Emperyalizm ve Kürt Meselesi Üzerine-2

Yazının birinci bölümünde 1800’lerden 1900’lerin i...

Emperyalizm ve Kürt Meselesi Üzerine-2

Yazının birinci bölümünde 1800’lerden 1900’lerin ilk yıllarına kadarına kadar olan süreç içerisindeki ayrılıkçı Kürt hareketlerinin arka planında gerçekleşen olayları ele almaya çalışmık. Hamidiye Alayları’yla bitirdiğimiz yazıya 1908 Devrimi ve sonrasında yaşanan olaylarla devam ediyoruz.

II. Abdülhamit’in istibdat politikasına muhalif olan İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisinde yer alan Kürt aydınları, 1908’e kadar gelen süre zarfında etnik bir kimlikten ziyade “Osmanlı” kimliğiyle yer almış ve bir takım ulusal isteklerde bulunmalarına rağmen bunlar hiçbir zaman ayrı bir devlet kurmaya yönelik olmamıştı. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilan edilmesiyle birlikte, özellikle İstanbul’da ulusal Kürt örgütlerinin kurulması hız kazandı. İlk Kürt yasal örgütü “Osmanlı Kürt İttihat ve Terakki Cemiyeti” adı altında Diyarbakır’da kuruldu ve bunu Kürt Milli Komitesi diye bilinen “ Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti”nin kurulması izledi. Bu örgütün yöneticiliğini Şeyh Ubeydullah’ın küçük oğlu Şeyh Seyid Abdülkadir getirilmiş ve kuruluş amacı olarak sözde yoksul Kürt halkı  arasında dayanışmayı arttırmak sözü geçerken, gerçekte Kürt ayrılıkçığı için çalışmaktaydı ve 1912 yılında İttihat ve Terakki tarafından kapatılmıştıır. 


İstanbul’da yaşayan Kürtler arasında 1908 Devrimi’nden sonra Jön Türkleri sevenler ve sevmeyenler olarak bir ayrım ortaya çıktı. Sevmeyen grubu özellikle 1890 yılı sonrasında II. Abdülhamit tarafından oluşturulan Hamidiye Alayları’nda yer alanlar oluşturuyorlardı. II. Abdülhamit’in “Aşiret Okulları”nda gençler de pan-islamist politikayla yetiştiriliyorladı ve hem bu okullardan mezun olanların hem de bu alaylar içinde görev alanların bir kısmı  Abdülhamit’in tahtan indirilmesine tepki göstermişlerdir.  II. Abdülhamit’in pan-islamist politikası onu özellikle şeyhlerin gözünde ideal Halife-Sultan yapmıştı. Ayrıca Jön Türkler’in yeniden inşasını hedeflediği çağdaş ve seküler toplum yapısının da geleneksel İslam devleti anlayışına zarar vereceğini düşünüyor ve bu yöneticilerin fikirlerini ve politikalarını II. Mahmud döneminde gerçekleştirilen idari reformaların devamı olarak algılıyorlardı. Dolayısıyla bazı gruplar İttihat ve Terakki’ye siyasi ve dini nedenlerle muhalefet etmeye başlamışlardı ve bu cemiyetin kendilerine karşı olduğunu öne sürerek bölgede ayaklanmalar başlattılar. 


Jön Türkleri istemeyen Kürtlerin çıkardığı gerici ayaklanmalardan en önemlisi 1908 yılında Süleymaniyeli Şeyh Said Berzenci’nin önderliğini yaptığı ve hedefini açıkça Sultan’ı kurtarıp, Jön Türklerden kurtulmak olarak belirlediği isyandır. Kısa süre sonra bu isyana Hamavend aşireti de katıldı. Bu dönemde Meşrutiyet hükümetinin uğraşmak zorunda kaldığı diğer bir önemli ayaklanma da Barzanlı Şeyh Abdüsselam’ın önderliğindeki ayaklanmadır. Maruf Jiyawuk bu ayaklanmanın nedeni olarak hükümetin Barzan bölgesinde kapsamlı bir nüfus ve hayvan sayımı yapma girişimini göstermektedir. Bu durum şeyh ve yöre halkının hoşuna gitmemiştir çünkü bu sayımın mecburi asker alımın ve vergilerin artmasına sebep olacağına dair bir kanı mevcuttu. Aşiretlerin bu çekinceleri, Jön Türkler’in merkezi idare politikasının bir gereği olarak daha da önemliydi. 


 XIX. yüzyılın ilk yıllarından itibaren özellikle Osmanlı Kürdistanı’nda yaşayan halkın farklı kesimler tarafından değişik vaadlerle ayaklandırılma girişimleri 1914 yılına gelindiğinde de devam etmektedir. Birinci Dünya Savaşı başlamadan aylar önce Ruslar Siirt ve  Bitlis civarından ayaklanmalar çıkarmak için çalışmalarına devam ediyordu. Mart ayına gelindiğinde ise İttihat ve Terakki’nin uygulamalarına karşı olan Molla Selim’i ayaklanması için kışkırmışlardı. Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı sıralarda da Ruslar, Kürtleri daha fazla yanlarına çekebilmek için yöre halkı tarafından bilinen ve saygı duyulan Yusuf Kamil Bedirhan ve Kör Hüseyin Bey gibi Kürt beylerinden faydalanmaya çalıştı. Sovyet araştırmacılara göre  Rusların  bu girişimi işe yaradı ve Kürtlerin bir kısmı saf değiştirerek ya da hiç direnmeyerek Rusların ilerlermesine yardım etti. Fakat Birinci Dünya Savaşı sırasında Kürt halkının çoğunluğunun Halife-Padişahın cihad çağrısına uymuş ve Osmanlı ordusunda savaştıkları Jwaideh ve Bruiness’in çalışmalarında belirtilmektedir.  Salahi Sonyel ise durumu “Kürtlerin birçoğu, yurt görevini kendi amaçlarına üstün tutmuş; hükümeti desteklemişti. Ancak bazı aşırı eğilimli Kürtler asker kaydolunmasına mani olmaya çalışmıştır” diyerek açıklamaya çalışmıştır. Osmanlı Kürdistanı’nda yaşayan kimi Kürt aşiret mensupları Osmanlı topraklarına saldırmayı tercih ederken kimi de Ruslara karşı savaşmaktan çekinmemiştir. Rus ve İran sınırına nispeten daha yakın bölgelerde bulunan aşiretler Rus nüfuzuna daha fazla maruz kalmışlardır. Osmanlı Devleti içindeki etnik ve dini azınlıkları ayaklandırma konusu İngiliz ve Fransız Dışişleri Bakanları tarafından 30 Aralık 1914’te Paris’te ele alınmış ve kendilerinin etkin desteği olmayan bölgede yaratılacak kışkırtmalar çok etkili olamayacağı kararına varmışlardır. 1916 yılında imzalanan Sykes-Picot Antlaşması da bölgenin paylaşımı için İngiliz, Fransız ve Ruslar arasında yapılan gizli görüşmelerin bir sonucuydu. Karara varılan paylaşım planına göre, Güney Kürdistan Fransızlara, Kuzey Kurdisyan da İngilizlere, Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis’i içine alan kısım da Ruslara  verilecekti. Fransa’nın “sözdinletirlik alanı” içinde bulunan Musul’un İngilizlerin idare altında olacaktı. Kürdistan’ın bölüşüldüğü bu anlaşmada Kürtlerin adı bile geçmedi. 1917 yılında Çarlık Rusya’da gerçekleşen devrim emperyalistlerin bu gizli antlaşmasını gözler önüne serdi. Çarlık Rusyası’nın Şam konsolosu Prens Shakhovski durumu şu şekilde özetlemektedir “Kürt halkının kaderiyle emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda oynanan bu kanlı oyunu bozan şey, Rus Devrimi ve onu izleyen Ekim Devrimi’nden başka bir şey değildi”. 


 Zorlu geçmekte olan 1917 yılında, İngiltere savaşı kendi lehine çevirmek için Osmanlı Devleti’ndeki azınlıkları isyana sevk edecek bir proje hazırlığındaydı. Bu amaçla, F.R. Maunsell adlı İngiliz yetkili, İngiliz Savaş Bakanlığı’ndaki yetkililerden Albay Gribbon’a 24 Ekim 1917’de “Bothan Kürtlerinden yararlanma olağına” ve “Hizan’daki 30 000 Türk kaçağının kullanma olanağı” üzerinde durmuştur. İngilizler bölgede karışık çıkarabileceğini düşündüğü her kartı oynamaktan çekinmiyordu ve İngiliz Savaş Bakanlığı, Maunsell’in bu önerilerini ciddiye almıştı. İngilizlerin 1917’deki Bağdat işgalinden sonra bölgede kalan Binbaşı Sloan da 1 Ocak 1918’de Tigeyashtani Raste (Gerçeği Anlama) adlı bir Kürtçe gazete çıkarark bölgede İngiliz propagandası yapmaya başlamıştır. Bu gazete tamamen İngiliz çıkarları adına Kürtlerin ulusal duygularını istismar etmek amacıyla çıkarılmıştır. İngiltere bu tarz çalışmalarıyla Irak Kürtlerini de Osmanlılara karşı ayaklandırmayı hedeflemişti. 


 ABD Başkanı W. Wilson’un 8 Ocak 1918’de  barışın temel ilkeleri olarak ilan ettiği “On Dört Madde”de belirttiği “ulusların kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi” ilkesi, daha savaş bitmeden Kürt önderlerini daha da umutlandırmış ve İngiltere ile olan ilişkilerini sıkılaştırmışlardır. Kürt halkı adına İngilizlerle görüştüğünü söyleyen Şerif Paşa, Güney Kürtlerine İngiliz himayesi altında özerklik verilmesini önermekte ve İngilizlerin Mezopotamya’da diğer azınlıklar için uygulayacağı planları Kürtler için de uygulamasını istiyordu. 


 Osmanlı Devleti savaştan yenik çıkmış ve ilk olarak önüne koyulan Mondros Ateşkes Anlaşmasını 30 Ekim 1918’de imzalamıştı. Emperyalist devletler tarafından Osmanlı topraklarının paylaşımı resmen başlatılmıştı. Doğu Anadolu bölgesinde Ermenilerin de bağımsız bir yurt talepleri üzerine, Kürt halkının temsilcisi olduğunu söyleyen Şeyh Abdülkadir başkanlığındaki bir kurulun, İstanbul’da İngiliz Yüksek Komiserliği’yle yaptığı görüşmeler sonunda kesin bir karar için Parış Barış Konferansı’nı beklemeleri gerektiğine karar verilmiştir. Şubat 1919’da gerçekleştirilen konferansa Kürt heyetinin temsilcisi olarak Şerif Paşa katılmış ve Osmanlı topraklarında İngilizlerin denetimi altında özerk bir Kürdistan istediklerini dile getirmiştir. Paris Barış Konferası’nda da görüldüğü gibi Ermenilerin ve Kürtlerin ayrı birer devlet kurmak istediği bölgeler kesişmekteydi ve bu durum bazı tartışmalara yol açmıştı. Konferans sonunda Ermeniler adına konferansa katılan Boghos Nubar Paşa ve Şerif Paşa arasında anlaşma sağlanmış ve konferansa ortak bir bildiri sunarak  “ Birleşik Bağımsız Ermenistan ve Bağım Kürdistan Devleti”ni teklif ederler. Bu uzlaşmanın sağlanmasında bir süredir bölgede olan Binbaşı Noel’in büyük etkisi olduğu düşünülmektedir. Osmanlı Devleti de daha sonra hem Kürtlerle hem deErmenilerle uzlaşmak için girişimlerde bulunmuş ancak istenilen sonucu alamamıştır. 


19 Nisan 1920 tarihindeki San Rome Konferansı’nda Kürdistan sorunun da içinde bulunduğu birkaç tartışmalı konu nihai sonuca bağlandı ve Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Anlaşması’nın 3. Bölümü (62.-64. Maddeler) İngiltere’nin kendi çıkarları için kurulmasını kabul ettiği Kürdistan’a ilşkindi. İngilizlerin bu bölgede özerk bir Kürt devleti kurmaktaki asıl amacı, Musul’u yani asıl petrol bölgesini ve onun güvenlik alanını denetim altında tutarak Türkleri ve Fransızları bu bölgeden uzak tutmaktı. İngilizlerin bu topraklarda Kürdistan ve Ermenistan adında iki devlet kurması tamamen Türkiye ile Musul ve Türkiye ile Bakü petrol bölgeleri arasında kendi güdümünde tampon bölgeler kurmaktı. İsmail Beşikçi de Doğu Anadolu’nun Düzeni adlı eseride “İngilizler Kürt Devleti kurmak istedikleri bölgede çok fazla maden özellikle de petrol olduğundan emindirler” diyerek İngilizlerin amacını gözler önüne sermektedir.

 XIX. yüzyıldan başlayarak XX. yüzyılın başlarına kadar geçen süre içerisinde emperyalist devletlerin çıkaları uğruna isyana, savaşa ve sürgüne maruz kalan bu bölgenin insanları ilerleyen dönemde de aynı kışkırtmalara maruz kaldı. Milli Mücadele hareketinin Kürt halkı tarafından da vatan savunması olarak sahiplenilmesi, İngiltere’nin bölgedeki planlarını bozdu. Ancak Sevr Anlaşması’nda bu yana geçen yaklaşık yüz yıllık süreç de göstermedir ki, emperyalist devletler amaçlarından vazgeçmedi ve bugünlerde yaşanan ayrılıkçı hareketleri de ilmek ilmek örmeye devam ediyorlar. 

Yazı dizimizin ilk yazısına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://tgb.gen.tr/haber/1094/Emperyalizm-ve-Kurt-Meselesi-Uzerine-1

Tarih:
Diğer Haberler