İki İsim İki Düzen

Nizamülmülk ile Hasan Sabbah arasında yürüyen mücadele, devletin ilerici adımları ile terör eylemlerinden beslenen bir ekip arasında idi.

İki İsim İki Düzen
Volkan Taşdemir-Furkan Olga
Volkan Taşdemir-Furkan Olga

Tarihi incelemelerde olayları incelerken bununla birlikte o olayların temsilcilerini de inceleriz. Her gelişmenin ve durumun esas olarak bir yürüten kişisi vardır. Her gelişme onun öncülüğünü yapan sınıfın karakterini anlatır bizlere.

Nizamülmülk ve Hasan Sabbah hakkında onlarca kitap yazıldı, yüzlerce hikaye yazıldı, binlerce kelime sarf edildi.

Tabii anlatılan masallarda da yazılan kitaplarda da esas olarak anlatılan tarihte belirli süre aralıklarında yaşamış iki şahıs değil. Anlatılan esas olarak iki sınıfın birbiri ile mücadelesidir. Bu karşılıklı mücadelenin temsilcileri bir tarafta Nizamülmülk diğer tarafta ise Hasan Sabbah idi.

Bir tarafta yerleşik düzenin ve devletin temsilcisi diğer tarafta ise gerillacı ve terör eylemlerinin sahibi. Bir tarafta tarihsel olarak ilerici olan diğer tarafta ise tarihsel olarak daha geriyi savunan.

Gelin, önce hem Nizamülmük’ü hem de Hasan Sabbah’ı tanıyalım.

Altın Devrin Veziri

Nizamülmülk, Horasan’da doğmuştur. Nizamülmülk adını vezir olarak atandığında Abbasi halifesinden alır. Döneminde Nizamülmülk haricinde de çeşitli unvan ve lakaplarla anılır. Birçok yerde kendisi hakkında fakir bir aile çocuğu oldu iddia edilir ama bu durum gerçek değildir. Nizamülmülk iyi bir eğitim almıştır. Devrin önemli alim ve şairleriyle tanışmıştır ve onlardan ders almıştır. Babasıyla birlikte Gaznelilerin hizmetine çalışırken yaşadıkları bölge Selçuklu hakimiyetine geçince babasıyla birlikte Selçuklu’nun hizmetine girdi. Melik Alparslan’ın veziri kendisini idari işlerde görevlendirmişti ancak bu vezirle anlaşamayarak Çağrı Bey’in yanına gitti, sevgisini ve güvenini kazandı.

Çağrı Bey daha sonra Nizamülmülk’ü oğlu için görevlendirdi ve onu bir baba gibi kabul etmesini istedi. Çağrı Bey öldükten sonra Horasan Valiliği yapan Nizamülmülk, Alparslan ve Süleyman arasındaki taht kavgasında Alparslan’dan taraf oldu. Alparslan da tahta geçtikten sonra vezir olarak kendisine Nizamülmülk’ü seçti.

Devlette Kurumsallaşma ve Merkezileşme

Pek çok isyanı ve taht kavgasını bastıran ve pek çok savaşta önemli hizmetleri olan Nizamülmülk, Alparslan’ın varisi Melikşah’ın tahta geçmesinde de çok büyük bir rol üstlenmişti. Melikşah babası Alparslan tarafından defalarca varis olarak gösterilmişti ve Abbasi halifesinin de onayı alınmıştı ancak babası öldüğünde henüz 17 yaşında bir melikti Melikşah. Bu sebeple Melikşah’ın otoritesini sağlamak için ileri gelen devlet adamları ve komutanlarla konuşuldu ve bu kişiler Melikşah hükümdarlığı için ikna edildi. Askerlerin maaşlarına zam yapılmış ve cülûs dağıtılmıştı. Melikşah tahta geçtiğinde hükümdar olabilmesi için büyük katkılar sağlayan Nüzamülmülk’ün görevine devam etmesine karar verdi. Melikşah döneminin ilk yıllarında çıkan iç karışıkların ustalıkla bastırılmasında görev alan Nizamülmülk, devletin otoritesini sağlamış ve fetihler için uygun ortamları hazırlamıştı. Melikşah döneminde Selçuklu Devleti’nin altın çağını yaşamasında şüphesiz Nizamülmülk’ün büyük çabaları vardır.

Daha önceki İslam devletlerinde kullanılan ikta sistemini askeri anlamda geliştirerek Selçuklu tarihinde devletin ilk kez hazineden para harcamadan ordu kurabilmesini sağladı. Melikşah döneminde Selçuklu ordusu ikta sistemiyle devlete kayıtlı olan 45 bin kişilik bir süvari kuvvetine sahipti. Bu büyük süvari kuvveti ülkenin çeşitli bölgelerinde ordunun ihtiyaçlarını her an karşılayabilecek şekilde hazır bekliyordu. Siyasetname’den öğrendiğimize göre Nizamülmülk ikta sistemiyle görevlendirilen memurların atandıkları topraklara yerleşmemesi ve bölge halkına zulüm etmemesi için iki yılda bir değiştirilmelerini uygun görür. Burada Nizamülmülk’ün disiplin ve otoriteye verdiği önemi açıkça görüyoruz

Yine Nizamülmülk döneminde dönemin en büyük ve önemli medresesi olarak Nizamiye Medreseleri kurulur. Dönemine göre üniversite diye adlandırabileceğimiz bu medreseler ismini yine Nizamülmülk’ten almıştır. Nizamiye Medreseleri ağırlıklı olarak dini eğitimler vermesinin yanı sıra matematik, tıp, felsefe ve filoloji gibi alanlarda da dersler veriyorlardı. Nizamiye Medreseleri aslında Selçuklu için bir eğitim kurumundan daha fazlasıydı. Hasan Sabbah ve adamlarının yaptığı Bâtınî propagandasına karşı da bir mücadele veriyordu Nizamiye Medreseleri. Devlete eğitimli kadrolar yetiştiriyorlar ve Bâtınî propagandasına karşı devletin kendi ideolojisini aktarıyorlardı. Nizamiye Medreselerinde eğitim veren tüm hocalar medreselerin kurucusu Nizamülmülk’ün mezhebi olan Şafi mezhebine mensuptu. Sultan ve ailesi ise Hanefi mezhebine mensup olduğundan dolayı kendi mezheplerinde eğitim veren medreseler açılması için ülkedeki Hanefi hocalarını teşvik ediyorlardı. Nizamülmülk bir nevi hanedanın da medreseler kurmasına sebep oluyordu. 

Nizamülmülk bilindiği üzere Siyasetname ismiyle önemli bir kitap yazar. Burada dönemin padişahlarına, devlet adamlarına ve daha sonraki dönemde devlette görev alacaklara tavsiyeler vardır. Dönemin toplumunu, siyasi durumunu ve saray içini öğrenmek adına bizler için çok büyük bir kaynaktır.

Devletin toprak sisteminde ikta sisteminin oluşması ve gelirlerinin askerlere tahsis edilmesiyle birlikte üretimde süreklilik kazanıldı ve bu sayede refah seviyesi hızla yükseldi. Ekonomide gelir-gider tablolarının düzenli ve sistemli hale gelmesi ve bununla birlikte dünyada ilk istihbarat teşkilatının oluşturulması Nizamülmülk’ün katkılarıyla oluşur. Nizamülmük, Siyasetname’nin 13. bölümünde ‘’Hiçbir şeyin hiçbir surette gizli saklı kalmaması ve vuku bulan yahut ayyuka çıkan bir meseleye anında müdahele için kulaklarına çalınan her şeyi padişaha ulaştıracak, tacir, seyyah, sûfî, yoksul, sakatatçı kılığında, dört bir yana casuslar salınmalıdır’’ diyerek istihbarata verdiği önemi ve bu konudaki uygulama ve tavsiyelerini gösteriyor.

Hasan Sabbah

Hasan Sabbah kimdir? Babası Şia’nın İmamiye mezhebinin önde gelenlerindendir. Hasan Sabbah erken yaşlardan itibaren oldukça iyi bir eğitim görmüştü. Daha 7 yaşındayken din alimi olmak isteyen Hasan Sabbah, Rey şehrine taşınarak burada dâî diye adlandırılan İsmailiye mezhebine mensup din adamlarından eğitim almış ve bunun sonucunda İsmailiye mezhebine geçmişti. Bunun üzerine İsfahan’a geçti ve 2 yıl burada kaldı. Hilafet makamındaki değişikliği beğenmeyen Hasan Sabbah hapse girdi ve ardından bölgeden sürüldü. Hapisten kaçtığı da söylenir. Mısır’dan ayrılan Hasan Sabbah 9 yıl boyunca bütün İran’ı dolaşarak Batıni propagandası yaptı. İran’daki dağlık bölgelerde eski hükümdarlar tarafından kontrol edilemeyen savaşçı bir grup vardı.

Hasan Sabbah yanındaki dâî denilen din adamlarıyla yaptığı propagandalar sonucunda bu savaşçı grubu kendi yanına çekmeyi başarmıştı. Alamut Kalesini karargah olarak seçti. Burada yiyeceklerin uzun süre dayanabileceği depolar inşa etti.

Bana Cenneti Verebilir Misin?

Hasan Sabbah’ın mensubu olduğu ve propagandasını yaptığı Batıniliğe göre insan ve Allah arasında masum imam denilen aracılar vardı. Allah’ı anlamak için akıl yetersizdi bu yüzden iletişim masum imamlar sayesinde yapılıyordu. Hasan Sabbah da bu yolla fedailerini cennetle müjdeliyordu. Aynı zamanda siyasi olarak da cesaretlendirilen fedailer, önemli din ve devlet adamlarını öldürerek bölgedeki devletlerin otoritesini sarsıyordu. Böylece Batiniler kendilerine alan açıyorlardı. Özellikle Nizamülmülk ve Melikşah’ın ölümünden sonra Selçuklu Devleti’nin zayıflamasıyla Batınilerin önü bir hayli açılmıştır.

İki Farklı Düzen Arayışı

Nizamülmülk ile Hasan Sabbah esas olarak iki farklı düzeni ve iki farklı talebi dile getiriyordu.

Bir tarafta devletin merkezileşmesi üzerine ve kurumsallaşması adına atılan adımlar vardı. Çok ileri bir adım olan ikta sisteminin kurulması, medreselerin açılması ve ordudaki önemli gelişmeler Nizamülmülk’ün ilerici karakterini yansıtıyordu. Selçuklu Devleti’nin bu kurumsallaşma adımları Türklerin hem bölgede hem de yaşadıkları topraklarda kökleşmesini sağlaması ve hakimiyetini güçlendirmesi açısından önemliydi.

Diğer tarafta ise bu düzene karşı çıkan bir hareket vardı. Bu hareketin talepleri ise alt yapısız ve öngörüsüzdü. Yıkmak üzerine kuruluydu. Esas olarak terör eylemleri ile devlet kademesine ve halka korku salan eylemleriyle meşhur olan bir hareketti. Yapılacak olana ve yapılması gerekene dair Hasan Sabbah’ı inceliyoruz, bir önerisi ve talebi yok. Onun tek talebi mevcut düzenin yıkılması.

Medeniyet atılımı, medeniyet havzasına girmek adına çabalar ile ona karşı girişilen terör eylemleri ile yıkıcılık. Karşı karşıya olan şeyler esas olarak budur.

Anarşizm Seviciliği

Kimi yazar ve aydınlarımızda toplumsal olayları ve kişileri değerlendirirken devlet karşıtı, isyancı eylemlere karşı hoşgörü, sevecenlik gibi durumlarla karşılaşıyoruz.

Devletin kurumsallaşması ve merkezileşmesi Türklerin tarihi açısından büyük bir devrimi barındırıyor. Göçebe yaşamdan yerleşik düzene geçen Türkler, ileri bir atılım yaptılar daha sonrasında ise devletlerini kurarak çok önemli bir devrime imza attılar.

Devletin kurumsallaşmasına karşı her türlü eylemi destekleyen anlayışın altında esas olarak anarşizm seviciliği yatıyor.

Selçuklu’nun İç Sorunları ve Nizamülmük’ün Ölümü

Alamut kalesinin alınması Nizamülmük ile Selçuklu sarayı arasında yaşanan siyasi sorunların olduğu döneme denk gelir. Selçuklu Devleti en parlak günlerini yaşamaktadır ancak Nizamülmülk ile Melikşah arasında yaşanan sorunlar artmaktadır.

Nizamülmülk’ün merkezi otoriteye ve disipline verdiği önemden daha önce bahsetmiştik. Disiplinli yönetimden hoşlanmayan bazı devlet adamları kendi çocuklarını devletin önemli mevkilerine getirdiği iddiasıyla Nizamülmük’ü Sultan Melikşah’a şikayet ettiler. Seyyidürrüesâ Ebü'l-Mehâsin ise Nizamülmülk’ü hazinenin onda birini kendisine ayırmakla suçlamıştır. Bu suçlamalar üzerine veziriyle görüşen Melikşah her seferinde Nizamülmülk’e güvenmiş ve yetkilerini arttırmıştır. Devlet adamlarının şikayetleri sonucunda hiçbir şey değişmediğini hatta Nizamülmük’ün güçlendiğini gören Melikşah’ın karısı olan Terken Hatun ve vezir Tâcülmülk de çıkarları doğrultusunda Nizamülmülk’e karşı bir ittifak kurmuşlardır. Terken Hatun, Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra yaşça küçük olan kendi oğlu Mahmud’u tahta geçirerek devleti yönetmek istiyordu ve bu mücadelesinde karşısında gördüğü en büyük engel Nizamülmülk’ten başkası değildir. Tâcülmülk ise Nizamülmülk gibi güçlü bir rakipten kurtulmak istiyordu. Terken Hatun ve Tâcülmülk, Sultan Melikşah’ı Nizamülmülk’e karşı kışkırtmaya başlamıştı. Vezirin devleti ele geçirmeye başladığı konusunda iddialarda bulunarak Melikşah’ı korkuya sevk etmişlerdi. Bunun üzerine Sultan Melikşah, Nizamülmük’e ulaştırdığı mesajda yetkilerini aşıp devlet yönetimine ortak olduğunu belirterek azletmekle tehdit etmişti. Nizamülmülk ise buna cevap olarak vaktiyle yaptığı güzel şeyleri hatırlatmış ve eğer kendisi görevden alınırsa devletin çökeceğini sert bir üslupla belirtmiştir. Yaşanılan bunca gerginliğe rağmen Melikşah vezirini görevden almamıştır. Bu olaydan bir süre sonra Melikşah ve Nizamülmülk birlikte Bağdat’a doğru hareket ettiler ancak Nizamülmülk bu yolculuk esnasında bir suikaste uğramıştır. Nizamülmülk’ü öldüren kişi şikayetini bildirmek isteyen bir vatandaş kılığında gelen Ebu Tahir isimli bir batıni fedaisidir. Ebu Tahir, suikast sonrasında Nizamülmülk’ün adamları tarafından yakalanarak öldürülmüştür. Katip el-İsfahanî, Bündârî ve Ebu’l-Hasan el-Hüseyni gibi bu döneme en yakın kaynaklara göre Tâcülmülk ve Terken Hatun da bu suikastta azmettirici olarak rol almışlardır.

Bu suikastın üzerinden yaklaşık bir ay geçtikten sonra da yine Bağdat’ta sultan Melikşah zehirlenerek öldü. Bu ölüm üzerine de kimin katil olabileceği üzerine ortaya atılmış çeşitli iddialar vardır. İddialar genel olarak katilin Nizamülmülk’ün adamları, Tâcülmülk-Terken Hatun ittifakı ve haşhaşiler olabileceği üzerinde şekilleniyor.

Selçuklu Devleti en parlak dönemindeyken biri sultan birisi baş vezir olan iki büyük yöneticisini kaybetmesi sonucu çöküş dönemine geçmiştir. Terken Hatun oğlu Mahmud’u sultan ilan etmiştir ve Berkyaruk ile girdiği taht kavgasında yenilmiştir. Berkyaruk ise her ne kadar isyanları bastırsa da babasından ona kalan hükümdarlığını pek de kullanamadan genç yaşta hayata veda etmiştir.

Alamut’un Sonu

Selçuklu Devleti’nin kendi iç sorunlarından oldukça faydalanan Hasan Sabbah, Melikşah’ın ve Nizamülmük’ün ölümü sonrası rahat bir nefes alır ve faaliyetlerini büyüterek devam eder. Bu dönemde 50’ye yakın devlet görevlisine karşı suikast düzenlemişlerdir.

Örneğin, Sultan Sencer’in bir gece yastığı başına bir hançer bırakılır ve yanına bir mektup konur. Mektupta: “İsteseydim bu hançeri sultanın yatağına değil de yumuşak göğsüne saplardım. Bu sana ikazım olsun.” yazar. Bu olay sonrası Sultan Sencer haşhaşilere karşı çıkacağı seferden vazgeçer ve Hasan Sabbah ekibi çalışma alanlarında rahat bir düzeye ulaşırlar.

Alamut kalesi hikayesinin bir sonu olur. Cengiz Han’ın başını çektiği Moğolların saldırılarıyla Hasan Sabbah yenilir. İlk olarak Buhara, Semerkant, Rey ve Horasan gibi önemli şehirleri ele geçirip yakar ve yıkarlar. İkinci saldırıda ise Bağdat, Şam ve Polonya’nın bazı bölgelerinin yanında Alamut kalesini de alırlar ve yok ederler.

Devletin İlericiliği

Nizamülmülk-Selçuklu Devleti ile Hasan Sabbah arasında yürüyen mücadele asıl olarak devletin ilerici adımları ile gerillacı bir tarikat örgütlenmesi yapan ve terör eylemlerinden beslenen bir ekip arasında idi.

Güçlü bir otoriteyle büyük topraklara egemen olan Selçuklu Devleti’nden güçlü bir orduya sahip olmasından dolayı Hasan Sabbah’ı yenmesi beklenebilir. Fakat dönemin pek çok hükümdarı ve komutanı, eylem tarzı ile çevresine korku salan ve propagandasını iyi yapan bu ekibe karşı harekete geçmek konusunda cesurca adım atamamıştır. Nitekim daha önce söylediğimiz gibi Alamut’a son verenler de onların propagandalarına maruz kalmayan ve dolayısıyla bu korku ikliminden etkilenmeyen Moğollardır.

Bu iki düzen temsilcisinden taleplerinde ileri olan Nizamülmük’ün temsil ettiği sistemdir. İmparatorluk kültürü, medeniyet atılım, devlet örgütlenmesi ve eğitimde atılan bu adımlar bizler için hala önemli bir miras ve gelenektir. Bu mirasın ilerlemesi Türklerin büyük atılımlarına dayanak sağlayacaktır.

 

Volkan Taşdemir – TLB Ankara İl Sorumlusu

Furkan Olga – TGB ODTÜ AFK Sorumlusu

 

Kaynakça

1- Nizamülmülk, Siyasetname, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009

2- İbrahim Kafesoğlu, Büyük Selçuklu İmparatoru Sultan Melikşah, Milli Eğitim Basımevi, 1973

3- İbrahim Kafesoğlu, Selçuklu Tarihi, Milli Eğitim Basımevi, 1972

4- Bernard Lewis, Alamut Kalesi, NoktaKitap, 2009

5- TDV İslâm Ansiklopedisi, 33.cilt, 2007

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler