Bir Destansı Kurtuluş Mücadelesi: Maraş Savunması

Türkler bölgenin en büyük şehirlerinden biri olan Maraş’ı Fransızlardan geri aldı. Mücadeleye kadın, erkek, yaşlı, çocuk demeden herkes katıldı.

Bir Destansı Kurtuluş Mücadelesi: Maraş Savunması
Salih Burak Özkan
Salih Burak Özkan

Siz şimdi yalnız olduğunuzu söyleyemezsiniz.

Onlar yanı başlarımızdalar...

Birinci Cihan Harbi’nin sonlarına doğru müttefiklerinin yenilmesi üzerine, Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918´de Mondros Mütarekesini imzaladı. Bu anlaşmaya göre, Anadolu´nun birçok yeri gibi Maraş da işgal altına girdi. Maraş, önce İngiliz kuvvetleri tarafından 23 Şubat 1919´da işgal edildi. 8,5 ay süren İngiliz işgali sırasında pek kayda değer olay cereyan etmedi. Bunun da en büyük nedeni işgal kuvvetleri arasında çok sayıda Cezayirli, Tunuslu ve Hintli Müslüman askerlerin bulunmasıydı. Suriye İtilafnamesi sonucunda şehir bu defa da Fransız kuvvetlerinin işgali altına girdi. Fransız kuvvetlerinin şehre girişleri yerli Ermeniler tarafından büyük bir coşku ve taşkınlıklarla karşılandı. Bu durum yerli Maraş halkını çok rahatsız etti. Şehir içten içe kaynamaya başladı…

İşte tam burada Davulcu Abdal Halil Ağa, Maraş eşrafını birleştirecek bir tutum sergiledi.

Maraş ve bölgenin işgali el değiştiriyor ve Fransız işgali kesinleşiyordu. Ermenilerde taze ümitler belirmiş, aşırı derecede seviniyorlar, şımarıyorlardı. Şımarıklıkları Türkleri rencide edecek derecelere varıyordu. Küçük-büyük bütün Ermeniler, Fransız işgalini coşku ile karşılamaya hazırlanıyorlardı.

Bu hengâmede, 10-15 aileden ibaret olan Yahudi topluluğu ile Abdal aşiretinin hangi tarafı tuttukları belli değildi. Fransız işgal kuvvetlerinin Maraş'a gireceği gün kesinleşti. Ermenilerin en zengini ve hatrı sayılan en nüfuzlusu eski Maraş Mebusu (Milletvekili) Ermeni eşrafından Hırlakyan, Abdal aşiretinin Boybeyi ve en usta davulcusu Abdal Halil Ağa'ya (Halla) gelmesi için haber saldı. Halil Ağa gelince ona;

-Etba'ını topla gel. Ordusunun başında gelen büyük Fransız kumandanını karşılamaya gideceğiz, dedi Hırlakyan.

Öteden beri Hırlakyan Agop Ağa’nın emrine amade olan ve onu eğlendirmek için kırk takla atarak davul çalan Abdal Halil Ağa bu defa:

-Olmaz, gelemem, dedi.

Beklemediği bu ret cevabı karşısında Hırlakyan:

-Kasnağını altınla dolduracağım gelirsen, dedi.

Uzun sakalını avucu içinde tutan Davulcu Halil Ağa:

-Belli, bilirim. Hemi de doldurursun. Davulumu değil, evimi bile altınlarınla doldurursun, dedi. Amma bu din bahsi... Bir çomak bile vuramam, cevabını verdi.

Abdal Halil Ağa’nın bu davranışı hemen şehirde duyuldu. Türkler onun mertlik ifadesi olan bu jestini çok beğendiler. Aynı günün akşamı... Evi aynı mahallede bulunan ve Hırlakyanların konağından rahatça görülebilen Şişman Hacı Ahmet Ağa’nın toprak damı üzerinde kütükler kayıldı (çatıldı), ateş yakıldı. Gecenin karanlığında yükselerek etrafı aydınlatan kızıl alevlerin etrafında halaylar çekildi, oyunlar oynandı. Örnek yiğit Halil Ağa'nın, davulu delercesine vurduğu çomağın çıkardığı davul sesleri bütün geceyi yankılandırdı. Etraftaki Türkler, evlerinin damlarına çıkarak davul-zurna seslerine alkış tutuyor, Ermeniler ve Fransızlar o tarafa bakmaya bile cesaret edemiyorlardı. Bu suretle Türklerde maneviyat ve moral yükselirken, yiğit Halil Ağa’nın gümbür gümbür çaldığı davul seslerine karışan çetelerin naraları düşmana gözdağı veriyor, onları korkutup sindiriyordu. Arada bir mertçe haykırmalar geceyi yırtıyor, Hırlakyanlara ve işgal kuvvetlerine hakaretler yağdırıyordu.

Sütçü İmam Olayı

Fransız ve Ermeni devriyeleri, Uzunoluk Caddesi’nden kışlaya dönüyorlardı. O sırada tarihi Uzunoluk Hamamı’ndan çarşaflı 3 Türk kadını ve bohçalarını taşıyan oğlan çocuğu çıkmışlardı. Yollarını değiştiren Fransız devriye askerlerinden biri kadınlara yanaşarak:

“Burası artık Türklerin değildir. Fransız müstemlekesinde peçe ile gezilemez!” diyerek kadınların peçesini zorla açmak istedi. Türk kadınları, askerlerin bu küstahlıklarına karşı koyarak ve aynı zamanda bağırarak yandaki Kel Naci'nin kahvesinden yardım beklediler.

Olay yerine ilk yetişen Çakmakçı Sait:

“Gavur oğulları dokunmayın bacılarıma!” diyerek, Fransızların üzerine yürüdü. Fakat düşman kurşunlarına hedef olarak yaralandı. Gözü dönmüş Fransız askerlerinin sağa sola rastgele ateş etmeye başlaması üzerine kurşunlara hedef olmak istemeyen silahsız halk, kendilerine siper buldukları yerlere geçmişlerdi. İşte, tam bu sırada; karşıda kendi başına, sessiz sedasız, çocuklarının nafakasını temin için sabah ezanından akşam ezanına kadar çalışan ihtiyar Sütçü, dükkânında bu olayı görmüştü. Sağa sola ateş ederek bir kahraman havasında olan Fransız askerlerinin karşısına tabancasını çekerek;

-Durun bre dinsizler, durun be densizler. Yaptığınız yetti artık... Diyerek tabancasını ateşledi. Bir ses... Bir kurşun... yerde bir Fransız Ermeni... Bu kurşun, düşmana atılan ilk tokattı. Bu kurşun, Türk istiklal ve özgürlüğünün ilk işareti ve kurtuluşun müjdecisi idi. Türk'ün namusuna el atan ve bir Türk'ü yaralayan el nihayet koptu. Bu arada silah seslerine, henüz şehri terk etmemiş İngiliz devriyeleri ve subayları da gelmişlerdi. Sütçü İmam devriyeler gelinceye kadar Nalbant Bekir'den emanet aldığı ata binerek Kandil ve Ahırdağı istikametine hareket etti. Ertesi gün Sütçü İmam, Fransız ve Ermeniler tarafından ev ev arandı. Ama en ufak bir iz dahi bulunamadı. Bugün gönüllerde yaşayan o kahramanın yeri ne Berit dağları, ne Kandil yaylası; ne de Bertiz bağları idi. Yeri yine yiğit Maraşlıların kalpleri idi. Sütçü İmam'ın bütün aramalara rağmen bulunamaması Fransızları kızdırdı. Ertesi gün (1 Kasım 1919) misilleme hareketine giriştiler. Şeyhadil Mahallesi’nden Sütçü İmam'ın dayısının oğlu Tiyeklioğlu Kadir’in ellerini ve ayaklarını arkadan bağlayarak burnunu ve kulaklarını keserek şehit ettiler. Sütçü İmam'ı bulamayan alçaklar, intikamlarını dayısının oğlundan aldılar. Peşi peşine gelen bu hadiseler şehrin ileri gelenleri ve memurlarından 11 kişinin imzasını taşıyan bir protesto telgrafı ile Antep'teki Fransız Komutanlığı’na bildirildi (2 Kasım 1919). Bu protestoya karşılık İngiliz ve Fransız kumandanlarının müşterek imzası ile bundan sonra güvenlik ve asayişin sağlanacağına dair söz veriliyordu. Bundan birkaç gün sonra Osmaniye Bölgesi Guvarnörü (Sivil Valisi) Andre asayişi temin için Maraş'a tayin oldu. Bu durum Maraş ileri gelenlerine birer telgrafla Adana'daki Fransız Valisi Albay Bremond tarafından bildirildi. Guvarnör Maraş'a gelişinde piyadelerini hükümete, süvari ve jandarma birliklerini kaleye yerleştirdi. Akşam yemeğini Abdülkadir Paşa'nın konağında yedikten sonra, geceyi Maraş'ın eski mebuslarından Agop Hırlakyan'ın evinde geçirdi.

Bayrak Olayı

28 Kasım 1919 Cuma günü Maraş'ın kara sabahıdır. Yatağından kalkan Maraşlılar, asırlardan beri kale burcunda dalgalanan şanlı bayraklarını göremezler. Bu olay şehri infiale sürükler. Avukat Mehmet Ali Bey, "Alem-i İslam’a Hitap" beyannamesini yazar ve şehrin muhtelif yerlerine dağıtır, halkı bayrağın indirilmesine tepki göstermeye davet eder.

Cuma namazına çok büyük bir kalabalık toplanır. Ezan okunduktan sonra halk dışarıda "Bayraksız namaz kılınmaz" diye bağırır. O esnada içerideki imam efendi, "Hürriyet olmayan bir yerde namaz kılınmaz" diyerek beyannamenin doğru olduğunu ifade eder. Bunun üzerine halk topluca kaleye hücum ederek, indirilen Şanlı Bayrağını yeniden kale burçlarına diker ve Cuma namazını orada kılar. Bayrak olayından sonra şehir adım adım savaşa sürüklenir, Arslan Bey başkanlığında kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, her mahallede teşkilatlanarak harekete geçer.

Teşkilatlanma

Erzurum Kongresinin son günü olan 7 Ağustos 1919’da, millet adına ülkenin geleceğine sahip çıkmak amacıyla oluşturulan, Sivas Kongresinde vatanın bütününü temsil edeceği esasına bağlanan Heyet-i Temsiliye tarafından, Güney Cephesinde Milli Ordu kurulmasına karar verildi. Bu ordu, “Müdafaa-i Hukuk” hareketi içinde ülkenin milli ve askeri güçlerinin birlikte hareket etmesini, ileride düzenli orduda birleşmesini sağlayacak Anadolu’da oluşan otoriteye güç verecek bir örgütlenme olarak ortaya çıktı.

Eylül 1919 tarihli karar ile Heyet-i Temsiliye mevcut duruma ve Ermeni tehlikesine dikkat çekerek saldırılara örgütlü karşı koymak gerektiğini vurguladı. Müteakiben Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle Albay Selahattin (Çolak) tarafından güney vilayetleri cephe vaziyetlerini görüşmek üzere Gürün’de bir toplantı yapıldı. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa tarafından istifa etmiş subaylardan Yüzbaşı Selim Bey (Yörük Selim) ve Yüzbaşı Asaf Bey de (Kılıç Ali)· bu bölgeye gönderildi.

Mustafa Kemal Paşa’nın kendisine nasıl emir verdiğini Kılıç Ali anılarında şöyle anlatmaktadır: “Seni, Maraş-Antep havalisinde milli kuvvetler teşkilatını yapman için oraya gönderiyorum. Biliyorsun her savunma beldesi bir cephedir ve burada görev alanlar, cephe komutanlığı yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Hizmet birliklerinden mümkün olan yardım yapılacaktır. Düşmanların amacı, Ege’de Yunan işgalini serbest bırakırken, kendi ellerindeki toprakları bizden koparacaklarıyla genişletmek ve bağımsız Türk devletine imkan vermemek... İlk anda Fransızları karşımızda buluyoruz. Telgrafı okudun. Bu millet esir olur mu? Her yer, arkasından gidebileceği asker-sivil insan arıyor. Bugün için en buhranlı bölge Urfa-Maraş-Antep… Bu konuda tecrüben var. O bölgenin halkını bilirim. Yiğit, sadık, fedakâr insanlardır.”

Çarpışmalar

Fransız işgal kuvvetleri, General Qurette’in de toplantıda söylediği gibi şehre asker takviyesi yapmaktaydı. Aynı günlerde Çukurova Camii’ne Ermenilerce bomba konulması ve minarede ezan okuyan müezzine ateş edilmesi, doğal olarak şehirde tansiyonun yeniden yükselmesine neden oldu. Ve Maraş içi ve ikmal yollarındaki çarpışmalar bu olaydan sonra alevlendi. Tüm çarpışmaların detaylarına tek tek değinmeyeceğim ancak şehir dışında gerçekleşen çarpışmalar, Fransızların Adana ve Antep’ten gelen destek kuvvetlerinin ve ikmal yollarının kesilmesi amacıyla yapılmıştır. Şehir içinde gerçekleşen çarpışmalar ise mahalle, konak gibi mevkilerde ilerlemiştir.

Türkoğlu Çarpışması: 5-7 Ocak 1920

Araplar Çarpışması: 13 Ocak 1920

Harabe Çarpışması: 19-21 Ocak 1920

Fransızların Çekilmesi

Türkler Maraş’ın nasıl kurtulacağı hususunda planlar yaparken Fransızlar da geri çekilmeyi planlıyorlardı. Fransız Yardım Kuvvetleri Komutanı Albay Normand, General Querette’ye barış hemen sağlanmadığı takdirde geri çekilmeye dair General Dufieux’un emrini iletmişti. Çünkü Fransız askeri imkânları ve Maraş garnizonunun yeniden ikmal ve iaşesinin yetersiz olması derhal bir karar alınmasını gerektiriyordu. Bu sebeple Maraş’ı şimdi terk edip yiyecek ve cephane sağlandıktan sonra geri gelmek, yeni bir ikmal yapmaktan daha kolaydı.

General Querette, Albay Normand’dan geri çekilmek için 10 Şubat’a kadar beklenmesini rica etti. Mümkün olan en son sınır da bu idi. Şiddetli soğuğa rağmen Fransız askerleri yarım öğünle besleniyorlardı. Hayvanlar için artık bir şey kalmamıştı. Katır ve atlara ancak birer kilogramlık un verilebiliyordu. Kar etrafı kapladığından hayvanların otlardan beslenmesi imkânı yoktu.

9 Şubat gecesi saat 21.00’e doğru Fransız komuta karargâhında General Ouerette ile Albay Normand buluşup durumu görüştüler. General Querette Türk kuvvetlerinin bir kısmının dağılıp şehri terk ettiğini ileri sürerek bir süre daha kalmak istedi ise de Albay Normand, durumun ciddiyetini anlayıp çekilme kararı verdi. General Querette bu görüşe katılmak zorunda kaldı ve şehri 10 Şubat gecesi boşaltma kararı aldı.

Fransızlar şehri terk etme hazırlıklarına götüremeyecekleri ağırlıkları yakmak, top ve makineli tüfeklerini tahrip etmekle başladılar. 11 Şubat 1920 tarihinde gece yarısından itibaren soğuk ve yoğun kar yağışı altında yiyeceksiz İslahiye yönünde çekilmeye başladılar.

Maraş’ta direniş başladığında Mustafa Kemal Paşa Suriye’de bulunan Arap direniş kuvvetleri ile Türk direniş gücünün birlikte hareket ederek Fransızları iki ateş arasına alıp ezebileceğini düşünüyordu. Nitekim Mustafa Kemal’in görevlendirdiği kişiler Suriye’deki Arap yetkililerle yakınlık kurdu, güçlü propaganda ile Halep yöresinde bu işbirliği fikri taraftar kazandı. Bu cephedeki savaşlar ve Türk direnişi Fransa’yı şiddetle sarstı ve Suriye mandasını tehlikeye soktu.

Sonuçta Türkler bölgenin en büyük şehirlerinden biri olan Maraş’ı Fransızlardan geri almayı başarmıştı. Güney Cephesinde gerçek anlamda bir halk hareketi olarak ortaya çıkan direniş, verilen mücadele, vatanseverlik ve Türklük duygusuna dayanıyordu. Bu direnişte sadece erkekler değil, çocuk yaştaki gençler, kadınlar da korkusuzca savaşmışlardı.

Sonuçta Maraş halkı vatanı için büyük fedakârlıkla savaşmıştır.

Bu O gün ki, gözdeki yaş gündelik yaş değil,
Bu O gün ki, yıkılmış kale dökük taş değil,
Bu gün. Maraş göğünden uçmayan kuş kuş değil...

Bu O gün ki,  rüzgarda şehitler ruhu eser.
Ayaklar bu toprağa öpermiş gibi basar.
Bu O gün ki, gündelik neş'e susar, gam susar.

Dert açılır gül gibi, sevinç akar gözyaşı diye.
Çorak yağmur istemez, aç ağlamaz aş diye.
Bir milli zikre başlar Türk "Maraş Maraş" diye.

BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR

 

Salih Burak Özkan

TGB Antalya İl Başkanı

 

Kaynakça:

1- Birinci Dünya Harbi Sonunda Maraş’ın İtilaf Devletlerince İşgali ve Maraş Savunması, F. Rezzan Ünalp, Akademik Bakış Dergisi, Sayı 22, Yaz 2018.

2- https://kahramanmaras.bel.tr/kahramanmaras/milli-mucadele

3- Mustafa Kemal’in Maraş’ın Kurtuluşu İçin Faaliyetleri, Dr. Hale Şıvgın, Dergi Park, 

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler