TGB ANKARA İL SAYMANı
Uğur Mumcu bir memur çocuğu olarak 1942 yılında Kırşehir’de dünyaya geldi. Çocukluğundan beri her zaman başarılı, disiplinli sorgulayan bir öğrenciydi. Daha lise yıllarında Bahçelievler Deneme Lisesi’nde okurken arkadaşı Doğu Perinçek’in çıkardığı Karınca Kararınca duvar gazetesinde yazı faaliyetlerine başlamıştı bile. Uğur Mumcu’nun o zamanlardan Türk aydınlarının arasında parmakla gösterilecek bir örneği olacağı belliydi.
Bir Cumhuriyet Aydını
Mumcu, günümüzde görmekte zorluk çektiğimiz bir aydın örneğiydi, ayakları bu topraklara basan biriydi. Hayatı Türk devriminin birikimlerini, Atatürkçülüğü, bilimi ve vatanseverliği savunmakla geçti. Türk milletinin menfaatine olmayan her türlü şeyin tam karşısında konumlandı. Amerikancı bütün müdahalelerin farkındaydı. En büyük hedefi ise cesur gazeteciliği ile Türk milletini aydınlığa çıkarmaktı. Vatanı ve milleti için çalışmaktan hiçbir zaman geri durmadı ve tam bağımsız, demokratik Türkiye mücadelesinin en ön saflarında yer aldı.
Uğur Mumcu’nun aydınlığı, teslimiyetin değil Atatürkçülüğün aydınlığıdır. O; susmayı erdem sayanlara karşı konuşmayı, geride durmayı akılcılık sananlara karşı ileri atılmayı, emperyalizme hizmet edenlere karşı halkına hizmet etmeyi seçti. Cumhuriyet’e bir hatıra olarak bakanlara, Altı Ok’u duvarda bir tablo olarak görenlere ve sahte Atatürkçülere karşı yaşayan bir mücadele verdi. Bugün, yazdıklarına yeniden baktığımızda anlıyoruz ki Uğur Mumcu için her şeyin önünde gelen tek mesele, vatanın bölünmez bütünlüğüydü.
Mücadelede İçinde Gazetecilik
Uğur Mumcu bir Türk devrimcisinin yol haritasını çizmek için “Her şeye Atatürk gücüyle ve onuncu yıl umuduyla başlayacağız, başlamalıyız” demişti Cumhuriyet gazetesindeki yazısında. Gazeteciliğinin temelinde ise halkının özgürlükleri için savaşan bir bilinç vardı. Tarikat, Gladyo ve terör ile mücadelesini de bu eksende başlattı. Türkiye’yi ABD hegemonyasına esir etmek isteyen yapılanmaların planlarını tek tek deşifre etmişti Uğur Mumcu. 15 Temmuz Amerikancı darbe girişimini adeta önceden görmüş ve halkını “Tarikatlara ve cemaatlere alınan genç çocuklar, 30 yıl sonra General olacaklar ve Cumhuriyete karşı ayaklanacaklar.” diyerek uyarmıştı. ABD’nin, NATO üzerinden Türkiye’nin somut çıkarlarına aykırı bir güvenlik stratejisi dayattığını sürekli dile getirdi. Buna karşın FETÖ'nün yayın organı Zaman gazetesi ise Uğur Mumcu’yu hedef almıştı. Gazetenin manşetini dev puntolarla "Uğur Mumcu Ajan mı?" yazısı süslüyordu. Araştırdığı onlarca dosya; “faili meçhul” cinayetler, mafya ilişkileri, terör ve tarikat yapılanmaları… Hepsi mafya-gladyo-tarikat üçgeninin Uğur Mumcu’yu hedef tahtasına koyması için bir sebepti. İşte bu sebeple emperyalizmin “sakıncalı piyadesi” haline gelmiştir. ABD tertibinin ardından Mamak Cezaevinde geçirdiği günleri anlattığı kitabına da bu ismi uygun görmüştü Mumcu.
Türkiye’nin bölünmesi için yapılan planlar, vatanı içten çürüten yapılanmalara karşı Türk milletini birleştirmek için mücadele verdi. Bu yüzden de faili meçhul denilen bir NATO cinayetiyle şehit edildi Uğur Mumcu. Türkiye’nin NATO için konumunun Asya devletlerine karşı bir bekçi ve ABD çıkarları için Batı Asya’da bir maşa olarak görüldüğünü biliyordu.
Terörün ülkede kol gezdiği, tarikatların itina ile devlet içerisine yerleştirdiği dönemlerde, örnek bir devrimcilik sergileyen Uğur Mumcu’nun yazıları bu sayede Türk devrimcilerinin yoluna hala ışık tutmaktadır.
Kâhin Değil Devrimci Aydın
Bütün cesaretinin yanı sıra Uğur Mumcu işini hakkıyla yapan bir gazeteciydi, cemaat-ordu-devlet arasındaki ilişkileri açıklarken, NATO planlarını ve PKK-CIA ilişkilerini ifşa ederken her zaman bilime, belgeye ve gerçeklere dayandı. 15 Temmuz gerçeğine dair yıllar öncesinden uyarılar yapması Uğur Mumcu’nun kâhin olduğuna değil Türk milletinin öncüsü, devrimcisi olduğuna kanıttır.
“Derdi millet ile harab oldu ten
Neyleyeyim ikbali istikbali ben"
Mustafa Kemal’in yakın dostu ve silah arkadaşı Ömer Naci’nin bu dizeleri Uğur Mumcu’nun neden devrimci olduğuna yerinde bir açıklama getirir. Devrimcilik ve millet derdi, onu mal, mülk ve makam ile kirlenmiş bir gelecekten uzak tutmuş, satın alınamayan bir aydın ortaya çıkartmıştır. Toprak eğer uğrunda ölecekler varsa satın alınamayacak bir hale bürünür ve vatan olur. Uğur Mumcu toprağı vatan yapan devrimcilerden biri oldu.
24 Ocak 1993 yılında Ankara Karlı Sokak’ta bir bomba sesi duyuldu, patlayan Uğur Mumcu’nun arabasıydı. O andan itibaren bize, Türk gençliğine emperyalizme ve tüm aygıtlarına karşı mücadeleyi miras bıraktı.