1908 Devriminin Özgürleştirdiği Kadın

Türk kadını bilinçle, birikimle ve özgüvenle mütareke döneminde kürsülere çıktı, bağımsızlık mücadelesinin fitilini ateşledi.

1908 Devriminin Özgürleştirdiği Kadın
Ecem Fatma Can
Ecem Fatma Can

“Yaşa ey dehr-i cedid-i nisa/ Çünkü saçıyorsun zülmetlere ziya/ Var olun ey gayretli hemşireler/ ilave ediniz tarihimize şanlı sahifeler/ Demek artık kırılacak zinciri esaret/ Kadınlık yükselecek mevki-i layıkına beşaret/ Kadınlar da erkekler gibi çalışırsak / Çalışmaya artık biz de alışırsak/ Eminim ki Osmanlılık yaşayacak/ Cehl artık önümüzden kaçışacak”1

Dünyada kadın haklarına dair büyük atılımlar, savaş ya da devrim süreçlerinde olmuştur. Osmanlı’da da 1908 Hürriyet Devrimi ile resmen başlamış olan kadın hareketleri Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle hız kazanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda vatan mücadelesi ile birleşen kadın hareketleri Cumhuriyet devrimi ile birlikte bugünlere kadar hızla devam etmiştir. Bugün de emperyalizme karşı verdiğimiz mücadelede kadın mücadelesi vatan mücadelesinin dışında değildir. Çünkü kadın vatan toprağında üreten, vatan toprağına emek veren ve vatan toprağı için mücadele edendir. Kadın mücadelesini vatan mücadelesinden ayırmak devrimlerle, savaşlarla, büyük mücadelelerle elde ettiği kazanımlarını çöpe atmaktır. Bu yazımızda Türk kadınının 1908 Hürriyet Devrimi ile başlayan Birinci Dünya Savaşıyla yükselişe geçen mücadelesini anlatacağız. Türk kadının Cumhuriyet devrimi ile birlikte kazandığı siyasal hakların yapı taşlarını incelemeye çalışacağız.
1908 Hürriyet Devrimiyle Başlayan Tartışmalar

“40 arabalık bir konvoy cadde cadde dolaştı. Arabalarda, aralarında Serez Valisi’nin karısının da bulunduğu yüzleri peçe ya da çarşafla örtülü olmayan Türk kadınları oturuyor ve hep birlikte özgürlük sloganları söylüyorlardı.”2

24 Temmuz 1908’de Hürriyet Devrimi ilan edilince İstanbul’da yapılan kutlamalara kadınlar da katılmıştı. Kadınlar özgürlüğe kavuşmalarında devrimin çok önemli bir adım olduğunu biliyorlardı. Nitekim 1908 Hürriyet Devrimi’nin açtığı en önemli tartışma konularından biri kadın ve aile yaşamı olmuştur. “Hürriyet, müsavat, uhuvvet” sloganıyla gerçekleşen devrim, kadınlara da büyük söz özgürlüğü getirmiş bu sayede devrimin önderleri ve dönemin seçkin kadınları, kadınların toplumdaki durumu, peçe ve çarşaf sorunlarını, kadınların eğitimi ve toplumsal hayatta rol almaları sorunlarını açıkça tartışmışlardır.3

Kurulu düzenin temelden değişmesi için nasıl bir toplum yaratılması gerektiğine dair tartışmalar dönemin önderleri açısından oldukça önemli olmuştur. Bu değişim her şeyden önce “yeni hayat” anlayışını gerektirmiştir.

“Yeni hayat” Anlayışı

“Yeni hayat” Gökalp’in gündeme getirdiği bir toplum anlayışıydı; Meşrutiyet’in izleyeceği toplumsal dönüşümlerin kapsayan genel bir çerçeveydi. “Yeni hayat”ın en önemli boyutu ise kadın yaşamına ilişkindi. Kadın Osmanlı’da süre gelen geleneksel yaşam biçimini bırakmalı, toplumsallaşmalı, özgürlüklerini genişletmeli, görünür bir konuma gelmeliydi. Böylece Türkiye’de Batı’dakine benzer bir kadın hareketi II. Meşrutiyet yıllarında gün ışığına çıktı. Osmanlı kadını Batı’daki feminist akıma benzer bir hareketi II. Meşrutiyet’in özgürlük ortamında başlattı.4

Kadınların Eğitim Hakkı Arayışı

Toplumda kadınla erkek eşitliğinin sağlanmasının en önemli aracı olarak kadına ve erkeğe eş düzeyde bir eğitim verilmesi görülüyordu. Dönemin kadın dergilerinde de en önemli ve en açık ifade edilen talep eğitim talebiydi. Toplumun gelişmesi için kadınların çocuğu yetiştiren biri olarak eğitilmesi savunuluyordu. Toplumsal olaylar hakkında fikir sahibi olmak kadınlar için oldukça önemliydi. 1908’de dönemin kadın dergilerinden biri olan Demet’te İsmet Hakkı Hanım bu konuyla ilgili şu sözleri söylemiştir:

“Dokumacılıkla kol yoracak zaman geçti. Artık ameli (uygulamaya dayalı) işlerden usandık. Bir parça zihinlerimizi işletelim. İğne ipliğimizle beraber biraz fikirlerimiz, kalplerimiz de yorulsun. Fikr-i acizanemce bir kız az çok her fennin, her ilmin temel kanunlarını okumalı, öğrenmelidir.(…) genel tahsili erkelerin ki kadar kuvvetli ve itinalı olmalı: Kadınların zaruri ihtiyaçlarından olan el işleriyle beraber fen derslerine de çalışmalı yeryüzü üzerinde geçen olaylar tümü hakkında bir fikir edinmelidir.”5

O dönemde kadınlar yazdıkları dergiler aracılığıyla eğitim konusunda somut taleplerde bulunuyordu. Kız okullarının yaygınlaştırılması, seslerini duyuracakları dergilerin çoğaltılması, eğitim konusunda yaşadıkları sorunların çözülmesi somut taleplerinden birkaçıdır. Kadınların gidebileceği orta dereceli okullar vardı fakat sayısı yetersizdi. Kadınların lise sonrası gidebilecekleri tek yükseköğrenim kurumu Darülmuallimat’tı. Bugün kız öğretmen okulu olarak tanımlayabileceğimiz Darülmuallimat 1870’te açılmıştır. Daha sonra detaylarına değineceğimiz bu kurumlarda tam olarak bir üniversite eğitimi verilmiyordu. Darülmuallimat kadınların lise sonrası eğitim almaları ve meslek edinmeleri açısından önemliydi. Bunun dışında kadınlar yükseköğrenim için özel hocalar tarafından fen ve dil dersleri de alabiliyorlardı. Fakat bu imkânlara genelde dönemin devlet adamlarının kızları erişebiliyordu. 1908 Devrimi sonrasında kadınlar eğitim konusunda pek çok hak elde etti. O dönemde bunun aksini savunan kadınlar olsa da devrimle birlikte elde edilen bu somut kazanımları görmemek imkânsız. İlk olarak kadınlar için okulların sayısı arttırıldı. Kadınlar için ev işleri, çocuk bakımı konularında bazı gece kursları açıldı. 1913’te hastabakıcı kursu açıldı; eğitimli ebelerin sayısı artmaya başladı. Bazı genç kadınlar kız sanat okullarında sekreterlik eğitimine girmeye başladılar. Törenlerde sergilerde 1907’de kurulmuş olan Kızılay çalışmalarında kadınlar görev almaya başladılar. Kadınlar arasında ulusal ölçüde tanınan kişiler yetişiyordu. Bunların başında Halide Edip Adıvar gelir. Selanik ve İstanbul’da kadın dernekleri kuruldu. Kadınlar taleplerini dergiler, dernekler ve düzenledikleri konferanslar aracılığıyla dile getiriyordu.6 O dönem Avrupa’daki kadın hareketlerini de takip eden kadınlar o hareketlerden kendilerini ayırıyorlardı. Türk toplumunun yapısı ile Avrupa’nın toplum yapısının farkını biliyorlardı.7 Batılılaşmayı emperyalist kültüre eklemlenerek yozlaşma biçiminde savunmak o dönemde de “Tanzimatçı ruh” olarak eleştiriliyordu.8 Aslında burada bir parantez açmak gerekir. Günümüz feministlerinden o dönem kadın mücadelesinin önderleri olan kadınlar bu konuda oldukça ayrılıyorlar. Bugün ithal danslarla kadın mücadelesini yürütebileceğine inanan feminist örgütler her ne kadar geçmişle bağ kurmak için Osmanlı’da kadın mücadelesi tarihi üzerine ciltlerce kitap okusalar da üzerinde yaşadıkları toplumu analiz etmede ve kadın mücadelesini farklı toplumlardan ithal ederek ilerletmeleri dolayısıyla Osmanlı kadınlarından oldukça geri durumdalar.

Yukarıda saydığımız kadınların eğitimi için yapılan tüm bu yeniliklerin yanında “1911’de kızlar için ilk idadi açıldı, 1913 tarihli İlk Tedrisat Kanunuyla kız rüştiyeleri altı yıllık iptidailere çevrilerek kaza merkezlerine yayıldı. 1914’te Darülmuallimatların bünyesinde anaokullarına öğretmen yetiştirmek üzere Ana Muallime Mektebi, 1913’te Darülmuallimat’a öğretmen yetiştirmek için Darülmuallimat-ı Aliye açıldı.”9 Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle kadınların eğitim hakları konusundaki kazanımları da arttı. Çünkü erkekler savaş için seferber edilmiş, o zamanın yükseköğrenim kurumu olan Darülfünun’da öğretim üyesi sayısı öğrenci sayısından daha yüksek duruma gelmişti. Savaşın getirdiği ortamda kadınların da yükseköğrenim görmesi şarttı bu nedenle yönetim kadınların diplomalı olmaları için formüller aradı. Toplumsal zemin ve yasal mevzuat tam olarak kızların üniversiteye girmelerine uygun değildi. Bunun için ilk olarak Hanımlara Mahsus Serbest Konferanslar gerçekleştirildi. Darülmuallimat’tan ve Darülfünun’dan gelen hocalarla ilk yardım, kadın hakları, fenni terbiye gibi kadınların daha çok pratik hayatta işlerine yarayacak ve üniversiteye girişlerinde işlerini kolaylaştırılacak dersler verildi. Bu konferanslarda kadınlar oldukça başarılı olmuştur. Devam zorunluluğu ve sınav şartı olmamasına rağmen dönem sonunda yapılan sınava 44 kız öğrenci girmiştir.10

Kadınların bu azmi ve koşulların uygun hale gelmesiyle 24 Ekim 1914’te tarihimizin ilk ve tek kadın üniversitesi İnas Darülfünunu açılmıştır. Bu üniversiteye girmenin şartları arasında evli olmama şartı oldukça dikkat çekicidir. İttihat ve Terakki yönetimi kızların üniversiteye girip çeşitli nedenlerle (evlilik, çocuk vs.) eğitimi bırakmalarına izin vermemiştir. Buradan kadınların eğitimine verilen önemin ciddiyetini kavrayabiliyoruz.11

Vatan Mücadelesinde Kadın İzleri

Tarihimizin ilk ve tek kadın üniversitesinin mezunları gelecekte önemli roller üstlenmiş kadınlardır. Behire Havva, Emine Bedriye, Fatma Fahrunisa, Münevver Saime ve daha niceleri… Bu isimlerden en önemlilerinden biri Münevver Saime’dir. Yunanlıların İzmir’i, İtilaf Devletleri’nin de İstanbul’u işgal ettiği yıllarda öğrenci olan Saime Hanım bu işgaller üzerine arkadaşlarıyla bir araya gelerek Milli Mücadele’ye katılmaya karar vermiştir. 1914 yılında İnas Darülfununu’na girerek son sınıfta erkek öğrencilerle birlikte okuyan ve Darülfünun’dan mezun olan ilk kadın olan Şükûfe Nihal, arkadaşı Münevver Saime’yi şöyle anlatır:

“Asker Saime'nin kalbi yalnız vatan için değil, bütün muzdarip insanlar için ayrı ayrı çarpardı. En akla gelmez fedakârlıklarla, her muzdaripin yardımına koşmayı mukaddes bir vazife bilmişti. O, yalnız kendisini, kendi rahatını, saadetini düşünmezdi. Yıllardan beri meslek hayatında talebelerine yurt, millet aşkı, heyecanı aşıladı. Edebiyat dersi, denilebilir ki onun için yalnız ve yalnız bu konulardan bahsetmeye yarar bir dersti. Sevmediği, dost olmadığı insan yoktu. Herkeste bir başka kıymet bulur, hepimizin en küçük değerini göklere çıkarır, fakat kendisi kimseden bir takdir, bir övme beklemezdi.”12

Şükûfe Nihal de o dönemin mücadele eden önder kadınlarındandı. Kurtuluş Savaşı sırasında eşi ile birlikte Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin önde gelen isimlerinden birisi olmuş, evinde yaptığı toplantılarda kadınları millî mücadeleye destek olmaları için teşvik etmiş; Sultanahmet Mitinginde Halide Edip Hanım’ın yanında durmuştur.

Yukarıda verdiğimiz örnekler bize kadın mücadelesinin kahramanlarının vatan mücadelesinde de en ön safta yer aldığını göstermektedir. Kadınlar hem kendilerini özgürleştirecek eğitim hakkı, çalışma hakkı taleplerinde bulunmuş hem de vatanın bağımsızlığı için mücadele etmiştir. Bu kadınların ismini bugün biliyor olmamızın en önemli sebeplerinden biri vatan mücadelesini kadın mücadelesinden ayırmamış olmalarıdır. Kadınlar, vatanın kurtuluşu için verdikleri mücadeleler ve sosyal haklarını elde etmek için gösterdikleri gayret sonucunda siyasetin kapısını da zorlamıştır.

“Vatanın Hukuku Kadının Hukukundan Üstündür”

“Kadınlar ne bir yıldız, ne bir çiçek, ne de yalnız edebiyata mevzu olan mühim varlıklar değildirler. Kadınlar, vatan için deruhte edeceğimizen müşkil, en uzun teşebbüslerimizde size yardım edecek tabii ve hakiki arkadaşlarınızdır. Onlar valideleriniz, kardaşlarınız, zevceleriniz sıfatıyla açtığımız yolda yol arkadaşlarınız olacaklardır. Onlara sadece şiir yazmayın, onları fikirlerinize ortak edin, ilim ve fenden yararlandırın. Bir kadın evvela Osmanlı vatanperveridir. Vatan kalbinin en güzide en derin nokta-i ibadetidir. Vatanın hukuku kadınlık hukukundan büyük, mühim ve muhteremdir.”13 Halide Edip’in kadınlara bu sözlerle seslenmesinin bir nedeni vardı. Kadın mücadelesinin vatan mücadelesinden kopmaması için kadınları uyarıyordu. Çünkü kadın hukukunu vatan hukukunun üstünde gören Fatma Nesibe Hanım o dönemlerde Beyaz Konferanslarla kadınları toplayıp kadın mücadelesine farklı bir yön vermek istiyordu. Fatma Nesibe Hanım düzenlediği bir konferansta o dönemde donanma için, ordu için yardım toplayıp, toplantı düzenleyen kadın derneklerinin bu çalışmaları karşısında “Elbette donanmalara, ordulara hizmetten ziyade kadınlarımıza kızlarımıza çalışmak daha hayırlıdır. Çünkü vatan bunlardan evvel yeni bir nesle kuvvetli bir unsura muhtaç ve bunu meydana getirecekler şimdiki kadınlardır” diyordu. 14 Bugün Fatma Nesibe Hanımı kadın mücadelesi tarihini araştırırken mikroskopla arıyoruz. Çünkü tarihin tozlu raflarına bir toz zerresi olarak karışmış durumda. O konferanslarla o dönem yüzlerce kadını toplamış olsa da kadınlar, elde ettikleri hakları vatan mücadelesinden ayırmadıkları mücadeleleri sayesinde elde etmişlerdir. Savaşa mermi taşıyan kadınlar, savaş için cesaret şiirleri yazan kadınlar, cephe gerisinde tarlayı ekip biçen kadınlar, donanmaya yardım toplayan kadınlar sayesinde kadınlar bugün bu haklarını elde etmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın Kazanımları

Kadınların 1908 devrimi ile elde ettikleri hakları sadece eğitimle, söz söyleyecekleri dergilerle, derneklerle, konferanslarla sınırlı değildir. Kadın, yukarıda da değindiğimiz gibi, vatan mücadelesi hakkında söylediği sözlerle siyasetin de bir öznesi haline gelmiştir. İttihat ve Terakki’nin 40 kadar kadın üyesi olduğunu, kadınların kurmuş olduğu derneklerin Birinci Dünya Savaşı’na doğru siyasallaştığını söyleyebiliriz.

Birinci Dünya Savaşı’yla beraber cepheye giden erkeklerin yerini kadınlar üniversitelerde, fabrikalarda, dairelerde, sokakta, tarlada doldurmuştur. Bu durum hem savaşın getirdiği zorunluluk hem kadınların yıllardır buradaki ısrarları hem de İttihat ve Terakki’nin teşvikleri sayesinde gerçekleşmiştir. Enver Paşa’nın eşi Naciye Sultan himayesinde, 1914’te Asker Ailelerine Yardımcı Kadınlar Cemiyeti olarak kurulup daha sonra da daha anlamlı ve dönemin dayatan ekonomik ve toplumsal sorunlarına bir çözüm olarak Harbiye Nezareti gözetiminde kurulan Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi bu teşvikin en önemli örneklerinden biridir. Bu cemiyet, ordu için üniformalar, çamaşır, kum torbası dikmiş, 7000-8000 civarında kadın günlük on kuruş yevmiye ile bu cemiyette istihdam edilmiştir.15 Bu cemiyetin amacı “kadınlara iş bulup kendilerini namuslu bir şekilde gelir temin etmeye alıştırarak himaye etmektir.” Bu cemiyet sayesinde kırsal alanda zaten çalışan kadınlar kentlerde de çalışma imkânı elde etmiştir.16

Birinci Kadın İşçi Taburu

Cemiyet aracılığıyla kadınlardan gönüllü asker amele taburları oluşturulmuştur. İstanbul'da Birinci Ordu tarafından oluşturulan Birinci Kadın İşçi Taburu geri hizmette kadınlara istihdam alanı açmıştır. Kadınlar böylelikle kendilerine silah emanet edilmese de askerlik hayatına da dâhil olmuşlardır. Taburun ilk aşamada komutası ve inzibat heyeti ordudaki zabitlerden ve askerlerden oluşmuştur. İleride edinilen deneyimler sonucu taburun yönetimi de kadınlara bırakılmıştır.
Bu taburlara başvuru şartları arasında aşılı olmak, kucakta bebeği bulunmamak gibi koşulların yanında işçiler için, güçlü kuvvetli olmak; memurlar, kâtipler ve hastabakıcılar için de okuryazar olup işlerinin gerektirdiği vasıflara haiz olmak belirtilmiştir.

İşçi taburlarında görev alan kadınlar tarım işçisi olarak tarlada ürün toplarken, çukur kazma ve yol yapımı gibi daha ağır işlerde de çalışmıştır. Bunların dışında marangozluk, aşçılık, terzilik, muhasebecilik, kâtiplik, depo müdürlüğü gibi işler de yapmıştır.17

Sonuç

Türk kadını yukarıda değindiğimiz bilinçle, birikimle ve kazandığı hakların getirdiği özgüvenle mütareke döneminde kürsülere çıktı, bağımsızlık mücadelesinin fitilini ateşleyecek konuşmalar yapıp yazılar yazdı. Türk kadını vatanı için emek verdi, ter döktü, kollarını çalıştırdığı kadar fikrini de çalıştırdı. Mücadelesi hiç durmadı durmadan ilerledi. Cumhuriyet devrimi ile birlikte eline aldığı meşaleyle devrimin simgesi oldu. Devrimlerle ve savaşlarda gösterdiği mücadelelerle özgürleşti ve milletini özgürleştirdi. Hala bu mücadelesi sürüyor. Bugün Türk devriminin mirasçısı olan bizler kadın erkek omuz omuza vererek bu mirası koruyacak ve vatan mücadelesinin meşalesini daima ileri götüreceğiz.

Ecem Fatma CAN
Türkiye Gençlik Birliği GYK Üyesi/ Ankara İl Yöneticisi

Kaynakça:
1) Aktaran: Perinçek, Ş. (2016, Mart). 1908 Devrimi ve Cumhuriyet Kadını. Teori(314), s.50.
2) Aktaran: Perinçek, a.g.e, s.41.
3) Berkes, N. (2019). Türkiye'de Çağdaşlaşma. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, s.444.
4) Toprak, Z. (1988, Mart). Osmanlı Kadınları Çalıştırma Cemiyeti, Kadın Askerler ve Milli Aile. Tarih ve Toplum(51), 34-38.
5) Aktaran: Demirdirek, A. (2011). Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Bir Hikayesi. Ankara: Ayizi Kitap, s.55.
6) Berkes, a.g.e, s.445-446.
7) Demirdirek, a.g.e, s.69.
8) Perinçek, a.g.e, s.48.
9) Perinçek, a.g.e, s.49.
10) İnas Darülfünunu TRT Belgeseli.
11) İnas Darülfünunu TRT Belgeseli.
12) Saime Hanım. Biyografya: https://www.biyografya.com/biyografi/12171 adresinden alındı.
13) Aktaran: Perinçek, a.g.e, s.50.
14) Aktaran: Demirdirek, a.g.e, s.76.
15) Akşin, S. (2017). Kısa Türkiye Tarihi. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s.109.
16) Toprak, a.g.e, 34-38.
17) Toprak, Z. a.g.e, 34-38.

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler