Zor Günlerden Geçerken; Gaflet ve İhanet Üzerine

 Türkiye tarihi acı olayların pişirdiği olgunlukla...

Zor Günlerden Geçerken; Gaflet ve İhanet Üzerine

 Türkiye tarihi acı olayların pişirdiği olgunlukların toplamıdır desek abartmış olmayız. Milletimizi var eden ve emperyalizme karşı tunçtan heykeller kadar direngen olmasını sağlayan da tarihten çıkardığı derslerdir. Acıların şekillendirdiği insanlara özgüdür toprağa benzemek ve en çok Türk Milletine yakışır toprağa benzemek, Anadolu ve Rumeli'ye hastır. 

 Yazımıza bir soruyla başlayalım o halde, Emre As'ı hatırlıyor muyuz?

Yahut İbrahim Tanrıverdi'yi ne kadar hatırlayacağız? Ya Murat Özenalp, Cem Aziz Çakmak ne kadar yaşıyor? Muavenet personeli ne kadar yaşıyorsa işte o kadar...


 Mütareke Dönemi'nde İstanbul'daki işbirlikçilerin rezaletlerini Sodom ve Gomora adlı eseriyle anlatmıştı Yakup Kadri. Bir Yakup Kadri daha gerekiyor aynı isimle benzer rezaletleri açıklayabilmek için. Sodom ve Gomora yozlaşmanın adıdır kadim zamanlardan bugüne dek uzanır. İnsanlık o kepazeliğe hafızasında yer ayırmıştır ve benzer durumlarla karşılaştıkça sandığından çıkarır bu ismi. Yakup Kadri insanlığın ortak serzenişini dökmüştür kağıda. Biz de deniyoruz. 


 Deneyimiz o kadar net ki anlamamak gibi bir seçenek bulunmuyor yalnız taraf seçmek gerekiyor. Tarafını uluslararası sermayenin şemsiyesinde seçenler Amerikan dizisi gibi yaşayıp ona özenenler ABD uçaklarının altında CİA düdükleriyle 'devrim' olur mu demiyor. Rezaletini sergiliyor. Yüksek sosyal medya duyarlılıkları o 'devrime' o denli sahip çıkıyor ki Kandil'de öbeklenmiş bölücüler bombalandıkça yürekleri sızlıyor. Müsellim Onbaşı için, ensesine kurşun sıkılarak katledilen polisler için taşlaşan yürekleri, ABD uşakları için çözülüyor. 

 Çarşılarımız PKK tarafından bombalandığında katliam çığlıkları atmıyordu bölücü kuyrukçuları. Yoksa hümanizma orada taşa mı takılmıştı?

 Ziya Paşa hicvediyor yüz yıl öteden, 

'Ne günlere kaldık ey gazi hünkar

Katır defterdar oldu eşek mühürdar...'

 Gaflet, gerçeği görmemek ona sırt çevirmek anlamını taşır. Katilin ne manaya geldiğini ve bugünün Türkiye'sinde ihanet ile nasıl iç içe olduğunu biliriz. Biliriz de gafilin bunlarla ilgisini hep iyimserlikle geçiştiririz. Yok öyle yağma! Gafil de hain kadar sorumludur. Bugün ABD'nin kara müttefiki olanların yanında saf tutanlar vicdanlarını 'Biji Obama' diyenler için harekete geçirenler gaflet uykusundadırlar, rüyalarında Mehmetçiğin kanı pahasına oyuncalar ve kırmızı hariç onlarca renk görmektedirler. Rengarenk uykuları kırmızı üstünde kavuşan ay ve yıldızı görünce kaçmıştır. Boş gözlerle o tabutlara bakanlar o tabutların faillerinde hala rengarenk rüyalar görmektedirler. Tarih bilmezler, tarihten ders alanların tunçlaşmış olgunluğu yoktur onlarda. Beyhude olsa da memleketin birkaç semtine sıkışmış bu çiçek çocukları zaman makinesine bindirelim de omuzlarından tutup sarsalım biraz.

 Siz Dömeke şehitlerine de Niyazi mi dersiniz?

 2. Abdülhamit dönemidir. Sözde denge siyasetiyle sömürgeci büyük devletleri oyalama, oyalarken de topraklarımızı parça parça dağıtma dönemidir. Ancak Girit üzerinden çıkan bir tartışma,bağımsızlığını yeni elde etmiş ve Avrupa tarafından git gide şımartılan bir maşa devletin yani Yunanistan'ın küstah talepleriyle çıkmaz halini alır. Sultan Hamit dahi savaşın mecburiyetini kavrar. Gazi Ethem Paşa komutasındaki vatan evlatları Teselya bölgesinde harekata başlar. Yıl 1897.

 Savaş henüz başlamışken, Harbiye'den bir Yüzbaşı iki Askeri Okul öğrencisini tren garında yakalar. Bu gençlerden biri Mustafa Kemal'dir. Genç Mustafa Kemal, savaşa katılmak için arkadaşıyla birlikte okuldan kaçmıştır. Yakalanınca cehpeye değil okula geri gönderilirler. Sultan Hamit'in müstebit idaresine karşı özgürlük mücadelesi veren Mustafa Kemal, özgürlüğün önüne vatanı koymuştur ve böyle bir müstebit döneminde bile vatan savunması verilebileceğini düşünür. Evet, o baskı rejiminin mutlak hakimi mülkünü savunma düşüncesiyle savaş açmıştır Yunanistan'a. Kaldı ki onu bile yapamamıştır... Ancak Sultan Hamit karşıtlığı adına kimse Yunanistan'ın emperyalistler tarafından desteklenen şımarık taleplerini savunmamıştır. İngiliz emperyalizminin Mısır ve Hindistan sömürgelerini korumak için Girit'i istediğini herkes bilir. Kimse muhalefet yapma adına onun safına geçmez. Neyse ki savaş kısa sürer. Ordumuz Dömeke Meydan Muharebesi'nde düşmanı yener. Tüm özgürlükçü JönTürk subaylar o savaşta görevini yapar.

 Bizim zamanın gafilleri, ABD'nin 2. İsrail devleti olarak tasarladığı 'Kürdistan' projesini bilir. Bilir ama yine de PKK-PYD güçlerini savunacak konuma getirir kendisini. Aman 'muhalif'liğine halel gelmesin. Terörle mücadelede verdiğimiz şehitlere de hiç utanmadan 'niyazi' derler. Uyandırın uykusundan Dömeke şehitlerini ve yüzlerine 'Niyazi' oldunuz diye haykırın bakalım! Uyandırın Rumeli'de ayrılıkçı çetelerle harbeden subayları diyin ki siz Abdülhamit'in yanında yer aldınız! Rumeli köylüsü, savaş acısından usanmış ve birleşme özlemiyle kavrulan o köylü suratınıza nasıl okkalı bir tükürük savurur görün.

 Türkiye'nin çözümünü emekçilerin ve gençliğin vicdanında bulmak.

 Türkiye 90'lı yıllarda yükselişe geçen ABD emperyalizmin geri çekildiği artık başta Suriye olmak üzere projelerinin tarihin çöplüğüne atıldığı günleri görüyor. Görüyor ve harekete geçiyor. Batı Asya ellerini ağır ağır bastı toprağa, toprakla bütünleşti ve ayağa kalktı. Türkiye'miz vatanını savunmaya başladı. Vatanımızı kararlılıkla bütünleştirecek devrimci bir seçeneğin de parlayacağı bir döneme giriyoruz. 2000'li yıllar umut dolu. Tayyip Erdoğanlarla bağımsızlığın gerçekleşmeyeceğini biliyoruz.Bağımsızlığın ve vatan bütünlüğünün biricik garantisi Cumhuriyet Devrimi'dir. Atatürk'ün halkçı-devrimci programıdır. Bu gerçeğin üzerinden kimse atlamıyor. Türk Gençliği de vatanı bütünleştirecek ve milleti birleştirecek çözümü bu programla üniversitelerde yükseltmeye başlayacak.  ABD askerlerinin başına geçirilen çuval o çözümü işaret etmişti.  Söz konusu eylem Gençliğin de tıpkı emekçiler gibi yüreğine su serpmişti. Hudutlarda can veren kahramanları görmeyenlerin 4 Temmuz 2003'te de askerimizin başına geçirilen çuvalla onurları kırılmamıştı. Çünkü böyle bir onurları ve vicdanları yok. Hatta başına çuval geçen ABD askerinin onurunu kurtarmak için harekete geçen 'ilericilerimiz' olmuştu hatırlayalım.

 Ailesiyle birlikte hain kurşunlara hedef olan Arslan Binbaşı için üzülmeyen, telefonda babasıyla konuşurken şehit edilen askerin adını bile bilmeyenler onur ve vicdandan söz ediyor! Olmayan onur ve vicdanlarından..

 Gafilleri omuzlarından tutup sarsma çabamız da onları bu onursuzluktan ve vicdansızlıktan kurtarmak içindir. Uyarıyoruz: Saflarımızı doğru seçelim. Emekçilerimiz saflarını belirliyor. Emperyalizme ve onun güdümündeki bölücülüğe tavır alıyor. Ailelerimize bakalım: şehit cenazelerinde göz yaşı döküyor. Fabrika işçisinin kalbi sınırlarını koruyan Mehmetçikle birlikte atıyor. ABD'nin Kürt halkını da çiğneyerek inşa etmeye çalıştığı koridorlara yapılan her müdahaleyi doğru buluyor. Kürt köylüsü de tıpkı o fabrika işçisi gibi bakıyor, Türkiye'yi birleştirmek için Türk Ordusu'nun yanında yer alıyor.

  Biz hala Dömeke'deyiz.  Genç Mustafa Kemal'in attığı adımı takip ediyoruz. Vatan ve özgürlük davamız için doğru mevzideyiz. Onur da vicdan da burada. Milletimizin kalbi bu mevzide atıyor. Yozlaşanların sonu Sodom ve Gomora'nın öznesi olmaktır. Bizler vatanı savunma mevzisinde sürdürüyoruz kavgayı. Bölünmemek, yok olmamak için kurtuluş kavgasını..

tgb.gen. tr

Tarih:
Diğer Haberler