Enver Aysever'e Soru: Hangi Atatürkçülük?

Aysever'in yazısının bozgunculuktan değil de bilgisizlikten olduğunu düşünmek istiyor insan ancak yazı, ikisini birden içeriyor.

Enver Aysever'e Soru: Hangi Atatürkçülük?
Tolga Dişçi
Tolga Dişçi

TKP'ye yakın Enver Aysever gerçek Atatürkçülüğü anlatma iddiasıyla bir yazı kaleme aldı. Yazıya da "hemen tüm vasatlar kutuplaşma sayesinde müşteri buldu kendine" diye kendini tanımlayarak başlıyor. Yoksa zaten hayattan bu kadar uzak tespitlerin, Atatürkçülük ile süslenip alıcıya sunulması beklenemezdi.

Aysever'e göre "bayramları bile ayrışmış ülkenin yurttaşları"ymışız. Sormak lazım hangi bayramlar bunlar? Muhtemel ki Aysever, 15 Temmuz ile 30 Ağustos'un, 29 Ekim'in birbirinden ayrıştığını düşünüyor. Yani aslında Cumhuriyet'in kuruluşuyla bugün yaşananların karşıt olduğunu iddia ediyor. Bayramlarda sokaklar milyonlarla doluyor, bayramlarda Anıtkabir'e yine milyonlar akıyor, devletin en üst kademesi tüm bayramlarda görkemli kutlamalar düzenliyor. Bütün bayramlarımız ülkemizin her yerinde, her meslekten, her kademeden yurttaşın dahil olmasıyla kutlanıyor. Aysever ise kendine kurduğu çevre içinden bayramları aşağılayarak ve muhaliflik aracı yapmaya çalışarak olayları seyrediyor. Bayramların bir kısmını bir kısmından ayıranları takdir ediyor, ayırmayanlara neden ayırmıyorsunuz diye kızıyor.

MACRON VE ERDOĞAN AYNI TARAFTA MI?

Bu girizgahtan sonra esas konu, "Unutmayalım ki Macron ve Erdoğan aynı taraftadır." diye başlıyor.

Macron'un cumhurbaşkanlığındaki Fransa, Türk Ordusu dokunmasın diye PYD'li teröristlerle yan yana nöbet tutuyor. Macron, SDG'nin sözde eşbaşkanlarını, PYD ve YPG temsilcilerini Paris'te ağırlıyor. Doğu Akdeniz'de ABD, İsrail ve Yunanistan ile birlikte Türkiye ve KKTC'nin egemenlik haklarına açıkça savaş açıyor. Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığındaki Türkiye ise PYD/YPG'nin Kürdistan planını açıkça bozuyor. Türkiye'nin Mavi Vatan'ının işgal edilmesine karşı ABD, İsrail, Fransa ve Yunanistan blokuna askeri güç ile karşı duruyor.

ABD'nin Batı Asya'daki rolünü üstlenmeye çalışan Fransa ile aynı tarafta olmak için PYD'yi terör örgütü olarak tanımamak, PKK'ya egemenlik hakları veren açılım sürecini tekrar başlatmayı istemek, HDP'yi savunmak, Türk Ordusu'nun operasyonlarına karşı çıkmak, Türk yargısının terörle mücadelesine karşı göğsünü siper etmek gerekir.

Bugün Fransa ile Türkiye cephe cepheye zıt iki kuvveti temsil ediyor. Esas karşıtlık ABD ile Türkiye arasında. Fransa'nın konumlandığı yer de ABD'nin hemen yanıbaşıdır. Bu iki zıt kuvvet sahada silahlarını birbirlerine döndürdüler. Her iki kuvveti cumhurbaşkanı ve bakanlar uluslararası alanda temsil ediyorlar. Ve temsil edenlerin karşıtlıkları, silahların gölgesinde devam ediyor.

Yani Erdoğan ile Macron'un aynı tarafta olabilmesi için, bunlardan birinin devletinin yürüttüğü politikaya açıkça zıt hareket etmesi gerekir. Erdoğan, Doğu Akdeniz'den Türkiye çekilsin, araştırma yapmayalım, Mavi Vatan yoktur mu diyor? Yoksa Macron orası Türkiye'nin sularıdır bizim müdahale hakkımız yok mu diyor? İkisi de olmadığına göre cevap ortada. Erdoğan ile Macron şu an iki zıt kuvvetin temsilcileridir. Fransa, ABD'nin yanında olduğuna göre şöyle de koyabiliriz: Erdoğan ile Trump-Macron birbirleri ile savaşan iki kuvvetin temsilcileridir.
Aysever, olaya sadece iktidardakiler ve iktidarda olmayanlar diye bakıyor. Oysa ezen-ezilen çelişmesi yalnızca ulusal düzlemde gerçekleşmez. Günümüzde belirleyici çelişme emperyalist devletler ile gelişen ulus devletler arasındadır. Ulus devletlerin liderleri, emperyalizmin FETÖ ve PKK gibi doğrudan aparatlarının üzerine yürüyorsa, o liderler devletinin yanında emperyalizme karşı saf tutmuş olur.

Baş çelişme bütün dünya sermayedarları ile bütün dünya işçileri arasında da değildir. Emperyalist devletlerin sermaye sahipleri kendi işçi sınıflarının refahını ne ile arttırıyor? Gelişen devletlerden aşırdıkları ile, oradan elde ettikleri sömürünün geliriyle. Bu sömürü gelişen ülkelerin hem sermayedarlarını hem işçilerini, bütün üretici sınıflarını kapsıyor. Dünya emekçilerini birbirinden koparan emperyalizm, ulusun kendi içindeki çıkar birliğini besliyor. Emperyalizmle işbirliği yapanlar hariç, tüm üretici sınıflara karşı mücadele ediyor. Bu mücadele bir ulusun içindeki üretici sınıfları birbirine yakınlaştırdığı gibi, gelişen ulus devletleri de birbirine yakınlaştırıyor. Aslında bunları ilk defa konuşmuyoruz. İnsanlık da bu çağa yeni girmedi. Geçtiğimiz yüzyılın başından beri her geçen gün bunun pratiğini yaşıyoruz.

Türkiye, Milli Demokratik Devrimcilik ile Sosyalist Devrimcilik tartışmalarını büyük ölçüde aşalı yaklaşık 50 yıl oldu. Buna rağmen, sanki insanlık son yüzyılı hiç yaşamamış gibi, hiç bu tartışmalar Türkiye'de olmamış gibi eski kitabi bilgilerde direten "aydın"larımız var.

Bu pratiği açıkça görmezden gelmek için iki şey gerekir. Birincisi, bulutların üzerinde oturmak; ikincisi hayata bilimsel değil, idealist bakmak.

MİLLİYETÇİLİK ÜZERİNDEN TÜRKİYE'YE SALDIRMAK

Bu aymazlık, kendisini şu soru ile devam ettiriyor: "Neden askerlerin, siyasilerin milliyetçilik oyununa gelelim ki?" Nasıl yani diye soruyor insan. Kafamızı kaldırıp çevremize bakıyoruz, yoksa hala çözüm süreci denen zamanda mı yaşıyoruz? Bu tarz demagojilerin modası geçmedi mi güzel ülkemizde?

Burada üç şey yapıyor Enver Aysever:
1- Türk Ordusu'na düşmanlık.
2- Türkiye'ye ve ezilen uluslara düşmanlık.
3- Atatürk ilkelerine düşmanlık.

"1" numarayı şöyle yapıyor: sınırın ötesinde ve içinde vatanımızın bağımsızlığı için kahramanca savaşan Mehmetçiğimizi, halka karşı "oyun kuran" bir konumda gösteriyor. Mehmetçiğe, ordumuza saygıyı, güveni, vefayı baltalamaya çalışıyor.

"2" numarayı şöyle yapıyor: gelişen bir ulus devlet olan Türkiye'nin bölünmeye, kimliğinden koparılmaya, güçsüz düşürülmeye karşı tutkalı ve dayanağı olan milliyetçiliği hedef tahtasına koyuyor. Milliyetçiliği birilerinin oyunu statüsüne iterek, Türkiye'nin hayatta kalmaya devam etmek için izlediği politikaların en önemlilerinden birine saldırıyor. Ezilen ulusların ortak hayat damarlarından birini kesmeye çalışıyor.

"3" numarayı şöyle yapıyor: Atatürk'ün Altı Ok'undan birine doğrudan saldırıyor. Mustafa Kemal Atatürk Nutuk'ta "Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur." diyor. Enver Aysever, Atatürk'ün fikirlerine, Cumhuriyetimizin dayanağına saldırıyor.

Bunlar yetmezmiş gibi devam ediyor: "milliyetçi hezeyanlarını “solculuk” diye yutturamayacaklar!" Türkiye'de özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve gençlik hareketinin doruğa ulaştığı 68'de sosyalizmin ve milliyetçiliğin hep beraber olduğu ve sonrasında da sol içinde bunun devam ettiği bir gerçek. Bu açık gerçekliği fazla uzatmaya gerek yok. Aysever'e en güzel cevabı Doğan Avcıoğlu veriyor: "Milliyetçilik babında, sosyalistlere toz kondurabilecek fazla sayıda babayiğit mevcut olmasa gerekir. Esasen sosyalizmi, Halkçılık, Devletçilik, Devrimcilik, Laiklik, Cumhuriyetçilik ve Milliyetçilik ilkelerine dayanan Atatürkçülüğün en tabi sonucu ve devamı sayıyoruz."

Açık gerçekliğe rağmen Aysever milliyetçiliği neden böyle konumlandırıyor? Onu da az önce açıkladık.

SAHTE ATATÜRKÇÜLÜK

Aysever, sahte Atatürkçülüğü nitelemek için hiç kullanılmamış yeni kavramlar bulduğunu sanıyor. Bunlardan birine de "Sahil Atatürkçülüğü" diyor. Siyasi kaygı gütmeden, şarkıyla türküyle Atatürkçülük yapılmasını eleştiriyor. Bu kısmı pek yerinde. Sonra da eleştiriye şöyle devam ediyor "Okuduğu gazete malum!" Evet hepimizin malumu. Okuduğu üç gazete var: Sözcü, Cumhuriyet ve bazen Birgün. Bu satırları yazdığı Cumhuriyet "Sahil Atatürkçülüğü" dediği şeyin kalesi.

Sonra, TÜSİAD'ı "saraya da giderler, Anıtkabir'e de" diye eleştiriyor. İşte bayramları ayrıştırma çabasının aynına burada tanık oluyoruz. Aysever, bugünün Cumhurbaşkanlığı ile Atatürk'ü karşı karşıya getirmeye çalışıyor.

Bugün Türkiye, İstiklal Savaşı'nın devamını veriyor. Emperyalizmin kendisiyle ve aparatı terör örgütleriyle açıktan mücadele ediyor. Kamu ekonomisine yönelen politikalar izliyor. Emperyalistlere bağımlılığı çözüp, Avrasya ülkeleri ile karşılıklı çıkarlar doğrultusunda ilişkiler kurarak yeni dünyadaki yerini alıyor. Yani bugün Atatürk yaşıyor, yaşamanın ötesinde Türk milletinin en önünde savaşıyor. Aynı milliyetçilikle, Mehmetçiğin taşıdığı aynı ruhla. Bu açıdan bugünkü Cumhurbaşkanlığı ile Atatürk'ü karşı karşıya getirmeye çalışmak tam da Aysever'in yazısında bahsettiği gibi "Atatürk sevgisi kendi tekelindeymiş gibi ahkam kesmek" oluyor.

Aysever, seviyesizleşerek devam ediyor: "Nasıl “milliyetçiler” sermayenin kullanışlı askeriyse, düzen içinden haykırarak “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” demek de aynı anlamı taşır." açıkça anlaşılacak bir cümle. Açıkça içine Atatürk'ün de dahil olduğu milliyetçileri, sermayenin askeri ilan ediyor. Ezilen ulus milliyetçiliği nedir bilmiyor, Atatürk neden milliyetçi idi bilmiyor, Türkiye'de milliyetçiliğe karşı olmak kime yarar farkında değil. Enver Aysever, en az 150 yıl geriden hayatı okumaya çalışıyor ya da kavramların anlamını bilmiyor.

TTB HANGİ YURDU SAVUNUYOR?

Yazının son argümanları iyice ilginçleşiyor. Argüman şu: "TTB yurt savunması yapmaktadır." TTB'nin yurt savunmasına bakalım.

24 Ocak 2018 tarihinde TTB, "Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur" başlığıyla bir açıklama yayınlıyor. Bölücü terör örgütünün üzerine yürümek için gerçekleştirilen Zeytin Dalı Harekatı'nın başlamasından 4 gün sonra savaşın durması yani TSK operasyonlarının bitmesi için çağrı yapıyor.

2015 yılında YPG'nin sözde eş başkanı Asya Abdullah'a "Barış, Dostluk ve Demokrasi" ödülü veriyor:

19 Ağustos 2019 günü teröre destek verdikleri için kayyum atanan HDP'li belediyelere sahip çıkan bir açıklama yayınlıyor:

Fazla geriye gitmemek için diğer olayları buraya eklemiyorum. Sormak gerekir TTB nerede yurt savunması yapıyor? Zeytin Dalı Harekatı'na karşı çıktığında mı? PYD'nin sözde yöneticisine ödül verdiğinde mi? Yoksa, PKK'nın belediye yönetmesine izin verin dediğinde mi? Evet, TTB bir yurdu savunuyor belki ama o yurt Türkiye değil!

Aysever'in yazısının bozgunculuktan değil de bilgisizlikten olduğunu düşünmek istiyor insan ancak yazı, ikisini birden içeriyor.

Maske çenenizde duruyordu. O yüzden indirmek pek de zor olmadı Enver bey.

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler