselenin özünü kavrayalım. 2 saat süren tartışmanın özündeki eksikliği bulalım, doğruyu bulmakta önümüzde duran dağların tepesine tırmanalım.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün tarihsel gerçekler ışığında İslam’ı ve Hz. Muhammed’i değerlendirdiğimizde, İslam’ın bir silahlı devrim yaptığını, putları yıktığını, Mekke’yi özgürleştirdiğini; Hz. Muhammed’in ise bu silahlı devrimin önderi olduğunu görüyoruz. İslam putları yıkmıştır, insan olarak nitelendirilmeyen köleleri hukuk sahibi yapmıştır, yaşama hakkına sahip olmayan kadınları hukuk sahibi yapmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Putların yıkılması, kabile toplumunun tam anlamıyla son bulmasıdır. Putlar dinsel sembollerdir, kabile toplumunun bölünmüşlüğünü temsil eder. Hz. Muhammed’in önderliğinde putların yıkılması o coğrafyanın ve dünyanın yeni bir tarihsel sürece atılmasıdır. Hem sondur hem de insanlık için yeni bir başlangıç, yeni bir devrimdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hz. Muhammed halkını hakikate yönlendirmiştir. Hristiyanlık, tarihsel olarak İslam’dan öncedir ve İslam’la birlikte eskimiştir. Hristiyanlık inancında, teslis vardır. Hz. İsa, Allah’ın oğlu olarak kabul edilir böylece insana tanrı hüviyeti verilmiştir. Hz. Muhammed ise kulu ve elçisidir diyerek, insanı Allah olarak nitelendiren idealizme karşı kulluğu yani insanın insan olduğu gerçeğini topluma göstermiştir. İslam, Orta Çağ toplumunda bir ticaret devrimi gerçekleştirilmiş, yerleşik hayat ve devlet örgütlenmesi konusunda tarihi bir atılım yapmıştır. Adil paylaşım, hukuki kurallar, örgütlü toplum ve zulme karşı direnen toplumun ilk örnekleri Hz. Muhammed önderliğinde inşa edilmiştir. İslam’ın başarıları, Hz. Muhammed’in ömrüyle sınırlı kalmamış ve Hz. Muhammed’in vefatından sonra dünyanın birçok coğrafyasında İslam adaletle hüküm sürmüştür. Özellikle 9. ve 13. Yüzyıllarda İslam, felsefenin ve bilimin gelişmesine çok önemli katkılar sunmuştur. Türkler de medeniyet havzasına İslam’la birlikte girmiştir. Kuran’ın kendi metodolojisinde ve tevatürlere dayalı islami okumalarda da gördüğümüz gibi İslam’ın zamana uygun yorumlanması adına içtihat kapıları açık bırakılmıştır. Kuran kendi içerisinde nesih-mensuh metoduyla bazı kurallarının zamana uygun şekilde değişebileceğini göstermiştir. (Bu konuya dair Kuran’ın kendi içerisinde bulunan, geçmişte bulunan ve günümüzde bulunan örnekler detaylıca sunulacaktır.)&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İslam Orta Çağ’ın en ileri ideolojisi olmuştur.</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/07/images-11.jpeg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/07/images-11.jpeg" alt="" class="wp-image-12175"/></a></figure>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/07/images-10.jpeg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/07/images-10.jpeg" alt="" class="wp-image-12176"/></a></figure>



<h1 class="wp-block-heading"><strong>Laiklik hangi tarihsel süreçlerde gelişti</strong></h1>



<p class="wp-block-paragraph">Biz dünya tarihindeki bu gerçekleri Osmanlı’dan bugüne inceleyelim ki ülkemizde bugün tartıştığımız meselenin tarihi seyahatini gözlemleyebilelim.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baltalimanı Anlaşması’yla beraber Osmanlı iktisadi olarak hegemonyanın boyunduruğu altına girmişken Tanzimat’la beraber kapitalist hegemonyanın iktisadi, askeri ve kültürel gereklilikleri topluma iyice dayatılmıştı. Yazının başında bahsettiğimiz burjuva ateizmi asıl olarak Tanzimatçılıkla birlikte yeşermeye başlamış oldu. Batı modernleşmesi toplumun gerçeklerini küçümsemiş ve kapitalist hegemonyanın boyunduruğunun siyasi hattını oluşturmuştur. Cumhuriyet ise Tanzimat’ın batıcılığının değil çağdaşlığın siyasal sistemidir. Osmanlı’nın bu koşullarını takip eden sürecin sonunda Osmanlı topraklarını bölüşmek adına 1. Dünya savaşı başlamış oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Egemenliğini Orta Çağ’dan alan İstanbul Hükümeti zaaflar içerisindeyken ve bu süreçlere önderlik edemezken yeni bir halk hareketi başlamış oldu. Mustafa Kemal bu halk hareketine önderlik etti ve savaşı kendi merkezinden yönetti. Türk halkı bu süreçte emperyalizme karşı büyük zaferler kazandı ve sonucunda ise İstanbul hükümetine karşı olarak Ankara’da yeni bir hükümet kuruldu, cumhuriyet fiilen ilan edildi. Yeni cumhuriyet egemenliğini Orta Çağ’a dayandırmıyordu. Cumhuriyet emperyalizme karşı “Tam Bağımsız Türkiye’nin” teminatı olmuş oldu. Cumhuriyet, öncülerin önderliğinde halkın büyük inisiyatifinin inşa ettiği bir devlettir ve kulken yurttaş olma felsefesinin anlayışıdır. İslam, insanı tanrı seviyesinden kula indirmişken; cumhuriyet kulken yurttaş olmanın örneğidir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihsel değerlendirmeleri yok saymadan derinleştirmeye devam edersek egemenliğin tanrısal kaynaklara dayandırılması üretim ilişkilerin gerekliliklerinden doğmuştur. Egemenlik, üretim ilişkilerin değişmesiyle kaynağını değiştirir çünkü siyasal aracın başına geçen değişmiştir. Esas olarak laiklik, Batı’da feodal güçlerin en büyüğü olan krallara karşı, köylünün iş gücünü özgürleştirebilmek adına burjuvazinin krala karşı halkı kışkırtmasıyla icat edilmiştir ve laiklikle birlikte kilisenin gücü iyice baltalanmıştır. Bu şekilde köylü gücü feodal beylerden ve en büyük feodal güç olan krala karşı özgürleştirilmiştir. O yüzden laiklik burjuva demokratik devrimlerle doğmuştur ve milli egemenlik ve milliyetçilik akımıyla eşgüdümlü doğmuştur o yüzden aynı tarihsel sürecin gerçeklerini ve yeni doğruları taşımaktadır. Bizim toplumumuzda ise tarikatların devlet üzerindeki etkisi kırılmış ve halkına tam bağlı meclis kurulmuştur. Türkiye, laikliği milliyetçilik ve milli egemenlik fikriyle eşgüdümlü keşfetmiştir ve bu olgular birbirlerinin sarsılmaz bağlayıcısıdır, birbirine sımsıkı bağlıdır. Çünkü aynı tarihsel süreçlerin ürünüdür. “Burjuva Demokratik Devrimler” ve “Milli Demokratik Devrimler” sürecinden sonra egemenliği tanrısal kaynaklara dayandırmanın tarihsel koşulları tamamen ortadan kalkmıştır. Artık egemenlik tanrısal kaynaklara değil halka ve millete dayandırılmak durumundadır. Laiklik olgusu ise milliyetçilik fikrinin ve cumhuriyet anlayışının garantörü olmuştur.&nbsp;</p>



<h1 class="wp-block-heading"><strong>“Şeriat- Laiklik” Türkiye Cumhuriyeti’nin neresinde var?&nbsp;</strong></h1>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye Cumhuriyeti tarihinde iktidar mücadelesi devrim- karşı devrim mücadelesi olarak hala sürmeye devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda demokratikleşme süreci şu programla ifade edilmiştir: Türkiye Cumhuriyeti; şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Devrimi’nin kadro sorunu, Atatürk öldükten sonra kendisini çok yalın şekilde göstermiştir. Atatürk’ün vefatından sonra 1945 yılında, Küçük Amerika söylemi üretilmiştir ve bu söylemin partisi olan Demokrat Parti, 1950 yılında iktidar olmuştur. Türk evlatları, Kore’ye ABD rızası için savaşa sokuldu ve 1000’e yakın Türk askerinin şehit olması sonucunda Türkiye, ABD’nin dünyaya jandarmalık etme örgütü olan NATO’ya 1952 yılında üye oldu. NATO, devletimizin içerisinde gladyo yapısını örgütleyerek FETÖ’nün köklerini o yılda atmış oldu ve Orta Çağ kuvvetlerine güç verdi. 12 Eylül Amerikancı darbesi sonrasında ise ABD’nin Türkiye üzerindeki hakimiyeti iyice arttı ve Orta Çağ kuvvetlerinin devlet üzerindeki kuvveti iyice artmış oldu. Vatan Partisi önderliğinde, Devrim Kanunları Uygulansın kampanyası sonrasında 28 Şubat süreci ABD’ye karşı başlamış oldu ve ordu, devlet içerisinde örgütlenen gladyo yapısına karşı sert bir savaşıma girmiş oldu. Türkiye’de orta çağcı ve radikal İslamcı fikirler ABD eliyle kuvvetlendirildi. Cumhuriyet’in kolonları ise bu kuvvetlere karşı dik duruş sergiledi ve Cumhuriyet’e, Laikliğe sahip çıktı. Bu mücadele ve ikilik içerisinde topluma suni bir kutuplaşma dayatıldı: laik- anti laik…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Yer6 Film Youtube kanalında gördüğümüz savaşım ise Türkiye’nin ABD’ye karşı verdiği mücadeleyle bağı olmayan aslı laikliğin ve cumhuriyetin sistemli şekilde savunulmasına dayanan bir tartışma değildir.</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/07/images-13.jpeg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/07/images-13.jpeg" alt="" class="wp-image-12177"/></a></figure>



<h1 class="wp-block-heading">Laiklik ve İslam birbirine karşıt mıdır?&nbsp;</h1>



<p class="wp-block-paragraph">Laiklik bizi İslam’dan uzaklaştırmalı mıdır? Bu kutuplaşmanın, laik sistemin ve İslam’ın gerçek bir medeniyet devrimi olmasının olumlamasını yapabileceğimiz en önemli soru budur?</p>



<p class="wp-block-paragraph">İslam bir medeniyet devrimidir ve zamana yenilmeyecektir. Bizim laik sistemi ve İslam’ı yerli yerince değerlendirebilmemiz için İslam’ın kendi içerisindeki o tarihsel özelliğini tespit etmemiz gerekmektedir. İslam’ın içerisinde hep zamana uygun olma mücadelesi vardır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Önce Kur’an-ı Kerim’in içerisindeki örneklendirmelerden bu değerlendirmeye başlamak doğru olacaktır. Nesih- Mensuh olarak nitelendirilen metodu Kur’an-ı Kerim’in içerisinde gözlemleyelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">NESH: “Bir hükmü değiştirmek, iptal etmek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">NASİH: “Hükümsüz bırakan, değiştiren.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">MENSUH: “Hükümsüz bırakılan, değiştirilen.”</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>“Bir âyeti neshettiğimizde veya onu ertelediğimizde / (unutturduğumuzda) ondan daha hayırlısını veya mislini getiririz…” (Bakara, 2/106)</li>



<li>“Bir âyeti başka bir âyetin yerine getirdiğimizde (değiştirdiğimizde) -ki Allah ne indirdiğini gâyet iyi bilir- sen sadece uyduruyorsun derler. Hayır, öyle değil! Ama, onların çoğu bilmez.” (Nahl, 16/101)</li>



<li>“Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Ümmü’l-Kitab O’nun katındadır.” (Ra’d, 13/39)</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Kur’an-ı Kerim içerisinde de gördüğümüz gibi Kur’an-ı Kerim’in kendi ayetleri dahi kendi sistemi içerisinde yenilenebilir. Yeni bir hüküm eski bir hükmü ortadan kaldırabilir. Bu geleneksel anlayışta Muhkem ve Müteşabih ayetler arasında bir ayrım gözeterek yorumlanırken başka şekillerde de yorumlanmaktadır. Nesih- Mensuh kapısının ise hala kapanmamış olduğu çok bilinen yorumlamalardan biridir. İmam Maturidi bunu şu ifadeyle dillendirmiştir: “ictihadi nesih”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun dışında İslam’ın tarihselliği birçok İslam alimi ve düşünülür tarafından dile getirilmiştir: İmam Maturidi ve Ebu Hanife bunun en büyük örneklerindendir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha güncelde ise, Fazlur Rahman, Mısırlı Nasır Hamid Ebu Zeyd, Hasan Hanefi, Muhammed İkbal, Cemaleddin Efgani büyük örneklerdendir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de de İslam’ın zamana uygunlaşması mücadelesine büyük katkılara vermiş Bahriye Üçok, Yaşar Nuri Öztürk gibi örnekler de vardır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmam Maturidi ve Ebu Hanife’nin bu konudaki değerlendirmeleri bilhassa Maturidi’nin “içtihadi nesih” olarak nitelendirdiği usul, özellikle de Sünni İslam anlayışı için çok önemlidir. Maturidi ve Ebu Hanife, itikadi ve ameli olarak Sünni anlayışının merkezindeki mezheplerin kurucularıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nde yakın bir örnek ararsak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın TOKİ’nin sosyal konut projelerine dair verdiği fetvada faize olan yaklaşımında görmüş olduk. Birçok İslami düşünürün de faiz ile riba arasına çizdiği ayrımla İslamı tarihsel olarak yorumladıklarını görüyoruz.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">O yüzden bugünün en yanlış tutumu, İslam ve Laikliği tam karşıt olarak nitelendirmektedir. İslam’ın ve şeri hükümlerin günümüz toplumsal yaşamı için güncel yorumlamalara açıklığı ve her zaman yenilenmesiyle birlikte döneminini hukununu temsil ettiği için günümüzde laik sistemle doğrudan savaşım içerisinde olmak durumunda olmadığını söylemek doğru olacaktır. İslam’ın bu tarihselliği, laik sistemin Türkiye’deki ve dünyadaki konumu günümüzde bulunan suni laik- anti laik kutuplaşmasını bitirecektir. İslam yukarıda belirttiğimiz anlayışlarla zamana yenilmeyecektir, günümüze uygun reformcu atılımlarla içerisindeki medeniyet devrimcisi karakterini yeni toplumsal düzenin içerisinde koruyacaktır. İslam’ın kendi içerisinde bulunan zamana uygun olma mücadelesi, Türkiye’de de İslami anlayışların laiklikle uzlaşabileceği fikrini kuvvetlendirecek ve zamana uygun olmak adına reformcu anlayışlar İslam dünyasında iyice kuvvetlenecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/muslumanlik-anti-laik-laiklik-anti-islam-olmak-zorunda-mi/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğan Avcıoğlu’nu Anlamak, Yaşatmak ve İlerletmek</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/dogan-avcioglunu-anlamak-yasatmak-ve-ilerletmek</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/dogan-avcioglunu-anlamak-yasatmak-ve-ilerletmek#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mirza Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2026 12:33:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80054</guid>

					<description><![CDATA[Doğan Avcıoğlular Nasıl Doğdu? Doğan Avcıoğluların nasıl doğduğunu anlamak istiyorsak 27 Mayıs ve sonrasını anlamlandırmak ve 27 Mayıs’a giden süreci çözümlerken 1945 Atlantik Mutabakatı’nı göz ardı etmemek şu anda resmettiğimiz “Doğan Avcıoğlu Portresi” için en sonunda bizi doğru tabloya ulaştıracaktır. Kemalist Devrimin Yıkım Süreci/ Atlantik Mutabakatı İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Türkiye’nin Atlantik sistemine bağlanma kararıyla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading"><strong>Doğan Avcıoğlular Nasıl Doğdu?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Doğan Avcıoğluların nasıl doğduğunu anlamak istiyorsak 27 Mayıs ve sonrasını anlamlandırmak ve 27 Mayıs’a giden süreci çözümlerken 1945 Atlantik Mutabakatı’nı göz ardı etmemek şu anda resmettiğimiz “Doğan Avcıoğlu Portresi” için en sonunda bizi doğru tabloya ulaştıracaktır.</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Dogan-Avcioglu.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Dogan-Avcioglu.jpg" alt="" class="wp-image-12251"/></a></figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kemalist Devrimin Yıkım Süreci/ Atlantik Mutabakatı</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Türkiye’nin Atlantik sistemine bağlanma kararıyla birlikte Kemalist Devrim’de kireçlenme de başlamıştır. Çünkü Kemalist Devrimin karakteri, bağımsızlık devrimi olmasıdır. Atlantik sistemi içerisinde yer alma, devrimi tasfiye sürecine giriş demektir. Türkiye, 1945 tarihinde “Küçük Amerika” karanlığına sürüklenmiştir. “Küçük Amerika olacağız.” söylemiyle Atlantik sistemine bağlanma programını ilk açıklayan, CHP Hükümeti’nin Bakanı, Nihat Erim’dir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">CHP, Demokrat Parti’ye iktidarı teslim etmeden önce bu çizgiye girmiştir. 5 yıl sonra 1950’de, Celal Bayar “Türkiye’yi Küçük Amerika yapacağız” programını ilan ederken 1945 yılında ilan edilen programın altını çizmiştir.</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Nihat-Erim-Amerikan-Dostlugu-Milli-Bir-Politikadir.-1945-Atlantik-Mutabakati-altina-islenmeli.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Nihat-Erim-Amerikan-Dostlugu-Milli-Bir-Politikadir.-1945-Atlantik-Mutabakati-altina-islenmeli.jpg" alt="" class="wp-image-12252"/></a></figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>İkinci Kuvayı Milliyeciliğimiz/ 27 Mayıs Devrimi</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">27 Mayıs Devrimi’ne ilişkin her şeyden önce doğru adlandırmamız gereken şey 27 Mayıs bir askeri darbe değildir, halk hareketinin omzunda yükselmiştir. 1957 yılında Gaziantep’teki halk ayaklanmasına kadar uzanan bir süreçtir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">18 Nisan 1960’ta Demokrat Parti tarafından, yargı yetkilerini gasp ederek kurulmuş olan Tahkikat Komisyonu 15 üyeli olan ve “muhalefet ve basının faaliyetlerini” tahkik etmek maksatlı kurulmuş bir komisyondu. Demokrat Parti Tahkikat Komisyonu’nu kurarak tam anlamıyla halk hareketlerinin pimini çekmiş bulunuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">28 Nisan’da İstanbul’da, 29 Nisan’da Ankara’da, 5 Mayıs’ta yine Ankara’da gençlik ve halk “Kahrolası Diktatörler” ve “Hürriyet” sloganlarıyla ayaklandı. 21 Mayıs 1960 tarihinde ise Harp Okulu öğrencileri yürüdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">27 Mayıs Devrimi, halkın doğrudan benimsediği bir devrimdi. Halk hareketine yaslandı ve halkın büyük çoğunluğu devrimi coşkuyla karşıladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">27 Mayıs Devriminin, Türk Devrim tarihinde döşediği önemli kilometre taşları haricinde ise;</p>



<p class="wp-block-paragraph">27 Mayıs Anayasası, emekçi sınıflara çok önemli haklar ve özgürlükler getirdi. Grev ve toplu sözleşme hakkı, meşru olmayan idarelere karşı milletin direnme hakkı, Toprak Reformu, devlete yükümlülükler getiren sosyal ve iktisadi haklar, Devlet Planlama Teşkilatı Türkiye’nin anayasa ve siyaset hayatına girdi ve kurumlaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam olarak Doğan Avcıoğluların tevellüdünü bulduğumuz yerdeyiz. 61 Anayasası sonrasında TİP’in kurulması ve mecliste 15 kişilik grup oluşturması, Doğan Avcıoğlu ve Sadun Aren’in Çalışanlar Partisi’ni kurma çalışması, Sosyalist Kültür Derneği’nin kurulması, Yön Dergisinin çıkışı, Fikir Kulüpleri’nin Federasyon halinde örgütlenmeye başlaması, Doğu Perinçek önderliğindeki FKF’nin başlattığı 1968 Gençlik Hareketi, Demokratik Üniversite İşgalleri ve FKF’nin Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu (DEV-GENÇ) adını alması. Sosyalist yayınların fazlalaşması ve büyük etki uyandırması gibi etmenlere bakınca 27 Mayıs sonrasında devrimci örgütlenmenin yaygınlaştığını ve sosyalizmin geniş kesimlerde etki sağladığını rahatlıkla görüyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç şüphesiz ki Doğan Avcıoğlu <strong>60 sonrası Türkiye’sinin </strong>en etkin teorisyenlerindendir.</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/icerik-7.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/icerik-7.jpg" alt="" class="wp-image-12253"/></a></figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Yöne Yön Veren Aydın: Doğan Avcıoğlu</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Doğan Avcıoğlu, 20 Aralık 1961 günü ilk sayısı çıkan Yön dergisi, daha sonra 21 Ekim 1969 tarihinde yayın hayatına atılan Devrim dergisi Türkiye şartlarında sosyalizm tartışmaları için belirleyici niteliğe sahip ve Türk Devrim hareketine doğrudan yön veren yayınlardı. Doğan Avcıoğlu’nun kalemine paha biçilemez ve nitekim o kalem hiçbir zaman sisteme satılığa çıkartılamamıştır. Sadece ve sadece emekçi halkın kılavuzluğu yazılmıştır o kalemle.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitaplıklarımızın başucu kitaplarını Doğan Avcıoğlu yazmıştır. 4 ciltlik <em>Milli Kurtuluş Tarihi, Türkiye’nin Düzeni </em>ve son yıllarında yayımladığı <em>Türklerin Tarihi</em> kitabıyla son yüzyılımıza damga vurmuştur.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Yon-Dergisi.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Yon-Dergisi.jpg" alt="" class="wp-image-12254"/></a></figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Türk Devrimi’nin Stratejisinin Belirlenmesi ve Doğan Avcıoğlu</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">1968 Mart Tarihi’nde FKF 2. Kurultay için Ankara’da toplandı. Gençlik hareketinin ve demokratik üniversite işgallerinin öncesine dayanan bu kurultay, Türk Devrimi’nin stratejisinin belirlenmesine ve büyük devrimci atılımların temelinin atılmasına hizmet etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kurultayın eksenini ise Milli Demokratik Devrim ve Sosyalist Devrim tezlerinin karşılaşması belirliyordu. <strong>Doğu Perinçek,</strong> Milli Demokratik Devrim tezini savunan gençliğin lideriydi. TİP Genel Merkezi, Doğu Perinçek’in FKF Başkanı olmasını istemese dahi Kurultay’ın nihayetinde Doğu Perinçek seçimi kazandı ve FKF Başkanı oldu. Doğu Perinçek’in başkanlığı ise Türk Devrimi’nin stratejisinin yerli yerince belli olması anlamına geliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Milli Demokratik Devrim- Sosyalist Devrim tartışmasından anlamamız gereken şudur: 27 Mayıs sonrasında her yerde tartışılan, anlamlandırılmaya çalışılan sosyalizmin aşamalarının tespiti ve Türkiye’nin koşullarının anlamlandırılması tartışmasıydı. Dünya tarihinde hiçbir devrim yoktur ki Demokratik Devrim süreci atlanarak oraya varılmıştır. Doğan Avcıoğlu’nun da ifade ettiği gibi “Türkiye yarı sömürge- yarı feodal” bir ülkeydi. Diğer bütün ezilen ve gelişen dünya ülkeleri gibi emperyalizmin tahakkümünden kurtulmak ve kendi demokratik devrimini tamamlamak en önemli aşama olarak tespit edildi. Milli Demokratik Devrim tezi de Türkiye’de emperyalist tahakküme karşı bütün milli ve demokratik kuvvetlerin birliğini gerektiriyordu ve MDD’nin galibiyeti 68 Gençlik Hareketi’nin zemini oluyordu. Sosyalist devrimciler ise, Türkiye’nin önündeki demokratik devrim sürecinin üstünden atlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MDD- SD tartışması, Türkiye tarihinin şüphesiz en önemli kırılma noktalarındandır. 1968 yılından bugüne bütün örgütlenmelerin, yayınların, cereyanların ve Türkiye’deki devrim- karşı devrim süreçlerine ilişkin değerlendirmelerin en belirleyici paradigmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Türkiye devriminin yolu olan Milli Demokratik Devrim stratejisinde Doğan Avcıoğlu’nun da önemli katkılara sahip olduğunu görüyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğan Avcıoğlu’nun ideolojik olarak doğru cephede bulunması, Türkiye tarihindeki ideolojik köşe taşlarının belirlenmesinde çok büyük bir etkendir. Ne yazık ki tarih yazıcılarımıza baktığımızda Tanzimat batıcılığına dair çok yanlış fikirleri görüyoruz. Devrimci güçlerde dahi görülen Tanzimat’ın yanlış anlamlandırılması zehrine karşı Doğan Avcıoğlu’nun yayınları ve eserleri ecza depomuz olmuştur. Kemalist Devrim’in henüz tamamlanmamış olduğu tespiti Milli Demokratik Devrim stratejisinin Türkiye’ye özgü pratik zemini olmuştur. Demokratik devrimin hangi kuvvetlerin ittifakıyla yapılacağına dair devrimci kuvvetleri <strong>YÖN</strong>lendirmiştir ve koskoca 68 kuşağının teorik zemini oluşturmuştur. Pratikte açmazları olsa da ordu – millet birlikteliğine dair çok önemli saptamalar yapmıştır. Biz o saptamaların ne kadar doğru ve nesnel olduğunu Ergenekon kumpası döneminde de rahatlıkla görebiliyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğan Avcıoğlu’nun hala günümüz dünyasında ve Türkiye’sinde geçerli olan temel taşlarını Doğu Perinçek şöyle sıralıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir: Emperyalizm çağında dünya Ezen Milletler ve Ezilen Milletler olarak iki kampa ayrılmıştır. Dünyadaki gelişmeleri açıklayan belirleyici çelişme budur. Devrimin coğrafyası, artık gelişmiş kapitalist ülkeler değil, Gelişen ve Ezilen Dünya’dır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İki: Türkiye, Ezilen Dünya’nın öncü ülkelerindendir. Onu öncü kılan, 1876 ve 1908 Devrimleri ile Kemalist Devrimde kendini gösteren yakın geçmiş ve derinlerden gelene tarihsel birikimidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üç: Kemalist Devrim tamamlanmamıştır. 1945’te başlayan karşıdevrim, Atlantik sisteminin dayattığı sahte bir parlamenter sistemle yürütülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dört: “Filipin tipi demokrasi” diye tanımlanabilecek bu sahte demokrasi içinde hiçbir çözüm yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu sağlam köşe taşlarından sonra sallanan taşa geliyoruz:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beş: Türkiye, sivil-asker aydınların öncülüğünde Ordunun iktidar sistemine aktif müdahalesi ve daha sonra halkın kazanılmasıyla bu döngüyü kırabilir ve Kemalist Devrimi tamamlayabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğan Avcıoğlu’nun Kemalist Devrimi sahiplenmesi ve tamamlama ufkuna sahip olması da MDD stratejisinin, coğrafyamıza uygun en doğru tarifidir. Sosyalist Devrimciliğin, Kemalist Devrim’i küçümseme, üstünden atlama ya da hor görme eğilimine karşı olarak da:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kemalist Devrimin, Halkçılık ve Devletçilik ilkelerinin “sosyalizme götürdüğü saptaması” çok önemlidir. Doğan Avcıoğlu, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Prof. Dr. Cahit Tanyol, Kemal Tahir ve Sadun Aren 1962 yılında <em>Yön Dergisi’nde</em> yapılan bir açıkoturumda bu görüşü paylaşıyorlar.[1]</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Dogan-Avcioglu-Kitap-Turklerin-Tarihi-1.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Dogan-Avcioglu-Kitap-Turklerin-Tarihi-1-1024x301.jpg" alt="" class="wp-image-12255"/></a></figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gelgelelim Sallanan Taşa</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>12 Mart faşist darbesi ve aldanmalar…</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğan Avcıoğlu, 27 Mayıs sonrası sosyalist hareketin ilk görüş ayrılığı olan tartışmada Yön-Devrim Hareketi’ne önderlik etmesi bakımından bir görüşün lideriydi. Bu tartışma da açıkça: emekçileri örgütlemek ya da “Sivil Asker Aydın Zümreye” bel bağlamak tartışmasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yön-Devrim çizgisi, belini askere bağlamış ve bir bakımdan emekçi halkı devrimci mücadelenin dışına itmiş bulunuyordu ki nitekim Doğan Avcıoğlu’nun o dönemde kontrol ettiği örgütlere baktığımızda da, o örgütlerin teori ve pratiğinden bulacağımız ve teorik olarak ifade edeceğimiz şekilde öncü örgüt teorisini yanlış anlamlandırılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aydınlıkçılar, 15-16 Haziran 1970 İşçi Hareketinden sonra gelen sıkıyönetimle beraber faşist bir darbeye doğru gidildiğini tespit etti. PDA Aralık 1970 sayısında şöyle yazdı; “Hâkim sınıflar içinde, halkın mücadelesini faşist bir diktatörlükle bastırma eğilimi güç kazanmaktadır. Halkımızın mücadelesi AP’nin ipliğini pazara çıkarmıştır. Tekelci sermaye, iktidarını AP çerçevesi içinde sürdüremeyeceğini görmekte ve yeni iktidar formüleri aramaktadır… Tekelci sermayenin emrindeki bir kısım yüksek kumanda erkânının faşist bir diktatörlük hazırlıkları içinde olduğu anlaşılmaktadır… Bu eğilimler yanında, CHP’nin ortak olduğu bir koalisyonla tekelci sermayenin iktidarını bir süre daha, parlamenter bir kılıf altında devam ettirmenin çabaları vardır.”[2]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğan Avcıoğlu da kendi formülüyle ordu içerisindeki devrimci subayların mücadelesine bel bağlamıştı. Devrim Gazetesi üzerinden sürekli, askeri müdahaleyle Atatürkçü bir hükümet kurulacağı ümidini pompaladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O dönemde bir tek Aydınlık hareketi ile TİP yönetimi, Avcıoğlu’nun denetimine girmemişti. Diğer örgütler ise yukarıda da belirttiğim üzere Doğan Avcıoğlu’nun iktidar planının bir parçası olarak “öncü eylemler” yaparak bir ortam oluşturuyorlardı. Halbuki bilmiyorlardı ki onlar devrimin koşullarını değil faşist darbenin koşullarını oluşturuyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Harekete geçmek için 9 Mart tarihi belirlenmişti fakat faşist darbe hazırlığında olanlar da yerleştirdikleri ajanlarla ne yapılacağını ve ne zaman yapılacağını öğrenmişti. Devrimci subaylara göre her şey yerli yerinde gidiyordu ama başlarına ne geleceklerini bilmiyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">9 Mart sürecinin başında olan Org. Muhsin Batur ve Org. Faruk Gürler çok basit bir şekilde darbecilerin safına geçmişti bile.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Org. Faik Türün’ün yardımcısı Tümg. Memduh Ünlütürk’ün gazeteci Erol Mütercimler’e söylediğine göre, 12 Mart muhtırasını Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Muhsin Batır hazırlamış ve Genel Kurmay Başkanı Tağmaç’a vermiş. Darbeciler bu bildiriyi 12 Mart Muhtırası olarak Başbakan Süleyman Demirel’e gönderdi ve radyodan okuttu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">12 Mart faşist darbesinin en kritik işlerinden birisi de Türk Ordusu’na yaptığı darbedir, 1500’e yakın Atatürkçü subay Ordu’dan tasfiye edilmiştir. 9 Mart bir devrim değil faşist darbenin Atatürkçü kuklası olmuştur ve Amerikancı generallerin elinde, devrimciler, oyuncak gibi oynatılmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Isci-Koylu-Gazetesi-Milli-Demokratik-Devrim.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/Isci-Koylu-Gazetesi-Milli-Demokratik-Devrim.jpg" alt="" class="wp-image-12256"/></a></figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Doğan Avcıoğlu’ndan Biz Türk Devrimcilerine Büyük Dersler Var</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Doğan Avcıoğlu’nun iktidar planından şu dersi çıkarıyoruz. Avcıoğlu, biliyordu ki <strong>iktidar silahlı bir güce dayanır.</strong> Sivil iktidar gibi söylemler sadece ve sadece masaldır. Avcıoğlu’nun büyük yanılgısı, iktidarın kazanılması planında halk neredeyse hiçbir yerde yoktu ancak iktidar ele geçirildikten sonra “güdülecek” bir kuvvetti. Avcıoğlu’nun bu yaklaşımından şunu çok yalın bir şekilde öğreniyoruz: Ordusuz halk ezilir! Örgütlü bir halka dayanmayan ve sadece ve sadece ordu içerisindeki devrimci kuvvetlere sırtını yaslayan hareketler ise darbe oyunundan öteye gidemez ve nihayetinde faşist teşebbüslerin eline bir oyuncağa dönüşür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan Doğan Avcıoğlu’nun Türk Devriminin esas stratejisi olan Milli Demokratik Devrim stratejisine olan teorik ve siyasi katkıları, Türk tarihine bakışındaki devrimci karakter ve bu yazılarını bize ulaştırabilmesi bizim için eşsiz bir şanstır. Doğan Avcıoğlu, birikiminden sorumlu olacak kadar birikim sahibidir. Yaptığı doğrular, yanlışlar ve tercihler bugünümüze ulaşmıştır. Doğan Avcıoğlu’nun birikiminin satın alınamaması ve hiçbir zaman hâkim güçlerin ideologluğunu yapmaması Türk Devrimciliğinin karakter özelliğidir ve Türk Devrimi’nin namuslu ve birikimli olma karakteri Doğan Avcıoğlu’nda vücut bulmuştur.</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/6.-Filo-1.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/6.-Filo-1.jpg" alt="" class="wp-image-12257"/></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bütün Tarihin En Önemli Meselesi/ İktidar Savaşımı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlık tarihi sınıf mücadeleleriyle yazılmıştır. Doğan Avcıoğlu’na dair bütün yazdıklarım da iktidarı ele geçirme planları yani devrim yapma arayışından başka bir şey değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">12 Eylül Amerikancı Darbesi’nden sonra, Küreselleşmeye yanıt olarak yaşadığımız karşıdevrim/ devrim sürecinde ise iktidar ufku her şeyden önce gelmektedir. Türk Devrimi’nin stratejisi teorik olarak 56 yıl önce belirlendi ve yazımızda onu işledik. Türkiye, Milli Demokratik Devrimi’ni tamamlama yani Kemalist Devrimi tamamlama aşamasına her geçen gün çok daha fazla yaklaşmaktadır. Kapitalizmin en yüksek aşaması Emperyalizm çoktan çöküşe geçmiştir ve çatırdamaktadır. Türkiye de emperyalizmin prangalarından kurtulmanın eşiğine gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye, NATO’yla bağını koparma aşamasındadır BRICS’ten Türkiye’ye teklif gelmiştir. Türkiye Atlantik zincirlerinden kurtulmakta ve Avrasya’daki konumuna yerleşmektedir. Dünyada yaşanan altüst oluşlar, Türkiye’deki devrimci süreçlere dair pusları kaldırmakta ve önümüzü görmemizi sağlamaktadır. Türk Devrimi’nin stratejisi ortada, Milli Demokratik Devrim stratejisi başta 1968’de olmak üzere Demokratik Üniversite İşgalleri, 89 İşçi Baharı, 1991 Genel Grevi, Kepenk kapatma eylemleri, tekel direnişleri, Ergenekon tertibinin yıkılması, Pençe-Kilit operasyonları, Karabağ’a girilmesi ve daha nice örnekleriyle Türkiye’de bütün demokratik ve milli kuvvetlerin birlikteliğinin başarılarıdır. Bugün milli sınıfların, iş birliğiyle iktidar olmasının günüdür. Doğan Avcıoğlu’nun iktidar perspektifini milli sınıfların devrim yapması olarak yaşatmak, Doğan Avcıoğlu’nu anlamak, yaşatmak ve ilerletmek demektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/dogan-avcioglunu-anlamak-yasatmak-ve-ilerletmek/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıvılcımlı’yı Eleştirenler Aynı Eleştirileri Maturidi’ye Yapabilir Mi?</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/kivilcimliyi-elestirenler-ayni-elestirileri-maturidiye-yapabilir-mi</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/kivilcimliyi-elestirenler-ayni-elestirileri-maturidiye-yapabilir-mi#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mirza Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2026 12:27:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80051</guid>

					<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde Hasan Karademir, Mirat Haber bünyesinde “Hikmet Kıvılcımlı’nın Dini Anlayışının Eleştirisi” başlıklı bir yazı kaleme aldı.[1] Hikmet Kıvılcımlı, İslamiyet içerisinde bugünün toplumuna mücadele hattı çizen ve toplumsal gelişmeyle İslamiyet arasında bir korelasyon kuran bir tarz ortaya koymuştur. Bunu yaparken de Batı’nın, doğunun bütün değerlerini hakir gören anlayışlara karşı da önemli bir tepki geliştirmiştir. Hasan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Geçtiğimiz günlerde Hasan Karademir, Mirat Haber bünyesinde “Hikmet Kıvılcımlı’nın Dini Anlayışının Eleştirisi” başlıklı bir yazı kaleme aldı.<a href="https://oncugenclik.org.tr/kivilcimliyi-elestirenler-ayni-elestirileri-maturidiye-yapabilir-mi/#_ftn1" target="_blank" rel="noopener">[1]</a> Hikmet Kıvılcımlı, İslamiyet içerisinde bugünün toplumuna mücadele hattı çizen ve toplumsal gelişmeyle İslamiyet arasında bir korelasyon kuran bir tarz ortaya koymuştur. Bunu yaparken de Batı’nın, doğunun bütün değerlerini hakir gören anlayışlara karşı da önemli bir tepki geliştirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hasan Karademir, Kıvılcımlı’nın tutumuna itibar etmenin yanı sıra tarih, sosyoloji ve bilimle İslam’ı beraber değerlendirmesini bir dayatma olarak görmesi de büyük bir hatadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halbuki İslam dininin temel prensiplerinde tarihin, sosyolojinin dışında olmak gibi bir iddia yoktur. Zaman (Tarih) ve mekândan (maddi koşullar, coğrafya) münezzeh olma Allah’a mahsustur. Hz. Muhammed, Kuran ezcümle İslam dini, tarihin dışında değerlendirilemez. Maddi gerçeklerin dışında İslam’ın değerlendirilmeye çalışılması sadece ve sadece İslam’ın kazanımlarını görmemizi engeller.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br><strong>İslamiyet’i Tarih İçerisinde Değerlendirme Çabasını Hor Görmenin Bedelleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Acaba, İslamiyet’i tarih dışında değerlendirmek için ortaya koyulan bu çaba; Arap bedevi toplumunda diri diri gömülen kız çocuklarını sırtında taşıyarak devrim yapan Hz. Muhammed’i bugünün yargılarıyla “kadın düşmanı” olarak göstermeye çalışan tarih bilmez, toplum bilmez akımlara ne cevap verecek?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir başka yönüyle de konuya yaklaşmak gerekirse, büyük Türk alimi İmam Maturidi, ayetlerin gelmesinde nuzül dönemi şartlarının etkisi olduğunu kabul etmektedir. Teʾvîlâtü’l-Kur’ân isimli eserinde bunu çok ciddi düzeyde işlemiştir. Maturidi’nin, Kur’an’ın indiği dönemin kültürünü gözettiği yönünde bir yaklaşıma sahip olduğu kabul edilebilir. Zira onun Kur’an’ı dil bağlamında Arap kültürünün unsurlarını dikkate alan bir kitap veya metin olarak gördüğü söylenebilir. Ona göre Kur’an, dil ve üslup açısından Araplarda ne varsa içermektedir ve mana itibariyle kelimelerin anlamları o dönem Arapların anladığıdır. Onların bilmediği anlamların kelimelere yüklenmesi ve Kur’an’a Arap dili dışında başka yollarla yaklaşmak doğru değildir. Ona göre Kuran’da Arapların dil ve edebiyat geleneğinin dışına çıkacak yeni icat edilmiş yabancı bir ifade yoktur.<a href="https://oncugenclik.org.tr/kivilcimliyi-elestirenler-ayni-elestirileri-maturidiye-yapabilir-mi/#_ftn2" target="_blank" rel="noopener">[2]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Acaba Hikmet Kıvılcımlı’ya bu eleştirileri getirenler, Anadolu’da itikat düzeyinde en önemli belirleyicilerden olmuş ve aynı zamanda da tarih ve toplum gerçekliğiyle İslam’ı anlamlandıran Maturidi’ye aynı eleştirileri getirmeye cesaret edebilecekler mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İslam’ı Neden Tarih İçerisinde Değerlendirmek Zorundayız?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hakiki teori berrak olmak ve somut koşullar ile var olan ilişkiler içinde geliştirilmek zorundadır.” – Friedrich Engels</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün realiteler, toplumsal koşul ve dinamiklerle değerlendirilir. İslam’ın azameti de ancak tarihsel gerçekliklerle barışık olarak ortaya konulabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İslam’ın büyük başarılarından birisi de gerçekçi olmasıdır. Kelime-i Şehadet müslümanlar için bir yönüyle “Muhammeden abdühû ve resûlüh.” diyerek Hz. Muhammed’in kulluk yönüyle diğer tüm insanlarla eşit olduğuna şahitlik etme kaidesidir. Hz. Muhammed, etten kemikten, dünyaya nasıl geldiği belli ve diğer tüm insanlarla insanlık yönüyle eşittir. Kendisini, davasını ulvi bir kalkanla değil kılıcıyla, ordusuyla savunmuştur. Doğa olaylarına ve doğa kanunlarına bağlı şekilde dünyaya gelmiş, yaşamış, savaşmış, başarılı olmuş ve ölmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çarpıcı bir örnek olarak, Hz. Muhammed, oğlu İbrahim’in öldüğü gün güneş tutulması üzerine şöyle demiştir: “Bunlar hiç kimsenin ölümünden veya yaşamasından / doğmasından dolayı tutulmazlar.” (Buhari, Küsuf, 1, 15; Müslim, Küsuf, 5)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cahiliye döneminde güneş ve ayın tutulması kerametli, büyük insanların vefatıyla ilişkilendirilmiştir. Hz. Muhammed ise, bu tutumuyla batıl inanca karşı savaş açmış; doğa olayını, batıl inançlar olarak nitelendirmekten kurtarmıştır. Doğa kanunlarıyla eşgüdümlü şekilde kendini hak dava etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sormak lazım: Doğa olaylarıyla, tarihle bu kadar barışık olan ve dinini böyle tebliğ eden Hz. Muhammed’i ve İslam’ı bu şekilde gerçeklikten, tarihten, maddeden koparma; maddeyle ve maddenin kanunlarıyla açıklama çabasını hakir görme İslamiyet’e zarar dışında ne verir?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İslam’ın İlerici Rolü Tarihle Açıklanabilir</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün tarihsel gerçekler ışığında İslam’ı ve Hz. Muhammed’i değerlendirdiğimizde, İslam’ın bir silahlı devrim yaptığını, putları yıktığını, Mekke’yi özgürleştirdiğini; Hz. Muhammed’in ise bu silahlı devrimin önderi olduğunu görüyoruz. İslam putları yıkmıştır, insan olarak nitelendirilmeyen köleleri hukuk sahibi yapmıştır, yaşama hakkına sahip olmayan kadınları hukuk sahibi yapmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hakeza tevhit anlayışı da İslam’la birlikte eskimiş olan Hristiyanlık dini gibi teslis vb. idealist, metafizik anlamlandırmaları reddetmiştir. Hz. Muhammed’i Allah’ın kulu olarak bütün insanlıkla eşitlemiştir. Tevhit anlayışı, Putları yıkmıştır. Putlar, kabile toplumunun bölünmüşlüğünün sembolüdür. Kabile toplumu da coğrafyada sermayeyi azınlık bir grubun elinde tuttuğu sosyal sistemdir. Ticaretin çok az olduğu, sosyal adaletsizliğin ayyuka çıktığı Arap toplumunda Hz. Muhammed putları yıkarak kabile toplumunu bitirmiş ve ticaret devrimi yapmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İslam’ı tarihin dışına çıkarıp, transandantal mahiyete(!) hapsettiğimizde İslam’ı bütün bu ilerici yönlerinden koparmış oluyoruz. Yine soruyoruz: Dünyayla, gerçeklikle bağları bu kadar gelişkin olan İslam’ı, Batı’nın mağlup dini gibi batıcı bir teoloji ve metafizikle, İslam’ı dünyevi gerçekliklerden koparma çabası İslam’ın zaferlerini gölgelemekten başka nedir?</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://oncugenclik.org.tr/kivilcimliyi-elestirenler-ayni-elestirileri-maturidiye-yapabilir-mi/#_ftnref1" target="_blank" rel="noopener">[1]</a> Hasan Karademir, Hikmet Kıvılcımlı’nın Dini Anlayışının Eleştirisi, Mirat Haber 22.04.2026</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://oncugenclik.org.tr/kivilcimliyi-elestirenler-ayni-elestirileri-maturidiye-yapabilir-mi/#_ftnref2" target="_blank" rel="noopener">[2]</a> Matüridi, Kitabü’t Tevhid Tercümesi (çev. Bekir Topaloğlu), İstanbul: İSAM Yayınları 2005, s. 243.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/kivilcimliyi-elestirenler-ayni-elestirileri-maturidiye-yapabilir-mi/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAFSATAYA KARŞI BİLİM HAREKETİ</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/safsataya-karsi-bilim-hareketi</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/safsataya-karsi-bilim-hareketi#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mirza Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2026 12:16:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80048</guid>

					<description><![CDATA[Safsata Yanlış Bilgi Midir? Bilim, maddenin hareketinin ve toplumsal süreçlerin bir dizge içinde açıklanmasıdır. Bilimsel çalışma, maddenin hareketindeki ve çeşitli süreçler arasındaki nedensellik ilişkilerini keşfederek, bilgimizi bir yığın olmaktan kurtarır ve anlamlı bir sisteme kavuşturur. Bilim, bütün evren veya başka deyişle doğa ve o doğanın parçası olan insan toplumları ve insanın kendisi, bilimin konusudur. Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Safsata Yanlış Bilgi Midir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilim, maddenin hareketinin ve toplumsal süreçlerin bir dizge içinde açıklanmasıdır. Bilimsel çalışma, maddenin hareketindeki ve çeşitli süreçler arasındaki nedensellik ilişkilerini keşfederek, bilgimizi bir yığın olmaktan kurtarır ve anlamlı bir sisteme kavuşturur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilim, bütün evren veya başka deyişle doğa ve o doğanın parçası olan insan toplumları ve insanın kendisi, bilimin konusudur. Bu açıdan, bilim “sonsuz” olarak tanımlanabilecek bir alanla ilgilidir. Bu sonsuzluk içerisinde bilimsel bilgi sürekli değişmektedir ve bilim doğrusal olarak ilerlemektedir. Bu ilerleyişin altında yatan ise sonsuz olan maddenin sürekli keşfedilmesinden gelmektedir o yüzden bilimsel bilgi sürekli yenilenebilir ve yanlışlanabilir. Yanlış, her doğrunun içinde vardır. Yanlış bilimsel bilgiye ulaşmanın formüllerinden biridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Safsata ise bir yanlış değil gerçeğin yalanlanmasıdır.&nbsp;Bilim – safsata çatışması, tarihin başlangıcından bu yana felsefe düzleminde sürmekte olan materyalizm ile idealizmin arasındaki mücadelenin toplum düzleminde ete kemiğe bürünmüş halidir. Tarihten bugüne safsataların kaynağı idealizm olmuştur.</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0012.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0012-1024x768.jpg" alt="" class="wp-image-12150"/></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Safsata Sömürücü Sınıflarındır</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Bilim, sanat ve büyücülük aynı ananın karnından doğdular. Üretim fazlasının üretilmesiyle beraber üretilene el koyan efendiler sınıfı düşün faaliyeti için gerekli boş zamanı kazanmışlardır. Bu tarihsel değerlendirmeler ışığında bakınca aslında bilimin saray çevresinde geliştiğini ve o duvarlar arasına hapsolduğunu görüyoruz. Safsatalar ise her tarihsel süreçte kendisini yeniden üretmekte tıkanan hakim sistemlerin “ayakta kalabilmek” adına ürettikleri ve kamuoyuna pompaladıkları yalanlardır o yüzden safsatanın arkasındaki güç hep sömürücü sınıflardır. Bu sebeple safsataya karşı bilim hareketinin galibiyeti bilimin özgürleşmesinden geçer. Bilim de ancak sınıfsız toplumda özgürleşir.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0013.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0013-1024x577.jpg" alt="" class="wp-image-12151"/></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bilim Hareketi Devrim Hareketidir</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Bir uygarlığın yükseliş dönemindeki temel itici güç, yeni bir gelecek arayışıdır. Geleceğe odaklanan bir toplum değiştirmeyi hedeflediği gerçekliğin bilgisine ihtiyaç duyar. Bu koşullarda ise bilim birincil plana yükselirken safsatalar arka plana itilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Marx, toplumların eşit olmayan gelişmesini saptamıştır. O saptamayı günümüz bilgileri ışığında bakınca, safsataya karşı bilim hareketindeki devrimci özü görmüş oluyor. Toplumlar eşit olmayan şekilde gelişmektedir ama insanlık tarihinde gelecek toplum sistemin merkezinden değil çevresinden şekillenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Geleceği kurma istemiyle beraber ortaya çıkmış olan gerçeğin bilgisine olan yöneliş bugün gelişen dünyaya aittir. Dünya’nın önünde Asya’dan yükselen bir yeni çağ vardır. Asya’dan yükselmekte olan bu çağ, bütün insanlığın kaderini ortaklaştırarak her türlü sömürünün bittiği topluma gidişin önemli bir adımı olacaktır. Bu süreçte hem bilimin yol gösterici işlevi eşsiz bir bütünlük kazanacaktır hem de bilim özgürleşecektir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Çökmekte olan uygarlık kabuk bağlamıştır. Kabuk gelişmenin önünü tıkar. Çünkü çökmekte olan uygarlık geçmişin yükselen uygarlığıdır ve yükselen uygarlık artık kendi merkezinde güçlüdür. Yeni tarihsel süreçlerde kendi kabuğunu kıramaz ve kendini yeniden üretemez. Kendini yeniden üretemeyen uygarlıklar bu yüzden safsatalar üretmek durumunda kalırlar. Görece geri olan toplumlar ise kabuğun kırılmasında öncü rol oynarlar ve kabuk bağlamış merkezden üretilen safsatalara karşı bilimin yol göstericiliğinde devrim yaparlar. Bugün kabuk bağlayan sistem emperyalizmdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Safsatalar, bugün emperyalizmin kendi çıkarları doğrultusunda bilime ve tüm mazlum milletlere yönelttiği bir silahtır. Safsataların kaynağı, emperyalizmin ayakta durabilmek adına ürettiği neoliberalizm ve onun ortaçağ ile olan keskin ittifakıdır. Safsataların bugünkü merkezi hegemonyacılıktır. Hegemonyacı anlayışın toplumlara çeşitli ideolojilere bürünerek, kitle araçlarıyla yürüttükleri “algı” operasyonlarıyla bilimsel bilgi kuşatılmıştır.<br><br>Safsatacı anlayış bugün tüm dünyaya, Gazze’de yaşanan emperyalist işgalci saldırıya karşılık olarak: Filistin toprak sattı demeyi öğretir. Hukuki ve tarihsel hiçbir dayanağı olmamasına rağmen, Türk milletine soykırımcı demeyi öğretir. Biyolojik bir bulgu olmamasına rağmen, cinsiyetsizleşmeyi özgürlük adı altında insanlığı dayatır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Safsatacı anlayış, büyük medeniyet birikimlerini yok etmeyi ve batı merkezci oryantalist anlamlandırmayı tüm dünyaya yayar. Safsatacılığın bilimselliği özelleştirilmiştir ve kar merkezlidir. Safsatacılıkta bilgi değil algı önemlidir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Emperyalist planların göbeğinde bulunan safsatalar insanlığın büyük birikimlerinin ve tarihin düşman ögeleridir. Biz üniversite gençliği için ise bilim erdemli olmanın ve cesur olmanın kaynağıdır. Safsatlara karşı mücadele etmek ise cesurların işidir. Hacettepe Üniversitesi’nde düzenlediğimiz ‘’Safsataya Karşı Bilim Hareketi’’ panelinin konuşmacılarından Sayın Dr. Doğu Perinçek’in de söylediği gibi “Safsataya karşı mücadele cesurların işidir, biz de cesur bir milletin evlatlarıyız. Safsata hakikatin karşısında her zaman yenilmiştir ve yenilecektir.”&nbsp; Hacettepe Üniversitesi’nde başlattığımız bu hareketin tarihsel kökleri bizleri hayatla buluşturmuştur. Safsataya karşı bilim hareketinin önemi hayatla iç içe olmasındandır.</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0023.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0023-1024x577.jpg" alt="" class="wp-image-12152"/></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Üniversitelerimizi Bilimsizleşmeden ve Vatansızlaşmadan Kurtaracağız</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Üniversite gençliği olarak; kavram sahteciliğinden, bilimin özelleştirilmesinden ve hegemonyacılıktan doğmuş olan safsatalara karşı bilim yol göstericiliğine sarılıyoruz. Bilim, biz üniversite gençliği için erdemlere ulaşma ve cesaretli olma kaynağıdır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Bugün üniversitelerimizde bulunan bilimsizleşme ve vatansızlaşma tehlikesi olduğunu açıkça görüyoruz. Bu tehlikelerin kökü aynıdır, emperyalist sistemin ürettiği safsataladır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Bilim ve eğitim özelleştirilmiştir. Özel sistem kar hırsıyla çalışır, karın namusu yoktur. Yukarıda aktarmış olduğumuz bilimin devrimle olan sarsılmaz bağı ve bilimin özgürleşmesi özelleştirilmiş bilimle olamaz çünkü bilim yine üretilene el koyan sınıflardan özgürleştirelememiş ve toplumun öncülü olamamıştır. Sömürücü sınıflara mal edilmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özelleştirilmiş bilim sömürücü sınıflara yani safsatalara göbekten bağlıdır. Bugün akademide bulunan yozlaşmanın ve safsataların kaynağı buradadır. Barış İçin Akademisyenler Bildirisi ismiyle yayınlanan bildiride açıkça PKK’yla mücadeleye karşı çıkılması bu kaynağa dayanmaktadır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Akademinin her yerine sirayet etmiş sivil toplumcu anlayışlar ve sivil toplumcu anlayıştan doğan devlet otoritesi düşmanlığı bu kaynağa dayanmaktadır. Akademi içerisinde başta Türk Devrimi’ne ve tüm devrimci süreçlere düşmanlık etme tezlerini oluşturan şeytanın ülkesi nitelendirmesi bu kaynağa dayanmaktadır. Sivil itaatsizlik adı altında milli devlete karşı anarşizmi kışkırtmak ve birçok başka örnek akademiye sızmış safsatalardır ve aynı kaynaktan gelmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Safsataya karşı mücadele toplumsal bir kuvvete dayanmadan verilemez. Dünya çapında bilime karşı yürütülen safsata hareketi son derece örgütlüdür ve orta çağ ile neoliberalizmin birleşmesinden ortaya çıkmıştır. Bugün emperyalist- kapitalist sistemin içinde bulunduğu üretim krizi onları safsata üretmeye mecbur bırakmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; İşte tam bu yüzden yürütülen safsata hareketine karşı verilen mücadelenin örgütlü olması gerekmektedir. Üniversitelerde safsataya karşı bilim hareketine dair düşen paye gençliğin örgütlenmesidir. Üniversitelerin toplumun önünü açıyor olmasının sebebi üniversite içinde yürütülen bilimsel faaliyetin sistemli ve örgütlü olmasından geçmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Türk Devrimi’nin asırlık birikiminde gözlemlediğimiz üzere Türk Gençliği emperyalist işgalci sistemin planlarını hep baş aşağı etmiştir. Türk toplumundaki bu kabiliyetin kaynağı eşsiz tarihindedir. Büyük imparatorluklar kurmak, büyük savaşları kumanda etmek, Orta Asya’dan göç ederek yerleşik hayatı sistemli şekilde inşa etmek büyük örgütçü örneklerdir ve Türk Toplumu’nun örgütlenme konusundaki başarılarını gösterir. Buradaki örgütlenmeci anlayış Türk- İslam Medeniyetinin safsataya karşı bilime sarılmasını, Mustafa Kemallerin ise bilimin (hayatın) yol göstericiliğinde devrimci Türkiye’yi kurmasını sağlamıştır.&nbsp; Günümüzde de sömürücü sınıflar tarafından sürdürülen safsata hareketi gençliğin ve akademinin gayretleriyle çökecektir. Çünkü toplumlar büyük vuslatlarını her zaman önlerinde yürüyen gençlikle gerçekleştirmiştir. Safsata üretmek dışında formüllere sahip olmayan hegemonyacı anlayışın sonu yaklaşmıştır. O sisteme son verecek hareket ise Safsataya Karşı Bilim Hareketidir. Türk toplumu ve tüm mazlum milletler bilimin yol göstericiliğiyle büyük erdemleri inşa edecektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Muasır Medeniyetler isimlendirmesiyle önümüze hedef olarak koyduğu Çağdaş, Devrimci, Tam Bağımsız Türkiye için en önemli görev örgütlenmektir. Safsataya karşı bilim hareketinin örgütlü kuvvetine omuz vermektir. Hacettepe’de başlamış olan bu hareket Türkiye’nin tüm üniversitelerine sıçrayacak ve üniversite gençliği emperyalist planlara karşı örgütlenecektir ve üniversitelerde yaşanan bilimsizleşme ve vatansızlaşma tehdidinin karşısındaki en büyük örgütlü kuvvet olacaktır.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image"><a href="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0025.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://oncugenclik.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/IMG-20240523-WA0025-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-12153"/></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kendimize Güveniyoruz</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bu gerçekler etrafında, bilimin yol göstericiliğiyle edindiğimiz büyük özgüvenle safsataya karşı bilim hareketini Hacettepe Üniversitesi’nden büyük başarılara ulaştırma iradesiyle başlattık. Safsataya karşı bilim hareketi Türkiye’nin dört bir yanından kuvvetlenecek ve toplumumuzun büyük kavuşmalarının en önemli kilit noktalarından birisi olacaktır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Bu mücadelenin başarısının merkezi üniversitelerdir ve üniversite gençliğidir. Örgütlü gençlik, örgütlü toplum bilime karşı yöneltilen safsata silahlarını tarihe gömecektir. Dünyanın en büyük ihtiyaçlarından olan yeniden ve özgün aydınlanma yakın geleceğimizde vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; “Ateşe dayanıklı olan biricik madde hakikatin kendisidir. Hakikate meydan okuyanlar yakılabilir ancak hakikatin kendisi yakılamamıştır.” diyen Dr. Doğu Perinçek’in sözlerini yineliyorum ve ekliyorum:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Türk gençliği, safsataya karşı bilim hareketinde hakikatin örgütleyicisi olarak konumlanacaktır. Bilimin yol göstericiliğinde, üniversitelerini, ülkesini ve tüm mazlum milletlerin halklarını koruyacaktır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/kultur-sanat/safsataya-karsi-bilim-hareketi/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MAFYOKRASİNİN SİYASİ PARTİ OLİGARŞİLERİ ÇÖKTÜ MÜ?</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/mafyokrasinin-siyasi-parti-oligarsileri-coktu-mu</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/mafyokrasinin-siyasi-parti-oligarsileri-coktu-mu#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mirza Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2026 11:08:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80041</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal medyayı açalım ister X olsun ister Facebook ister Instagram ister Telegram fark etmez, şöyle bir bakalım. İstediğimiz bülteni alalım, istediğimiz haber sitesini açalım şöyle bir bakalım: her yerde ama her yerde Mutlak Butlan. Uzun süredir maalesef rüşvetler, fuhuş, rantiyecilik vb. birçok skandala şahitlik ediyoruz. Ülkemize ve milletimize yakışmayan yozlaşmaları canlı canlı görüyoruz. En sonunda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Sosyal medyayı açalım ister X olsun ister Facebook ister Instagram ister Telegram fark etmez, şöyle bir bakalım. İstediğimiz bülteni alalım, istediğimiz haber sitesini açalım şöyle bir bakalım: her yerde ama her yerde Mutlak Butlan.<br><br>Uzun süredir maalesef rüşvetler, fuhuş, rantiyecilik vb. birçok skandala şahitlik ediyoruz. Ülkemize ve milletimize yakışmayan yozlaşmaları canlı canlı görüyoruz. En sonunda bütün bu kirli haberlere konu olan CHP Genel Merkezi’ndeki nahoş görüntüleri gördük. Mahkeme kararına uymak, barış ortamı için sorumluluk üstlenmek nerede… Taşlar, sopalar, kavgalar, Türk polisine karşı koymak maalesef gözlerimiz bunları gördü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki bu kadar televizyonlarda konuşulan, yazılan ve çizilen bu konu skandallardan, magazinlerden mi ibaret yoksa bunun siyasi, toplumsal, iktisadi bir açıklaması var mı? Dünyada var olan her şeyde olduğu gibi tabii ki de var. Şimdi gelelim gelelim bu meselenin siyasi, iktisadi açıklaması nedir, ona hep birlikte bakalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parti içi demokrasi ülkenin demokrasisi için belirleyicisidir. Çünkü siyasi partiler iktidarı ele geçirmek için kurulmuşlardır ve iktidarı ele geçirdikleri zaman parti idaresi devlet idaresi niteliği kazanacaktır. Günümüz demokrasisinde, yasama ve yürütmenin yönünü parti yöneticileri hatta belki parti liderleri belirlemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün şahitlik ediyoruz ki bu kadar belirleyici ve önemli olan parti demokrasisi hem de Ana Muhalefet partisi düzeyinde satılığa çıkarılmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Siyasi partilerin oluşumu ve tarih içindeki yeri</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumların sınıflara bölünüp siyasal topluluklar oluşturmalarından bu yana bir iktidar mücadelesi vardır. Ortak çıkarlara sahip insan gruplarının siyasal eylem toplulukları meydana getirmeleri bu mücadelenin tarihi kadar eskidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İktidar mücadelesinin kökü bu kadar eskiye dayanırken siyasi partilerin oluşumu ise o kadar eski bir tarihe uzanmamaktadır. Tarihte görmüş olduğumuz her türlü zümre ve sınıf hareketini, egemenler içerisindeki çeşitli gruplaşmalarını günümüzdeki anlamıyla parti sayamayız. Bunlar bilimsel bir sınıflandırmaya uyacak kadar ortak özelliklere sahip değillerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasi partilerin başlangıcı sayabileceğimiz örgütler asıl olarak Burjuvazinin monarşiyi zayıflatarak onun yerine geçmesiyle oluşmuştur. Başlangıçta parlamentolarda aynı eğilimdeki milletvekillerinin gruplaştıkları görülmektedir. Daha sonra genellikle yalnız seçim zamanlarında faaliyet gösteren ve eşrafın yönettiği bölgesel seçim örgütleri kurulmuştur. Belirli adayları desteklemek ve seçtirmek amacıyla faaliyette bulunan bu “gevşek” örgütler, bir milletvekilleri kulübü görünüşündeki, parlamento hizipleri karşısında zamanla etki alanlarını genişletmişler ve siyasal partileri meydana getirmişlerdir.<a href="https://oncugenclik.org.tr/mafyokrasinin-siyasi-parti-oligarsileri-coktu-mu/#_ftn1" target="_blank" rel="noopener">[1]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Siyasi partilerin gelişimlerini anlamak için demokratik devrimleri ve ardından gelen endüstrileşmeyi iyi anlamamız gerekmektedir. Endüstrileşmeyle beraber hızla değişen sınıf ilişkileri partilerin gelişim sürecinde katalizör görevi görmüştür. Feodal bağımlıklardan kurtulan köylüler, kentte ihtiyaç olan kol gücünü karşılayan işçi sınıfı siyasi partilerin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Aristokrasiye karşı burjuva sınıfı, genel oy hakkının tanınması için işçi sınıfının desteğini almış ve devleti ele geçirmiştir.<br><br>Toplumun demokratikleşmesi sürecinde esas itici gücü oluşturan işçi sınıfı, bu mücadele içinde siyasal etkisini artırarak genel ve eşit oy hakkı yanında bazı sosyal ve ekonomik haklar da kazanmıştır. Bu gelişme içinde siyasal mücadele, belirli sınıf ve zümrelerin tekelinde olan bir faaliyetken, genel oyun da kabul edilmesiyle geniş kitlelerin sorunu olmuş; toplumdaki bütün sınıflar arasında siyasete katılma konusunda hiç olmazsa hukuki planda bir eşitliğin sağlanması, büyük yığınların partilerde örgütlenmesine yol açmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gelişmelerle birlikte siyasi partiler siyasi düşüncenin ve iradenin oluşumunu teşkil eden bir niteliğe sahip olmuştur. Kitle partileri, bütün ulusu kapsayan, taşradan merkeze her yerde örgütlü olan ve bu geniş yapısı içerisinde kendi hiyerarşik yapısını kuran örgütlerdir. Kitle partisinin bu nitelikleri dolayısıyla ve parti faaliyetlerinin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi adına; parti içi bürokrasi mecburiyet kesbetmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Partiler İçindeki Oligarşik Eğilimler ve Demokrasinin Mümkünü Tartışması</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda somut tahlilini yapmış olduğumuz üzere kitle partileri içerisinde parti içi bürokrasi mecburidir. Bu parti içi bürokrasi bazı tartışmalara sebep olmuştur. Kitle partilerinde, siyasi iradeyi oluşturmanın bir önder grubun tekelinde olduğu söylemi geliştirilmiştir. Öncelikle dünya ölçeğinde bu tartışmalar nasıl cereyan etmiş onu inceleyelim sonrasında da ülkemizin içine dönelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Michels, Modern Demokraside Siyasal Partilerin Sosyolojisi adlı eserinde, partilerdeki oligarşik eğilimlerin teorisini kurmuş ve bu eğilimlerin demokrasi üzerindeki etkilerini araştırmıştır. Bu araştırmada yönetici bir azınlığın ortaya çıkış nedenleri üç noktada toplanmıştır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">A) Teknik-idari nedenler: Örgütlenme zorunluluğu, doğrudan halk iktidarının mekanik ve teknik yönden imkansızlığı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">B) Psikolojik nedenler: Seçilen önderin tekrar seçilmesinin olağanlığı; birkaç defa seçilen önderin temsilciliği bir mülkiyet hakkı gibi görmesi; yığının öndere olan ihtiyacı, yığının kendi adına hareket eden, savunucusu ve koruyucusu durumundaki şahsiyetlere minnet ve şükranı; yığının kişileri kutsallaştırma ihtiyacı; önderin hitabet, bedeni güzellik, enerji, şöhret, yaş gibi diğer özellikleri.</p>



<p class="wp-block-paragraph">C) Entelektüel nedenler: İşlevlerin farklılaşması; demokrasinin bürokratlaşması ve kitlenin ehliyetsizliği sonucu, parti yönetiminin seçkin, iyi eğitim görmüş, yetişmiş kişilerin elinde toplanması; meslekten önderliğin ortaya çıkışıyla önder ve yönetilen partililer arasındaki farklılaşmanın keskinleşmesi.<a href="https://oncugenclik.org.tr/mafyokrasinin-siyasi-parti-oligarsileri-coktu-mu/#_ftn2" target="_blank" rel="noopener">[2]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Michels’e göre bütün büyük örgütlerde oligarşinin oluşması engellenemez bir gerçekliktir. Michels’in bu görüşleri birçok sosyolog tarafından kabul edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duverger de yukardaki görüşlere paralel olarak parti örgütlerinin demokratik teoriye uymadıklarını, iç yapılarının önemli derecede otokratik ve oligarşik olduğunu, yöneticilerin gözüktüğü gibi üyelerce seçilmeyip esas olarak merkezdeki önderler tarafından belirlendiklerini ileri sürmektedir.<a href="https://oncugenclik.org.tr/mafyokrasinin-siyasi-parti-oligarsileri-coktu-mu/#_ftn3" target="_blank" rel="noopener">[3]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Silis, üyelerin pasifliğinin yapısal olarak şartlanmalarından ileri geldiğini düşünmekte; üyelerin pasifliğinden yararlanan parti yöneticilerinin bir oligarşiye doğru geliştiklerini belirtmektedir. Bu oligarşinin üyelerle daha geniş ölçüde birlikte çalışmada bir yararı olmadığından, yönetici gruplar durumlarını kuvvetlendirerek üyeleri daha pasif bir duruma itmektedirler.<a href="https://oncugenclik.org.tr/mafyokrasinin-siyasi-parti-oligarsileri-coktu-mu/#_ftn4" target="_blank" rel="noopener">[4]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde devam eden siyasi partiler sosyolojisi alanında yapılan çalışmalar hala oligarşik eğilimleri onaylamaktadır. Ancak bu fikirler Michels’in devamcısı gibi olmaktan ziyade, Michels’in demokrasiyi idealistleştirdiğini savunan fikirlerdir. Werner Weber, azınlığın hakimiyetinin demokrasiye engel olmadığını savunur, Eschenburg bütün büyük örgütlerin ancak yönetimin azınlık bir grup elinde olduğunda hareket edebileceğini savunur. <a href="https://oncugenclik.org.tr/mafyokrasinin-siyasi-parti-oligarsileri-coktu-mu/#_ftn5" target="_blank" rel="noopener">[5]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün siyasal partilerde kararlar, önemli ölçüde bürokratik bir örgütlenme ile pekiştirilmiş parti önderlerince alınmaktadır. Bununla beraber bu karar mekanizmasının ön şartı, partinin temel siyasal görüşü ve belirli siyasal sorunlardaki tutumu konusunda bir uzlaşma olmasıdır. Her yönetici kadro, parti tabanındaki üyeden en önemli rolleri paylaşanlara kadar herkeste bu uzlaşmayı yaratmak zorundadır. Bu durum siyasal partilerde asgari bir demokrasinin varlığını sağlamakla birlikte siyasal parti oligarşilerine engel olamamıştır. Bunun üzerine partilerin iç işleyişlerini demokratlaştırmak amacıyla bazı hukuki düzenlemelere girişilmiştir.<a href="https://oncugenclik.org.tr/mafyokrasinin-siyasi-parti-oligarsileri-coktu-mu/#_ftn6" target="_blank" rel="noopener">[6]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de ise çeşitli fırsat eşitsizlikleri, eğitim eşitsizlikleri dolayısıyla parti içlerinde bu tip oligarşilerin geliştiğini tespit etmek mümkündür. Bunu toplumumuzun incelenmesi, siyasi partiler içerisinde ayrılıklar ve siyasi krizler üzerinden tespit edebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Bütün bu teorik tartışmaların yanında Türkiye’de siyasi partiler içi demokrasiyi ve dolayısıyla Türkiye’de demokrasiyi kilide sokan nokta ise 1980 sonrası “Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme Programı” adı altında başlatılan süreçte hayatın, ekonominin ve siyasetin mafyalaşmasıdır. Mafyalaşma süreci, siyasi partilerin küçük çıkar gruplarının ellerine düşmesi olmuştur. Siyasi parti yönetici grupları hatta bilhassa iktidar partisi yeraltı ekonomisiyle birleşerek, rüşvetle, yolsuzlukla, banka hortumlayarak, dolar saltanatı altında vurgunculuk yaparak, borsa tefeciliğiyle, arsa ve arazi rantlarıyla, belediye rantlarına pay ederek siyasi yaşamını sürdürmüştür. Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme Programı, Türkiye’de siyasi partilerin küçük çıkar çetelerinin eline geçmesine sebebiyet vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin ABD eliyle AB’nin kapısına kilitlendiği koşullarda ise bu iyice pekişmiştir. Siyaset yapma ve yöneticilik görevleri ABD’ye devredildiği için yöneticilik görevlerinin tek meselesi talan ekonomisini paylaşmak ve paylaştırmak olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle ki birbirini kollayarak zenginleşen yöneticiler, parti tepelerine çökmüş ve parti içi yükselme yollarını tıkamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte Türkiye siyasi hayatında, parti oligarşilerinin oluşması tam olarak budur. ABD’nin iktidar belirlediği koşullarda, siyasi partiler oligarşilerin elindedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>ABD’nin Türkiye’de İktidar Belirlediği Günler Geride Kalmıştır, Mafyokrasi Çökmüştür</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Ve evet şunun altını çizmek gerekmektedir. ABD’nin Türkiye’de iktidar belirlediği günler geride kalmıştır. Türkiye’de talan ekonomisini yönetmek, pay etmek diye bir iktidar görevi tarifi artık yapılamaz. Brüksel’den, Washington’dan onay alarak, parti tepelerini işgal etmek ve iktidarı ele geçirmek dönemi bitmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü Türkiye’de iktidar belirleyen ABD ve Gladyo kuvvetleri şu anda hapistedir. Türk Silahlı Kuvvetlerinden 24 bin subay, Türk Polis Teşkilatı’ndan 30 bin polis, yargıdan 14 bin savcı ve yargıç, kamu kurumlarından toplam 140 bin FETÖ/Gladyo mensubu temizlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sebeple altını tekrar çiziyoruz, geçmişin kodlarıyla Türkiye’de iktidar olunamaz. Rant, rüşvetle siyasi partilerin tepeleri zapt edilemez. Tarih ve hakikatler gösterdi ki rüşvetlerle, talanlarla, oy satın alarak siyasi partinin tepesini eline geçirenler bırakın Türkiye’yi yönetmeyi kendi partilerini yönetemediler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Gladyoyla iş birliği yapanlar, gladyoya menfaat bölüştürenler, menfaat sarmalıyla parti tepelerini zapt etmeye çalışanlar, Brüksel’den tasdik alanlar, Transatlantik ittifakıyla Türkiye’ye güvenlik ve refah vaat edenler;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yaparsanız yapın kasedi başa saramazsınız. Mafyokrasi hülyalarıyla, Washington’dan size hükümetin anahtarını vermesini bekleyemezsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parayla Genel Başkanlık sandalyesi kiraladınız belki ama boşuna uğraşmayın, mafyokrasi hortlağına can veremezsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/mafyokrasinin-siyasi-parti-oligarsileri-coktu-mu/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TGB, Lübnan’da Düzenlenen Hasan Nasrallah&#8217;ı Anma Etkinliğine Katıldı!</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/tgb-lubnanda-duzenlenen-hasan-nasrallahi-anma-etkinligine-katildi</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/tgb-lubnanda-duzenlenen-hasan-nasrallahi-anma-etkinligine-katildi#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:48:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=80027</guid>

					<description><![CDATA[Emperyalizme ve siyonizme direnişin sembollerinden, Arap halkının eğilmez başı Hasan Nasrallah, Covenant Youth Union, World Anti-Imperialist Youth Union ve Global Coalition for Resistance’nin ortak düzenleyiciliğinde gerçekleştirilen ‘’Küresel Lider ve Model: Şehit Hasan Nasrallah’’ etkinliğiyle, Lübnan’ın güneyindeki kabrinde anıldı. Konukların bir kısmının çevrimiçi olarak katıldığı, bir kısmının ise salonda hazır bulunduğu etkinliğe, 20’den fazla ülkeden 30’u [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Emperyalizme ve siyonizme direnişin sembollerinden, Arap halkının eğilmez başı Hasan Nasrallah, Covenant Youth Union, World Anti-Imperialist Youth Union ve Global Coalition for Resistance’nin ortak düzenleyiciliğinde gerçekleştirilen ‘’Küresel Lider ve Model: Şehit Hasan Nasrallah’’ etkinliğiyle, Lübnan’ın güneyindeki kabrinde anıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konukların bir kısmının çevrimiçi olarak katıldığı, bir kısmının ise salonda hazır bulunduğu etkinliğe, 20’den fazla ülkeden 30’u aşkın konuk katıldı. Venezuela’da iktidar partisi olan Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi, Amerikan Komünist Partisi, Basij, Pakistan İşçi Köylü Partisi ve daha birçok ilerici örgütün yer aldığı etkinlikte, Türkiye Gençlik Birliği Genel Başkanı Mirza Çelik’in video mesajı 3. sırada yayınlandı.</p>



<figure class="wp-block-video"><video height="1080" style="aspect-ratio: 1920 / 1080;" width="1920" controls src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Video-2026-09-28-at-18.15.41.mp4"></video></figure>



<p class="wp-block-paragraph">TGB Genel Başkanı Mirza Çelik konuşmasında, Hasan Nasrallah’ın emperyalizme ve siyonizme karşı verilen mücadelede tüm insanlığın şehidi olduğunu belirtti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hasan Nasrallah’ın şehadetinin direnen ulusların mücadelesini geriletemediğini aksine büyüttüğünü ve çok kutuplu dünyanın kurulmasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Beyrut&#8217;ta bombalar patladığında, Hasan Nasrallah şehit olduğunda sadece Lübnan&#8217;da gözyaşları akmadı, sadece Lübnanlılar mücadele yeminlerini tazelemedi. Tüm direniş ekseni o gün mücadele azmini tazeledi, tekrardan mücadele yeminleri etti. Direniş ekseni tekrardan ayağa kalktı. Direniş ekseni, İsrail siyonizmini ve ABD emperyalizmini ezmek için mücadelesini hiç olmadığı kadar daha fazla ateşledi. Hasan Nasrallah şu anda fiziken bizim yanımızda değil belki ama mücadelemizde hala bizim önümüzde, hala bizim yolumuzu aydınlatıyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hasan Nasrallah&#8217;ın direniş ekseninin her zaferinde yüzünün güldüğünü içten bir şekilde hissediyoruz. Hasan Nasrallah şehit oldu ama Hizbullah hala İsrail&#8217;i ezmeye devam ediyor, Hamas hala özgürlüğü ve toprakları için mücadelesine devam ediyor, ABD Hürmüz Boğazı&#8217;nı geçemiyor İran, Hürmüz&#8217;de bütün insanlığın onurunu korumaya devam ediyor, Ensarullah kazandığı zaferle insanlığın kuracağı paylaşmacı dünyanın kalıcı kazanımlarını edinmeye devam ediyor. Hasan Nasrallah şehit oldu ama direniş bitmedi. ABD ve İsrail galip kazanamadı. Tam tersine onun şehadeti, direnenlerin mücadelesini güçlendirdi. ABD ve İsrail her cephede ezilmeye devam ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Trump ve Netanyahu mutlak mağlubiyetlerine doğru ilerliyor. İkisi de kendi ülkelerindeki seçimlere korka korka hazırlanıyor. Dünya çok kutuplu bir düzene doğru ilerlerken, İsrail ve Amerika’yı yenilgiden başka bir şey beklemiyor. ABD ve İsrail için direnen milletler dünyasında mağlubiyet dışında bir seçenek kalmamıştır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD ve İsrail’in dünyada her cephede kaybettiğini belirten Çelik, ABD’nin 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurmuş olduğu dünya düzeninin yıkılmanın eşiğinde olduğunu ifade etti. Yeni dünyanın kuruluşunda Hasan Nasrallah’ın mirasının direnen ulusların mücadelesine ışık tutmaya devam ettiğini vurguladı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Türkiye&#8217;de gladyo örgütü olan Fethullahçı Terör Örgütü eliyle silahlı hesaplaşmaya giren ABD, Türk ordusu ve Türk milleti tarafından ezilmiştir. Türkiye, İran, Rusya, Çin, Filistin, Yemen, Irak, Hizbullah tüm bu cephelerde bizim için zaferler vardır. ABD ve İsrail sürekli mağlup olmaya devam etmektedir. ABD&#8217;nin 2. Dünya savaşı sonrasında oluşan koşullarda kurmuş olduğu dolar saltanatı yıkılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İran&#8217;ın ve Enserullah&#8217;ın önemli enerji rezervlerini kontrolü altına almasından sonra ABD ve İsrail&#8217;in çöküşü hızlanmıştır. Bu da demek oluyor ki Direnen Milletlerin silahları ve zaferleri dünyaya barış getirmektir. Bizler Hasan Nasrallah&#8217;tan barış için silaha sarılmayı ve haydutları silahla dize getirmeyi öğrendik. Önümüzdeki dönem direnen milletlerin ittifakı, büyük savaşı önleyecek ve ABD ve İsrail&#8217;i dize getirecektir. Hasan Nasrallah&#8217;ın yolundan gidenler tüm milletlerin kendi topraklarında özgürce yaşadığı, hiçbir milletin başka bir milleti sömürmediği dünyayı elbirliğiyle kuracaktır.”</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="579" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-28-at-18.18.07-1-1024x579.jpeg" alt="" class="wp-image-80032" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-28-at-18.18.07-1-1024x579.jpeg 1024w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-28-at-18.18.07-1-300x170.jpeg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-28-at-18.18.07-1-768x434.jpeg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-28-at-18.18.07-1-1536x868.jpeg 1536w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-28-at-18.18.07-1-2048x1158.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/tgb-lubnanda-duzenlenen-hasan-nasrallahi-anma-etkinligine-katildi/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Video-2026-09-28-at-18.15.41.mp4" length="75039748" type="video/mp4" />

			</item>
	</channel>
</rss>
