Emperyalizmin Dayatması: İstanbul Sözleşmesi

İstanbul Sözleşmesi “kadına şiddete karşı önlemler sözleşmesi” gibi görünse Türkiye gibi ülkeleri Avrupa Birliği'nin denetimine açmaktadır.

Emperyalizmin Dayatması: İstanbul Sözleşmesi
Mihriban Bicil
Mihriban Bicil

Son zamanlarda çokça tartışılan İstanbul Sözleşmesi, “sözleşmeden çıkılmalı mı”, “sözleşme kadın haklarını mı koruyor” gibi sorularla Türkiye’nin gündemine geldi. Peki bu İstanbul Sözleşmesi nedir?

İstanbul Sözleşmesi tam adıyla Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi. Sözleşme 2011 yılında İstanbul’da toplanan Avrupa Konseyi ve bazı katılımcı devletler tarafından imzalandı. 29 Kasım 2011 yılında Türkiye’de yürürlüğe girdi.

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun

İstanbul Sözleşmesi’nin 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile bağlantılı olması, sözleşmeden çıkılmasıyla kanunun da ortadan kaldırılacağı iddialarını gündeme getirmiştir. Gerçekten de İstanbul Sözleşmesi kanun yapan bir sözleşmedir. Ancak bu sözleşmeden çıkılmasıyla kanunun da ortadan kalkacağı iddiaları gülünçtür. Kanun sözleşmenin ardından yapılsa da sözleşmeye bağlı değildir. Sözleşmeden bağımsız bir şekilde değerlendirilmelidir.

Bu durumda Türkiye’de 6284 sayılı kanunun korunmasıyla sözleşme arasında doğrudan bir ilişki kurmaya ihtiyaç yoktur. 6284 sayılı kanun kadın hakları ve kadına yönelik şiddeti kapsayan bir kanundur ve bugün değiştirilmesi gündemde değildir. Ancak 6284 sayılı kanunu İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak için Sözleşme ile ilişkilendirmek ve toplumda “kadını koruyan kanunun kaldırıldığı” algısı yaratmak ABD’nin RAND Corporation raporunda bahsettiği “toplumu kargaşaya sürüklemek” misyonuyla birlikte değerlendirilmelidir.

Sözleşme’nin Getirdiği İzleme Mekanizması  

İstanbul Sözleşmesi’nin kadına kazandırdığı yenilikler olsa dahi bunları kendi kanunlarımızda düzenlemek yerine Türkiye’nin kanunları üstünde bağlayıcılığı olan bir sözleşmeye bu hakları vermek Türkiye’nin egemenliğini zedelemektedir. Özellikle sözleşmenin 44/2. Maddesinde yer alan “...belirlenen herhangi bir suça ilişkin yargı yetkisi oluşturmak...” ibaresi, 74/2. Maddesinde yer alan “Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Taraflara, buna onay vermesi halinde, uyuşmazlık sırasında kullanmak için çözüm usulleri oluşturabilir.” ibaresi ve yine sözleşmenin 1/2. maddesinde bulunan “Sözleşme hükümlerinin taraflarca etkili bir şekilde uygulamasını sağlamak amacıyla işbu Sözleşme özel bir izleme mekanizması kurar.” ibaresi sözleşmeyi Türkiye’yi denetlemeye açan maddelerdir. 1/2. Maddede bulunan izleme mekanizmasını 66. Maddede GREVIO olarak tanımlamış.

Sözleşme 68/5. Maddesinde yer alan “GREVIO, sözleşmenin uygulanması hakkında sivil toplum örgütlerinden, sivil toplumdan ve insan haklarını korumaya yönelik ulusal kuruluşlardan bilgi alabilir.“ ibaresi çerçevesinde “sivil toplum örgütleriyle” sözleşmenin ülkeyi denetleyebileceğini ifade ediyor. 8. Madde’de de “... sivil toplum kuruluşları ve sivil toplumun her düzeydeki çalışmalarını göz önünde bulundurur, teşvik eder, destekler ve bu kuruluşlarla etkin iş birliği tesis eder.” vurgusu yapılarak sivil toplum örgütleriyle işbirliği olanağı açılmıştır.

Neoliberalizmin Dayattığı Toplumsal Model

Bu sözleşmede Türkiye’ye bir toplumsal model dayatılmaktadır. Bu sözleşme, kadını aşağılayan, eşcinsellik propagandası yapan örgütleri, feminist örgütleri muhatap alan ve bunlar aracılığıyla Türkiye’yi denetime açan, bu denetimi yasalaştıran bir sözleşme niteliğindedir. Bunu da toplumsal cinsiyet ve eşcinsellik kavramları üzerinden yapmaktadır. Toplumsal Cinsiyet sözleşmede birçok yerde geçiyor. Sözleşme, toplumsal cinsiyeti kadın ve erkekten ayrı bir cinsiyet olarak tanımlıyor.

Neoliberalizm eşcinselliği “toplumsal cinsiyet” gibi tanımlamalar üzerinden topluma dayatmaktadır ve sözleşme de bu misyonu üstlenmektedir. Özellikle 60/2. Maddede “... toplumsal cinsiyete duyarlı bir yorum getirilmesini sağlar...” belirtilen duyarlılık kadın ve erkek dışında tanımlanan “cinsiyetlere” karşı olan bir duyarlılıktır. Sözleşmenin bu duyarlılıkla birlikte kadın ve erkek dışındaki “cinsiyet” tanımlamalarını normalleştirmektedir. Neoliberalizmin topluma dayattığı bu tür cinsel eğilimlerin normalleştirilmesi bu sözleşmeyle birlikte yasallaştırılıyor.

Bir Denetim Aracı Olarak GREVIO

Sözleşmenin kurmaya çalıştığı yeni toplumsal model Türkiye’nin bu çerçevede denetlenmesini de zorunlu kılıyor. Burada da devreye GREVIO raporları giriyor. Sözleşme GREVIO aracılığıyla kendince Türkiye’yi “hizaya getirmeyi” amaçlıyor.

Bu denetlenmenin çok tehlikeli örneklerini yakın zamanda sunulan GREVIO raporunda da somut olarak görebiliriz. Türkiye üzerine ilk raporunda GREVIO, değerlendirme yaparken Türkiye’deki mevcut siyasi iklimin etkilerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtiyor. Raporda, “Terörle mücadeleye ilişkin önlemlerin, Türkiye’nin güneydoğu bölgesindeki güvenlik operasyonlarının ve başarısız darbe girişiminden sonra kamu hizmeti sektöründe memurların kitle halinde işten çıkarılması sonucunda insan kaynaklarının azalması gibi çeşitli faktörlerin, kadınların şiddetten uzak bir yaşam sürme haklarını kullanmaları açısından elverişli bir ortam yaratmadığı” (1) ifade edilmiştir. Yani Türkiye’nin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ve Hendek operasyonları sonrasında kadınları kötü muameleyle karşı karşıya bıraktığını, tecavüz ile tehdit edilerek korkutulduklarını rapor ediyor.

GREVIO raporları Türkiye’deki bütün verilerin aksine, kadına yönelik şiddetin arttığı ve cinayetlerin arttığını, Türkiye’nin artık yaşanılmaz bir ülke haline geldiğini söylüyor. Gerçek verilere baktığımızda ise İçişleri Bakanlığı’nın 26 Mayıs tarihli açıklamasında, bu yılın ilk 4 aylık döneminde kadın cinayetlerinin geçen yılın aynı dönemine oranla %36 azaldığı ifade edilmişti. Yani gerçekliği olmayan bu rapor kolluk kuvvetlerini ve toplamda Türkiye Cumhuriyeti’ni Avrupa Konseyi’ne şikâyet ediyor. Bu şikâyetin ya da denetimin sonucunda Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye herhangi bir yaptırım uygulaması mümkün değildir ancak GREVIO bu raporlarla Avrupa’da Türkiye karşıtı bir kamuoyu oluşturmayı amaçlamaktadır.  

“Sözleşmelerle” Kadına Şiddet Önlenir mi?

İstanbul Sözleşmesi “kadına şiddete karşı önlemler sözleşmesi” gibi görünse de toplam olarak Türkiye gibi ülkeleri neoliberal AB politikaları çerçevesinde denetlemeyi amaçlamaktadır. Ancak bizim kadına yönelik ayrımcılık ve şiddeti engellemek için Avrupa Parlamentosu’na ya da bu gibi sözleşmelere ihtiyacımız yok. Köklü bir cumhuriyet devrimi geleneğine sahip ülkemiz, bu mücadeleyi verecek program ve birikime sahiptir. Kadınıyla erkeğiyle el ele verecek ve önümüzdeki sorunların üstesinden geleceğiz.

 

Mihriban BİCİL

TGB Ankara İl Yöneticisi

 

Dipnot:

1) https://ailevecalisma.gov.tr/media/3825/grevio-rapor-turkce-5bd99d7dbb799.pdf

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler