<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkiye Gençlik Birliği</title>
	<atom:link href="https://tgb.gen.tr/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tgb.gen.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 08 Aug 2026 10:09:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/02/cropped-Logo-32x32.webp</url>
	<title>Türkiye Gençlik Birliği</title>
	<link>https://tgb.gen.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yükselen İşçi Hareketinin Ortak Zemini ve Üretim Ekonomisi Çözümü</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/yukselen-isci-hareketinin-ortak-zemini-ve-uretim-ekonomisi-cozumu</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/yukselen-isci-hareketinin-ortak-zemini-ve-uretim-ekonomisi-cozumu#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dila Naz Gür]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2026 10:02:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=79834</guid>

					<description><![CDATA[Yükselen İşçi Hareketinin Ortak Zemini Tüm Türkiye’de işçiler alamadığı hakları için ayağa kalkıyor. Yıldızlar SSS Holding tarafından hakları gasp edilen Doruk Maden İşçileri 10 gündür Ankara meydanlarında. Sendikalı olmanın çok görüldüğü Mövenpick Hotel çalışanları grev talebinde. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi&#8217;nde, yemekhane ihalesinin değişmesi üzerinde kıdem ve ihbar tazminatları ödenmeden işten çıkarılan yüzlerce işçi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yükselen İşçi Hareketinin Ortak Zemini</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm Türkiye’de işçiler alamadığı hakları için ayağa kalkıyor. Yıldızlar SSS Holding tarafından hakları gasp edilen Doruk Maden İşçileri 10 gündür Ankara meydanlarında. Sendikalı olmanın çok görüldüğü Mövenpick Hotel çalışanları grev talebinde. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi&#8217;nde, yemekhane ihalesinin değişmesi üzerinde kıdem ve ihbar tazminatları ödenmeden işten çıkarılan yüzlerce işçi direnişte&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu mücadeleler ilk bakışta birbirinden bağımsız görünüyor fakat Türkiye’nin dört bir yanında, her gün artan işçi eylemleri, birçok sektörde süren direnişler tesadüf değil. Farklı işyerlerinde yaşanan bu mücadelelerin ortak bir zemini var. Yalnızca işverenlerin tutumları veya basit anlaşmazlıklar değil. Çok daha derin ve yakıcı: aynı ekonomi programının farklı işyerlerinde ortaya çıkan sonuçları.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Neoliberal Politikaların Türkiye&#8217;ye Faturası</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Yunus Emre Termik Santrali, ETİ Gümüş, Nesko Maden ve Doruk Madencilik İşçilerinin tamamı son birkaç ay içinde aylarca ödenmeyen ücretleri, sömürülen alın terleri sebebiyle eylem gerçekleştirdiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özelleştirme sonucunda devlet eliyle zenginleştirilen ve ülke kaynaklarını teslim alan bu holding, işçilerin ücretlerini sistemli olarak ödemiyor ve kimse bunun için hesap sormuyor. İktidar neden bu duruma göz yumuyor? Neden Yıldızlar SSS Holding herhangi bir yaptırımla karşılaşmıyor?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aylarca ücret ödememesine rağmen holding, faaliyetlerini sürdürmeye, yeni ruhsatlar almaya ve İktidar ile ilişkilerini korumaya devam ediyor. Ulus’tan TBMM’ye hakları için yürümek isteyen işçiler ise polis engeliyle karşılaşıyor. Takdir edersiniz ki bu denetimsizlik ve yaptırımsızlık, bir şirketin tercihi değil. Yıldızlar SSS Holding&#8217;de yaşananlar tekil örnekler değil; Türkiye&#8217;de son dönemde büyüyen işçi direnişlerinin en görünür örneklerinden sadece birisi. Bugün madenlerden enerji santrallerine, otellerden belediyelere kadar yayılan işçi eylemleri, emekçilerin yalnızca işverenle değil; üretimden uzaklaşan ekonomi modelinin emek üzerindeki yıkıcı sonuçlarıyla da karşı karşıya olduğunu gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1980&#8217;li yıllardan itibaren Türkiye&#8217;de hâkim hale gelen neoliberal ekonomi anlayışı, devletin üretimden çekilmesini, kamu işletmelerinin özelleştirilmesini ve piyasanın ekonomide belirleyici unsur haline gelmesini savundu. Bahsettiğimiz tablo, neoliberal anlayışın emekçiler ve üretim üzerindeki sonuçlarından başka bir şey değildir. Bu süreçte hayati öneme sahip kamu işletmeleri belirli holdinglere devredildi, kamunun üretici ve denetleyici rolü giderek zayıflatıldı. Devlet işletmelerinin verimsiz olduğu iddiasıyla savunulan özelleştirmeler vaat edildiği gibi verimliliği sağlamadı; Türkiye&#8217;nin üretim gücünü zayıflattı. Üreten kamu kuruluşlarının yerini kısa vadeli kâr anlayışı aldı. Devlet üretimi planlayan ve yönlendiren rolünden uzaklaştı. Ülkenin temel üretim alanları kamu yararı yerine özel çıkarların etkisine bırakıldı. Üretimden uzaklaşıldıkça yatırım yapan, fabrika kuran ve istihdam oluşturan üretici değil; faiz ve rant çevreleri kazandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun bedelini sanayici yüksek maliyetlerle, çiftçi artan girdi fiyatlarıyla, işçi ise düşük ücret ve güvencesizlikle ödedi.<strong>&nbsp;</strong>Farklı kesimler gibi görünseler de işçi, çiftçi ve sanayici aynı ekonomi programının mağduru haline geldi. Bu nedenle çözüm üretici sınıfların ortak mücadelesinden geçmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dönüşüm yalnızca ekonomik yapıyı değil, çalışma hayatını da etkiledi. Denetim mekanizmalarının zayıfladığı, emeğin korunmasının geri plana itildiği, işçilerin aylarca ücret alamadığı, sendikal örgütlenmenin zayıfladığı, hakların gasp edildiği, işçinin alın terinin maliyet kalemi olarak görülmeye başlandığı, üretimin artırılması yerine düşük ücretin rekabet aracı haline getirildiği bir düzen inşa edildi. Üretimden uzaklaşan bu ekonomi anlayışı Türkiye&#8217;yi yatırım ve üretim yerine borçlanmaya dayalı bir yapıya sürükledi. Üreten değil borçlanan, yatırım yapan değil sıcak para arayan bir ekonomi düzeni oluştu.&nbsp;Ekonomiye yön veren kamu değil, belli başlı sermaye grupları olmaya başladı. Böylece milli ekonomi anlayışı zayıflarken devletin ekonomideki belirleyiciliği de geriledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mehmet Şimşek&#8217;in uyguladığı ekonomi programı da bu yapıyı daha da derinleştirmektedir. Bu modelde öncelik üretim ve emek değil; fiyatları sabitlemek, tabloyu iyileştirerek günü kurtarmaktır. Üretim ekonomisi ikinci plana itilince sanayici yüksek maliyetler altında eziliyor ve yatırım yapamaz hale geliyor; işçiler ise giderek artan hayat pahalılığı karşısında her geçen gün daha da yoksullaşıyor. İşçinin ücreti baskılanırken sanayici yatırım yapamıyor, çiftçi üretim maliyetleri altında eziliyor. Model, rantçı sermayeyi kollarken düşük ücretleri ve denetimsizliği meşrulaştırıyor, üretici ve emekçi de ekonomi programının yükünü omuzlamak zorunda kalıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yükselen direnişlerin ortak zemini de tam olarak burada ortaya çıkıyor. Durumun münferit bir sorun değil, kronik bir politika olduğunu açıkça görebiliyoruz. Bunlar neoliberal ekonomi politikalarının farklı sektörlerde ortaya çıkan ortak sonuçlarıdır. Bu nedenle özelleştirmelere ve neoliberal ekonomi anlayışına karşı çıkmak yalnızca işçinin hakkını savunmak veya ekonomik bir tercih değil; Türkiye&#8217;nin üretim gücünü, ekonomik bağımsızlığını, milli devleti ve milletin üretim gücünü savunmaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emeği Koruyacak Tek Yol: Üretim Ekonomisi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalıcı çözüm yalnızca ücretlerin ödenmesini sağlamak değildir. Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında Atatürk önderliğinde gerçekleştirilen devletçilik ve sanayileşme hamleleri, Türkiye&#8217;nin ekonomik bağımsızlığını üretimle sağlamayı hedefliyordu. Bugün ihtiyaç duyulan da bu mirası günümüz koşullarında yeniden hayata geçirecek bir üretim ekonomisi modelidir. Üretim seferberliği yalnızca bir ekonomi programı değildir. Aynı zamanda emeği merkeze alan; üreticiyi, çiftçiyi, sanayiciyi ve işçiyi ortak hedefte buluşturan, devletin ekonomide yeniden planlayıcı ve yönlendirici rol üstlendiği milli bir kalkınma programıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Milli devletin ekonomiyi planladığı, üretimi yönlendirdiği ve kamu yararını esas aldığı bir düzen olmadan ne emeğin hakkı korunabilir ne de ekonomik bağımsızlık sağlanabilir. Türkiye&#8217;nin sanayisiyle, çiftçisiyle, üreticisiyle ayağa kalkabilmesi için işçi sınıfının üretim sürecindeki ağırlığının yeniden güçlenmesi zorunludur. Güçlü üretim, güçlü sanayi ve tam bağımsız Türkiye ancak emekçinin hakkını aldığı bir düzenle mümkündür.&nbsp;Üretim yalnızca ekonomik kalkınmanın değil; gıdadan enerjiye, madenden savunmaya kadar Türkiye&#8217;nin milli güvenliğinin de temelidir. Bu nedenle üretim ekonomisi aynı zamanda bir milli güvenlik meselesidir. Üretimi odak alan bir model hem işçinin alın terini koruyacak hem de Türkiye&#8217;nin ekonomik bağımsızlığını güçlendirecek yegane çözümdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiçbir holding Türk Devleti&#8217;nden büyük değildir. Buna rağmen haksız uygulamalara müdahale yerine işçilerin önlemlerle karşılarına çıkılması kabul edilemez. &#8220;İç cepheyi güçlendirmekten&#8221; bahsedilirken, diğer yandan emekçinin alın terine el koyan bu düzenin korunması kabul edilemez. Devletin görevi, alın terinin karşılığını isteyen işçiyi engellemek değil, hukuku işletmek ve emeğin hakkını korumak, üretimi planlamak, yönlendirmek ve milli ekonomiyi güçlendirmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alın terinin karşılığını istediği için direnen bütün işçilerin haklı mücadelelerinde sonuna kadar yanlarındayız. Türk işçisi&nbsp;Cumhuriyet Devrimi’nin üretim mirasını taşıyan öncüsü; tam bağımsız, başı dik ve üreten Türkiye&#8217;nin en büyük gücüdür. Çünkü vatan ve emek mücadelesi birbirinden ayrı değildir. Üreten, bağımsız ve güçlü bir Türkiye, ancak emeğin hak ettiği değeri gördüğü bir düzenle kurulabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/yukselen-isci-hareketinin-ortak-zemini-ve-uretim-ekonomisi-cozumu/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AHBAPLARIMIZA DİKKAT EDELİM</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/ahbaplarimiza-dikkat-edelim</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/ahbaplarimiza-dikkat-edelim#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayberk Canbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2026 11:19:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=79829</guid>

					<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde ülkemizin gündemine oturan önemli olaylardan biri “Ahbap” soruşturması oldu. Haluk Levent, Oğuzhan Uğur gibi tanınan isimlere açılan soruşturma hepimizin malumu. Temel iddia, Haluk Levent’in depremzedelerimize yardım için halkımızdan topladığı bağışları kumarda harcaması yönünde. Düşünün ki insanların devlet kurumlarının alternatifi olduğuna kısa bir süre inandığı (buraya değineceğiz) Ahbap’ın paraları kumar masalarında yeniyormuş. Elbette insanın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading"></h1>



<p class="wp-block-paragraph">Geçtiğimiz günlerde ülkemizin gündemine oturan önemli olaylardan biri “Ahbap” soruşturması oldu. Haluk Levent, Oğuzhan Uğur gibi tanınan isimlere açılan soruşturma hepimizin malumu. Temel iddia, Haluk Levent’in depremzedelerimize yardım için halkımızdan topladığı bağışları kumarda harcaması yönünde. Düşünün ki insanların devlet kurumlarının alternatifi olduğuna kısa bir süre inandığı (buraya değineceğiz) Ahbap’ın paraları kumar masalarında yeniyormuş. Elbette insanın vicdanı sızlıyor. Bir yanda depremde evini barkını kaybetmiş, yardıma ihtiyacı olan binlerce insan; diğer yanda onlara yardım etmek için seferber olmuş, gerekirse arabasını, evini satarak yardım etmeye çalışan bir halk. Maalesef ki bu çabalar ve yardımlar yolda yön değiştirip kumar masalarına gidiyormuş. Halkımızın dayanışma duygusu defalarca yaşadığımız afetlerde sınandı ve hepsinden de alnının akıyla çıktı. Çünkü Hatay’da, Maraş’ta olan depreme Türkiye’nin her yerinden insanlar seferber oluyor, ellerinde avuçlarında ne varsa göndermek için canla başla çalışıyorlardı. Frene bir kere bile basılmadan sürülen tırlardan tutun arabasını satıp yardım gönderenlere kadar onlarca kahramanlık hikâyesi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki bu yardım kuruluşları nerede sınanmıştı? Meşruiyetleri nereden geliyordu? Hemen söyleyelim: Bireysel itibar.<br><br></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sivil toplum kuruluşları (STK) meşruiyetlerini yöneticisinin, kurucusunun yahut üyelerinin ününden ve itibarından alır. Herhangi bir başarıdan yahut denetleme mekanizmasından değil. Yani STK işleyişinde ünü olan kişi, insanların kendilerine bağış yapması için güven veren bir maskottan ibarettir. İster yönetici olsun ister üye, ister kurucu&#8230; Bu maskotlaştırma günümüz medyasında işten bile olmadığı gibi kimi zaman sırf bir STK’nın yüzü olması için insanların parlatıldığını görüyoruz. Elbette aktivizm ve sivil toplumculuk birbirleriyle iç içe yapılar fakat burada durum biraz daha farklı. Halka mal olmuş Haluk Levent gibi bir müzisyen depremde elbette insanlara yardım etmek isteyebilir fakat bunu tek güvencesi “Başında Haluk Levent var.” denen bir sözde dernekle yapması, yardım paralarının iddia kuponlarına dönüşmesini kaçınılmaz hâle getirir.<br><br></p>



<p class="wp-block-paragraph">Haluk Levent aslında bu yardımları kendi hesabına topladığında yolsuzluk yapmasa dahi parayı halkın en geniş çıkarına kullanamayacağı için zaten kısmen suçludur. Çünkü STK’lar sadaka ekonomisinin önemli bir parçasıdır ve kendi “yardımları” hem itibar devşirilmesi hem de kendi camialarının birleştirilmesi bakımından zorunludur. Burada devlet kuruluşları ve STK’ları birbirinden ayıran iki önemli nokta göze çarpar:<br><br></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kısımcılık:</strong> STK’lar yalnızca kendi taraftarlarını yahut sempatizanlarını memnun edecek şeyleri doğası gereği yapmak zorundadırlar. Ülkemizdeki tarikat gerçekliği bunun en net örneklerindendir. Fakat devlet hizmetlerinde durum böyle olmaz. Devlet, eşit yurttaşlarına kaynakları en faydalı şekilde bölüştürürken siyasi görüşçü, ırkçı, mezhepçi yaklaşımlarda bulunmaz. (Burada devletten kasıt millî devlettir.)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İtibar saplantısı:</strong> STK’lar belli yardımlar yaparken yaptıkları işin reklamını üretmek zorundadır. Çünkü halk, göz önünde olmayan STK’lara itibar etmez. Tıpkı bir şirket gibi yaptıkları işler için reklam ajanslarıyla anlaşan, halkın alın teriyle yaptığı yardımları bir şahsın lütfu gibi gösteren STK’lar bir yana; devlet bunu halka zaten verilmesi gereken bir hizmet olarak ele alır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>SİVİL TOPLUM HALKIN CEBİNE YARARLI MI ZARARLI MI?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Sivil toplumculuk düşüncesine göre devletin verdiği bütün kamu hizmetleri özelleştirilmeli, dernek ve vakıflara devredilmelidir. Şimdi bu perspektiften bakalım: Bu düşünce sıradan vatandaş için faydalı mı zararlı mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir Ahmet Bey olsun. 37 yaşında maden işçisi, Zonguldak’ta yaşıyor. Evli ve iki çocuğu var. Ahmet Bey mesleki bir hastalık yaşadığı için hastaneye gitmek istiyor. Farz edelim ki orada bir STK hâkim ve hastaneyi o yönetiyor. Bu STK daha önce &#8220;Ermeni soykırımı&#8221; yalanını iki kuruş daha fazla AB ödeneği almak için kabul etmiş, başkanı ülkemizin kurucu değerlerine defalarca saldırmış bir insan. Bu STK üye olmayanları hastaneye almıyor! Ahmet Bey için ne kadar içler acısı bir durum, değil mi? Fakat STK’lar doğası gereği devleti düşmanlaştırıp özelleştirmeyi, sözde “dayanışmayı” savunurken bir yandan da halkın yaptığı yardımları reklam ajanslarına yedirebiliyorlar. Bu, devlet için bir zaaftır. Çünkü STK’ların önemli bir çoğunluğu, etki ajanlığından tutun salt iş birliğine kadar ülkemize yönelen tehditlerin birer aparatı olmuştur.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>NEDEN HER STK’NIN “EUROSU” VAR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupalı sözde “dostlarımızın” Türkiye’de onlarca sosyal medya hesabını, derneği, gazeteciyi satın aldığı hepimizin malumu. Fakat propaganda yalnızca haberle, sosyal medya ile yapılmaz; örgütlenme de bunun bir parçası olabilir. İşte tam burada ülkemizdeki STK’lar devreye giriyor. LGBT derneklerinden tutun Atatürk’ün adını kullanan oluşumlara, hayvanseverlikten tutun “çağdaş yaşama” yelpazenin her yerinden STK’lar, AB ve üye ülkelerin fonları ile devşiriliyor. Yukarıda izah ettiğimiz üzere STK’lar varlıklarını devam ettirebilmek için kısımcılık yapmak zorundadır. Bu kısımcılıkta doğal olarak parayı nereden alıyorsanız onun istediği kısma çalışırsınız. Kimsenin adını bile duymadığı ufacık STK&#8217;lar Avrupa&#8217;dan yüz binlerce hatta milyonlarca euro alıyor, Soros’un Açık Toplum Vakfı Türk STK’larına milyonlar akıtıyor. Hatta güya bilmem kimle dostluk derneklerimiz iş birliklerini gizlemeye ihtiyaç dahi duymuyorlar! Halka karşı mali şeffaflığı olmayan STK’lar, yardım adı altında gençlerimizi AB’nin istediği yönde indoktrine ediyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>NEREDEN ÇIKTI BU STK’LAR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de sivil toplumculuk tarihi sanıldığı kadar eski değil. Tabii ki Ahilik teşkilatını bile bir sivil toplum hareketi kılıfına uydurmaya çalışan neoliberal “uzmanlarımızı” saymazsak&#8230; Türkiye’de sivil toplum olgusu 12 Eylül Darbesi ile ortaya çıktı. Sebebi ise açık: Kendinden önceki demokratik kitle örgütü yapıları tasfiye edildiğinde o boşluğu sisteme zararsız, uysal STK’lar ile doldurmak. Ne kadar siyasi olursa olsun hiçbir STK sistemin dışına çıkıp da iktidar olarak sistemi değiştirme ufkunu taşıyamaz. Çünkü sivil toplum anlayışına göre devlet kötüdür ve halk kazanımlarını sözde sivil itaatsizlikle devletten zorla alır. Fakat tarihe baktığımızda görüyoruz ki lokal ya da dönemsel kazanımlar dışında hiçbir hak ve özgürlük iktidarlar, sistemler değişmeden edinilememiştir. İşte STK’ların bu uysal ve sözde muhalif yapısı, 12 Eylül döneminde kitlelerin devrimci enerjisini sönümlemek ve onu sistem içinde bir kafese hapsetmek için kullanıldı. Bu yüzden ülkemizdeki STK’lar hiçbir zaman yabancı fonlardan, kaynağı belirsiz dolarlardan ve AB tarafından parlatılmaktan kurtulamadı. Elbette yalnızca STK’lar bunun için yeterli olmadı ve toplumun güya sivil tarafı, hak ve özgürlük kisvesi altında cemaatlerin ve tarikatların kucağına itildi. Devlet Amerikancı darbe sonrası neoliberal ekonomiye eklemlenmek için kendi kolunu bacağını kesiyor; halka verilmesi gereken hizmetleri de yine Amerika’dan ve Avrupa’dan aldığı fonlarla ayakta duran STK’lar ve cemaatler sağlıyordu. Doğal olarak devrimci enerjisi hapsedilen kitleler de çareyi muhafazakârlarsa bir cemaatte, sözde sol görüşe sahiplerse bir STK’da arıyorlardı.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>DOĞRUSU VAR, YANLIŞI VAR!</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Peki koca Türk milleti memlekette STK ve cemaatler yokken ne yapıyordu? Herhâlde kimse siyasetle ilgilenmiyor, kimse herhangi bir şey için örgütlenmiyor, halk tamamen her şeye kayıtsız yaşayıp gidiyordu&#8230; Yaşananın bunun tam aksi olduğunu tarih bize anlattı. Peki nedir o model? Demokratik kitle örgütleri.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demokratik Kitle Örgütleri (DKÖ) kitlelerin devrimci enerjisi ile hareket eden, bağımsız ve sınıf çelişkisi doğrultusunda hareket eden yapılardır. STK ve DKÖ’lerin en büyük farkı bu ifadede gizlidir. DKÖ’ler sermaye-işçi, ezen-ezilen, emperyalist-sömürülen gibi maddi çelişkileri esas alıp bunları sistemi yıkmadan çözemeyeceğini kavrarken; STK’lar etnik milliyetçilik, LGBT, mor feminizm gibi sınıf çelişkisini reddeden olguları yalnızca “sivil iyi, devlet kötü” çerçevesine hapsederek halkı örgütsüzleştiren yapılardır. 12 Eylül&#8217;de STK’ların payı bu yüzden önemlidir. Çünkü örgütsüz yahut enerjisi sistemin kafesine hapsedilen bir halk, her daim sorunu devlet-sivil çelişkisinde arayacak, hiçbir zaman emperyalist sistemi tehdit etmeyecekti. İşte bu yüzden neoliberal sistemin ağaları, dünyanın her yerinde bu sözde sivilleşmeyi fonladılar ve palazlandırdılar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>SİVİL TOPLUMCULUĞUN İDEAL DÜZENİ: FETÖ</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">15 Temmuz darbesinden önce bütün Avrupa ve onun Türkiye’deki uzantıları Gülen cemaatinin halka yaptığı sözde hizmetleri öve öve bitiremiyor, neoliberal sistemin millî devleti çökertme madalyalarını bir bir göğsüne takıyorlardı. Hatta cemaatin hizmetlerini devlet ile kıyaslayıp CIA tarafından palazlandırılmış bir yapının Türk devletinden daha iyi çalıştığını bile iddia edenler oldu. Sonları malum. Dışarıdan sözde herkese kapısı açık yardım kuruluşu gibi gözüken bu yapı, içeride karanlık bağlantılar kuruyor, devletin kılcal damarlarına sızıyordu. Bunun yanında ihtiyaç sahipleri mecburen bu sözde yardım kuruluşlarına, dershanelere, yurtlara başvuruyor; istemeden de olsa evlatlarını ya da kendilerini birer mürit hâline getiriyorlardı. Devlet, cemaatin verdiği hangi hizmeti veremiyordu? Gülen’in vadedip de devletin etmediği ne vardı? Hiçbir şey yoktu elbette. Fakat hayatı resmi-sivil karşıtlığına kısıtlayan sivil toplumcu bakış, FETÖ’yü güya sivil kılıfına soktu, bizlere pazarladı. Açılan onlarca okulun, dershanenin, yurdun ve vakfın tek bir amacı vardı: Sisteme karşı savaşma ihtimali olan Türkiye’nin rotasını tekrar Washington’a kırmak.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>“SİVİL” TOPLUM OLUR MU?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Teorik düzlemden bakacak olursak sivil toplumun oluru nedir? Burada karşımıza çıkan en önemli soru; devletin vatandaşa yaptığı hizmetin hak mı yoksa sadaka mı olduğudur. Bilindiği üzere devlet, insanların en kuvvetli ve sistematik örgütlenme biçimidir. Devleti yönetecek olan siyasi erk için —cumhuriyetlerde— belli siyasi partiler halkın rızasını almak üzere yarışırlar ve galip gelirler. Daha sonra devlet aygıtlarını kullanarak halka hizmet sunarlar. Millî devletlerde devlet, halkın ortak örgütü ve malıdır; dolayısıyla bu da sivil toplumculuğun “devlet kötü, sivil iyi” çelişmesini başından reddeder. Zira devlet bana ve benimle eşit milyonlarca yurttaşa aittir. O hâlde devlet, benden ayrı ve toplumun üzerinde bir organizma olamaz. Çünkü devleti oluşturan da insanlardır. Peki bu koşullar altında devletin depremzede bir vatandaşa ettiği yardım bir lütuf mudur yoksa bu zaten o vatandaşın hakkı mıdır? Elbette hakkıdır; çünkü devlet zaten ona aittir ve ona ait olan ile ihtiyacını gidermiş olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">STK’larda durum böyle değildir. STK’lara yapılan her bir bağış, aldıkları her bir kuruş fon artık o STK’ya aittir ve eğer sizi efendilerine beğendirebilir ve reklam çalışmalarından da biraz arta kalırsa belki de size birazcık olsun yardım edebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">STK’ların devlet düşmanlığı neoliberal sistemin devlet düşmanlığı ile aynı köklerden gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neo-liberalizmde devlet dış ilişkileri düzenleyip halkın rızasını toplayan, ekonomiye ve toplumsal hayata etkisi minimal düzeyde olan bir kurumdur. Bu sistemin devlet anlayışı devleti halkın ortak malı olarak değil “ürünlerini satmak konusunda en başarılı şirket” olarak görürler. Burada ürün insanın en gelişmiş örgütlenme biçimi olan devletin ta kendisidir. Bundan ötürü devleti dahi bir çeşit şirket olarak gören sistem onun da kâr etmesini ister. Sözde zarar ettiği eğitim, sağlık gibi “sektörlerden” çekilmesi de bundan ötürüdür. Halka sağlanacak hizmeti yine halka sağlanacak üretimle sübvanse etmek yerine zarar ettiren hizmetleri serbest piyasanın insafına bırakmak bu sistemin olurudur. Geride bıraktığı hizmetler var olmadan insanlar yaşayamayacağı ve neoliberal ekonomilerin kronik krizleri sebebiyle kimse bu hizmetleri satın alamayacağı için STK’lar aracılığıyla dağıtılan sadakalar kullanılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sivil toplum tıpkı ekonomideki köşe dönme hırsı, zenginlik dağıtma algısı gibi neoliberalizmin rıza üretme yöntemlerinden biridir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>&nbsp;</strong></h2>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>CEPHELER BELLİ, AHBAPLARIMIZA DİKKAT EDELİM</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’deki cepheleşmeyi de yine bu eksende okuyabiliriz. Bir yanda devlet karşıtı kitlenin siyasi enerjisini hiçbir işe yaramayan sivil itaatsizliklerle birleştiren, çoğunlukla pro-Avrupacı, kimlerden ne kadar fon aldıkları belli olmayan STK’lar ve bunların Türkiye’de iktidar olması için kurulmuş partiler&#8230; Diğer yanda halkı örgütleyerek siyasi taleplerine ulaşabilen, sistemin öcü gibi korktuğu “Aman bunlar kötüdür!” dediği DKÖ’ler ve millî kuvvetler. Eğer Türkiye emperyalizme karşı direnmek, tam bağımsızlığa ulaşmak ve ekonomik refahını tek çıkış yolu olan üretim üzerinden inşa etmek istiyorsa bu saflaşmada halkın devrimci enerjisini çalan ve hapseden STK’ların gerçek yüzünü ortaya koymalı. Mali olarak sınırsız şeffaflık sağlanmalı; yurt dışından —hangi devlet veya kuruluş olduğu fark etmeksizin— tek bir kuruş alan STK’lara amasız fakatsız soruşturmalar başlatmalıdır. Afetlerde ve acil durumlarda bu STK’ların nasıl devletin müdahale mekanizmalarını baltaladığını ve nasıl krizin çözümünün önüne bir set gibi çekildiklerini açıklığa kavuşturmalıdır. Elbette STK’ların bu kadar yaygın olması ve halkın bunlara itibar etmesi hükümetin bir sorunudur ve bir hükümet sorunudur. Yukarıda saydığımız maddelerin hepsi yerine getirilse dahi devlet kurumları insanlara gerekli güveni vermediği müddetçe bu sorun çözülmeyecektir. Kurumlardaki yolsuzluklardan tutun liyakatsizliklere kadar bütün usulsüzlükler meydandayken esas sorun Ahbap’ın AFAD gibi devlet kurumlarının işlerini baltalaması değil devlet kurumlarına halkın güvenmemesidir. Devletin kuruluşları birer STK değildir bu sebeple devlet bu farkı göstermek zorundadır. Eğer STK’lar yolsuzluk yaparsa hemen bir yenisi türeyebilir ve halkı kendine inandırabilir fakat devlet kurumlarının böyle bir marka değişikliği şansı yoktur. İşte Türkiye’de hükümet sorunu buradan anlaşılabilir. Hükümet artık halkı ikna edememekte, elinde doğru program olmadığı için toplumda gri alanlar bırakmaktadır. Her geçen gün büyüyen bu gri alanlar ya sivil toplumla sönümlenip apolitik kitlelere dönüşecek ya da milli devlet için çabalayan kuvvetler bu gri alanlardan aldıkları kuvvetle neoliberal programları ve yapıları tasfiye edeceklerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Cepheler bellidir: Ahbap’ına dikkat etmeyenin yardımı kumar masalarında yenir, Ahbap’ına dikkat eden emperyalizmi vatanından defeder.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/ahbaplarimiza-dikkat-edelim/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TAKLİDİN SON PERDESİ: YENİ PARTİ’NİN MİZANSENİ</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/taklidin-son-perdesi-yeni-partinin-mizanseni</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/taklidin-son-perdesi-yeni-partinin-mizanseni#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2026 12:36:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=79825</guid>

					<description><![CDATA[TGB İstanbul İl Yöneticisi Esma Demir yazdı:                     Bir tiyatro oyunu düşünelim; bolca bilet satan gişe, heyecanla bekleyen ve gözleri merakla çipil çipil bakan seyirciler, teknik odadan fırlayan iri büyük ışıklar ve oyun için hazırlanan gösterişli dekorlar&#8230; İlk bakışta akılları başlardan alan gösterinin bilinçteki ilk uyanımıdır bu görüntü. Umut veren, heyecanı diri tutan bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">TGB İstanbul İl Yöneticisi Esma Demir yazdı:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>                   </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tiyatro oyunu düşünelim; bolca bilet satan gişe, heyecanla bekleyen ve gözleri merakla çipil çipil bakan seyirciler, teknik odadan fırlayan iri büyük ışıklar ve oyun için hazırlanan gösterişli dekorlar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk bakışta akılları başlardan alan gösterinin bilinçteki ilk uyanımıdır bu görüntü. Umut veren, heyecanı diri tutan bir göz boyamadır. Sabırsızca bekleyen seyircinin merakını dindirmek için de bir anlatıcı atlar sahneye. Oyun hakkında birkaç kelam eder ve daha da meraklandırmak ister seyirciyi. Anlatıcının oyun hakkında verdiği bilgilerden biraz rahatsız olunur; olay, seyircinin dikkatini çekmez ama bir de performansı görmek gerekir. Memnuniyetsiz suratlar bir bir artarken anlatıcı lafı daha fazla uzatmadan yavaşça çekilir ve perde açılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oyuncular performanslarını göstermeye başlar ancak rol, üzerlerinde o kadar eğrelti durur ki izleyenlerin seyir zevki kaçar. <em>Sanki kulaklarına biri diyaloglarını söylüyor ve onlar da tekrar ediyor gibidir. Kendilerine ait bir şey eklememiş, o rolü taşıyamamışlardır. Taklitçilikten öteye gidememiştir performansları.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Birinci perde, ikinci perde, üçüncü perde diye diye seyircide homurdanmalar başlar. Salon teker teker terk edilmeye başlanır ve oyun bitiminde kimse kalmaz. Entelektüel, bilgi birikimi yüksek seyirci daha fazla taklitçi ve eğrelti oyuna katlanamaz. Gün geçtikçe oyuna duyulan talep azalır ve bir daha sergilenmemek üzere tüm sahnelerden kaldırılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte o perdenin aktörleri; Türk halkını demokrasi ve eşitlik kisvesi altında uyutmaya çalışan, Atlantik cephesi liderlerinin kendilerini kukla gibi oynatmasına izin veren, yolsuzluklarını ve haksızlıklarını gizlemek için binbir türlü taklalar atan Özel/İmamoğlu takımının ta kendisidir.&nbsp; Anlatıcı ise CHP içerisindeki Özgür Özel yönetiminin yakın tarih içinde bulunduğu konumun ve Batıcı tavrın bugüne dayanan ön gösterimidir. Perdelerin her biri Özgür Özel yönetiminin yakın süreçte Türkiye’de sergiledikleri şovları temsil eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birinci perde; 2025 yılında İBB davasının başlamasıyla beraber Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluklarının ortaya çıkmaya başlaması ve akabinde başlayan Saraçhane eylemlerini kapsar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özgür Özel’in BBC’ye röportajlar verdiğini, İngiliz İşçi Partisi’ne <em>“</em><em>Bütün Avrupa tepki gösteriyorken, İngiltere İşçi Partisi’nin ve Starmer’ın bu konuda sessiz kalmasını anlayamıyoruz. Terk edilmişlik hissediyoruz.”</em> sözleriyle serzenişte bulunduğunu görürüz. Ve bu perde seyirciye Batı’dan “gel bizi kurtar” şeklinde alenen medet ummanın yüz kızartıcılığını gösterir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci perde, CHP’nin Mutlak Butlan davasının sonuçlanmasıyla beraber Özel/İmamoğlu yönetiminin CHP’nin 38. Olağan Kurultayını satın alma girişimlerinin ortaya çıkmasını ele alır. Muhittin Böcek’in kurultayın satın alındığına dair birinci ağızdan itirafları ve Özgür Özel’in Veli Ağbaba aracılığıyla satın alma işlemini gerçekleştirmesi CHP’nin çürümüş yönetimini bir kez daha Türk halkının gözleri önüne serer. Bununla da kalmayıp bu yolsuzluklar karşısında Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin partiyi temizleme sözlerine ve çabalarına karşı Özgür Özel yönetiminin hukuku reddeden açıklamalarını ve Türk halkının gözünü boyama çabalarını izleriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüze dayanan üçüncü perde ise Özel/İmamoğlu yönetiminin CHP’nin kuruluş kodlarına dönme sürecini kabullenmediklerini gözler önüne serdi. CHP’nin, Atlantik çizgisinde devam eden rotasının milli çizgiye geçmesiyle beraber, Özel ve ekibi bu yönelişi reddettiklerini ve kendi mücadelelerini vereceklerini duyurdular. Adlandırdıkları kendi mücadelelerini de yeni bir parti kurarak, “YENİ Parti”yi kurarak taçlandırdılar. 24 Temmuz 2026’da partilerinin programını açıklayarak Türkiye’yi yönetme “iradelerini” kamuoyuna sundular.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVARIN PROGRAMI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Oluşturulan bu program halkçı, emek yanlısı, demokratik ve bağımsız gibi servis edilse de sanıldığı gibi masum değil. Her başlık tek tek incelendiğinde Avrupa Birliği yanlısı politikalara, NATO övücü söylemlere, LGBT destekli paragraflara ve millilikten uzak anlayışlara yer verildiği açık şekilde gözler önüne serilmiş durumda. ”Türk milleti” kavramının programda sadece bir kez geçmesi, kimliksiz bir “millet” ve “halk” tanımlanmasının yapılması da bunların cabası. Tek dişi kalmış canavarın oluşturduğu bu programda geçen cümleler de şunlardır;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;“Avrupa Birliği (AB) üyelik süreci hızlandırılacaktır. AB üyeliği için gerekli demokratik reformlar hayata geçirilecektir.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği ülkelerinin önlenemez kamu açıkları vermeleri, borç batağında kıvranmaları, ordularının olmaması ve silahlanma çabalarının sonucunda girdikleri borçlar madalyonun diğer yüzünü göstermektedir. Özel yönetiminin istediği gibi bugün AB üyeliğine girmek Türkiye’nin önüne fırsat yaratmaktan çok yıkık bir piyasa ekonomisi bırakır. Türkiye’nin geleceğini batmaya başlayan Batı’da aramak yerine yükselmeye başlayan Avrasya’da bulmanın gerekliliği bizler için yakıcı durumdadır. Madalyonun diğer yüzünü göstermeden Türk halkına hayal satmak emperyalistlerin sahne kuklalığını yapmaktır. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;“<strong>Ülkemizin NATO&#8217;daki etkinliği arttırılacaktır.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin komşu ülkeleriyle beraber ABD/İsrail saldırganlığına karşı birlik olması gerektiği şu günlerde, NATO yanlısı söylemlerin havada uçuşması içler acısıdır. Bu maddeler Türkiye’nin bağımsızlığına doğrudan silah doğrultmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca 7-8 Temmuz tarihlerinde Türkiye’de gerçekleştirilen NATO Zirvesi; hükümetin, ülkemizi doğrudan ABD ve onun elçileriyle aynı safa düşürmeye çalıştığını göstermiştir. Türk milleti tarafından sıkça karşı çıkılan bu siyaset Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesini tehlikeye atmaktadır. Rusya, Çin ve coğrafyamızdaki ülkelerle anlaşma yapmak yerine Türkiye’yi ABD/İsrail saldırganlığı ile aynı cepheye düşürmek bu toprakları emperyalizm karşısında savunmasız hale getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;“Ana dil haktır.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu madde, silahların bırakıldığı ve Türkiye’nin bütünleşme sürecine girdiği şu dönemlerde coğrafyamızda bulunan Türk ve Kürtlerin birliğini bozmaya çalışan emellerin oyunudur. Tam da Amerika’nın yapmak istediği gibi topraklarımızda iç soruna yol açmak isteyen anlayışın ürünüdür bu program.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı tam olarak uygulanacaktır.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1988 yılında Türkiye’nin üniter yapısını bozmayı hedefleyen Avrupa Konseyi’nin 10 maddesine çekince koymamıza rağmen federatif devlet yapısına zemin hazırlayan bir anlayış oluşturulmuş durumdadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca bu programda Batı’nın sinsi gözü olarak dünyada yer edinmeye çalışan LGBT meselesinin Türkiye’deki her faaliyetine gözü kapalı izin verilmiştir. Avrupa Birliği’ne bağlı mor derneklerin zihinlere, anlayışlara ve kültüre yerleşmesine müsaade edilmiştir. “Kendi tercihin” güzellemesi adı altında çocukların ve ailelerin zehirlenmesine alan açılmış durumdadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AMERİKANCILIK TEKERRÜR EDİYOR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu programın bir benzerini CHP içerisindeki Özel/İmamoğlu kliğinin hazırladığı programda bir kez daha görmüştük.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;CHP’nin 39. Olağan Kurultayı’ndan bir hafta önce sunulan parti program taslağı yayımlanan bu programdan hiç de farksız değil. Özel/İmamoğlu CHP’sinin parti taslağında “Türk vatandaşlığı” yerine “kapsayıcı yurttaşlık” tanımının yer alması, anadil vurgusunun ısrarla yapılması, Avrupa Birliği ve NATO’ya bağlılığın çokça vurgulanması Yeni Parti yöneticilerinin aradan geçen zamanda politikalarında Atlantikçi çizgiden bir türlü kopamadıklarını açıkça gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özgür Özel ve İmamoğlu yönetiminin CHP içerisinde yürüttüğü politikalar, (ABD’ye bağlılığı ve iç meselelerde Avrupa’dan istenen yardımlar) Türk milleti tarafından çokça eleştirilen ve karşı çıkılan yanlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi aynı yönetimin Yeni Parti adıyla ve aynı program taslağıyla Türk milletinin önüne çıkması, Türkiye’yi yönetme iddialarıyla taban tabana zıt durumda.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk halkının da açıkça gördüğü ve eleştirdiği yanları tekrar etmek Türkiye’nin ihtiyaçlarını anlayamamanın bir sonucudur. Üç maymunu oynamak her zaman kolaydır ancak ensemize doğrultulan silahların karşısında boyun eğmek Türk milletinin kabul edeceği bir şey asla değildir. Bir partinin kimliğini ve siyasetlerini ortaya koyan şey program ve tüzüğüdür. Bu vasıtayla Yeni Parti, yayımladıkları 41 sayfalık programla amaçladıkları şeyi Türk milletine sunmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Peki Batı’ya doğrudan bağlı olan bu programda hangi vurgular geçmiyor?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin bağımsızlığı için çok kritik olan Mavi Vatan meselesine ve bir sene önce NATO’nun tatbikat düzenlediği Trakya’nın jeopolitik önemine hiç değinilmemiş. Coğrafyamızdaki komşu ülkelerimizin güvenliğine dair bir vurgu yok.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FETÖ ile mücadele sahasına girilmemiş. Aksine Yeni Parti’nin faaliyetleri FETÖ’cülerin radarına girmiş. Firari FETÖ’cü Tarık Toros’un <em>“Onaylandı, kuruldu, ana muhalefet olduk.”</em> açıklamaları ve yine aynı şekilde firari FETÖ’cü Emre Uslu’nun <em>“Özgür Özel’in partisini destekliyorum”</em> şeklindeki söylemleri ABD’nin piyonları tarafından taktir ve destek görmüş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin baş düşmanı olan emperyalizm ile mücadele mevzubahis bile olmamış.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başta Süleymancılar olmak üzere Türkiye’yi örümcek ağı gibi sarmış durumda olan tarikat, mafya ilişkileri ile mücadelenin vurgusu hiç yapılmamış.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara para, yolsuzluk ve liyakatsizlikle mücadeleden bahsediliyor ancak Parti’nin kendi yönetiminde yer alan yolsuzluklara müdahale edilmeye başlanmamış.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Afili cümlelerin, adalet ve demokrasi sözcüklerinin havada uçuştuğu 41 sayfalık programda “milli” sözcüğü tek bir satırda dahi geçmemiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu kara düzeni yeneceğiz!” sloganıyla çıktıkları bu yolda; milli değerlerden ve Türkiye’nin bağımsızlığını önceleyen anlayıştan uzak bir program oluşturulmuş. Türkiye emperyalist süngünün ucuna atılmış, uşaklığını yapmamız istenen Batı’nın buyruklarını yerine getirmemiz istenmiş. Programın başına da yazıldığı gibi bu politikalarla bir de Türkiye’yi yönetme iradesi sunulmuş. Ekseriyetle bu kara düzenin yenileceğine dair sözler verilmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>YÖNETME İRADESİNİN SORUMLULUĞU</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kara düzen elbet yenilecektir ancak bunun, Yeni Parti’nin sunduğu yönetme iradesiyle olmayacağı aşikardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Türkiye’yi yönetme iradesine sahip olmak bu coğrafyaların tarihini, toplumunu ve sosyolojik yapısını bilmeyi gerektirir. Bu iradenin, Türk milletinin istek ve ihtiyaçlarını öncelemesi gerekir. Coğrafyamızda bulunan İran’ın, Filistin’in, Lübnan’ın ve bütün mazlum milletlerin yanında olmayı gerektirir. Sınırlarımızda ABD güdümlü yapıların tatbikatlar düzenlenmesine, topraklarımızda NATO’ya ait olan ve ABD askerlerinin bulunduğu üslere taviz vermemeyi gerektirir. Bu irade Türkiye’nin kültürünün, dilinin, tarihinin ve topraklarının hiçbir emperyalist saldırıya kapı aralayan politikalara izin vermemekten geçer.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu iradeye sahip olmak elinin nasırıyla gece gündüz çalışan işçinin, şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadın ve çocuğun, geçim kaygısıyla hayatına son veren gencin, kepenkleri kapatmaya başlayan esnafın önüne milli bir çözüm sunmaktan geçer. Bu irade; üretimin her türlüsünü desteklemeyi savunmalıdır, yabancı kaynakları değil yerli ve milli olanı öncelemelidir. Bu irade; sevgiyi, saygıyı, aile ve toplum yapısını korumayı, vatan ve millet sevgisini tüm kalplere aşılamayı ve bu kara düzenin kara anlayışlarla değil bağımsız, devrimci ve kamucu çözümlerle yenilmesini savunmaktan geçer.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla Özgür Özel ve İmamoğlu kliğinin mutlak butlan kararı ile CHP içerisinden tasfiye olmaları; CHP’ye milli cephede güç kazandırmıştır. Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetiminin Türkiye’nin tapusu olan Mavi Vatan meselesinde adım atması, sıkça FETÖ ile mücadelenin vurgulanması, Altı Ok’a olan bağlılıkları ve Kemalist Devrim’in kazanımlarını yerine getirme iradeleri sayesinde CHP kuruluş kodlarına yeniden dönmeye başlamıştır. Türkiye’yi sarmalamaya çalışan emperyalist anlayışlara kafa tutulduğunu açık şekilde gözler önüne sermiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu şartlar altında da Yeni Parti’nin yayınladığı parti programındaki yönetme iddiası ve iradesi Türk milleti tarafından sınıfta kalmış durumdadır. Neoliberal fikir anlayışının ürünü olarak kamuoyuna sunulan bu program Atlantik cephesinin mazlum milletler üzerindeki emellerini gözler önüne sermiştir. Sonu ise Türkiye’de bağımsızlık mücadelesinden taviz veren yönetimler gibi tarihin tozlu sayfalarında yerini alacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ve baş tacı olan seyircinin talebi üzerine; başarısız bir taklidin ürünü olan mizansenin final faslından sonra ışıklar söner, dekorlar dağılır ve bir daha açılmamak üzere perde kapanır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>KAYNAKÇA</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://yeni-parti.org/assets/docs/parti-programi.pdf" target="_blank" rel="noopener">yeni-parti-programi-v1</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/taklidin-son-perdesi-yeni-partinin-mizanseni/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ATATÜRK GENÇLİĞİNİN YAZ KAMPI BAŞLIYOR!TGB, 15 Ağustos’ta İzmir/Karaburun’da</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/ataturk-gencliginin-yaz-kampi-basliyortgb-15-agustosta-izmir-karaburunda</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/ataturk-gencliginin-yaz-kampi-basliyortgb-15-agustosta-izmir-karaburunda#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jul 2026 09:24:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=79810</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği’nin (TGB) her yıl yüzlerce üniversiteli ve liseli öğrenciyi buluşturduğu Geleneksel Yaz Kampı, bu sene 15-21 Ağustos tarihlerinde İzmir’in Karaburun ilçesinde düzenleniyor. Türkiye Gençlik Birliği, bu sene de üniversitelerde ve şehir meydanlarında düzenlediği yürüyüş ve etkinliklerde temas ettiği yüzlerce genci 33. Geleneksel TGB Yaz Kampı’nda buluşturacak. Atatürk gençliğinin Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretme, birlik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-table"><table class="has-fixed-layout"><tbody><tr><td><strong>Türkiye Gençlik Birliği’nin (TGB) her yıl yüzlerce üniversiteli ve liseli öğrenciyi buluşturduğu Geleneksel Yaz Kampı, bu sene 15-21 Ağustos tarihlerinde İzmir’in Karaburun ilçesinde düzenleniyor.</strong><br><br>Türkiye Gençlik Birliği, bu sene de üniversitelerde ve şehir meydanlarında düzenlediği yürüyüş ve etkinliklerde temas ettiği yüzlerce genci 33. Geleneksel TGB Yaz Kampı’nda buluşturacak. Atatürk gençliğinin Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretme, birlik olmak mücadelesini yaz kampında düzenleyecekleri çeşitli etkinliklerle 15-21 Ağustos’ta İzmir/Karaburun’da gösterecekler.<br><br>Uzun bir eğitim-öğretim döneminin ardından gençler Geleneksel TGB Yaz Kamplarına katılıyor. Gençlerin arkadaşlığı, paylaşmayı ve beraberliği öğrendiği, aynı zamanda eğitimler ve tartışmalarla kendilerini geliştirdikleri kamplara ilgi yoğun. TGB; Atatürk gençliğinin bu yaz kamplarında Türkiye’nin geleceği için hazırlandığını, ülke sorunlarına çözüm ürettiğini, Türkiye’yi yönetecek kadroların yetiştiğini söylüyor.<br><br>Farklı şehirlerden, farklı üniversitelerden gençlerin aynı çatıda buluştuğu 33. Geleneksel Yaz Kampı; takım oyunları, spor turnuvaları, atölyeler ve sürpriz konukların katılımıyla yapılacak söyleşilerle birlikte dolu dolu geçecek. Gençler bu kamplarda düzenlenen etkinliklerde dostça rekabeti tadacak, yeni arkadaşlar edinecek. Üretmenin ve kendini gerçekleştirmenin keyfine varacak.<br><br>TGB Genel Sekreteri Şaban Can Girgin, Atatürk gençliğinin buluşacağı 33. Geleneksel Yaz Kampına katılma çağrısında bulundu:<br><br><strong>“BİZ’ OLMANIN ÜSTÜNLÜĞÜ”</strong><br><br>“33. Geleneksel Yaz Kampı’nda bu sene de Türkiye’nin farklı illerinden gelen yüzlerce arkadaşlarımızla buluşacağız. Ülkesine, geleceğine dair kaygıları olan arkadaşlarımızla beraber söyleşiler, takım oyunları ve spor turnuvalarında birlikte eğleneceğiz, birlikte öğreneceğiz.<br><br>Sene boyunca üniversitelerde şehir meydanlarında birçok eylem yaptık. Geçen sene, 29 Ekim’de binlerce gençle Ata’mıza yürüyerek ve 21 Aralık’ta Türk Devrimi Sempozyumu’nda 1500 gençle buluşarak Kemalist Devrimi tamamlama kararlığını gösterdik. Ankara’da NATO’nun helvasını kavurduk, Dolmabahçe’de Türk gençliğinin NATO’ya karşı mücadele kararlılığını gösterdik. Bir yıl boyunca temas ettiğimiz binlerce arkadaşımızda gördüğümüz en büyük gerçek; kendini keşfetme tutkusu, mücadele azmi ve Atatürk’te birleşme kararlığıydı.<br><br>Mevcut sistem öğrencinin kendisini geliştirmesini engelliyor. Türkiye’nin geleceğinden umutsuz, sorunlarıyla mücadeleden uzak duran bir gençlik istiyor Gelişimi kariyer hırsından ibaret bir kelime haline getiriyor. Bu kamplarda gördüğümüz şey ise biz olmanın üstünlüğü ve birlikte mücadele etmenin mutluluğudur.”<br><br><strong>‘BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZ GELİŞTİKÇE BAŞARI SAĞLARIZ’</strong><br><br>“Yaz kampına katılınca elinize telefon alıp saatlerce telefona bakma ihtiyacı hissetmezsiniz. TGB Yaz Kampına katılınca kendini yalnız hissetmez, ‘biz’ duygusunu geliştirirsiniz. Sistem içinde ne kadar yalnız olursan o kadar başarılı olduğun söylenir. Hatta bununla ilgili üretilmiş sözler dahi vardır. 33. Geleneksel Yaz Kampı’nda öğreneceğimiz şey ise birlik, beraberlik duygumuzun geliştiği ölçüde başarı sağladığımızdır.”<br><br><strong>‘ÜRETİMİN OLDUĞU YERDE DEĞİŞİM VE GELİŞİM BAŞLAR’</strong><br><br>“Kampımız 6 gün sürecek. 6 günde insan ne kadar şey öğrenir veya ne kadar değişir diye düşünülebilir. Fakat bir TGB Yaz Kampına katılan her arkadaşımız ilk günden itibaren değişmeye başlıyor. Sabah sporundan mıntıka temizliğine, takım oyunlardaki yaratıcılığımızı zorlayan işlere kadar bir hafta boyunca yoğun bir üretim faaliyetinin içerisine giriyoruz. Üretimin olduğu yerde değişim ve gelişim başlıyor. Üretimin olduğu yerde beraberlik duygusu gelişiyor. TGB Yaz Kampı’nda düzenlediğimiz takım oyunlarında yaratıcılığımızı üst seviyeye çıkartıyoruz. Birlikte takım adı buluyor, marşlar yazıyor, takımlarımıza flamalar yaratıyoruz.<br><br>Spor turnuvalarıyla tatlı rekabet ortamında kamp boyunca süren maç heyecanını yaratıyoruz. Alanında yetkin konuklarımızla tarihimiz hakkında bilgileniyor birikim seviyemiz artırıyoruz. Farklı farklı illerden, farklı kültürlerden gelmiş bir sürü kişiyle arkadaşlıklarımızı geliştiriyor, yeni dostlar kazanıyoruz.”<br><br><strong>‘TÜRK DEVRİMİ’NDEN ALDIĞIMIZ MİRASI VE KÜLTÜRÜ YAŞATIYORUZ’</strong><br><br>“TGB, Türk Devrimi’nden aldığı mirası, kültürü ve ahlakı bulunduğu her ortamda yaşayan ve yaşatandır. O yüzden yaz kamplarımız bizim uyukladığımız veya sadece eğlendiğimiz bir kamp değil, öğrenmeye ve üretmeye devam ettiğimiz aynı zaman da geleceği planladığımız bir kamptır.”<br><br><strong>HER İŞTE TGB’LİLER VAR</strong><br><br>“Geleneksel TGB Yaz Kampı, bildiğimiz diğer kamplara pek benzemiyor. Mesela bizim yaz kampımızda aşçımız yok, çadırlarımızı kuran, bize hizmet veren bir kurum yok. Yerlerdeki çöpleri toplayan çöpçüler yok. Çünkü arkadaşlarına yemek yapan, çadırları kuran, çöpleri temizleyen TGB’liler var. TGB yaz kampları ‘yaparak öğrenenlerin’ kampıdır.”<br><br><strong>‘TGB YAZ KAMPLARI, YARATMAK İSTEDİĞİMİZ TÜRKİYE’NİN TABLOSU’</strong><br><br>“Geleneksel TGB Yaz Kamplarımıza ilk defa katılacak arkadaşlarımız da çok oluyor. Üye olmadan gelen arkadaşlarımız da yaz kamplarımıza katılabiliyor. Başlangıçta yalnızlık çekeceğini düşünen bu arkadaşlar bir saat sonrasında bir daha hiç bitmeyecek büyük arkadaşlıklar ediniyor. TGB Yaz Kampları, yaratmak istediğimiz Türkiye’nin tablosudur. Beraberliğin üst düzey olduğu, insanların fikriyle ve yetenekleriyle var olduğu, arkadaşlık duygusunun geliştiği 33. Geleneksel TGB Yaz Kampımıza tüm arkadaşlarımızı davet ediyoruz. Gelin, yaratmak istediğimiz Türkiye için 15 Ağustos’ta İzmir/Karaburun’da buluşalım.”</td></tr></tbody></table></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/ataturk-gencliginin-yaz-kampi-basliyortgb-15-agustosta-izmir-karaburunda/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DÜŞMANIMIN DÜŞMANI DÜŞMANIMDIR</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/dusmanimin-dusmani-dusmanimdir</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/dusmanimin-dusmani-dusmanimdir#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vera Kasapoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 11:49:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=79805</guid>

					<description><![CDATA[“Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasî, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir.”Mustafa Kemal Atatürk, 1921 (Nutuk II, s. 623-624)&#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Milli Mücadele, dönemin emperyalist merkezi olan İngiltere&#8217;ye karşı yürütülen bağımsızlık savaşının ürünü olarak tarih sahnesine çıktı. Türk Devrimi de kuruluşunu aynı ilkeye dayandırdı. Türkiye&#8217;nin tarihini, coğrafyasını ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><em>“</em><em>Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasî, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir.”<br>Mustafa Kemal Atatürk, 1921 (Nutuk II, s. 623-624)&nbsp;<br><br></em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Milli Mücadele, dönemin emperyalist merkezi olan İngiltere&#8217;ye karşı yürütülen bağımsızlık savaşının ürünü olarak tarih sahnesine çıktı. Türk Devrimi de kuruluşunu aynı ilkeye dayandırdı. Türkiye&#8217;nin tarihini, coğrafyasını ve millî çıkarlarını esas alan tam bağımsızlık programı üzerine inşa edildi.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;1923’ten bugüne bir asır geçti. Dünya yeniden büyük bir güç mücadelesinin içine girdi. Elbet devrimin kuruluş ve inşa aşamasından bugüne Türkiye Cumhuriyet’i birçok tehditle burun buruna geldi. Milli güvenliğimize karşı tehditler ise her dönem yeni bir kostüm giymiş gibi göründü. Atlantik sistemi, yükselen çok kutuplu dünya karşısında, tehdit tanımlarına buna göre yeniden kostüm dikme çabasına devam ediyor.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Günümüzden yorumlamak gerekirse, 7-8 Temmuz&#8217;da Ankara&#8217;da düzenlenen NATO Zirvesi&#8217;nin ardından yayınlanan sonuç bildirgesi, dönemin kuşkusuz en açık belgelerinden biri niteliğindedir.&nbsp;<br><br><strong><br>1. NATO’NUN DAYATTIĞI RUSYA TEHDİDİ<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</strong><em>&#8220;Rusya&#8217;nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik uzun vadeli tehdidine ve terörizmin kalıcı tehdidine karşı Müttefikler, Lahey Savunma Taahhüdü&#8217;nü hayata geçiriyor. Avrupa&#8217;daki Müttefikler ile Kanada, 2025 yılında temel savunma ihtiyaçlarına yönelik yatırımlarını 139 milyar doların üzerinde artırdı. Bu yatırımlar, ihtiyaç duyduğumuz kabiliyetleri kazandırırken savunma sanayimizi ve dayanıklılığımızı da güçlendiriyor.&#8221;&nbsp;<br>North Atlantic Treaty Organization (NATO), The Hague Summit Declaration, 8 Temmuz 2026<br><br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</em>NATO’nun sonuç bildirgesinde yer verdiği bu paragraf, hem NATO’nun mevcut durumunu hem de hayatta kalma çabasındaki stratejik rotayı özetliyor.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Çökmeye başlayan Atlantik Sistemi, Rusya’ya karşı mevzileniyor. NATO’nun sonuç bildirisinden de görebiliyoruz.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sovyetler Birliği&#8217;nin dağıldıktan sonra NATO&#8217;nun varlık amacının ortadan kalktığına ilişkin değerlendirmeler yapılmıştı. Dönem şartları içerisinde varlık amacı Sovyet tehdidine karşı savunma olan bir kuruluşun, Soğuk Savaş&#8217;ın bitmesi ile tarihsel görevinin tamamlandığı tezi üretilmişti. Bu olgunun gerçek dışı olduğu günümüze kadarki süreçte zaten kanıtlanmıştır.<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Dönemin görüşlerinin aksine NATO dağılmadı. Doğuya doğru genişlemeyi sürdürdü, kendisine yeni tehditler belirledi. Afganistan&#8217;dan Balkanlar&#8217;a, Karadeniz&#8217;den Baltık bölgesine kadar uzanan geniş bir coğrafyada faaliyet gösterdi. Askeri bir savunma örgütü adı altında Atlantik sisteminin küresel güvenlik mimarisinin temel silahlarından biri haline geldi.<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Atlantik sistemi için Rusya yeni bir tehdit değildir. Soğuk Savaş boyunca&nbsp;&nbsp;inşa edilen &#8220;Rus tehdidi&#8221;, Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasının ardından kısa süreli bir geri çekilme yaşasa da hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı. NATO, Rus tehditi algısını farklı dönemlerde farklı gerekçelerle yeniden üretti.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Rusya&#8217;nın &#8220;uzun vadeli tehdit&#8221; olarak tanımlanması da bu dönüşümün sonucudur. Buradaki tek mesele Rusya&#8217;nın askerî kapasitesi değildir. Rusya, son yirmi yılda Atlantik merkezli tek kutuplu dünya düzenine karşı direnç gösteren başlıca güçlerden biri hâline geldi. Aynı dönemde Çin&#8217;in ekonomik yükselişi, BRICS&#8217;in genişlemesi ve çok kutuplu dünya düzeninin giderek güç kazanması da Atlantik sisteminin küresel üstünlüğünü zorlayan gelişmeler olmuştur.<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bu yüzden NATO&#8217;nun Rusya&#8217;yı tehdit olarak tanımlamasını olası savaş tehditlerinden ibaret yorumlamak sığ kalır. Atlantik sisteminin ekonomisini büyütmek ve sarsılamaz hale getirmesi için yapabileceği yegane şey başta Çin ve Rusya’yı yalnızlaştırmak ve Türkiye’yi silahsızlandırmaktır.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Dolayısıyla bugün üretilen &#8220;Rusya tehdidi&#8221; söylemi, Atlantik sisteminin küresel hegemonya mücadelesinin ideolojik dayanaklarından biri olarak değerlendirilmelidir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br><strong>2. TÜRK DEVRİMİ’NİN EKSENİ<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;a) Asya Çağını Açan Devrimler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu ana kadar Atlantik sisteminin yayılmacı politikasının silahlı ayağını NATO üzerinden gerçekleştirdiği tespitinde bulunduk. Bir de başta Türk Devrimi’nden örnekleştirebileceğimiz şekilde, Ezilen Dünya ülkelerine rakipsiz egemen olmak ve sömürgesi altına alarak kendi sistemini devam ettirebileceğine değinmek gerekir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani bir başka deyişle Atlantik sistemi, emperyalist düzenin güvenlik mimarisini oluşturmaktadır. Emperyalizmin eğilimi de tam tekel olmaktır. Tam tekel olmak için emperyalizm önce ulus devleti hedef alır. Vatanı, sömürgeleştirme amacı güder. Sömürgeleştirmek, vatansızlaştırmaktır.<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sovyet Devrimi’nde, Türk Devrimi’nde, Çin Devrimi’nde, İran’da bu sürecin somut karşılıklarını görebiliyoruz. Tam da bu yüzden, ortak düşman ortak ittifakı doğurmuştur.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Atatürk de benzer tespitlerde bulunmuştur. Sovyet Devrimine neden olan olguların Türk Devrimi’ni yarattığından bahseder. Dünyaya örnek olduğunu, ezilen milletlerin yolunu açtığını dile getirir. Türk Devrimi’nin Sovyet Devrimi’nden etkilendiğini tespit etmek bugünün Türkiye’si için de yol göstericidir. Keza, aylarca tartışmasının sonucu Halkçılık Programı, 1921 Anayasası “Şûralar” sistemini getirir ve Atatürk şûraların “Sovyetler” anlamına geldiğini açıkça belirtir.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Altı Ok, Kemalist Devrimin programının özeti, halkçı bir yöntemle milli hakimiyet sistemine dayanan milli devleti inşasını sağladı. Burjuva demokratik devrimlerinden en büyük farkı, liberalizmin reddedilmesi onun yerine Sovyetler Birliği’nden esinlenilen kamu ağırlıklı bir ekonomi (karma ekonomi) planına sahip oluşuydu. Bunun başarılarını da 1930’larda net bir şekilde görebiliyoruz. Rusya ve Türkiye en hızlı ekonomik gelişmeyi gösteren iki ülke oldu.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;b) Batı Tecrübesi<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</strong>Başarılı bir savaş sonrası inşa dönemi geçiren Türkiye&#8217;de 1945 sonrasında sarsıntılar başladı. İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ardından Cumhuriyet&#8217;in kuruluş yıllarında izlenen anlayışlardan kopmaya başlandı. Atlantik’in çıkarlarına bağlı bir politika yerini aldı. Amerika’nın en başta söylediğimiz gibi, yarattığı düşman kostümlerinden etkilenilmeye başlandı.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bu hatalı politika, Marshall Planları çerçevesinde ekonomik ve askeri yardımlarla, ardından 1952&#8217;de NATO üyeliği ile resmiyet kazandı. Nihat Erimlerin &#8220;Küçük Amerika&#8221; hedefi ise bu yönelişin siyasi programı haline geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında tam bağımsızlık ilkesi üzerine kurulan Kemalist Devrim programı, giderek yerini Atlantik sisteminin çıkar öncelikleriyle uyumlu bir çizgiyle aşındırılmaya başlandı.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Aradan geçen seksen yıl, bu tercihin Türkiye açısından nasıl bir tarihsel tecrübeye dönüştüğünü de gösterdi. Musul sorununda İngiltere&#8217;nin tutumu, Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında uygulanan silah ambargosu, Johnson Mektubu ile Türkiye&#8217;nin milli çıkarlarına yönelik baskılar, Ege ve Doğu Akdeniz&#8217;de Türkiye’nin aleyhine izlenen politikalar tam bağımsızlık şiarına zarar verdi. Türkiye, milli çıkarlarından uzaklaştı.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bu tablo, Cumhuriyet&#8217;in kuruluş yıllarında edinilen tarihsel tecrübeyle açıktan çatışıyor. Türk Devrimi&#8217;nin kurucu kadroları, dış politikayı devrimi milli çıkarlar ve tam bağımsızlık ilkesi üzerine inşa etmeye çalışmıştı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Türkiye&#8217;nin önünde duran tartışma da tam olarak budur. Cumhuriyet&#8217;in ikinci yüzyılında Türkiye, tarihsel tecrübesi ile milli çıkarlarını mı önceleyecek, yoksa Atlantik sisteminin önceliklerini kendi öncelikleri olarak mı görmeye başlayacak?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><br><br>3. CUMHURİYETİN KURULUŞ VASİYETİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Cumhuriyet&#8217;in kuruluş yıllarında, Sovyetler Birliği ile kurulan ilişkiler Cumhuriyet’in kuruluş vasiyetini anlamlandırmak için birebir. Zira Mustafa Kemal’in,&nbsp;<strong>“</strong><strong>Sovyet dostluğundan ayrılmayın!”&nbsp;</strong>sözleri de pratik bir gerçekliğin karşılığı olarak doğuyordu.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Açık bir şekilde Türkiye’nin geleceğini ve bakışını Batı’dan uzaklaştırıp, Doğu’ya yönlenmesini sağlayan bir pratiğin ürünüdür.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Türkiye&#8217;yle Rusya&#8217;nın ilişkileri her dönem belirleyici olmuştur. Milli Mücadele, Sovyet Rusya ile kurulan dayanışmanın sağladığı destekle zafere ulaştı. Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında bu dostluk, halkçı politikalarla pekişti.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;1945 sonrasında ise yön değişti. Türkiye’de, “Küçük Amerika” olma hayallerinden bahsedildi. Atlantikçi siyasetin programı fiiliyata geçti. Cumhuriyet&#8217;in kuruluş ilkelerinden uzaklaştı. Rusya&#8217;yla dostluk ilişkilerinden uzaklaşıldı. Türk Devriminin kazanımlarından uzaklaşıldı.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bugün çok kutuplu dünya düzeninin yeniden güç kazandığı bir dönemde, Cumhuriyet&#8217;in kuruluş yıllarındaki bu tarihsel tecrübeyi iyi kavramak gerekir. Çünkü Türk Devrimi&#8217;ni Batı&#8217;nın siyasal ve ekonomik vesayeti altına girmeden kalkınabileceğini bu dönemde ortaya koydu.&nbsp;<strong><br><br>4. “DOSTUMUZ TRUMP”<br></strong>&nbsp;<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Beştepe’de gerçekleştirilen görüşmede Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşması sırasında defalarca “dostumuz Trump” söyleminin de altını çizelim. Türkiye’nin 2004 senesinden sonra, ilk defa NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaptığı dönemde çıkmıştır “dostumuz Trump” söylemi.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bu söylem uzun yıllardır sürdürüldüğü ifade edilen denge siyasetinin çöküşüdür. NATO’dan çıkmadan İsrail’i kınamanın sonuçlarıdır. Filistin ile dostluk zeminin sadece söylemlerde olmasının sonuçlarıdır.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Rusya’nın “uzun vadeli tehdit” olarak nitelendirildiği, İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği vurgulanan NATO sonuç bildirgesine imza atıldı. Trump Ankara sınırları içerisinde İran’ı bombalayacağız tehditleri savurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Trump’ın uzun süredir gündemde tuttuğu Zengezur Koridoru, yani Atlantik sisteminin Batı Asya&#8217;ya doğru genişlemesinin siyasi söylemi, değişen dünya düzenini dizayn etme girişimidir. Rusya’ya, Çin’e, İran’a giydirmeyi çalıştıkları o düşman kostümlerinin esas amacı da burada ortaya çıkar.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Ortaya konulan sonuç bildirgesi ile daha net bir şekilde görebiliyoruz. Atlantik sisteminin stratejisi, hedefi bellidir. Rusya ve Çin tehditlerini (yükselen Avrasya ülkelerini) yalnızlaştırmak. Bunu da başta, düşman kostümleri giydirerek göz boyamak. Sonuç olarak Türkiye’yi silahsızlandırmak.&nbsp;<br><br><strong>5. CUMHURİYETİN İLKELERİNE DÖNÜŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye&#8217;nin son yetmiş beş yıllık tecrübesi tek bir gerçeği ortaya koyar: Atlantik programı içerisinde Türkiye&#8217;yi yönetmeye çalışan hiç kimse, Türkiye’yi yönetmemiştir. Bunun nedeni isimlerden kaynaklı, kişisel hatalar kesinlikle değildir. Atlantik sisteminine bağlılığı olan, Türkiye’yi yönetemez.&nbsp;<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Amerikancılıkla, NATO sevdalılığıyla Türkiye yönetilmez.<br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Buna karşılık dünya, tek kutuplu Atlantik düzeninden çok kutuplu bir dünya düzenine doğru ilerliyor. Çöken bir sistem varsa, karşısında da yükselen bir sistem vardır. Bu, doğanın kanunudur. Bugün yükselen Avrasya, emperyalist tehditlere karşı yeni dünya düzeninin tam karşısında, insanlık için mecburi bir yoldur. Çin, Rusya ve İran’la birlikte ekonomi, sanat, bilim ve diğer birçok alandaki ilerleme, görülmesi gereken gerçekliğin parçasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzdendir ki Rusya ile geliştirilen her iş birliği, Çin ile kurulan her ortaklık, İran’ın mücadelesine verilen destek Atlantik sistemine zararınadır.&nbsp;<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Türkiye’nin ilerleyebileceği hat bellidir. Türkiye, tam bağımsızlığına kavuşmak için kuruluş özlerine dönerek yükselecektir. Ayrıca Türkiye’nin Rusya-Çin-İran (TRÇİ) ile kuracağı ittifak, tarihsel mirasının günümüzdeki karşılığıdır, zorunluluğudur. Türkiye tam bağımsız olmak istiyorsa TRÇİ ittifakını kurmalı, TRÇİ ittifakında -yani yükselen kuvvetlerin yanında- olmak istiyorsa Kemalist Devrim rotasına girmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1876’dan bu yana gelen devrim birikimimiz boşuna değildir. Emperyalizmle mücadele içinden doğmuş olan Türk Devrimi’nin parolası bugün de geçerlidir. Şimdi gün, bu programı uygulama günüdür. Çöken ABD hegemonyası güpegündüz karşımızdayken, yükselen Asya hemen yanı başımızdayken edilgen değil, etken olacağız ve üretmenin, insancıllığın, geleceği kuranların önderliğine ulaşacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/dusmanimin-dusmani-dusmanimdir/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>33. GELENEKSEL TGB YAZ KAMPI BAŞLIYOR!</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/33-geleneksel-tgb-yaz-kampi-basliyor</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/33-geleneksel-tgb-yaz-kampi-basliyor#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 10:05:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=79798</guid>

					<description><![CDATA[Arkadaşlığı, paylaşmayı ve mücadeleyi büyüteceğimiz; eğlenirken öğreneceğimiz 33. Geleneksel TGB Yaz Kampı başlıyor. Ülkemizin geleceğini inşa edecek, tam bağımsız Türkiye’yi kuracak Atatürk gençliği olarak bu sene de 15-21 Ağustos tarihlerinde İzmir / Karaburun’da 33. Geleneksel TGB Yaz Kampı’nda buluşuyoruz! Takım oyunlarıyla yeni arkadaşlıklar edineceğiz, kıyasıya rekabetin yaşandığı turnuvalarda dostça yarışacağız. Yeteneklerimizi geliştireceğimiz, sürpriz konuklarla söyleşilerde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Arkadaşlığı, paylaşmayı ve mücadeleyi büyüteceğimiz; eğlenirken öğreneceğimiz 33. Geleneksel TGB Yaz Kampı başlıyor.<br><br>Ülkemizin geleceğini inşa edecek, tam bağımsız Türkiye’yi kuracak Atatürk gençliği olarak bu sene de 15-21 Ağustos tarihlerinde İzmir / Karaburun’da 33. Geleneksel TGB Yaz Kampı’nda buluşuyoruz!<br><br>Takım oyunlarıyla yeni arkadaşlıklar edineceğiz, kıyasıya rekabetin yaşandığı turnuvalarda dostça yarışacağız. Yeteneklerimizi geliştireceğimiz, sürpriz konuklarla söyleşilerde öğreneceğimiz, ülkemizin geleceği için yeni döneme hazırlanacağımız ve sayısız anı biriktireceğimiz bu kamptan bavullar dolusu tecrübeyle döneceğiz.<br><br>Sistemin gençlerin arasına ördüğü duvarları bu kamplarda yıkacağız. Bize yalnızlığı ve bencilliği dayatan; gelişimi kariyer hırsından ibaret gören, gençliği tekdüzeleştiren bu sisteme karşı 33. Geleneksel TGB Yaz Kampı’nda “ben”i bırakarak “biz” olmanın üstünlüğünü ortaya çıkaracağız.<br><br>Türk Devrimi’nden aldığımız mirası, bulunduğumuz her ortamda yaşayacağız ve yaşatacağız. Yaz kamplarımızda eğlenmenin yanında öğrenmeyi; öğrenmenin yanında üretmeyi başa yazacağız.<br><br>Yeni dönemin kapısını aralarken geleceğimizin rotasını hep birlikte çizeceğiz. Türkiye’yi yönetecek Atatürk gençliği, 33. Geleneksel TGB Yaz Kampı’nda buluşuyor, haydi sen de yerini ayırt!<br><br><br>33. Geleneksel TGB Yaz Kampına katılmak için:</p>



<p class="wp-block-paragraph">0507 052 73 18 ve 0507 922 35 05 numaralı telefonları arayabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca aşağıdaki formu doldurarak da katılım sağlayabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://forms.gle/WE7ZYMnhCp69ikBEA" target="_blank" rel="noopener">https://forms.gle/WE7ZYMnhCp69ikBEA</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/33-geleneksel-tgb-yaz-kampi-basliyor/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÜNGÜNÜN UCUNDAKİ EMPERYALİZM:                                15 TEMMUZ’DA NATO ZİNCİRİNİ KIRAN TÜRKİYE</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/sungunun-ucundaki-emperyalizm-15-temmuzda-nato-zincirini-kiran-turkiye</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/sungunun-ucundaki-emperyalizm-15-temmuzda-nato-zincirini-kiran-turkiye#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 16:15:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=79794</guid>

					<description><![CDATA[Bugün 15 Temmuz 2026. 15 Temmuz Amerikancı-Fettullahçı Darbe girişiminin üzerinden tam 10 yıl geçti. 15 Temmuz 2016 gecesi, sokaklarda yankılanan jet sesleri, üzerimize sürülen tanklar ve Gazi Meclis’e atılan bombalar sıradan bir askeri darbe girişimi değildi. Bu girişim; kökleri yarım yüzyıl geriye giden, Gladyo denilen yeraltı örgütüyle hücrelerine sızdırılmış Amerikan koridorunun Türkiye’yi içeriden esir alma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bugün 15 Temmuz 2026. 15 Temmuz Amerikancı-Fettullahçı Darbe girişiminin üzerinden tam 10 yıl geçti. 15 Temmuz 2016 gecesi, sokaklarda yankılanan jet sesleri, üzerimize sürülen tanklar ve Gazi Meclis’e atılan bombalar sıradan bir askeri darbe girişimi değildi. Bu girişim; kökleri yarım yüzyıl geriye giden, Gladyo denilen yeraltı örgütüyle hücrelerine sızdırılmış Amerikan koridorunun Türkiye’yi içeriden esir alma operasyonuydu. Kısacası 15 Temmuz; Pentagon’un, CIA’nın ve onların silahlı aygıtı olan NATO’nun doğrudan doğruya Türk devletine ve Türk milletine karşı giriştiği bir darbe girişimiydi.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>İncirlik Üssü: İhanetin Yakıt İkmal İstasyonu</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir düşünün: Evinize bir hırsız giriyor, sizi kendi silahınızla vurmaya çalışıyor ama silahın mermisi bitince yan odada misafir ettiğiniz komşunuz gidip hırsıza gizlice şarjör uzatıyor. İşte 15 Temmuz gecesi tam olarak bu yaşandı. Darbeci F-16’lar kendi insanımızı, bizim vergilerimizle alınan bombalarla vururken ihtiyaç duydukları yakıtı, Ankara semalarında gezen tanker uçaklardan alıyordu. Peki, bu tanker uçaklar nereden havalandı? Doğrudan doğruya bir NATO üssü olan ve ABD’nin denetimindeki İncirlik Üssü’nden havalandı. İncirlik, o gece vatanı bölmek isteyen hainlerin yakıt ikmal istasyonuna dönüştürülmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten maskeli balonun dağılacağını anlayan İncirlik 10. Tanker Üs Komutanı Tuğgeneral Bekir Ercan Van’ın yaptığı ilk şey ne oldu? İhanet çemberi daralınca hemen İncirlik’teki Amerikalı komutanlara sığınarak ABD’den sığınma talep etti. Tıpkı işgal İstanbul’unda milli mücadeleyi baltalayıp son çare olarak İngiliz gemisi Malaya’ya sığınan Vahdettin gibi, bu vatan haininin de sığınacağı tek bir liman vardı: Kulu, kölesi oldukları Atlantik Emperyalizmi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Brüksel’deki NATO’nun Çocukları</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">15 Temmuz doğrudan NATO’nun direktifi ile FETÖ eliyle yapılan bir darbe girişimidir. Darbe sonrası darbenin askeri kanat liderlerinden olan ve o dönem NATO’da görev yapan Tümgeneral Mehmet Uğurlu başta olmak üzere birçok firari FETÖ’cü subay, Türkiye’ye dönmek yerine NATO toplantılarında boy göstermeye devam etti, ittifak üyesi ülkelerce koruma altına alındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dahası, darbe sonrasında Pentagon ve NATO çevreleri adeta bir yas havasına büründü. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General Joseph Votel, küstahça bir açıklamayla “ABD ordusunun Türk ordusundaki en yakın müttefiklerinin (FETÖ’cülerin) hapse atıldığını” ve operasyonlarının zayıflayacağını belirtti. ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper ise “Türkiye’deki bazı muhataplarının temizlendiğini” itiraf ederek darbecilerin aslında kendi adamları olduğunu açıkça beyan etti. NATO’nun döktüğü bu gözyaşları, temizlenen hainlerin Türk ordusu içindeki NATO uzantıları olmasındandı. 1980 darbesinde Washington’dan yükselen” Bizim çocuklar başardı” çığlığı, 15 Temmuz gecesi Türk milleti tarafından boğazlarına tıkanınca Brüksel’de derin bir hıçkırığa dönüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Devletin ve Milletin Birliğiyle Gelen Zafer</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Emperyalizmin yarım asırlık oyuncağı olan Fettullahçı Terör Örgütü ancak ve ancak büyük bir kararlılık ve mücadele verilerek tamamen tasfiye edilebilirdi. Yıllarca “hizmet hareketi”, “ışık evleri”, “eğitim gönüllüleri” maskesi altında şirin gösterilen bu Gladyo yapılanması, nihayetinde kendi milletine acımadan silah çekecek kadar canavarlaştı. Pentagon’un gölgesi belirdiğinde gözü dönmüş birer katile dönüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak hesap edemedikleri bir şey vardı: Türk Ordusu ve Türk Milleti’nin sarsılmaz birliği ve iradesi. 15 Temmuz gecesi Türkiye’nin milli güçleri daha ilk saatlerden itibaren dik durarak bu kalkışmanın TSK’yı temsil etmeyen Amerikancı bir FETÖ darbesi olduğunu haykırdı. Komutanlarımız kahramanca öne atıldı, polisimiz ve askerimiz omuz omuza vererek emperyalizmin süngüsünü kırdı. 1919’da Samsun’a çıkan o iradenin kararlılığını taşıyan milletimiz, Türk ordusunun darbecilerin yanında olmadığını görünce meydanlara döküldük ve bu emperyalist oyunu el birliğiyle bozduk.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>7-8 Temmuz Ankara NATO Zirvesi ve Gençliğe Çağrı: Emperyalizmin Zincirlerini Kıralım!</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün 15 Temmuz’un üzerinden geçen 10 yılın ardından önümüze koyacağımız en büyük ders şudur: Türkiye, Atlantik zincirlerini kırmadan tam bağımsız olamaz.15 Temmuz’da ezilen yalnızca FETÖ değil ABD’nin ülkemizi kuşatmakta kullandığı Gladyo yapılanmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha birkaç gün önce, 7-8 Temmuz’da başkentimiz Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi, emperyalist kuşatmanın ne kadar sıcak olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Bizi 15 Temmuz’dayken içeriden vurmaya kalkan, sınır boylarımızda YPG/PKK’yı binlerce tır dolusu silahla besleyen bu ittifakın liderleri, Ankara’da toplanıp kolektif güvenlik masalları anlattılar. Ankara sokaklarında, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bu zirvenin yapılması ve yolların kapatılması, Ankara’nın makyajlanması tam bağımsızlık iddiamızın karşısında duran çelişkili bir manzaradır. 15 Temmuz’da bizi bombalayanların, bugün Ankara’da “güvenlik” zirvesi yapması hangi aklın ürünüdür? Amerika’ya yüzünü dönen, Trump’ tan hayır bekleyen AK Parti iktidarının ürünüdür.15 Temmuz’da NATO’ya karşı mücadele edip bugün NATO’yu halılarla karşılamak denge politikasının getirdiği yalpalamanın bir ürünüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk gençliği ve Türkiye Gençlik Birliği olarak bizler, İncirlik Üssü başta olmak üzere ülkemizdeki tüm yabancı askeri varlıklara ve aydınlarımızın katili NATO’ya karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Vatan savunmasında gözünü kırpmayan Mehmetçiğin ruhuyla, ülkemizi emperyalizmin her türlü girişimine karşı korumaya kararlıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">15 Temmuz’da canını siper ederek NATO paletlerinin önüne yatan şehitlerimizi saygıyla anıyor; tüm üniversiteli ve liseli arkadaşlarımızı tam bağımsız, üreten ve başı dik bir Türkiye’yi kurma mücadelesinde en ön cephede birleşmeye çağırıyoruz!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/sungunun-ucundaki-emperyalizm-15-temmuzda-nato-zincirini-kiran-turkiye/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MEB&#8217;in Müfredatı Kimin Kalemiyle Yazılıyor?</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/mebin-mufredati-kimin-kalemiyle-yaziliyor</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/mebin-mufredati-kimin-kalemiyle-yaziliyor#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Cemre Karabulut]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2026 10:41:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=79789</guid>

					<description><![CDATA[Saltanat Standartlarına Göre Düzenlenen Müfredat Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin müfredattan ‘’Kurtuluş Savaşı’’ kavramının kaldırılacağını ve yerine ‘’Millî Mücadele’’ kavramının getirileceğini bildiren bir açıklama yaptı. Beraberinde “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” açıklamasıyla Cumhuriyet Devrimi’ni reddeden bir tutum aldı. Bakan Tekin’in tarihte karşı karşıya getirilemeyecek bu iki kavramı zıtlaştırma isteği nereden gelmektedir? Türkiye [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><br><strong>Saltanat Standartlarına Göre Düzenlenen Müfredat</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin müfredattan ‘’Kurtuluş Savaşı’’ kavramının kaldırılacağını ve yerine ‘’Millî Mücadele’’ kavramının getirileceğini bildiren bir açıklama yaptı. Beraberinde “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” açıklamasıyla Cumhuriyet Devrimi’ni reddeden bir tutum aldı. Bakan Tekin’in tarihte karşı karşıya getirilemeyecek bu iki kavramı zıtlaştırma isteği nereden gelmektedir? Türkiye Cumhuriyeti’nin Eğitim Bakanı olarak ‘’Ondan önce Osmanlı İmparatorluğu vardı’’ derken hangi tarih dersini kaçırmıştır?&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kurtuluş Savaşı adı üzerinde olduğu gibi bir kurtuluşu temsil ediyor. Türk milleti Millî Mücadele döneminde kendisini esir eden işbirlikçi İstanbul Hükümeti’nden, dayatılan manda ve himayeden kurtularak Millî Mücadelesine devam etmiş ve bağımsızlığını ilan etmiştir. Dolayısıyla Cumhuriyet Devrimi ve Türk devrimi ilerlemiştir. İstanbul Hükümeti’nin emperyalizmle işbirlikçiliği, Osmanlı’yı ‘’hasta adam’’ ilan eden ve Osmanlı topraklarını bölme hayalleri kuran İtilaf Devletleri’yle birlik olmak demekti. Türk, Ermeni, Kürt, Rum ayırt etmeksizin tüm Osmanlı vatandaşlarının arasında bozgunculuk ve bölücülük yaratan İtilaf Devletleri ve biricik destekçisi İstanbul Hükümetiydi. İstanbul Hükümeti bu işbirliği karşısında oluşan Millî Mücadele’den öyle rahatsızdı ki Osmanlı topraklarını yabancı güçlere bölüştüren Sevr Antlaşması’nı imzaladı. Osmanlı İmparatorluğu ise ekonomik bağımsızlığını çok önceden 1838 Baltalimanı Antlaşması’yla ve bir yıl sonra 1839’da Tanzimat Fermanının ilanıyla kaybetmişti. Bu antlaşma da İngiliz emperyalizmle imzalanan başka bir antlaşmaydı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Millî Mücadelenin durdurulamayacağını gören İstanbul Hükümeti en sonunda Osmanlı&nbsp;<br>Divan-ı Harp Mahkemesini oluşturup Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları hakkında idam kararı aldı ve 24 Mayıs 1920 tarihinde Padişah Vahdettin tarafından da bu karar onaylandı. İstanbul Hükümetinin Millî Mücadeleden duyduğu rahatsızlığı 30 Mart 1919 tarihinde Damat Ferit’in İngiltere’nin İstanbul’daki Komiseri Amiral Somerset Arthur Gough-Calthorpe&#8217;ye sunduğu tasarının maddelerinde görebiliyoruz. 30 Mart 1919 tarihli tasarısının bazı maddeleri şunlardır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığı ve iç güvenliği 15 yıl boyunca İngiltere tarafından sağlanacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İngiltere, bu amaçla gerekli gördüğü yerleri işgal edebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğu Anadolu’da İngiltere’nin uygun göreceği şekilde bağımsız veya özerk bir Ermenistan kurulacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her Osmanlı bakanına bir İngiliz müsteşar atanacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her vilayette bir İngiliz başkonsolosu bulunacak ve valilere danışmanlık yapacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Maliye ve seçimler İngiliz denetimine bırakılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Padişahın saltanat ve hilafet makamı korunacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Padişah Vahdettin’in ve Damat Ferit’in İngilizlere olan düşkünlüğünü bu 7 maddeden görebiliyoruz. İstanbul Hükümeti anlaşmalarla kendisini işgale hazırlamaktadır. İngiliz emperyalizminin ise niyeti gayet açıktı: işbirlikçi padişaha ve paşalara belirli imtiyazlar sağlayıp Osmanlı’yı iktisadi, hukuki ve toplumsal olarak çökertmek.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Damat Feritlerin ve Padişah Vahdettinlerin mirasını taşıyanlar Kurtuluş Savaşı kavramından rahatsız olmaktadır. Kurtuluş Savaşı ve Millî Mücadele kavramları esasında aynı manadadır, birini birinden ayırmak hele ki karşı karşıya getirmek tarihte Cumhuriyet’i reddedenlerle aynı masayı paylaşmaktır.&nbsp;&nbsp;Bugün Müfredattan Kurtuluş Savaşı kavramını çıkartmak kuşkusuz işbirlikçi İstanbul Hükümetini diriltme çabasıdır. Türk milletinin iradesi altında ezilen İstanbul Hükümeti tarihte kaybetmiştir. Emperyalistler yenilmiştir. Şimdi görüyoruz ki bu tozlu mirası sahiplenenler Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız, egemen ve devrimci tarihini mürekkep lekesiyle değiştirmeye kalkıyorlar.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İki Ayrı Miras: Osmanlı’nın Mirası ve İşbirlikçi İstanbul Hükümeti</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Türk tarihi, tarih kitabının bir sayfasına sığmıyor. Bir sayfasına baktığımızda 16. ve 17. yüzyıllarda 3 kıtaya hükmeden bir Osmanlı, İstanbul’u fetheden bir Fatih Sultan Mehmed görüyoruz, egemenlikle nefes alıp veren bir Türk uygarlığı. Başka bir sayfaya baktığımızda ise Osmanlı mirasına, Türk milletine ihanet ve hıyanet içinde bulunan bir İstanbul Hükümeti görüyoruz. Kurtuluş Savaşı I. Dünya Savaşı’nda hıyanet ve işbirliği içerisinde bulunan İstanbul Hükümeti’nden kurtuluştur. İzmir’i işgal eden Yunanlıları defetmektir. Kurtuluş Savaşı, çöken Osmanlı’nın topraklarını ağızları sulanarak parçalama planları yapan İtilaf Devletleri’ne karşı kurşun kurşuna mücadele etmektir. Kurtuluş Savaşı demek 1915’te hiç mezun veremeyen Galatasaray, Konya ve İzmir Liselerinde şehit düşen fedai Türk gençliğidir. Türk halkının Türk milleti olarak milletleşme süreci geçirdiği; birlik, egemenlik ve devrimcilik taşıyan mücadeleye Kurtuluş Savaşı denir. Kurtuluş demek Mustafa Kemal Paşa’nın imkansızlıklardan imkanlar yaratarak dört bir yanı saran İtilaf Devletleri’ni büyük bir yenilgiye uğratmasıdır. Ülkede asker yokken tarlasında buğday eken çiftçi asker oldu, askerlerden milli bir güç oluşturuldu ve bu şekilde Kurtuluş Savaşı başarıya ulaştı. Eğer Kurtuluş Savaşı’nın manası anlaşılmazsa tarihin yıkılan tarafı tarihi yeniden yazmaya kalkar fakat vatansever fedai Türk gençliği egemen, devrimci Türk Devrimi’nin mirasını takip edecek ve buna izin vermeyecektir. İskitler, Hunlar, Selçuklular, Osmanlılar ve nice Türk uygarlıkları bizim tarihimizdir ancak işbirlikçi İstanbul Hükümeti ve bugün onların miraslarını sürdürenler ancak karşı devrimci safların tarih kitaplarında tozlanırlar. Kurtuluş Savaşı’nın işçi, çiftçi, öğrenci, çocuk, anne, baba demeden milli fedailiğini Anadolu’muzda süregelen bir anlatıdan anlayabiliyoruz. Mustafa Kemal Paşa bir gün bir çiftçimizle sohbet ederken ona şöyle der;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hemşerim, düşman Samsun’a asker çıkaracak. Belki buraların hepsini ele geçirecek. Sen ise rahat rahat tarlanı sürüyorsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çiftçi ise şu şekilde cevap verir;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Paşa, paşa, sen ne diyorsun? Biz üç kardeştik, iki de oğul vardı. Yemen’de, Kafkas’ta, Çanakkale’de hepsi elden gitti. Bir ben kaldım. Ben de yarım adamım. Evde sekiz öksüz ile üç dul kalmış kadın var. Hepsi benim sabanımın ucuna bakar. Şimdi benim vatanım da yurdum da şu tarlanın ucu. Düşman oraya gelinceye dek benden hayır yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çiftçimizin yıllar sonra Sakarya Muharebesi’nde şehit olduğu da bu anlatının bir parçasıdır. Vatan savunmasının fedailerle gerçekleştiğini görüyoruz. Anlıyoruz ki O evdeki dul anaları ve öksüz çocuklarını korumak için vatanı savunmak esastır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br><strong>Millî Mücadele&#8217;de Gerçekleşen Kurtuluş Savaşı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Kurtuluş Savaşı, 1 Ekim 1914’te İttihat ve Terakki’nin kapitülasyonları kaldırmasıyla I. Dünya Savaş’ında başladı. İngiliz emperyalizmin Osmanlı’yı İngilizlere, İtalyanlara, Yunanlılara bölüştüren Sevr Antlaşmasını, Osmanlı’nın iktisadi çöküşünün simgelerinden Tanzimat Fermanını İstanbul Hükümetine imzalatmasına rağmen Kurtuluş Savaşı, emperyalist antlaşmaları sahibi İngilizlerle beraber tarihin çöplüğüne gönderen savaştı.&nbsp;&nbsp;Kurtuluş Savaşı 20. Yüzyılın antiemperyalist karaktere sahip en önemli savaşlarındandı. Tüm dünyayı ve özellikle Asya’yı etkileyen bir savaştı. 1914’te başlayan milli mücadelenin 1920 Türk Devrimi ile sonuçlanması, 1917 Şubat ve Ekim Devrimleri bir tesadüf değildi. Türk Devrimi yalnız saltanatı değil tüm dünya emperyalistlerine karşı savaşarak bu devrimlerin öncülüğünü tarihsel olarak üstlendi. Milli Demokratik Devrimimiz ise bu zaferle doruğuna ulaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstanbul Hükümetinin manda ve himaye veya Tanzimat Fermanı gibi politikalarının bağımlılaştırma tehlikesini gören İttihat ve Terakki kadroları 1914 tarihinde bütün kapitülasyonları tek taraflı feshetti. Tanzimatla, manda ve himaye ile, İstanbul Hükümeti ve sufle verenleriyle bir bir mücadele veriyordu İttihat ve Terakki. Bu mücadelenin esası önce mücadeleyi verecek milli kadroları kurmaktı. Gerek komutan gerek köyündeki öksüz ve yetimlere bakan çiftçi, gerek lisesinde sırasında oturan o öğrenci, gerek bebeğini kucağında cephaneleri sırtında taşıyan Anadolu annesi, hepsi vatan savaşının ortasındaydılar. Mustafa Kemal Paşa ise her şeyden önce bu vatan savunmasında omuz omuza mücadele edeceği milli bir güç kurdu. Millî Mücadelede önce kuruluş daha sonra kurtuluş meydana geldi.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kurtuluş Savaşı kavramının Millî Mücadele kavramından ayrı olarak İktisadi bir kurtuluşu da içermesi bakımından daha geniş bir kavram olduğunu görüyoruz. 1839 Tanzimat Fermanı’yla beraber Osmanlı topraklarına serbest ticaret girdi. Tanzimat Fermanının ilanı bir yıl önce 1838’de İstanbul’da Osmanlı ve İngiltere arasında imzalanan Baltalimanı Antlaşması’na dayanıyor. Bu Baltalimanı Antlaşması İngiliz tüccarlarına Osmanlı topraklarında gümrük kolaylığı, ayrıcalıklı ticaret imkânı yani daha az vergi vermek gibi imkanlar tanıyordu ve Osmanlının tüccarının yabancı sermaye karşısında hiçbir şansı kalmıyordu. Dolayısıyla 1914’ten itibaren başlayan Kurtuluş Savaşı bu yabancı sermayeye ve serbest ticarete karşı mücadele ederek İktisadi kurtuluşunu kazandı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İşbirlikçi Müfredatın Sahipleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim makamının tarihini mürekkeple değiştirmek isteyenler kimlerdir? Geçmişin İtilaf Devletleri, İstanbul Hükümeti, Manda ve Himayesi bugün neye tekabül etmektedir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu mürekkebi ellerine bulaştıran tek kişi Bakan Tekin değildir, emperyalizmin başını çeken ABD, müttefikleri NATO ve AB, Türkiye’nin başlıca düşmanlarıdır. Bugün değişen bu müfredatın da biricik sahipleridirler. NATO’ya hoş görünme çabası içinde olan Yusuf Tekin, emperyalizmin piyonluğunu Cumhuriyet makamından gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Emperyalistler tarihin çizgisini müfredatı yenileyerek değiştirmeye çalışmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu müfredatın esas sahibi Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Nemesis tatbikatlarıyla ABD askeri üssü haline getirerek Kuzey Kıbrıs Türk yönetimini Türkiye’nin dört bir yanını kuşatmak adına tehlike altında bırakan ABD yönetimidir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu müfredatın sahibi 26 Mayıs 2025 günü Türkiye’nin hemen dibinde Dedeağaç’ta NATO tatbikatı yapan fakat sözüm ona NATO üyesi Türkiye’yi bu tatbikata dahil etmeyen NATO Gladyo örgütüdür.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">5 Haziran 2026 tarihinde Karadeniz’de Ukrayna’nın Türk gemilerini vurması sonucu altı şehidimizin zanlısını Zelenski, NATO zirvesi için NATO Genel Sekreteri Mark Rutte tarafından Türkiye’ye davet edildiğinde bu vaziyete dur diyemeyen Ak Parti Hükümeti bu müfredatın sahibidir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin 1952 yılında NATO üyesi olabilmesi için Köy Enstitülerinden vazgeçen, eğitimi rafa kaldıran, Atlantik cephesinin çıkarları için Türk Silahlı Kuvvetlerini Kore Savaşı’na dahil eden, emperyalizmle işbirliği yapan Celal Bayar’da bu müfredatın sahibidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin etrafını sarmak için Doğu Akdeniz’i işgal etmeye çalışan ABD ve en büyük terör örgütü NATO, tatbikatlarıyla, kontrgerilla örgütü ile, PKK ve terör partisi Dem ve HDP destekçiliği ile, Türk gençliğini hedef alması bize ABD ve NATO’nun gerçek yüzünü ve bugün çöken eğitim sistemimizin sebeplerini göstermektedir. Aybüke Yalçınların, Eşref Bitlislerin, Songül Yakutların sebebi NATO terör örgütüdür. Türkiye NATO’dan derhal çıkmalıdır. Müfredatımızda tarihe sığmayan değişikliklerin sebeplerini kişilerde değil, Hükümetin ABD emperyalizmi altında oluşturduğu politikalarda aramak esastır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonuç</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Karnelerimizden Atatürk’ün resminin ve İstiklal Marşı’mızın kaldırılması, 1933 yılında Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından yazılan ve yürürlüğe giren andımızın, Ergenekon &#8211; Balyoz ve Silivri dönemlerinde 8 Ekim 2013 tarihinde alınan bir kararla ilkokullardaki okutulma uygulamasından kaldırılması tesadüf değildir. Aynı zamanda sadece bir yıl önce 2012 senesinde Hükümetin FETÖ hakimiyeti altındaki politikaları sebebiyle T.C ibarelerini kaldırılmış, dahası milli bayramların kutlanmasını yasaklanmıştır. Ergenekon-Balyoz ve devamında gelen Silivri davaları 2007-2014 yıllarını kapsayan bir süreçtir. Ergenekon-Balyoz, ABD’nin Türk aydınlarını hedef alıp iftiralarla aydınlarımız adına hukuki kararlar aldığı süreçtir. NATO Gladyosu örgütünün devlet içerisinde devlet oluşturma stratejisinin önündeki vatansever aydınlar hedef alınmıştı, aydınlarımızın davaları Silivri Hapishanesi’nde davaları sürmekteydi. Bu süreç aynı zamanda TSK’ya yönelik bir FETÖ kumpasıydı. Vatansever askerlerimiz haklarındaki asılsız iddialar sebebiyle görevlerinden uzaklaştırılmış ve uzun yıllar haklarını hukuki süreçlerin içerisinde aramışlardı. Vatansever Türk gençliği 2014 yılında Silivri duvarlarını yıktı ve vatansever aydınlar hukuki olarak haklarında atılan tüm iftiralardan aklanarak serbest kaldılar. Bugün ise Türkiye’yi karanlığa hapsetmek isteyen, TSK’ya FETÖ kumpası kuran, Türk aydınlarını şehit eden NATO gladyo örgütü hapishanelerde çürümektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüz yıl önceye baktığımızda Sevr Antlaşmasının ve 30 Mart 1919 tarihli tasarının emperyalist güçlerin hukuki düzleme sığdırmaya çabaladığı sömürü planlar olduğunu görebiliyoruz. Osmanlı’yı parçalamak ve açıkça işgal etmek hedefleriydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Türkiye yine emperyalist güçlerin saldırılarıyla yine karşı karşıyadır. ABD-İsrail ve İran Savaş’ında ABD yenilmiştir, AB’de çatlaklarla karşılanmış, ABD Başkanı Trump NATO’yu kağıttan kaplan olarak tanımlamıştır. İran’ı hafife almanın cezasını tüm dünyaya rezil olarak ödeyen Trump hala dersini almamıştır ki Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşen NATO Zirvesi’nde Ankara’dan İran’ı tehdit etmektedir. Ankara kürsüsü Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana emperyalizmin kürsüsü olmamıştır olamaz da. Kuşkusuz ABD emperyalizminin Atlantik cephesi kaybetmeye mahkumdur. İran’da kız ortaokullarını vurarak, halkı bombalayarak, Trump’ın hayal ettiği kral tacı çok yakında saçıyla beraber kafasından düşecektir. 16 Mart 2026 tarihinde Türkiye, Suudi Arabistan, Azerbaycan, Ürdün, BAE, Bahreyn, Pakistan, Suriye, Katar, Kuveyt, Lübnan ve Mısır ülkelerinin imzaladığı Riyad Sözleşmesi Amerika’nın İran’ı sözleşmelerle bitirme planlarının parçasıydı. Bu sözleşmesin içerisinde İran’ın saldırıları şiddetle kınanıyor ve durdurulması bildiriliyordu. Türkiye’yi ABD’nin söz makamlarından biri haline getiren bu antlaşma maalesef Hakan Fidan tarafından Türkiye adına imzalandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4 Haziran 2003 tarihinde İkiz İhanet Sözleşmelerinin TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildiğini görüyoruz. İkiz İhanet Sözleşmeleri emperyalizmin Türkiye’nin doğusunda ikinci bir İsrail kurma planlarının parçasıydı. Halklara ve mezheplere ‘’Kendi kaderini tayin etme’’ hakkı veren sözleşme yine aynı halklar için ‘’isterlerse ayrılabilir, kendi kendini yönetebilir’’ diyordu. Türkiye’nin en büyük azınlığı Kürtlerdir, ABD’de tam bu sebeple Türkiye’nin Doğu’sunda bir Kürdistan özel devleti kurmayı vaad ediyordu. ABD’nin stretajisi Kürtleri ‘’bağımsızlaştırmak’’ değil, Türkiye’yi en hızlı şekilde bölmekti, bu bölünmeden de müslüman bir İsrail devletinin doğmasını adının da kürdistan olmasını umuyordu.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin geçirdiği siyasi süreçleri okuduğumuzda yaşanan müfredat değişikliğini yalnız bugüne bakarak yorumlayamayacağımızı görüyoruz. Türkiye’nin doğusunda ikinci İsrail’i kurma planları yapan ABD, Türkiye’nin NATO’ya girmesi için Köy enstitülerini Türkiye’den alan ABD, aydınları ve Türk gençliğini hedef alan ABD, bugün bu müfredat değişikliğinin ana sorumlusudur. Ondan sufle alanlarda bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nda oturan Yusuf Tekin, tehlikelerine karşı ABD’nin elini sıkan AK Parti hükümetidir. Emperyalizmin Türkiye’yi hedef alırken eğitim sistemine dokunması da bu yolun bir parçasıydı. Bu sebeplerle bugün bu müfredat değişikliğini ABD ve İsrail’den ayrı yorumlayamıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu müfredat değişikliğinin sahipleri tarihin yıkılan kısmıdır ve Yusuf Tekin yıkılanların mirasını taşıyarak Türk gençliğine uzattığı mürekkebi kendi yüzünde patlatmıştır. Bakan Tekin, Cumhuriyet makamını işgal etmemeli, istifasını vermelidir. Türk Devrimi göstermiştir ki tarih bilmezler ancak İstanbul Hükümeti’nin kaderini paylaşacak ve Türk gençliğine zarar vermeyecektir. Bakan Tekin ancak Kemalist Devrimi ve Cumhuriyeti reddedenler gibi, emperyalizmle işbirliği yapan İstanbul Hükümeti’nin kaderini paylaşacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;İstanbul Hükümeti’nin İngiliz işbirlikçiliğinden ancak bir devrimle kurtuluşa ulaşabileceğini Mustafa Kemal Paşa ve İttihat ve Terakki önderleri I. Dünya Savaşı’nda vatan savunmasındayken saptamışlardı. Bugün Türkiye’nin karşısındaki emperyalist tehlikelere baktığımızda Türkiye’nin devrime gittiğini, 1914’ten 1920 tarihlerinde Türk Devrimi’ni inşa ettiğini ve 1917 Şubat ve Ekim devrimlerinde Asya’da devrimler çağının tarihsel sorumluluğunu üstlendiğini saptıyoruz. Çağ, Milli Demokratik Devrimler çağıdır. Türk milleti tarihsel sorumluluğunu üstlenecek ve emperyalist planların kucağına düşmeyecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/mebin-mufredati-kimin-kalemiyle-yaziliyor/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEVRİMİN KARARGAHINDA TUTMAYAN MAKYAJ</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/devrimin-karargahinda-tutmayan-makyaj</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/devrimin-karargahinda-tutmayan-makyaj#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Can Girgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:11:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=79782</guid>

					<description><![CDATA[Ankara sokaklarında günlerdir olağanüstü bir hareketlilik göze çarpıyor. Yıllardır sürücülerin kabusu olan, vatandaşın yürürken ayağının takıldığı mazgallar ve rögar kapakları jet hızıyla asfalt seviyesine getiriliyor; kaldırımlar köpüklerle yıkanıyor, caddeler ve eski yapılar boyanıyor, taksiler süsleniyor. Fakat bu hummalı faaliyetin en düşündürücü sahnesi protokol güzergâhlarında yaşanıyor: Yol kenarındaki gecekonduların, eski yerleşimlerin önüne devasa paravanlar ve sac [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ankara sokaklarında günlerdir olağanüstü bir hareketlilik göze çarpıyor. Yıllardır sürücülerin kabusu olan, vatandaşın yürürken ayağının takıldığı mazgallar ve rögar kapakları jet hızıyla asfalt seviyesine getiriliyor; kaldırımlar köpüklerle yıkanıyor, caddeler ve eski yapılar boyanıyor, taksiler süsleniyor. Fakat bu hummalı faaliyetin en düşündürücü sahnesi protokol güzergâhlarında yaşanıyor: Yol kenarındaki gecekonduların, eski yerleşimlerin önüne devasa paravanlar ve sac levhalar dikiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​Burada yapılan şey, ilk bakışta sadece bir süsleme gibi görünebilir. Ancak biraz derine indiğimizde karşımıza çıkan şey bambaşka. Türkiye’yi yönetenler, misafirlerinin bu ülkenin çıplak gerçeğiyle yüzleşmelerinden çekiniyor. Yılların plansızlığı, altyapı eksiklikleri ve halkın o her gün yaşanan, cilasız, organik hayatı, sistemin gözünde gizlenmesi gereken birer kusur olarak kodlanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​O paravanlar, halkın kendi halindeki yaşamını, hükümetin kendi eliyle yarattığı estetik ve yapısal eksiklikleri emperyalist misafirlerinden saklama telaşının ürünüdür. Halkın doğal, makyajsız ve olduğu gibi yaşayan kusurlu (!) gerçeği, parlak NATO konvoylarının geçeceği steril koridorlara layık görülmüyor. Halkın vergileriyle, halkın emeğiyle ayakta duran belediyecilik ve şehircilik mekanizması, asıl sahibine değil; dışarıdan gelen, eli kanlı, elit bir azınlığa kusursuz bir görüntü sunmak için seferber ediliyor. Kendini halkından ve onun yaşam alanlarından soyutlayan, Batı&#8217;nın gözündeki imajını kendi insanının gerçeğinden üstün tutan bir vitrin siyasetiyle karşı karşıyayız.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Süslü Teorilerle Gizlenemeyen Düşman</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İşin diğer yüzünde makyaj sadece caddelere, mazgallara ya da gecekondu duvarlarına yapılmıyor. Günlerdir asıl büyük, asıl organize makyaj operasyonu NATO’nun ta kendisine yapılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​Ekranları açtığımızda karşımıza çıkan manzara, sokaklardaki temizlik işçilerinin telaşından farksızdır: Bir grup ana akım gazeteci, araştırmacı, uzman ve akademisyen, unvanlarının arkasına sığınarak adeta birer NATO Muhibbi gibi çalışıyor. Günlerdir televizyon kanallarında, gazete köşelerinde bu NATO zirvesinin Türkiye için ne kadar &#8220;stratejik bir fırsat&#8221;, &#8220;tarihi bir dönüm noktası&#8221; olduğu anlatılıp duruyor. Büyük jeopolitik kavramların, cafcaflı strateji terimlerinin arkasına gizlenerek, elinde milyonlarca insanın kanı olan bir savaş aygıtı Türk milletine şirin gösterilmeye çalışılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​Ancak bu topraklarda gerçeğin üstünü süslü unvanlarla örtemezsiniz. Medya eliyle parlatılmak istenen NATO’nun asıl ajandası ve stratejisi bellidir. NATO’nun Türkiye stratejisi; Türkiye’yi istikrarsızlaştırma, kuşatma ve bölme stratejisidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekranlardaki kiralık kalemlerin yaptığı ideolojik makyaj, elbette siyaset arenasından bağımsız değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​İktidar kanadının tepe kadrosu, NATO’nun kanlı geçmişini ve Türkiye’yi kuşatan stratejilerini görmezden gelerek zirve üzerinden NATO övücülüğü sergilemektedir. Bir yandan Filistin davası dillerden düşmüyor, diğer yandan ise trajikomik bir propaganda yapılıyor. Sanki Filistin&#8217;de, Lübnan&#8217;da, İran&#8217;da katledilen binlerce masumun kanı Trump&#8217;ın ellerine bulaşmamış, o katliamlara ortak değilmiş gibi, &#8220;Trump, Tayyip Erdoğan istediği için geliyor&#8221; söylemleriyle, emperyalist liderlerin varlığını bir lütuf, bir başarı gibi pazarlanıyor. NATO&#8217;yu makyajlamak için Atlantik&#8217;in sömürgeci baronlarının gelişi iç politikada bir zafer nişanesi olarak sunuluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​Madalyonun diğer yüzünde ise Özgür Özel, Ümit Özdağ, Müsavat Dervişoğlu muhalefetinin vahim teslimiyetçiliği durmaktadır. Atlantik mutabakatında birleşen bu cephe, Batı’ya &#8220;En sadık benim&#8221; mesajı verme yarışına girmiştir. Özgür Özel’in, &#8220;Erdoğan yarın yüzünü Pekin’e, Moskova&#8217;ya dönebilir&#8221; söylemi, Ekrem İmamoğlu&#8217;nun NATO zirvesi öncesi çıktığı mahkemede yaptığı savunma; iktidarı emperyalist baronlara şikayet eden ve bu yolla NATO’ya olan sadakatini kanıtlamaya çalışan cümleleri, teslimiyetçiliğin resmidir. Diğer yanda Özdağ ve Dervişoğlu’nun iktidarı eksen kaymasıyla suçlayıp NATO&#8217;yla kol kola bir milliyetçilik yaratma çabası; Türk Milleti’nin kurucu karakterine meydan okumaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​<strong>Paravanların Arkasındaki Korku: NATO- Millet Karşıtlığı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu toprakların insanı; NATO’nun bu ülkenin geçmişinde açtığı derin yaraları, darbelerdeki kanlı parmak izlerini, siyaseti dize getirme çabasını ve bu coğrafyada tezgahladığı kirli oyunları hafızasından asla silmedi. Milletin gözünde NATO, bir savunma paktı değil; bu ülkenin egemenliğine, bağımsızlığına ve tarihsel kimliğine kastetmiş küresel bir sömürü aygıtıdır. Dolayısıyla bu topraklarda bir işgal mekanizmasının “stratejik toplantılar” yapması, millet vicdanında hiçbir zaman karşılık bulmamıştır ve bulmayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​İşte o paravanların gerçek işlevi tam bu noktada devreye giriyor. Devleti yönetenler o bariyerleri halkın kusurlarını(!) saklamak için diktiğini zannetse de, o sac levhalar aslında elinde milyonlarca masumun kanı olan yabancı elitleri, Türk milletinin asil iradesinden korumak için çekilmiştir. Çünkü NATO Türk Milleti’nin iradesinden korkuyor. Emperyalizmin temsilcileri, bu milletle göz göze gelmeye cesaret edemez. O paravanlar, millet ile NATO arasındaki uyuşmazlığın, tarihsel ve siyasi barikatın fiziki birer sembolüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskenin Ardındaki Gerçek</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ankara’nın pürüzsüzleştirilen asfaltlarından lüks konvoylarıyla geçecek olan seçkin(!) Batı medeniyeti, arkasına saklanılan bu yapay vitrinin ardında gerçekte neyi temsil ediyor? Kendisine şirin gözükülmeye çalışılan, caddelerin köpüklerle yıkanmasına sebep olan o Batı dünyasının gerçek yüzüyle yüzleşmenin vakti çoktan gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​Yıllardır demokrasi masalları anlatan, dünyaya özgürlük ve insan hakları yalanları satan&nbsp; Batı, gerçek yüzünü Filistin ve bölgedeki savaş süreçlerinde tüm çıplaklığıyla bir kez daha ifşa etmiştir. Batı&#8217;nın o çok övündüğü, dünyaya ders vermeye kalktığı akademik özgürlük ve ifade hürriyeti maskesi, kendi kalbinde, ABD üniversitelerinde paramparça olmuştur. Filistin’de yaşanan soykırıma ses çıkaran, insani bir duruş sergileyen profesörlerin kameralar önünde hunharca coplanması, üniversite öğrencilerinin vahşi müdahalelerle yerlerde sürüklenerek gözaltına alınması, Batı demokrasisinin kitleleri uyutmak için tasarlanmış devasa bir illüzyondan ibaret olduğunu gün yüzüne çıkarmıştır. Kendi akademisinde bile en temel insani çığlığı polis copuyla bastıran bir zihniyetin dünyaya satacak tek bir doğrusu yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​Üstelik bu ideolojik zorbalık, içerideki sistemsel ve toplumsal çürümeyle kol kola gitmektedir. Bugün NATO’nun lideri konumundaki ABD’nin metropollerinde, milyar dolarlık gökdelenlerin hemen gölgesinde binlerce evsiz insan kaldırımlarda, karton kutuların üzerinde adeta ölüme terk edilmiş durumdadır. Batı’nın gelişmiş dedikleri sokaklarında uyuşturucu salgını kol gezmekte, kimyasal zehirlerin pençesindeki kitleler caddeleri istila etmektedir. Bireysel silahlanmanın tavan yaptığı; her gün bir okulun, marketin ya da ibadethanenin tarandığı, can güvenliğinin tamamen ortadan kalktığı ahlaki bir çöküş yaşanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sınırı Doğru Çizmek</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">​Kendi insanını açlığa, bağımlılığa, evsizliğe ve güvensizliğe terk eden; dışarıda savaş baronluğu yapıp içeride kendi öğrencisini coplayan bir medeniyet, bugün Ankara sokaklarında ağırlanmak için parlatılıyor. Türkiye’yi yönetenlerin felsefesi ve devlet aklı bu olamaz. Kendi halkını enkaza çeviren, dünyayı kana bulayan Batı dünyasına yaranmak için şehirleri makyajlamak, Türk devlet geleneğine yakışmaz. Türkiye&#8217;yi yönetenler; kendi insanını yüzüstü bırakan Batı için makyaj değil, Türk milleti için gerçek ve kalıcı hizmet üretmelidir. Devletin tüm imkanları, kaynağı ve enerjisi emperyalistlere konfor alanı yaratmak için değil; bu ülkenin asıl sahibi olan Türk milleti için seferber edilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer bu ülkede bir yere paravan çekilecek, bir sınır hat tahkim edilecekse; o paravan Türkiye’nin kendi insanının, alın teriyle yaşayan yoksulunun ya da başını soktuğu gecekondusunun önüne çekilmemelidir. Bizim bu topraklarda katil emperyalistlere beğendirmek zorunda olduğumuz yapay bir vitrinimiz olmadığı gibi, gözlerden saklayacak, utanacak tek bir insanımız dahi yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​Eğer bir barikat kurulacaksa; o barikat Türkiye ile Batı medeniyetinin ahlaki, insani, sistemsel ve ideolojik çürümüşlüğü arasına çekilmelidir. Kendi evlatlarını coplayan, mazlumların kanı üzerinden refah üreten ve insanını sokak köşelerinde ölüme terk eden bir dünyaya karşı çekilecek tek paravan, tam bağımsızlık ve onur duvarıdır. Türkiye&#8217;yi yönetenlerin asıl çekmesi gereken set, zihniyetler arasına kurulması gereken bu tarihsel ve siyasi barikattır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​<strong>Bu Topraklarda NATO&#8217;ya Yer Yok!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şunu net bir şekilde ortaya koymak gerekir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">​Bırakın o pürüzsüzleştirilen protokol yollarını, köpüklerle yıkanan pırıl pırıl caddeleri; Türkiye’nin en kirli, en düzensiz, en unutulmuş sokağında bile bu milletin asil ruhu, emeği ve onuru vardır. Ve o sokakların en ücra köşesinde dahi NATO’ya ve temsil ettiği çürümüş düzene asla yer yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">​Ankara’nın emperyalizme karşı milli mücadelede Türk Devrimi’nin karargahı olması, bu şehri zaten yeryüzünün en asil mekanlarından biri yapmıştır. Asıl asalet, sömürgeci gözlere hitap eden makyajlanmış caddelerde değil; Ankara’nın devrimci hafızasında ve bu milletin emperyalizme boyun eğmeyen temiz, mağrur sinesindedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/devrimin-karargahinda-tutmayan-makyaj/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Köksüz kalmak: Özgürlük mü tuzak mı?</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/koksuz-kalmak-ozgurluk-mu-tuzak-mi</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/koksuz-kalmak-ozgurluk-mu-tuzak-mi#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Beyza Tekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2026 10:31:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=79778</guid>

					<description><![CDATA[Küresel medya, dijital platformlar ve uluslararası dev fonlarla desteklenen kampanyalar aracılığıyla her gün ekranlarımıza ve zihinlerimize sızan bu kuşatmanın en tehlikeli silahı ise kimlik siyaseti ve bu bağlamda yürütülen cinsiyetsizleştirme operasyonudur. Karşımızdaki tablo, bize yutturulmaya çalışıldığı gibi masum bir insan hakları veya bireysel tercih meselesi değildir. Özünde emperyalizmin ve neoliberal sistemin, milli devletleri içeriden çökertmek, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Küresel medya, dijital platformlar ve uluslararası dev fonlarla desteklenen kampanyalar aracılığıyla her gün ekranlarımıza ve zihinlerimize sızan bu kuşatmanın en tehlikeli silahı ise kimlik siyaseti ve bu bağlamda yürütülen cinsiyetsizleştirme operasyonudur.<br><br>Karşımızdaki tablo, bize yutturulmaya çalışıldığı gibi masum bir insan hakları veya bireysel tercih meselesi değildir. Özünde emperyalizmin ve neoliberal sistemin, milli devletleri içeriden çökertmek, aileyi dağıtmak ve kitleleri köksüz, itaatkâr tüketicilere dönüştürmek için kullandığı stratejik bir koçbaşıdır. Ve bu silahın namlusu doğrudan bize, gençlere çevrilmiş durumda.</p>



<h2 class="wp-block-heading">AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bugünün gençliği, sosyal medya algoritmaları ve küresel içerik endüstrisinin çapraz ateşine maruz kalıyor. Bir genç günde ortalama beş saatten fazlasını ekran başında geçiriyor; bu sürenin büyük çoğunluğu küresel platformların yönettiği içeriklerden oluşuyor. Bu platformların sunduğu paket şudur:<br><br>“Cinsiyetinden, milliyetinden, hayat görüşünden vazgeç. Bunların hepsi sana atandı, yenilerini seçebilirsin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki bu arınma masalının sonu nereye varıyor? Son yıllarda çoğalan cinsiyet değiştirme süreçlerinin ardından yaşanan büyük pişmanlıklara ve trajedilere. Biyolojik gerçeklikten kaçmayı kurtuluş sanan pek çok genç, bunun bir çözüm olmadığını anladığında iş işten çoktan geçmiş oluyor.<br><br><strong>EMPERYALİZMİN KÜLTÜREL ZEHRİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün, Hollywood, küresel müzik endüstrisi ve dijital platformlar ile ABD ve Avrupa’nın küresel medya ve kültür endüstrisi üzerindeki kurduğu tekel, neoliberalizmin ve onun yarattığı insan tipinin taşıyıcılarıdır. Hem Hollywood hem de farklı sinema ve televizyon içeriklerinde artık eşcinsel karakterlerin bulundurulması zorunluluğubir dayatma değil de nedir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küreselleşme insanın kökleşme zeminini sarsmaktadır. Sermayenin sınırsızca dolaştığı bir dünyada insanlar da bir metaya dönüşmektedir. Neoliberal sistem, bu kimlik siyasetinin gönüllü taşıyıcısı olmuştur. Sınıf mücadelesinin, vatan savunmasının ve sömürüye karşı direnişin yerini; etnik ayrılıkçılık ve cinsel kimlik fetişizmi almıştır. İnsan bedeni ve ruhu, emperyalizmin kâr hırsına kurban edilmektedir. Bu ideolojinin gençler üzerinde yarattığı en büyük ve acımasız tahribat, insanın kendine, doğasına ve toplumuna amansız bir şekilde yabancılaşmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Kendini özgürce inşa et” söylemi, ilk bakışta cazip görünür. Ancak gerçek özgürlük, bir zemin gerektirir. Hiçbir şeyin anlamlı olmadığı, hiçbir bağın kalıcı olmadığı, her kimliğin anlık bir tercih meselesi olduğu bir dünya, yalnızlık ve buhran üretir. Nitekim Amerika ve Avrupa’da gençler arasındaki yalnızlık, depresyon oranlarının rekor kırması tesadüf sayılmaz. Neoliberal sistem, kendi gençlerini kendi eliyle zehirliyor, uyuşturuyor ve kimliklerinden kopararak köksüz bir dal haline getiriyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">BİYOLOJİK HAKİKATİN İNKÂRI</h2>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanı insan yapan en temel gerçeklik, biyolojik yapısıdır. Her hücremize kodlanmış kadınlık ve erkeklik fıtratı, “toplumsal bir kurgu” denilerek reddedilmektedir. Bugün dayatılan ideoloji, cinsiyetleri “sabah uyanıldığında hissedilen bir duygu” veya “toplumsal bir kurgu” seviyesine indirgeyerek maddi bir gerçeğe savaş açıyor. Kendi bedeniyle kavgaya tutuşturulan, ergenliğin getirdiği doğal karmaşalar istismar edilerek aynadaki yansımasına “yanlış beden” gözüyle bakmaya itilen bir genç, derin bir psikolojik buhrana ve yapayalnız bir hayata sürükleniyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">GERÇEK ÖZGÜRLÜK NEREDE?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün gençliğin karşı karşıya olduğu bu çok cepheli savaş, doğrudan bir gelecek meselesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk gençliğinin güçlü kalabilmesi, kendini bilen, tarihini ve kültürünü özümseyen, dünyayı anlayabilecek donanıma sahip bireyler yetiştirmekten geçmektedir. Köklü bir ağaç gibi hem derinlere tutunmak hem de göğe uzanmaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün gençliğimize düşen en önemli görev, sahte özgürlük masallarına aldanmamak ve dayatılan çürümeye karşı örgütlü bir duvar örmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçek özgürlük; insanın kendi biyolojik doğasına savaş açmasında, köksüzleşip kimliksizleşmesinde aranamaz. Gerçek özgürlük; vatanına, milletine, milli kültürüne sımsıkı sarılmakta, üreterek, kendini gerçekleştirerek var olmakta yatıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/koksuz-kalmak-ozgurluk-mu-tuzak-mi/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Gençliği İstanbul&#8217;dan İlan Etti: KAHRAMANLIK ÇAĞINA GİRDİK</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/dunya-gencligi-istanbuldan-ilan-etti-kahramanlik-cagina-girdik</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/dunya-gencligi-istanbuldan-ilan-etti-kahramanlik-cagina-girdik#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 09:43:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=79761</guid>

					<description><![CDATA[Uluslararası Antiemperyalist Gençlik Şöleni’nde Türk gençliği ve 25 ülkeden gençler buluştu. Konuşmaların yanı sıra paneller, dans gösterileri ve konserlerle coşkunun büyüdüğü şölenin sonunda gençler kol kola yürüyüş düzenledi. ABD emperyalizmine meydan okuyan yeni dünyanın gençleri NATO’nun mezar taşını taşıdı İSTANBUL &#8211; Bağımsızlık ateşimizi yakmamızdan bir asır sonra, yeni bir dünyanın şafağının söktüğü günlerde 25 ülkeden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Uluslararası Antiemperyalist Gençlik Şöleni’nde Türk gençliği ve 25 ülkeden gençler buluştu. Konuşmaların yanı sıra paneller, dans gösterileri ve konserlerle coşkunun büyüdüğü şölenin sonunda gençler kol kola yürüyüş düzenledi. ABD emperyalizmine meydan okuyan yeni dünyanın gençleri NATO’nun mezar taşını taşıdı</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İSTANBUL &#8211; Bağımsızlık ateşimizi yakmamızdan bir asır sonra, yeni bir dünyanın şafağının söktüğü günlerde 25 ülkeden antiemperyalist gençler İstanbul’da buluştu. 19 Mayıs’ın 107. yıldönümünde gençler, ABD emperyalizminin ve suç örgütü NATO’nun çöküşünü Uluslararası Antiemperyalist Gençlik Şöleni’yle kutladı, mücadeleyi birlikte büyütme kararlılığını ilan etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye Gençlik Birliği (TGB) ve Dünya Anti-Emperyalist Gençlik Birliği WAYU’nun düzenlediği, Uluslararası Antiemperyalist Gençlik Buluşması dün yapıldı. Konuşmalar, paneller, gösteriler ve konserlerle geçen şölen Beşiktaş’taki kitlesel yürüyüşle sona erdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Süleyman Seba Kültür Merkezi’nde düzenlenen şölen saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Açış konuşmasını yapan TGB Genel Başkanı Kayahan Çetin, “Yeni bir dünyanın şafağının söktüğü günlerde düzenlenen tarihi önemdeki Uluslararası Gençlik Şöleni’ne hepiniz tekrar hoş geldiniz!” diye salonu selamladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘BİZ GELECEĞİN YÖNETİCİLERİYİZ’</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="419" height="630" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image.jpg" alt="" class="wp-image-79762" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image.jpg 419w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-200x300.jpg 200w" sizes="(max-width: 419px) 100vw, 419px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Ön cephe ülkelerinin emperyalist-siyonist saldırganlığa karşı mücadelesiyle yeni dünyanın kurulduğunu belirten Çetin şunları söyledi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sadece bu hegemonya düzeninin bitişini değil aynı zamanda geleceğin toplumunu ve dünyasını görenleriz. Çünkü biz geleceğin yöneticileriyiz. Dünyanın önündeki onyılların yöneticileriyiz. Devletlerimizin ve uluslarımızın geleceği olduğumuz kadar insanlığın ortak kader toplumunun da paydaşlarıyız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘ONURLU BARIŞLAR DEVRİMLERLE KAZANILDI’</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Barış, üretim, hakça paylaşım istiyoruz. Ama barışı kazanmanın yolunun saldırganı durdurmak olduğunu biliyoruz. Ortak güvenliğimiz için mücadele etmeden barışın birilerinin bağışlamasıyla kazanılamayacağını biliyoruz. Tüm onurlu barışların devrimlerle kazanıldığını hatırlıyoruz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘BU MİRASA SIRTIMIZI DAYIYORUZ’</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çetin, salonda asılı olan Robespierre’den Garibaldi’ye, Bolivar’dan Lumumba’ya, Tito’dan Mao’ya, Hamaney’den Arafat’a, Lenin’den Atatürk’e milli kurtuluş savaşlarının, ulusal devrimlerin liderlerinin fotoğraflarını gösterdi, şöyle devam etti:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Aynı içinde bulunduğumuz günler gibi yeni bir çağın kapılarını açan Türk, Rus, İran ve Çin Devrimleri. Afrika, Asya ve Latin Amerika’da bağımsızlık savaşları. Avrupa’da hegemonyacılığa karşı yükselen direnç. Bu mirasa sırtımızı dayayarak güven duyuyoruz. Gelecek bizimdir. Gelecek ortak mücadelemizindir. Emperyalistler kağıttan kaplandır. Yurdu için, milli onuru için canını feda eden liderleri olan milletler hiçbir savaşı kaybetmez. Şehit Hasan Nasrallah’a, Yahya Sinvar’a, İsmail Haniye’ye, Seyyid Ali Hamaney’e selam olsun!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>MAYIS GENÇLİĞİN AYI</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="349" height="436" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image.png" alt="" class="wp-image-79763" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image.png 349w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-240x300.png 240w" sizes="(max-width: 349px) 100vw, 349px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin de şölene katılarak bir konuşma yaptı. Büyükelçi, Mayıs ayının gençliğe ve umuda ait bir ay olduğunu belirterek başladığı konuşmasında şunları söyledi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“4 Mayıs’ta, Çin gençliğinin bayramını hep birlikte andık. Çinli gençler, ‘vatanseverlik, ilerleme, demokrasi ve bilim’ ruhuyla kadim bir milletin uyanış yolunu başlatmışlardı. Bugün ise, ulusal egemenlik ve bağımsızlığı bir inanç haline getiren ve geleceği gençliğe emanet eden büyük lider Mustafa Kemal Atatürk’ü anarak, Türkiye’nin Gençlik ve Spor Bayramı’nı coşkuyla karşılıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İLİŞKİLERİMİZİN 55. YILI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bugün burada, 20’yi aşkın ülkeden dostlarımızla bir arada bulunmaktan, bu iki anlamlı bayramı ve aynı zamanda Çin Halk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yıldönümünü kutlamaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“55 yıl önce, Çin ve Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin resmen kurulmasıyla, Asya’nın en doğusundaki kadim medeniyet ile Asya ve Avrupa&#8217;yı birbirine bağlayan parıldayan inci, tarihi bir el sıkışma gerçekleştirmiştir. Geçtiğimiz 55 yıl boyunca Çin-Türkiye ilişkileri karşılıklı saygı, eşitlik ve karşılıklı yarar temelinde istikrarlı bir şekilde ilerlemiştir. Özellikle son yıllarda, Çin Devlet Başkanı Sayın Xi Jinping ve Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın stratejik liderliğinde, Çin-Türkiye stratejik iş birliği ilişkileri kapsamlı bir şekilde gelişmiş ve meyvelerini vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu 55 yıl, dostluğun 55 yılı, işbirliğinin 55 yılı ve hepsinden önemlisi, ‘İnsanlığın Ortak Gelecek Topluluğu’ vizyonunun Avrasya kıtasının iki ucundaki en canlı ve somut tezahürü olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘DÜNYAMIZ DEĞİŞİM SÜRECİNDEN GEÇİYOR’</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bugün dünyamız, yüzyıldır görülmemiş büyük bir değişim sürecinden geçmekte, jeopolitik çatışmalar art arda patlak vermekte ve ‘Medeniyetler Çatışması’ teorisinin gölgesi zaman zaman yeniden belirmektedir. Ülkeler ve insanlar arasındaki yüksek duvarlar ve engeller henüz tamamen ortadan kalkmış değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İşte tam da böyle bir dönemde Çin, Küresel Medeniyet Girişimi’ni ortaya koymuştur. Tüm dünyaya kararlılıkla ilan ediyoruz ki: Medeniyetlerin yükselişi ve insanlığın ilerlemesi, hiçbir zaman karşı tarafı dışlayarak değil, aksine birbirine değer verip takdir ederek gerçekleşir. Memnuniyetle görüyoruz ki, bu yılın Nisan ayında Türkiye Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi resmen kurulmuştur. Bu, tarihi bir dönüm noktasıdır. Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan ve ‘dünyanın kavşak noktası’ olan Türkiye, Küresel Medeniyet Girişimi’nin Avrasya kıtasındaki en önemli yankı odası haline gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘MEDENİYETLER ÇATIŞMASINA EN GÜÇLÜ YANIT’</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Genç dostlarımıza şunu söylemek istiyorum: Ankara’da medeniyetlerin buluşmasına tanıklık etmek, İstanbul’da inançların hoşgörüsünü hissetmek ve kadim Anadolu topraklarında tarihin yankısını aramak, ‘Medeniyetler Çatışması’ teorisine karşı sahada verilmiş en doğrudan, en somut ve en güçlü cevaptır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İklim değişikliğinden kamu sağlığına, enerji güvenliğinden gelir adaletsizliğine kadar bugün dünyamızın karşı karşıya olduğu hiçbir sınama, tek bir medeniyet tarafından tek başına çözülemez. ‘Her medeniyetin kendi güzelliğini yaşaması’ yalnızca bir başlangıçtır. Asıl çıkış yolu, medeniyetlerin uyum içinde birbirini tamamlaması ve ortak güzellikte buluşmasıdır. Bugün siz değerli katılımcılar, buraya sadece rengârenk medeniyetleri taşımakla kalmadınız, aynı zamanda insanlığın ortak sınamalarına karşı çeşitli bilgelikler ve çok boyutlu çözümler de getirdiniz. İşte Küresel Medeniyet Girişimi’nin en güçlü ve en somut kanıtı da budur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘GENÇLER BARIŞ VE KALKINMANIN MUHAFIZLARI’</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Genç dostlarımız, barış ve kalkınmanın muhafızları olmalıdır. Günümüz dünyasında bölünmenin bir çıkış yolu, çatışmanın ise bir kazananı yoktur. Duvarlar örmenin bir geleceği, bağları koparmanın bir yarını yoktur. Küresel meydan okuma karşısında tüm gençler el ele, yürek yüreğe vermeli; çok taraflılığı desteklemek için ortak akıl oluşturmalı, dünya barışı ve dayanışması için gençliğin sesini yükseltmeli, küresel kalkınma ve ilerleme için gençlik enerjisini ortaya koymalı ve İnsanlığın Ortak Kader Topluluğu’nun inşası için gençliğin sorumluluk bilincini tüm dünyaya göstermelidir!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘Zaman kahramanlık zamanı’</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="366" height="387" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-1.png" alt="" class="wp-image-79764" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-1.png 366w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-1-284x300.png 284w" sizes="(max-width: 366px) 100vw, 366px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, dünya gençlerine seslendi, “Kahramanlık zamanı!” dedi. Perinçek’in konuşması şöyle:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada, İstanbul’da Yeni Medeniyetin, Yeni Dünyanın kurucu gençleri olarak toplandık. İnsanlığa özel çıkarcılığı, bencilliği, tahakkümü, hegemonyacılığı ve zulmü dayatan bir sistemin sonuna geldik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün bir hesaplaşma dönemine girmiş bulunuyoruz. Karşımızda bir sistem var. O sistem, devletlerin bağımsız yaşama, milletlerin özgür yaşama ve emekçi halkların sömürüden kurtulma mücadelesini silahla boğmak istiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, zaman, hesaplaşma zamanıdır: Yakınımızda ve uzağımızda silahlar konuşuyor, bıçaklar bileniyor, füzeler rampalara konuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuzeyimizde Rusya, Doğumuzda İran, Güneyimizde Filistin, Yemen ve Lübnan savaşıyor. Batımızda ise, çıkmazlarda yaşanan kriz var, kargaşalık var. Aynı zamanda “Büyük Müttefikin” güdümünden çıkmaya yönelen ülkeler ve halklar var.&nbsp; Zamanı iyi tanımlamak durumundayız: Zaman, çürüyeni toprağa gömme ve yeni medeniyeti kurma zamanıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Değerli gençler</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni Medeniyetin programını tarihsel süreç belirlemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Yeni Medeniyetin güçleri, Emperyalist Hegemonyacılığa daha bugünden son veriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Yeni Medeniyet, Millî Devletlerin bağımsızlığına ve egemenliğine dayanacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Yeni Medeniyet, Neoliberal özel çıkarcılığın katlettiği Hümanizme yeniden hayat verecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Yeni Medeniyet, çalışmayı ve üretmeyi ateşleyen mülkiyet ve bölüşüm ilişkilerini getirecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Yeni Medeniyet, Kamucu, paylaşmacı, halkçı, özgürlükçü, aydınlanmacı ve demokratik değerleri besleyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Yeni Medeniyet, Dünyada barışın önünü açan gelişmelere yol verecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sizlere bakıyorum, burada çoğunlukla ön cephe ülkelerinin gençleri var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve her an ön cepheye katılacak ülkelerin gençleri de burada.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rusya, İran, Türkiye ve Arap ülkeleri olarak, bütün İnsanlığın Ortak Geleceğini belirleyen ön mevzileri paylaşıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ön mevzide Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki dayanışma özel bir öneme sahiptir. İmparatorluk mirasından gelen halkları bir arada yaşatma birikimiyle ve son üç yüzyıldaki devrim tecrübeleriyle Ülkelerimiz, yeni Medeniyetin yükselişine büyük katkılarda bulunacaktır. Bu yıl 55. Yılını idrak ettiğimiz diplomatik ilişki tarihimizin açtığı büyük kapıdan büyük geleceğe ilerliyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaşın büyümesini önlemek, düşmanı dünya savaşına giden çılgınlıklardan caydırmak, ellerimizdedir. Bu görevle direniş mevzilerindeyiz, nöbet tutuyoruz ve parmaklarımız tetikte.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu koşullarda ön cephe ülkeleri olarak, yedi kıtanın devletlerini ve halklarını ön cephede sorumluluk üstlenmeye ve kararlı dayanışmaya çağırıyoruz.&nbsp; Bugün ön cephedeki direnişimiz savaşı önleyemezse, insanlık düşmanlarının fitillediği savaş devrimlere yol açacaktır. Her iki seçeneğin de ufkunda Yeni Medeniyet bulunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya tarihinde benmerkezci kalmayan bir olgu varsa, o da medeniyettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Medeniyetler, insanlık tarihi boyunca denizlerden denizlere, kıtalardan kıtalara taşındı ve bugünlere geldi. Medeniyet kuran kavimler, medeniyet gülünü elden ele verdiler ve geleceğe taşıdılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün yine Yeni Medeniyeti kuracağımız ve paylaşacağımız bir çağa merhaba demek üzereyiz. Siz İnsanlığın Vatansever ve Devrimci Gençleri, sizler bağımsızlık, özgürlük, aydınlanma ve üretmek isteyen milletlerimizin ön cephesindeki tarihî bir görevin eşiğindesiniz!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görev, fedakârlıktır!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görev, kahramanlıktır!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görev, yürek yüreğe ve omuz omuza vermektir!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görev, zafere ilerlemektir!</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlığın karşısına dikilenler ise, Hitler’in çizmesini giymiş bulunuyor ve Hitler’in kaderini paylaşıyorlar. Bilinçlerinizde yeni bir çağın ufkunu açacak aydınlık var!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kollarınızda, Yeni Medeniyetin kapısını açacak güç var!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıcınız keskin olsun, bahtınız açık olsun!</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SAVAŞIN ÖN CEPHESİNDEN SESLENDİLER!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şölen’e katılan gençler kürsüde konuştu, bazıları video mesaj gönderdi. Savaş cephesindeki İran, Filistin, Lübnan, Yemen’den gençler salona seslendi. Gençlik görev almaya hazır olduğunu ilan etti, ‘Geleceği, kardeşliği ve bağımsızlığı kuracak irade burada!’ mesajı verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Antiemperyalist Gençlik Şöleni’nde katılımcı ülkelerden antiemperyalist örgütlerin gençleri kürsüde mücadelelerini anlattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran Direniş Örgütleri Koalisyonu Uluslararası İlişkiler Başkanı Aliakbar Taheri şunları söyledi:</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="452" height="591" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-2.jpg" alt="" class="wp-image-79765" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-2.jpg 452w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-2-229x300.jpg 229w" sizes="(max-width: 452px) 100vw, 452px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">“Bugün İran sadece kendi halkı için savaşmıyor. Bugün İran, insanlığın korunması ve dünyada hakkın cephesinin savunulması için savaşıyor. Niçin? Kudüs davasının yavaş yavaş silinmesini, Filistin halkına yönelik terörü ve yok edilmeyi önlemek için. Suçlularla ilişkilerin ‘normalleşmesini’ engellemek için. Güney Lübnan’ın çocuklarının gözyaşları için. Yemen’de yıllardır süren abluka ve suçlar için. Venezuela’da olduğu gibi bir ulusun onurunun ve bağımsızlığının kırılmasını önlemek için. Irak ve Afganistan gibi ülkelerin yeniden işgalini önlemek için. Küba’nın ablukasını önlemek için. Sudan başta olmak üzere dünya çapında işlenen suçları önlemek için.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>BAĞIMSIZ ULUSLARIN YENİ SİLAHI: JEOPOLİTİK VARLIK</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İran’ın Hürmüz’deki hamlesinin atom bombasından güçlü bir silah olduğunu belirten Taheri, şöyle devam etti: “Bugün Hürmüz Boğazı, dünyanın mazlum uluslarının ‘yenilmez süper güçlere’ boyun eğmeyi reddetme iradesinin simgesidir. Bir düşman bizim can damarımızı kesmek için kılıcını çekerse, biz de onun şah damarına sarılırız. Bakalım 7 bin yıllık bir ulusun iradesi mi önce kırılır, yoksa o yozlaşmış, narsist, çocuk istismarcısı, kaprisli adamın mı! Bugün dünyanın bağımsız ulusları atom bombasından çok daha güçlü bir silah keşfetti: jeopolitik varlıklarını kullanarak güçlünün canını alma iradesi. Boğazlar emperyalizmin mezarı olmuştur. İngiliz sömürgeciliğine karşı verilen Boğazlar Muharebesi’nden bugün Hürmüz Boğazı’na kadar! Ve boğazların yeni düzeni; orman kanununa karşı, milli bağımsızlığa dayanan yeni bir dünya düzenidir!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aliakbar Taheri, Vatan Partisi ve Genel Başkanı Doğu Perinçek ile TGB’ye İran’ın yanında oldukları için teşekkür etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘EMPERYALİZM VE SİYONİZME KARŞI GENÇLİK CEPHESİ DOĞUYOR’</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="480" height="234" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-2.png" alt="" class="wp-image-79766" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-2.png 480w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-2-300x146.png 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Hizbullah Gençlik ve Öğrenci Birimi Başkanı Dr. Ali Hajj Hassan, video mesaj gönderdi. “Bugün bu zirvedeki buluşmamız yalnızca bir dayanışma toplantısı değildir.” diyen Hassan, şöyle sürdürdü:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Aksine, Amerikan emperyalizmine ve siyonizme karşı duracak gerçek ve küresel bir gençlik cephesinin doğuşu olabilir. Amerika’nın yenilmesi mümkündür ve güç dengeleri değişmektedir. Onlara boyun eğmek artık hiçbir şekilde kabul edilemez ve meşru görülemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Lübnan’da siyonist düşman ordusuna karşı direnişimiz devam etmektedir. Çok net bir şekilde söyleyebilirim ki; Lübnan’daki İslami Direniş, sahaya böylesine güçlü bir dönüş yaparak herkesi şaşkına çevirmiş ve Siyonist orduyu hezimete uğratmıştır. Sizlerden isteğim şudur: Birinci olarak; tarihi sorumluluklarınızı üstlenmeli ve bu kader savaşında ortaklarımız olmalısınız. Katillere ve suçlulara baskı yapmalı, onlardan hesap sormalısınız. Evet kardeşlerim, Amerika’nın yenilmesinin mümkün olduğu gerçeğini kitlelere anlatma sorumluluğunu alın. Bunun kanıtı artık herkes için ortadadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İkinci olarak; hep birlikte işbirliği yapalım ve bu zirveden, dünyanın en büyük cephesi olacak ‘Küresel Anti-Emperyalist ve Anti-Siyonist Gençlik Cephesi’ni kurarak çıkalım. Bu cephe, Filistin’i ve direnişi savunma cephesinin ta kendisidir. Bu, en kısa sürede gerçekleştirilmesi gereken büyük bir hedeftir ve bu zirve de bunun için en doğru yerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘GÜVENLİ, BARIŞÇIL, ERDEMLİ BİR DÜNYA İÇİN’</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bugün bana en önemli hedefin ne olduğunu soracak olursanız; Filistin’e, İran’a ve Direniş Ekseni’ne destek olmak, ülkelerimizdeki elçilikleri ve casusluk yuvalarını temizlemektir. Çünkü Amerika’nın yenilgisi mümkündür ve inşallah yakında onlara karşı kazanacağımız zaferi sizlerle birlikte kutlayacağız yoldaşlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İstanbul’daki bu zirve, sahadaki zaferimizi küresel bir siyasi ve gençlik zaferine dönüştürmek için tarihi bir fırsattır. Gelin bu zirvenin temel eksenini; Direniş Ekseni’ni desteklemek, Filistin’e sahip çıkmak, Amerikan hegemonyasını kırmak, Büyük İsrail projesini parçalamak ve Filistin ile Kudüs özgürleşene kadar durmayacak birleşik bir küresel cephe inşa etmek olarak belirleyelim. Amerikan hegemonyasının ve Siyonist suçların olmadığı bir dünya; çok daha güvenli, barışçıl, ahlaklı ve erdemli bir dünyadır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İNSANİ VE AHLAKLI BİR MÜCADELE</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="488" height="318" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-3.jpg" alt="" class="wp-image-79767" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-3.jpg 488w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-3-300x195.jpg 300w" sizes="(max-width: 488px) 100vw, 488px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Yemen Öğrenci Forumu adına video mesaj gönderen Abdullah Mohammed de bugün verdikleri savaşın sadece Müslümanlar veya Araplar için olmadığını vurgulayarak “Bu; hakikat, adalet, özgürlük ve merhamet değerleri ile işgal, şiddet ve baskı üzerine kurulan Siyonist proje arasındaki insani ve ahlaki bir mücadeledir.” dedi. Mohammed şunları söyledi: “Allah’ın Yemen’de bizlere bahşettiği en büyük lütuflardan biri, bilinçli ve ilkeli bir liderliğe sahip olmamızdır. Lider Seyyid Abdülmelik el-Husi, birçok liderin ve geniş kitlelerin sessizliği ve normalleşmeyi seçtiği bir dönemde, düşmanın tehlikesini erkenden ve son derece kararlı bir şekilde fark etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a></a>“Yemen gençliği de bu çatışmada üzerine düşen rolü oynamıştır. Birileri cephede savaşırken; bizler Filistin’in sesini dünyaya duyurmak için gösteriler, seminerler, çevrimiçi toplantılar, boykot kampanyaları ve medyadaki dezenformasyonla mücadele yoluyla bir farkındalık cephesi açtık. Bu; bir farkındalık, onur ve insanlık savaşıdır. Hakikatin ve mazlumların yanında yer almak, tüm özgür insanların en temel görevidir.”</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>BATI ASYA’DA ÖN CEPHEDE</strong><strong></strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Vatan Partisi Öncü Gençlik Başkanı Can Aybars Bilgicier de gençliğin insanlığın geleceğini omuzlayacağını vurgulayarak şöyle konuştu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bugün Çin’iyle, Rusya’sıyla, İran’ıyla, Türkiye’siyle yükselen bir Avrasya gerçeği vardır. Batı Asya’da direnen devletler emperyalizme karşı ön cephede savaşmaktadır. Ve biz Türk milleti, tıpkı Sakarya’da, tıpkı Dumlupınar’da olduğu gibi bugün de ön cephedeyiz. Sadece kendimiz için değil, bütün mazlum milletler adına mücadele ediyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu mücadele bir icat değil, biz de mucidi değiliz. Tarihin akışını görüyoruz ve sorumluluklara atılıyoruz. İran Devrimi, Rus Devrimi ve Türk Devrimi ile dünya Asya çağına girmiştir. Çanakkale’de emperyalizme karşı verilen mücadele, yalnızca bir ulusal direniş değil, dünya devrimlerinin önünü açan bir kırılma olmuştur. Bugün de direnen milletlerin kaderi ortak. Kaybedenler birlikte kaybedecek, kazananlar birlikte kazanacak.”</p>



<h2 class="wp-block-heading"><a></a><strong>‘YENİ BİR TARİHSEL DALGA’</strong><strong></strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">“Bugün dünya gençliği yeniden sahneye çıkmıştır. ABD’den Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar gençlik, emperyalizme karşı ayağa kalkmaktadır. Filistin için sokaklara çıkan gençler, NATO karşıtı eylemler, bağımsızlık talebinin yükselişi… Bunların hepsi yeni bir tarihsel dalganın işaretidir. “Burada, bu salonda gördüğümüz manzara şudur: İnsanlığa umut olacak bir gençlik görev almaya hazırdır. Geleceği, kardeşliği ve bağımsızlığı kuracak irade burada toplanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Yükümüz ağır! Ama bu yük, tarihsel bir onurdur. Çünkü bizler yalnızca kendi ülkelerimizin değil, insanlığın geleceğini omuzluyoruz. Bugün burada kurduğumuz kardeşlik, yalnızca bir dayanışma değil; bir kader birliğidir. Bu kader birliği, emperyalizme karşı ortak mücadele hattıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ve biliyoruz ki: Bu mücadeleyi eninde sonunda biz kazanacağız.”</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="399" height="601" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-3-1.jpg" alt="" class="wp-image-79768" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-3-1.jpg 399w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-3-1-199x300.jpg 199w" sizes="(max-width: 399px) 100vw, 399px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘GAZZE İŞGALCİLERİN MEZARIDIR’</strong> Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin gençlik kolu olan Filistin GenNahr El Baredenel Sekreteri Abdulal Gazi, kürsüye çıktığında salonu Filistin, Lübnan, İran, Yemen, Irak, Venezuela ve Küba’daki şehitlerimiz için saygı duruşuna davet etti. Filistin’de gençliğin verdiği mücadeleyi anlatan Gazi, şunları söyledi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Filistin meselesi, küresel anti-emperyalist mücadeleden sömürüye, militarizme ve sömürgeci tahakküme direnen hareketlerden ayrı düşünülemez. Filistin davası artık yalnızca bir halkın davası değil; özgürlüğe, eşitliğe ve insan haklarına inanan milyonlar için bir vicdan meselesidir. Bugün sorumluluğumuz, sadece olup biteni izlemekten ya da sembolik dayanışma göstermekten çok daha fazlasıdır. Bu sorumluluk, adalet ve insan onuru için sesimizi yükseltmeye devam etmemizi, kurtuluş ve kendi kaderini tayin hakkı için mücadele eden tüm dünya halklarıyla dayanışmamızı güçlendirmemizi gerektirir. Gazze, işgalcilerin mezarıdır.” </p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="230" height="346" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-3.png" alt="" class="wp-image-79769" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-3.png 230w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-3-199x300.png 199w" sizes="(max-width: 230px) 100vw, 230px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Gazi, konuşmasında 1973’te Filistin direnişine destek olmak için Nahr El Bared kampına giden ve şehit olan TKİİP’li (şimdiki Vatan Partisi) yedi genci de andı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emperyalizmin suçları sergilendi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şölenin düzenlendiği salonun dışında ABD ve NATO’nun Türkiye ve bölgemizdeki vahşetlerini anlatan bir sergi de yer aldı. Çeşitli ülkelerden gelen gençler sergiyi gezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dans gösterisi ilgiyle izlendi</strong> Şölende Mir Sanat Topluluğu da sahne aldı. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden dansların sergilendiği gösteri farklı kültürlerden gençlerin ilgisini çekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Salona dünya milletlerinin bayrakları ile dünya devrimcilerinin fotoğrafları asıldı. Duvarlarda “Nehirden denize Özgür Filistin”, “19 Mayıs Ruhuyla Atatürk’ün yolunda tam bağımsızlık rotasındayız”, “Mustafa Kemaller 20 yaşında Atatürk gençliği 20. yılında” yazan pankartlar yer aldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="549" height="366" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-4.jpg" alt="" class="wp-image-79770" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-4.jpg 549w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-4-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 549px) 100vw, 549px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="398" height="225" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-4.png" alt="" class="wp-image-79771" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-4.png 398w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-4-300x170.png 300w" sizes="(max-width: 398px) 100vw, 398px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="398" height="225" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-5.png" alt="" class="wp-image-79772" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-5.png 398w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-5-300x170.png 300w" sizes="(max-width: 398px) 100vw, 398px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="398" height="265" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-6.jpg" alt="" class="wp-image-79773" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-6.jpg 398w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-6-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 398px) 100vw, 398px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="398" height="265" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-6-1.jpg" alt="" class="wp-image-79774" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-6-1.jpg 398w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/image-6-1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 398px) 100vw, 398px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/dunya-gencligi-istanbuldan-ilan-etti-kahramanlik-cagina-girdik/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NATO Zirvesi’ne yanıtı 19 Mayıs’ta vereceğiz</title>
		<link>https://tgb.gen.tr/tgbden/nato-zirvesine-yaniti-19-mayista-verecegiz</link>
					<comments>https://tgb.gen.tr/tgbden/nato-zirvesine-yaniti-19-mayista-verecegiz#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türkiye Gençlik Birliği]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2026 08:30:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TGB'den]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tgb.gen.tr/?p=79746</guid>

					<description><![CDATA[Dünya gençliği ile birlikte temmuz ayında Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine vereceği yanıta hazırlanıyoruz. Antiemperyalist gençlik, emperyalist ve siyonist saldırganlığa karşı 19 Mayıs’ta İstanbul’da düzenlenecek olan Uluslararası Gençlik Yürüyüşü’nde tek vücut olacağız. Türkiye Gençlik Birliği (TGB) ve Dünya Antiemperyalist Gençlik Birliği (WAYU) olarak düzenleyeceğimiz 25 farklı ülkeden çok sayıda genç, 19 Mayıs’ta Beşiktaş Süleyman Seba Kültür [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Dünya gençliği ile birlikte temmuz ayında Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine vereceği yanıta hazırlanıyoruz. Antiemperyalist gençlik, emperyalist ve siyonist saldırganlığa karşı 19 Mayıs’ta İstanbul’da düzenlenecek olan Uluslararası Gençlik Yürüyüşü’nde tek vücut olacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye Gençlik Birliği (<a href="https://www.aydinlik.com.tr/haberleri/tgb" target="_blank" rel="noopener">TGB</a>) ve Dünya Antiemperyalist Gençlik Birliği (WAYU) olarak düzenleyeceğimiz 25 farklı ülkeden çok sayıda genç, 19 Mayıs’ta Beşiktaş Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde “Uluslararası Antiemperyalist Gençlik Buluşması”nda bir araya gelecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.aydinlik.com.tr/haberleri/abd" target="_blank" rel="noopener">ABD</a>&nbsp;ve&nbsp;<a href="https://www.aydinlik.com.tr/haberleri/israil" target="_blank" rel="noopener">İsrail</a>&nbsp;saldırganlığına karşı gençliğin sesini dünyaya duyuracak olan buluşma, şölenin ardından yapılacak olan “Uluslararası Gençlik Yürüyüşü” ile tamamlanacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gazze’den Küba’ya, <a href="https://www.aydinlik.com.tr/haberleri/iran" target="_blank" rel="noopener">İran</a>’dan <a href="https://www.aydinlik.com.tr/haberleri/cin" target="_blank" rel="noopener">Çin</a>’e kadar geniş bir coğrafyadan gelen temsilciler, bağımsızlık sloganlarını İstanbul’dan yükseltecek. Şölen 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’ne karşı dünya gençliğinin ortak cephesi olma niteliğini taşıyacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">19 Mayıs’a iki gün kala çalışmalarımızda sona gelindi. Liderlerimiz, “19 Mayıs ruhuyla görev başındayız” diyerek tempolu çalışmalarını anlattı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="774" height="581" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/2.jpg" alt="" class="wp-image-79748" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/2.jpg 774w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/2-300x225.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/2-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 774px) 100vw, 774px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">BAŞKENT 19 MAYIS’A HAZIR</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yürüyüşe Ankara’dan yoğun katılım bekleniyor. Ankara İl Sekreterimiz Muhammet Hüseyin Yanmaz, saha çalışmaları ve 19 Mayıs’ta düzenleyecekleri tarihi yürüyüşü şöyle aktardı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“19 Mayıs’ta İstanbul’da düzenleyeceğimiz Uluslararası Antiemperyalist Gençlik Buluşması ve hemen ardından yapacağımız büyük yürüyüş için Başkentimizin her köşesinde sokak sokak, kampüs kampüs yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Üniversitelerde, liselerde ve meydanlarda büyük bir heyecanla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Meydanlarda masa ve bildiri çalışmaları yaparken, üniversitelerde tek tek insanların yanına giderek onları hem şölenimize hem de İstanbul’daki o büyük yürüyüşe davet ediyoruz. Şölenimizi ve ardından Beşiktaş sokaklarını inleteceğimiz Uluslararası Gençlik Yürüyüşü’müzü yüzlerce liseli ve üniversiteli arkadaşımızla beraber konserlerimizle, danslarımızla en güzel şekilde kutlamak ve dünya gençliğiyle omuz omuza yürümek için gideceğiz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="774" height="581" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/3.jpg" alt="" class="wp-image-79749" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/3.jpg 774w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/3-300x225.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/3-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 774px) 100vw, 774px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">“Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık mirası, Türk gençliği için en kıymetli hazinedir. Atatürk’ten aldığımız vazifeyle 25 farklı ülkeden gelecek genç arkadaşlarımızla beraber ABD emperyalizmiyle, İsrail siyonizmiyle ve ülkemize gelmeye hazırlanan savaş aygıtı NATO ile mücadeleyi, bağımsızlık mirasını meydanlarda ve sokaklarda güçlendireceğiz. Bu zirve ve Beşiktaş sahilinde atacağımız adımlar, dünya gençliğinin emperyalizme karşı koyduğu ortak iradenin en somut göstergesi olacaktır.”</p>



<h2 class="wp-block-heading">‘SIRA ARKADAŞLARIMIZ GÜN SAYIYOR’</h2>



<p class="wp-block-paragraph">TGB Eskişehir Üyesi Deniz Karabulut da üniversite merkezli çalışmalarından şöyle bahsetti:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Türkiye’nin dört bir yanından yüzlerce öğrencinin katılacağı şölenimiz için yoğun bir çalışma yürütmekteyiz. Ders aralarımızda, boş günlerimizde, hafta sonlarında gece gündüz demeden tüm fırsatları değerlendirerek tüm üniversitelerimizde görevli arkadaşlarımızla organize bir şekilde stant, bildiri ve afişleme çalışmaları yürütüyoruz. Toplu etkinlikler, piknikler, atölyeler ve benzeri faaliyetlerle ile de geniş kitlelere açılıyor ve arkadaşlarımızı Uluslararası Antiemperyalist Gençlik Zirvemize davet ediyoruz. Sıra arkadaşlarımız bu tarihi buluşmaya gün sayıyor.”</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="774" height="641" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/4.jpg" alt="" class="wp-image-79750" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/4.jpg 774w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/4-300x248.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/4-768x636.jpg 768w" sizes="(max-width: 774px) 100vw, 774px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">GENÇLİK GÖREV İSTİYOR</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Muğla İl Başkanımız Dila Naz Gür, şehirdeki çalışmaları ve Türk gençliğinin duruşunu şu sözlerle aktardı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Muğla’nın dört bir yanında, kampüslerde, sokaklarda, meydanlarda; ABD emperyalizmine karşı zaten var olan iradeyi örgütlüyoruz. Gençlik içinde her geçen gün yükselen antiemperyalizmin yansımalarını, yürüttüğümüz masa ve bildiri çalışmalarına gösterilen yoğun ilgide görüyoruz. Türk gençliğinin ABD-İsrail tehditlerine boyun eğmeyeceğini somut şekilde görüyoruz. Muğla, 19 Mayıs ruhuyla kuşanmış durumda. Dünya gençliği, Muğla’dan İstanbul’a, Karakas’tan Gazze’ye; 1919 iradesiyle; emperyalizme karşı birleşecek. Konuştuğumuz her arkadaş bu bilinç ve heyecanla şölenimize katılmak istiyor, hatta birçok arkadaşımız sadece şölenimizin katılımcısı değil, örgütleyicisi olmak için can atıyor.”</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="774" height="581" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/5.jpg" alt="" class="wp-image-79751" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/5.jpg 774w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/5-300x225.jpg 300w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/5-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 774px) 100vw, 774px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">ŞÖLENİN SİYASİ HEDEFİ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">İzmir’de de kampüsler ve gençliğin uğrak noktaları afişlerle, bildirilerle donatıldı. İzmir İl Başkan Yardımcımız Nazen Karasoy, 19 Mayıs şöleninin siyasi hedefini şu ifadelerle aktardı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“19 Mayıs’a hazırlanırken yürüttüğümüz çalışmalarda, 1919’da başlayan ateşin hala yandığını İzmirli gençlerin gözlerine görüyoruz. ABD emperyalizmine ve İsrail siyonizmine karşı direnen halkların gençleri dört bir ağızdan haykırarak, iki ay sonra Ankara’da toplanacak olan NATO’ya şimdiden nasıl karşılanacağını göstereceğiz.”</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="576" height="1024" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/6-576x1024.jpg" alt="" class="wp-image-79752" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/6-576x1024.jpg 576w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/6-169x300.jpg 169w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/6-768x1365.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/6.jpg 774w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">BAYRAĞINI AL BEŞİKTAŞ’A GEL</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin dört bir yanından ve 25 farklı ülkeden gelen gençlik temsilcilerinin katılımıyla 19 Mayıs saat 11.00’de Beşiktaş Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde başlayacak “Uluslararası Antiemperyalist Gençlik Buluşması” ve ardından düzenlenecek “Uluslararası Gençlik Yürüyüşü”ne tüm Türk milleti davetli.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/7-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-79753" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/7-768x1024.jpg 768w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/7-225x300.jpg 225w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/7.jpg 774w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Katılımın ücretsiz olduğu bu tarihi etkinlik için Ankara, İzmir başta olmak üzere birçok merkezden otobüsler kaldırılacak. Buluşmaya katılan gençlere günün anısına özel “Katılım Belgesi” verilecek.</p>



<h2 class="wp-block-heading">‘İSTANBUL’U ÖRGÜTLÜYORUZ’</h2>



<p class="wp-block-paragraph">İstanbul İl Sekreterimiz Muhammet Gürbüz, etkinliğin merkezi olan İstanbul’daki son çalışmalarla ilgili şunları söyledi:</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="774" height="803" src="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/8.jpg" alt="" class="wp-image-79754" srcset="https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/8.jpg 774w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/8-289x300.jpg 289w, https://tgb.gen.tr/wp-content/uploads/2026/05/8-768x797.jpg 768w" sizes="(max-width: 774px) 100vw, 774px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">“19 Mayıs Uluslararası Antiemperyalist Gençlik Şöleni’mizi Nâzım Hikmet’in ‘Gençlik denen bir millet var’ dizeleriyle duyurmuştuk. İşte bu dizelerden gelen coşku, heyecan ve dünya gençliğini İstanbul’da birleştirip sokaklara taşırma ufkuyla çalışmalarımız devam ediyor. ABD emperyalizmi, İsrail siyonizmi ve temmuz ayında Ankara’da zirve yapacak olan NATO’nun saldırganlığına karşı dünya gençliğiyle İstanbul’da aşılmaz bir duvar örecek, bu tam bağımsızlık iradesini yürüyüşümüzle Beşiktaş sokaklarında ilan edeceğiz. Dünya gençliğini 19 Mayıs’ta Atatürk’ün emperyalizme karşı mücadele mirasında buluşturuyor, bu büyük mirası yürüyüşümüzle taçlandırıyoruz. Tüm Türk milletini 19 Mayıs Salı günü Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’ne ve ardından gerçekleştireceğimiz tarihi yürüyüşe bekliyoruz.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tgb.gen.tr/tgbden/nato-zirvesine-yaniti-19-mayista-verecegiz/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
