Gayri Resmi Aklama Çabası

Millî Mücadelemizin amacını ve akışını “Gayri Resmi” tarih ile saptırmaya çalışmak karşılıksız bir çabanın ürünüdür.

Gayri Resmi Aklama Çabası
İ.Göksu Nacar ve Elfide Nur Atalay
İ.Göksu Nacar ve Elfide Nur Atalay

Tarih, geçmişte yaşamış insan ve insan topluluklarının bütün faaliyetlerini yer ve zaman göstererek, sebep- sonuç ilişkisi kurarak, belge ve bulgular ışığında inceleyen bilim dalıdır. Tarihi bilgi, geçmişteki olaylara ilişkin tüm bilgilerin, olayların gerçekleştiği dönemin şartları göz önüne alınarak, mümkün olduğunca nesnel bir şekilde sunulması ile oluşur.

Günümüzde bazı kişiler yakın tarihimizi, yakın “resmi tarih” diyerek yaftalamayı uygun görmektedirler. 18 Mayıs 2020 tarihli yazısında “Resmî tarih olmaz. Resmî tarih, yaşanan tarih değil, icat edilen, dayatılan tarihtir.” diyen Yusuf Kaplan hem yakın tarihimizi, yakın “resmî” tarih nitelemesiyle yaftalamış hem de Vahdettin’i aklamayı amaç güden uzunca bir yazı yazmıştır. Bu yazıyla Türk Devrim tarihine bakış açısını açıkça ortaya koymuştur. Onun Türk Devrim tarihinin belgeli gerçeklerini görmezden gelme isteği, dayatıldığını iddia ettiği tarihe dair duygularını gözler önüne seren niteliktedir.
18 Mayıs 2020 günü Burhan Kuzu “Mustafa Kemal Paşa, 30 Nisan 1919’da Resmî Gazete ’de yayınlanan Sultan Vahdettin'in imzası ile Samsun 9. Ordu Müfettişliğine tayin edilmiştir. Mustafa Kemal, Samsun’a herhangi biri olarak değil Osmanlı’nın en parlak subayı olarak çıkmıştır. Sultan Vahdettin Han’ı rahmetle anıyorum” diye tweet atmış ve Millî mücadelenin ilk adımının Vahdettin’in talimatıyla atıldığını iddia etmiştir.
Aynı gün Sabah gazetesi, Atatürk’ün Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı'nı başlattığı 19 Mayıs'ın 101. yıldönümü için hazırladığı “Adım Adım Zafere” başlıklı görselde, Atatürk'ün yanında, Vahdettin ve Damat Ferit’in fotoğrafının birlikte kullanması ise ortak bir tavır ve bakış açısının göstergesidir.
Yusuf Kaplan'ın yazısı, Burhan Kuzu'nun tweeti ve Sabah gazetesinin görseli resmi tarihi ve bilimsel yöntemi reddetmenin, işine geleni tercih etmenin açık bir örneğidir.

Vahdettin’in kaygısı Millî Mücadele miydi?

Bu soruyu yanıtlamak adına önce Millî Mücadele sürecinde Vahdettin’in bazı hamlelerini incelemek yerinde olacaktır.
- 13 Mayıs'ta Vahdettin'in gönderdiği bir saray kurulu İzmir halkına yakında gerçekleştirilecek olan Yunan işgalinin geçici olacağını, bu nedenle “her ne olursa olsun kan dökülmesine yol açacak” hareketlerden kaçınılmasını söylemişti. Aynı zamanda Dahiliye Nazırlığı, işgalden birkaç gün önce İzmir Valiliği'ne bir yazı göndermiş, “Silahlı direnişe izin verilmemesini ve gerekli önlemlerin alınmasını" istemiştir. Padişah temsilcisi Süleyman Refik Paşa, halkı hükümet önüne toplamış ve burada, padişahın yazılı buyruğunu okumuştu. Vahdettin bu buyrukta, “imzalanmış olan mütarekenin, ülke ve millet için hayırlı” olduğunu açıklıyor ve “Mütareke hükümlerine uymak yerinde ve zorunludur. Ülke, ancak böyle yapılarak kurtarılabilir. İşgalci güçlere karşı çıkmamak onların işlerini güçleştirmemek, böylece onları daha sert davranmaya zorlamamak görevimizdir. Memleketin ali menfaatleri, bunu icap ettirmektedir… İzmir’e gelecek işgal güçleri, hangi dinden ve milletten olursa olsun, onlara Türk misafirperverliği gösterilmelidir. İzmir Halkı, tahrik ve teşviklere kapılarak yanlış yollara sürüklenmekten kaçınılmalıdır” diyordu. İşgale direnç gösterilmemesinin nedeni buydu. ¹
- Yine İzmir'in işgali ile ilgili olarak 20 Eylül 1919 tarihinde yayınlanan padişah bildirisinde "Hükümetin izlediği siyaset sonucunda, meydana gelen İzmir faciaları, Avrupa'nın çağdaş devlet ve uluslarının dikkatini çekti ve dostluğunu uyandırdı. Büyük devletlerin hak veren duyguları, Avrupa ve Amerika kamuoyunun ılımlı tutumu, yakında konum ve şerefimizi koruyacak bir barışa kavuşmak ümidimi kuvvetlendirmektedir. " maddeleriyle desteği Avrupa ve Amerika’dan bekleyen bir hükümet olduğu gözler önündedir. Bu durumda padişahın İzmir'deki Kuvayı Milliye direnişine destek göstermemesi kolaylıkla anlaşılmaktadır. ²
- 1919 yılında Padişah Vahdettin'in mesajını halka iletmek üzere kurulan, başlarında genellikle bir şehzade bulunan nasihat heyeti aslında İngiliz ve Yunan işgallerinin olumsuzluğunu örtbas etmek ve halkın Millî Mücadele'ye katılmasını önlemek adına Vahdettin’in onayıyla kurulmuştur.
- Atatürk Nutkunda Sivas Kongresi sırasında hükümet tarafından saldırı yapılması ve Kürt ayaklanması meselesinde padişahın işin içinde olduğunu bilmezlikten geldik der ve padişaha bir telgraf hazırlar. Bu telgrafta "hükümetin silahlı çatışmaya girmek yoluyla kongreyi basarak Müslümanlar arasında kan dökmeye kalkıştığı, Kürdistan'ı ayaklandırarak vatanı parçalatmak planını para karşılığında üstlenmiş olduklarının belgelerle ortaya çıktığı, hükümetin bu işlerde aracı olarak kullandıkları adamların perişan edilerek kaçmaya mecbur edildiği, yakalanmaları halinde kanuna teslim olunacakları” cümleleriyle hükümetin Millî Mücadele'yi engelleme girişimine açıkça tepki gösterilmiştir. ³
- İngilizlerin Anadolu'daki irtibatın kesilmesi talebi üzerine Vahdettin’in talimatıyla Anadolu'da Kuvayı Milliyecilerin telgrafları kesilmiştir.
- 11 Nisan'da Kuvayı Milliyecilerin eşkıya olduğu ve öldürülmelerinin sevap ve vatani bir yükümlülük olduğuna dair Dürrizade Abdullah Efendi'nin bir fetva çıkarması sağlanmıştır Robbeck, Damat Ferit’e İngiltere'nin aktif bir iş birliği yapamayacağını ama silah ve mühimmat konusunda destek olacağını bildirmiştir. Bunun ardından Kuvayı Milliye'ye karşı Kuvayı İnzibatiye ordusu kuruldu. İngiltere Kuvayı İnzibatiye ordusunun erlerine 30, teğmenlerine 60 ve alay komutanlarına 150 lira maaş bağladı. ⁴
- Damat Ferit hükümetinin kurulmasının temel sebebi Vahdettin'in mevcut Tevfik Paşa hükümetinden rahatsız olmasıydı. Çünkü kabine beklediği kadar İngilizci değildi. İttihat ve Terakki aleyhinde faaliyetler yürütülmesinde yeterince canlı rol almıyordu. İktidar ve intikam hevesi içindeki Hürriyet ve İtilaf Fırkasının içinde bulunduğu ve onların desteklediği bir Damat Ferit Paşa hükümeti kuruldu. Yeni hükümet İngilizlere yaranmak amacıyla İttihatçılar için geniş çapta tutuklamalar yaptı. Yine bu hükümet zamanında Karadeniz'e asayiş sorunlarını çözmek için Mustafa Kemal’in gönderilmesi söz konusu oldu. Böylece hem sorunları çözecek hem de "sivri" bir kişilik İstanbul'dan uzaklaştırılmış olacaktı. ⁵
Tüm bu durum ve olayları incelediğimizde Millî Mücadele’de Vahdettin'in bir rolü vardır fakat Yusuf Kaplan veya Burhan Kuzu'nun yaşadığı yanılsamanın aksine rolü destekleyici olmaktan uzaktır. Bu sürece, İngilizlerle iş birliği halinde, olanca gücüyle engel olmaya çalışan Vahdettin'i kahramanlaştırma gafletine düşmek, bugün Mustafa Kemal'in ve Türk milletinin mücadelesine saygı duymamaktır. Tarihe adını vatan haini olarak yazdıran Damat Ferit'i Atatürk’le yan yana koyarak 19 Mayıs'ı kutlamak tarihsel gerçeklere göz yummaktan başka bir şey değildir.
Atatürk'ün Vahdettin tarafından gönderildiğine dair söylentiler neye dayanıyor?

19 Mayıs'a giden süreçteki tarihsel durumları kavramak adına öncelikle Mustafa Kemal’in neden mayıs ayından önce Anadolu'ya geçmediğini inceleyelim. Mustafa Kemal Atatürk yıllar öncesinden bugünü öngörmüşçesine bu konuyu ele almış ve zamanın gazetecileri Falih Rıfkı, Mahmut Soydan ve Yunus Nadi’ye bu konuda bilgi vermiştir. Öncelikle İstanbul'da iş görmekten en ufak bir ümidinin olmadığını, hep Anadolu'ya geçerek memleketi buradan kurtarmanın yollarını düşündüğünü kaydetmiştir. Anadolu'ya geçtiği zaman hareket alanını ve kendisiyle çalışabilecek kişileri hazırlamak istemektedir. Makam, yetki ve dayanaktan yoksun olarak Anadolu’ya geçerse, kendisine bağlı askeri gücü olmadığına göre, bir serseri kurşunla öldürülebilir, padişaha veya işgal güçlerine yakın bir vali veya asker tarafından kolayca tutuklanabilirdi. Ali Fuat Paşa’nın Anadolu'ya geçmesi ile artık Mustafa Kemal’in Anadolu'da sağlam bir ayağı olmuştur.
İngilizlerin Samsun’a asker çıkarmaları bölge halkının tepkisini çektikten sonra İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, 21 Nisan 1919’da İstanbul Saray Hükümetine bir nota vermişti, Osmanlı'ya gönderilen İngiliz notasının içeriği şöyleydi:
1- Erzurum, Erzincan, Bayburt, Sivas yörelerindeki ordunun terhis silahlarının toplanması işi yavaş gitmektedir.
2- Bu yörelerde Kars’ta olduğu gibi baştan başa şuralar kurulmuştur.
3- Bu şuralar, ordunun denetimi altında asker toplamaktadır. Bu gelişmeler bölgede yaşayan halkı rahatsız etmektedir.
4-Bu duruma derhal son verilmezse, işler ciddiyet kazanacaktır.
5-Şuraların asker toplamalarının engellenmesi için derhal talimat verilmelidir.

İngiliz Komiser Vekili Amiral Webb de 25 Nisan 1919’da bizzat Sadrazam Damat Ferit’i ziyaret ederek aynı istekleri tekrarlamıştı. Damat Ferit, İngiliz yetkililere, “Hükümetin halkı silahsızlandırarak” bu sorunu en kısa zamanda çözeceğini bildirmişti. ⁶
İşte Vahdettin’in Samsun'a bir görevli göndermesinin ihtiyacı buradan doğmuştur. Bugünden baktığımızda Samsun’a çıkmanın önemini biz görsek de Vahdettin bu öneme dair bir fikir sahibi değildir. Kaygısı İngilizleri memnun etmektir. Mustafa Kemal için asıl olan ise, kendisini İstanbul'dan Anadolu'ya çıkaracak köprüyü kurmaktır. Ondan sonrası kendi bileceği iştir.
Müfettişlik görevinin geniş yetkilerini nasıl elde ettiğini Mustafa Kemal Nutuk'ta da şöyle anlatır.
"...Bu geniş yetkinin beni İstanbul'dan sürmek ve uzaklaştırmak amacıyla Anadolu'ya gönderenler tarafından bana nasıl verildiğine şaşırabilirsiniz! Hemen belirtmeliyim ki, bana bu yetkiyi, onlar bilerek ve anlayarak vermediler. Ne olursa olsun benim İstanbul'dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe, "Samsun ve çevresindeki asayişsizliği yerinde görüp önlem almak için Samsun'a kadar gitmekti.” ⁷

İdam fermanı Mustafa Kemal’e mi, Millî Mücadeleye mi?
Alev Coşkun Samsun'dan Önce Bilinmeyen 6 Ay kitabında Vahdettin ve Damat Ferit'in İngilizlerle iş birliği sonucu Atatürk’ün idam fermanının yayınlanmasını şöyle anlatır;
"8 Haziran 1919'da İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe hükümete yazı yazarak, “Karışıklığın başını Mustafa Kemal çekmektedir. derhal geri çağrılmalıdır” dedi. Bunun üzerine Mustafa Kemal İstanbul'a çağırıldı. Fakat gitmedi. 21-22 Haziran 1919'da Amasya Kararları alındı. “Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin bağımsızlığını gene milletin kesin karar ve direnişi kurtaracaktır.” diye başlayan bildiri tüm Anadolu'ya ulaştırıldı. 23 Haziran 1919'da Amasya Bildirisi üzerine Bakanlar Kurulu Mustafa Kemal’in görevden alındığını tüm valilere bildirdi. 8 Temmuz 1919 akşamı Telgraf başına çağıran Mustafa Kemal’e bizzat padişah tarafından görevden alındığı bildirildi. Aynı gece Mustafa Kemal 22.50’de ulusa ve orduya istifa bildirisini yayınladı. İstanbul Divan-ı Harbi, Mustafa Kemal'in yokluğunda onu yargıladı ve onun hakkında idam kararı verdi. Padişah Vahdettin de bu kararı 24 Mayıs 1920'de onayladı."⁸
Nasıl oluyor da Mustafa Kemal'in idam kararını “onu milli mücadeleye gönderen kişi” onaylıyor? Bu soruyu kendine soran kim olursa olsun tarihsel bakış açısına sahip olduğunda ulaşacağı cevap aynı olacaktır.
Vahdettin'in Millî Mücadeleye Sözde Katkısı
Biz bu yazıda Atatürk'ün Millî Mücadele'yi başlatmak üzere Samsun'a geçişini Vahdettin emriyle yapıldığı iddialarına karşı, Vahdettin'in Millî Mücadeledeki rolünü ve İngilizlerle iş birliğini belgelerle ortaya koyarak,
Mustafa Kemal'in Anadolu'ya geçişini aylar öncesinden planladığını anekdotlarla belirterek,
Milli Kuvvetlerin, Atatürk'ün ve onun silah arkadaşlarının idam fermanlarına imza atanların bu tarihi mücadelede değil müdahil olmayı, bu mücadeleyi hayal bile edemeyeceğini aktarmış olduk.
Tarihe adını "vatan haini" olarak yazdırmış Damat Ferit ve onu art arda hükümete getiren İngiliz aşığı Vahdettin, İngiliz sömürgeciliğini kabul ederek ve onu bir kurtuluş yolu olarak görerek Millî Mücadele'de ancak düşman rolünü üstlenmektedir. Millî Mücadele boyunca yaptıkları sayısız eylemle bunu defalarca kanıtlamışlardır.
19 Mayıs, Türk Milletinin, Atatürk’ün önderliğinde emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine, bağımsızlık yerine mandayı tercih edenlere, dar vizyonları sebebiyle kurtuluş yolu görmeyenlere, kurtuluşu yanlış yerde arayanlara, kurtuluşu değil bitişi savunanlara karşı örgütlü mücadeleye atılmasının temsilidir, başlangıcıdır.
Millî Mücadelemizin amacını ve akışını “Gayri Resmi” tarih ile saptırmaya çalışmak karşılıksız bir çabanın ürünüdür. Çünkü "Gayri Resmi" tarih diye nitelenen iddiaların hiçbirine ait bir belge, olay yoktur. Bir milletin doğuşuna gölge düşürmek, tarihi gerçekleri çarpıtmak, aymazlığın en büyüğüdür.
Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi; “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmalıdır. “

Elfide Nur Atalay

TGB İzmir İl Yöneticisi

İkra Göksu Nacar

TGB GYK Üyesi
Kaynakça:

1. Turgut Özakman, Vahdettin, Mustafa Kemal ve Millî Mücadele, s.111
2. Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, s.106, İş Bankası Yayınları
3. Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, s.92, İş Bankası Yayınları
4. Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, Cilt 2
5. Sina Akşin, Yakın Çağ Türkiye Tarihi 1, s.71, Milliyet Kitaplığı
6. Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Cilt 2 s.93
7. Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Sy.6, İş Bankası Yayınları
8. Alev Coşkun, Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay, s.437-438

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler