Bundan tam 13 yıl önce Bush’un Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice siyasi bir proje haritası yayınlamıştı. Bu haritada sınırları yeniden şekillendirilmiş devletler yer alıyordu. Rice bu haritayı şöyle açıklıyordu: “Fas’tan Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritaları değiştirilecek.” Bu projenin adı Büyük Ortadoğu Projesi'ydi.
Aynı tarihte AKP iktidara geliyor, Tayyip Erdoğan tam 34 yerde "BOP Eşbaşkanı olduğunu açıklıyordu. Hızla Cumhuriyet'i tasfiye etmeye başlayan AKP, 2007'de Cumhuriyet mitingleriyle yükselen halk hareketinin etkisiyle kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Fakat halk hareketi, bu hareketi ileriye taşıyacak kararlı bir tutum alınamaması ile sonuca ulaşamıyordu. Büyük tehlikeyi atlatan ve savunma durumunda olan AKP, 2007 ile saldırı dönemini başlatıyordu.
BOP Eşbaşkanı'nın ağzından "Diyarbakır'ı Ortadoğu'nun yıldızı yapacağız" sözlerinin ardından açılım süreci başlatılıyordu. Ama AKP'nin açılımı yapabilmesi için bazı direnç merkezlerini tasfiye etmesi gerekiyordu. Kumpasın adı belliydi: Ergenekon. Başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere, siyasi parti temsilcileri, cumhuriyetçiler, vatanseverler, aydınlar, yazarlar, gazeteciler bir gece aniden evleri basılarak göz altına alınıyor, uydurma belgelerle Silivri Cezaevi'ne gönderiliyordu.
Bu kumpasa tertip merkezleri dışında kimse inanmıyordu. Halk bu haksız tutuklamalara büyük tepki göstermişti. TGB'nin tek başına gerçekleştirdiği en kitlesel eylem olan 19 Mayıs 2012 Diriliş Yürüyüşü sonrasında bambaşka bir Türkiye vardı. Artık büyük halk hareketlerinin başladığı ve Silivri duvarlarının yıkılıncaya kadar sürecek bir kitlesel eylemlilik dönemi başlamıştı.
İstiklal Caddesi'ndeki büyük yürüyüşle başlayan ve Ulus meydanlarında, meydan muharebesine dönüşen o büyük eylemler, bu kez yerleşim yerinden onlarca kilometre uzağa kurulmuş Silivri önlerinde yaşanıyordu. 13 Aralık, 8 Nisan ve 5 Ağustos'ta, tam üç kez barikatlar yıkılıyor, tertipçiler köşe bucak saklanıyor, sahte mahkemelerin yerini halkın iradesi alıyordu.
13 Aralık'ta mütaalasını verecek olan gladyo savcıları, halkın barikatları yıkması ile savcıların korkudan mütalaayı okuyamıyorlardı. 8 Nisan'da ise vatanseverlerin son savunmaları ile isteniyordu. Bu kez 13 Aralık durumuna düşmeyen AKP ve F-Tipi çete aynı duruma düşmemek için, bir hayli fazla hazırlık yapmıştı. Fakat o hazırlıklar da yetmiyor, yurtseverler barikatları bir kez daha yıkıyordu. 5 Haziran'da ise, kesin kararlar verilecekti. Bu kez önlemlerini daha da arttıran tertipçiler, TGB'nin yöneticilerini eylemden 3 gün önce gözaltına alıyorlardı. Fakat buna rağmen yüzlerce yurtsever Silivri önlerine ulaşıyor ve gladyo ile bir kez daha hesaplaşıyordu.
Özel yetkili mahkemelerin 5 yıl sonunda yurtseverlere verdiği onlarca, yüzlerce yıllık hapis cezaları halk hareketinin yükselmesiyle birlikte hükmünü yitiriyordu. Tertipler çöküyor, yurtseveler bir bir özgürlüklerine kavuşuyorlardı. Türk millet esaret zincirlerini kırmıştı. Tertipleri düzenleyen Fetullahçı çetenin elemanları halkın kararlı mücadelesi sonrası bir bir Silivri zindanına gönderiliyordu.
İşte bu büyük mücadelelerin sonucu bugün Yargıtay, Ergenekon davalarının bir düzmece olduğunu tescil etti ve davayı esastan bozdu. Tertipçiler zindana atılırken, Ergenekon kumpası tarihin çöplüğünde yerini aldı. Ergenekon davalarından önemli şeyler öğrendik. En başa ise şunu yazıyoruz. Örgütlü bir halkı kimse yenemez!