YANLIŞ VİCDAN-DOĞRU VİCDANMarks’ın 19 yy. Avrupa’sında emekçilerin sınıf bilincinde yaşadığı tahrifatlara ilişkin kullandığı bir kavramı, yanlış bilinci, 2000’lerin dünyasında vicdan için de kullanmak mümkün. Marks işçi sınıfının kendisini kapitalist sistemin içerisinde tarif eden iş bölümü tezine dair bir yanılsama durumuna işaret etmişti. İşçiler toplumdaki rolünü, sermayesine veya üretim araçlarına sahip olmadan, ürettiği ürünün sonuçlarından yararlanamadan üretiyordu. Dolayısıyla ürüne ve üretime yabancılaşarak yanlış bilinci yaratıyordu. Toplumsal konumlanışını emeğini meta olarak pazarlamaktan ibaret gören bir işçi, kendisinin de özne olarak var olacağı sosyalizm için mücadele etmezdi. Çünkü mevcut düzende sorunlar yaşasa da bir varoluş problem görmüyordu. Kavramın benzer bir biçimde bugüne uzanmasının sebebi yine emekçilerin veya gençlerin sistem içerisinde varoluş sebebini sorgulamayan yanlış bilinçleri ve buna eklenen yanlış vicdanları. Vicdanı insanın bireysel ve toplumsal olaylara verdiği bulunçsal tepkiler olarak tanımlarsak bunun bilinçle birleşmesi gerektiğini de kavrarız. Çünkü vicdan geliştiği toplumsallık içerisinde, doğru hedefe yönelecek politikalar üretmek zorunda. Söz konusu politikaları veya taktikleri bilinç şekillendiriyor. Vicdan tetikse bilinç yiv oluyor. Doğru yönde titreyen vicdanın bilinci de olumlu etkilediğini bildiğimiz ve gördüğümüz için bilincin ve vicdanın yanış türevlerine karşı mücadele de esaslı görevlerden biri haline geliyor. Çünkü bugünlerde yanlış vicdanın bilinçlere takla attırdığına tanık oluyoruz.İstatistik Rakamlarından İbaret Hayatlarİnsanlık isimsiz mezar taşları başında ve toprağın altındadır bugün… Ne garip ki içerisinden geçtiğimiz siyasi sürecin, toplumsal duyarlılıkları geliştirdiğinden söz ediliyor. Hatta hayatın her alanında inançlara duyulan ‘saygı’ ve farklılıkların güzellikleri vazediliyor. İnsanlık yeni duyarlılık alanları keşfetmişmiş. Artık –ideolojiler geride kaldığına göre- çevre, toplumsal cinsiyet ve etnik kimlikler, uğruna mücadele edilecek alanlar olarak öne çıkıyormuş. Buradaki mücadele sözcüğünde de olağanüstü anlamlar aramayalım, ‘femen’ türü eylemlerden veya facebook profillerimizi renklendirmekten bahsediyoruz. Ancak işin ucu ideolojilerin ve tarihselliğin ayan beyan ortada olduğu meselelere gelince, işte orada hiçbir fotoğraf renklendirilemiyor.Suriye halkı 5 yılı aşkın bir süredir tarifsiz acılar yaşıyor. Tıpkı Irak, Afganistan ve Filistin gibi… Türk Milleti de aylardır gelen şehit cenazelerine ağlıyor, öfkeleniyor. Toplam olarak Batı Asya halkları kendisine bu sorunları kimlerin yarattığını net bir şekilde tespit etmiş ve yumruklarını sıkmış, doğru hedefe vurmaya hazırlanıyor, mevziiye giriyor. Burada tarihsellik devreye girer ve içinde bulunduğumuz çağa doğru adı koyar. Biz 20 yy. başından beri hala emperyalizm ve milli kurtuluş savaşları çağındayız. İnişleri ve çıkışlarıyla, tarafların yengi veya yenilgileriyle biçimlenen bu çağ yepyeni bir insan modeli yarattı. Milli ve sınıfsal kimliğinin bilincinde ve halk hareketleri içerisinde sıra neferi olan insan geleceğini yeniden yaratacak bir dizi kavgada saf tuttu. Hala da tutuyor fakat bugün kavgayı bulandırmak için piyasaya sürülen başka ideolojik araçlar söz konusu.Öğrenilmiş Duyarlılıkİdeolojisizlik ideolojisinin 1980 sonrası bizim ülkemizde ve tüm bölgede revaçta olduğu sorunlu bir dönem geçirdik. Söz konusu sorunların aşıldığı ve görüntünün daha pürüzsüz alındığı bir döneme girmekle beraber, tortular hala mevcut. İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kavramları ideolojiler üstü tutarak sömürü ve işgal argümanı haline getiren emperyalist Batı merkezleri hala insanlığın bilincinde çeşitli tahribatlar yaratabiliyor. Örneğin Aylan bebeği gerçekte kimin öldürdüğü ortada iken bunu belirsizleştirerek, soruna sadece ‘üzülerek’ yaklaşan bir tarz var. Yunan adalarındaki göçmenlerin insanlık dışı koşullarını görmezden gelen, öldüklerinde mezar taşlarına isimleri yerine numaralarının yazıldığını atlıyor sosyal medya alanı. Popüler olmadı çünkü. Aylan bebek popülerdi. Ancak o bebeğin gerçek katilleri büyük ustalıkla gizlendi.İdeolojisizlik ve hedefsizliğin alt yapısını hazırladığı belirsizlik sisteminin içinde sisteme karşı bir politik tarzı anlamaya ve açıklamaya çalışıyoruz. Politik bir hedefi ve programı olmayan duygularını öğrenilmiş kaygıları var. Popüler olana mutlaka tepki göstermek (!) ancak daha fazlasını araştırmaya ve zihni berraklaştırmaya gerek duymamak. İşte ülkemizin kendisini daha solda, ilerici veya en hafifinden duyarlı olduğunu iddia eden sosyal medya maunlarının yaşadığı çıkmaz: İdeolojisizlik ideolojisi zemininde öğrenilmiş kaygılarını sanal âleme yansıtmak. Peki, bunun dışında bir yol yok mu?Vicdanlar İntifada Ateşiyle Yanıyor!Savunulacak mevzii çok. Oraya yönelen insan da çok… Öyleyse doğru tavrı buradan bulmak ve gözler önüne sermek de görevdir. Daha fazla göç yollarında kayıp vermek istemiyorsak insanlığımızdan, AKP ve Körfez ülkeleri türevi işbirlikçi ve gericilerin çeteler besleyerek Suriye’ye salmasına karşı durmalıyız. Milli, demokratik ve laik bir ülke olan Suriye’yi parçalama hayallerini açıkça ilan edenler ve bu hedefin parçası olduğunu her gün tekrar edenler göç yollarındaki mazlumların kanına girdi. ABD ve İsrail vahşetinin Aylan’ı deniz kıyısına sürüklediğini görmüyor muyuz? Peki, Filistin’de evi yakıldığında ölen Ali Saad? Onun da katili çok açık bir biçimde liderler zirvelerinde şık elbiseleriyle dolaşmıyor mu? Peki, o katillerin üslerine sahip çıkanlar, ABD seferi güçlerine ‘dualar’ okuyanlar? Obamaların, Netenyahu’ların, Tayyip Erdoğanların ve Körfez Şeyhlerinin dünyasını başına yıkmak gerekmez mi?Elbette evleri yanan babalar, çocukları katledilen anneler, işi elinden alınan gençler, hayatı karartılan öğrenciler ve kadınlar gerici teröre karşı ülkelerinin bütünlüğünü savunuyor Irak ve Suriye’de. Filistin’de, İsrail’in 45 yıllık işgalini sona erdirmek için ellerinde taşlar var şimdi tüm halkın. Buna intifada diyoruz. Ve Hasan Nasrallah’ın dediği gibi, hiçbir kuvvet halkın elinden bu silahları alamaz çünkü halkın silah olarak kullandığı tüm gereçler günlük hayatından… “Nehirden Denize Özgür Bir Filistin” için, yekvücut bir Suriye ve Irak için, yüzünü emperyalizme karşı savaşa dönmüş bir Yemen için, bölücülüğün son bulduğu bir Türkiye için Obama’yı rahat bırakmamak gerekir. ABD askerine çuval geçirmenin vicdanı rahatlığı da işte burada devreye giriyor. Emperyalizmin aşağılamaya çalıştığı doğu dünyasının mazlum milletleri sembolik bir eylemle milli haysiyetine sahip çıkıyor. Filistin’de İsrail tanklarına atılan taş da böyledir. Bir tepki sembollerle canlanır ve sonra da kitlelerin gerçek tepkisini oluşturmak üzere onlara mal olur. Hasan Tahsin’in işgalci Yunan askerlerine 1919 İzmir’inde sıktığı kurşunda böyledir, hemen ardından binlerce Türk işgalcilerle karşı savaşmıştır. Dolayısıyla ABD askerlerini binlerce çuval, İsrail tanklarını yüz binlerce taş beklemektedir. G20’nin beklediği yüzlerce genç gibi…Büyük Taarruz için vicdanlar mevziiye giriyor.Mustafa Kemal’in ifadesiyle “iskarpinli şık salon eşkıyalarıdır” bu emperyalist ülkelerin liderleri ve onların parmakla çağırılan işbirlikçileri. Ne kadar gülümserlerse TV ekranlarında, bilin ki o kadar ülkenin parçalanmasına ve milletlerin felaketine hükmediyorlar. O halde kararlarımızı sanaldan gerçeğe taşıma ve emperyalizme karşı mücadeleyi büyütme sorumluluğu omuzlarımızda. Gençliğin her anti-emperyalist mücadelenin esaslı dinamiği olduğunu ispatlama zamanı. Profil fotoğraflarınızdan daha önemli olan bir memleketin resmini yeniden çizmektir. Gençlik geleceği kurgulayacak ve resimleri yeniden çizecek olan kuvvettir. Ayağa kalkalım! Geleceğin resminde çeteler, kıyıya vurmuş çocuklar olmasın, bölünen ve birbirini yok etmeye çalışan kardeşler kucaklaşsın ve fesat tohumları yayanı geldiği yere göndersin, o tohumların gayrı-meşru çocuklarını da Batı Asya haritasından silsin!Doğru bilincin ve vicdanın ışığında dünyanın en büyük teröristini karşılamaya gidelim. Haydi, Görev başına!UĞURCAN YARDIMOĞLU