Kadınların Sorununu Kaç Beğeni Çözecek?

Cumhuriyet devrimleri kadını özgürleştirdi, üreten kadınları var etti. Şimdi kadın sorununun çözümü için görevimiz Kemalist Devrim'i tamamlamalıyız.

Kadınların Sorununu Kaç Beğeni Çözecek?
Arzu Alpan
Arzu Alpan
İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ TGB İSTANBUL İL YöNETICISI

Hayatımızda daha hızlı, daha kolay iletişim sağlayabildiğimiz mecra olarak yer edinmesi gereken sosyal medya, günlük alışkanlıklarımızdan değer yargılarımıza kadar her şeyi pervasızca değiştirebilecek duruma geldi. Cihazları akıllılaştıralım derken kendi gerçeklerimizden kopar olduk. Sosyal medyadan yayılan neoliberal dalgaların beyinlere etkisinden olsa gerek; sanal gerçekliklere kendilerini kaptırıp hâkim, savcı olduklarını düşünenler, kurdukları simülasyonda birilerinin kalemini kırmayı deneyenler bile var. Bunun da en yakın örneğini geçtiğimiz günlerde sosyal medyada karşımıza çıkan #MeToo, #uykularınızkaçsın gibi kampanyalarla da görmüş olduk.

EN BASİT HALİYLE : #METOO

“Me Too” hareketi ilk olarak 2006 senesinde başlasa da 2017 senesine kadar etki uyandırmamış, 2017 senesinde Hollywood ünlülerinin attıkları tivitlerden sonra ABD gündemine girebilmiştir. En kaba tabiriyle nedir bu #MeeTo dersek; kadınların zamanında başlarına gelen, söyleyemedikleri taciz olaylarını ve bu olayı onlara yaşatanları sosyal medya üzerinden paylaşmaları diyebiliriz. Böylece kadınların yalnız olmadıklarını bilerek birbirlerine destek olabilmesi amaçlanıyor.

Çürümüş toplumun en ağır göstergelerinden biri olan çocuğa ve kadına yönelik cinsel istismar, aynı zamanda toplumların hassas karnıdır. Çocuğa yönelik cinsel istismar 1970’lerde Amerika’daki ani artışla, devamındaki yıllarda Avrupa ülkelerine sıçrayışla beraber bir sorun olarak ele alınmaya başlanmıştır. Asya ülkelerinde ise vakaların artması son 20 senenin konusu olmuştur. Bu vakaların en genel özelliği, gizli kalma eğilimi taşımalarıdır. Özellikle çocuklar yaşadıkları olayları yetişkinliklerine kadar kimseye anlatmak istemezler. Kendini suçlu hissetmesi, utanması, terk edileceğini sanması, yaşayacağı toplumsal baskıyı düşünmesi göz önüne alındığında bu eğilim oldukça normaldir. En uzak açıdan baktığımız zaman kadınların kendilerini yalnız hissetmemesi için başlayan bu hareket olumlu gibi görünebilmektedir. Fakat insanların hayatında derin izler bırakan, bazen kendisine bile anlatamadığı olayları açmanın yeri gerçekten sosyal medya mıdır? Eline telefonu aldığında okuduğu tivitlerle bir anda yaşadığı travmayı tekrar yaşayan, belki de zar zor ayakta duran bir kadının ne yaşayacağını düşünüyor muyuz acaba? Elimizde telefonla girip yazdığımız iki cümle; gerekli psikolojik desteği alamamış, kendisini hazır hissetmeyen bir mağdura büyük zararlar verebilmektedir.

LİNÇ KURUMU TWİTTER MESELEYİ ÇÖZER Mİ?

#Metoo hareketinin bir amacı da tacizciyi ifşalayarak erkeklerin korkmasını sağlamak, “uykularını kaçırmak”, bu davranışı bir daha yapmamasını sağlamak (!). Türkiye’de bu etiketle ismi verilen bir yazar geçtiğimiz günlerde intihar etti. Yazarın ismini veren hesap İstanbul Barosu’na kayıtlı FETÖ’cü bir avukat çıktı.

Sonrasında bu akım ülkemizde tekrar gündeme geldi. Profil sahibinin gerçekten bu olayı yaşadığı için mi yoksa farklı amaçlar güderek mi kampanyayı başlattığı bilinmiyor. Kampanyada sosyal medya belirleyici bir rol oynuyor fakat sosyal medyada gerçekten mağdur olanı ve olmayanı ayırmamız mümkün olmuyor. Sahte bir hesap açıp bir insanın hayatını etkilememiz tek bir gönder tuşuna bakmaktadır. Hatta bu akımla birlikte kişisel intikamlarını almak, egolarını tatmin etmek için paylaşımlar yapan hesaplar bile görebiliyoruz. Bugün tecavüzcü iftirası atıldığı için senelerce boş yere hapis yatan insanlar varken bunun sosyal medya çöplüğünde nasıl etkiler yaratacağını az çok öngörebiliyoruz. Bu durum, bir yerden sonra, gerçek bir mağdurun anlattığı bir olayın gerçekliğinin sorgulanmasına da sebep olabiliyor. Kaldı ki meseleyi yargıya taşımadan, sadece sosyal medyada isim vererek, fotoğraf paylaşarak yapılan bir yakarının faydası da olmayacaktır. Neticede sosyal medya bir yargı mekanizması değildir ve bu ülkenin işleyen bir hukuk sistemi bulunmaktadır.

Sorunun çözümünü cinsiyetler üzerinden giderek bulamayız. Birilerinin ismini vererek, resmini paylaşıp hedef göstererek bir çözüm çıkartamayız. Kadınların ve çocukların maruz kaldığı hiçbir sorunu sadece kadınlar çözemez. Tüm toplumun birleşerek çözebileceği bir meseleden bahsediyoruz. Ortaya konulacak programla, köklü çözümlerle birlikte devrimci olarak bu sorunu ele almamız gerekiyor. Bu konuda en güzel ders, 2017 senesinde verildi. Me Too hareketi, Türkiye’ye ilk sıçradığında kadın cinayetleri ve tacizler gibi can yakıcı konular çerçevesinde ilerlemesine rağmen kalıcılık sağlayamadı ve saman alevi misali söndü. Bazı platformların başını çektiği devrimci olmayan, çözüm önermeyen, attığı sloganlarda bile erkek düşmanlığı, devlet düşmanlığı yaparak toplumu aşağılayan eylemlerde; gerçekten hakkını arayan, derdine derman bulmak isteyen, iyi niyetle bulunan kadınlarımız da vardı. Kadın sorununa bakarken programlarını Batı’nın eliyle çizen, Türk kadınının üzerinden atlayıp, salt iktidar karşıtlığı içine giren ve tüm bunları yaparken toplumu birleştiren değerleri çiğneyen kadın örgütleri en büyük zararı yine kadına vermektedir.

KADINLARIN MÜCADELESİNİN KAN EMİCİLERİ

Türkiye’yi kadın düşmanı olmakla, devlet kurumlarını tecavüzcülükle suçlayan bir kesim var. Zaten görüyoruz ki HDP-PKK-FETÖ ve erkeğe düşman kadın kuruluşlarının ortaklaştığı meselelerden en temeli, Türkiye düşmanlığı yaparak emperyalizmin maşalığını yürütmek. Emperyalizm, bugün tüm organlarını devreye sokmuş biçimde gözünü Türkiye’nin birliği ve bütünlüğüne dikmiş durumda. Rand Corporation raporunda yayımlanan, deyim yerindeyse kaleyi içten yıkma planları, ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği’nin musluğu açıp akıttığı paralar devreye işte bu ittifaklarla birlikte giriyor. Türkiye’de kadınların en çok terörle mücadeleden zarar gördüğünü açıklayan GREVIO baş üstünde taşınıyor. İstanbul Sözleşmesi propagandası yaparak kadınların sorununu sanki bir sözleşme çözebilecekmiş gibi iç meseleler, AB ve ABD’ye açılıyor. Bakıyoruz, kadın mücadelesine sığınarak bu olayları en hararetli şekilde savunan kurumlardan bir tanesi de HDP. 13-14 yaşında kız çocuklarını eğitimlerinden alıkoyan, Diyarbakır Annelerimizin evlatlarını dağa kaçırıp terörist yetiştiren, kadın-çocuk demeden binlerce kişinin yaşama hakkını elinden alan, en temel geçimini uyuşturucuyla sağlayıp gençleri ailelerinden koparan PKK’nın siyasi uzantısı HDP’nin kadın mücadelesinde çözüm sunacağına inanmak safsatadır. Gecesinde #Metoo için destek tivitleri atan, bu destek tivitlerinde çıplak arama yalanını ortaya süren HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun ertesi gün FETÖ’cülerin kanalında devleti tacizci ve katliamcı ilan etmesi de meseleye ışık tutmaktadır.

TÜRK KADINININ SORUNUNU KEMALİST DEVRİM ÇÖZECEK

Türkiye bugün her birimiyle, her köşesinde emperyalizme karşı kararlı ve başarılı bir mücadele yürütüyor. Kadın ve erkek demeden toplumsal olarak elimizi taşın altına koyarsak, sosyal medyadan kafamızı kaldırıp Türk kadınının gerçek sorununu değerlendirirsek ancak doğru mücadeleyi başlatabiliriz. Bugün Türk kadınını neoliberal kalıpların içine hapsetmeye çalışıyorlar. Emeği sömürülüyor, erkeklerle eşit yaptığı işe eşit ücret alamıyor, şiddetin farklı boyutları ile karşılaşıyor, Ortaçağ zihniyetine sıkışıyor. Çürümüş düzene meydan okuyarak, toplum değerlerimizi ileriye taşıyarak, Cumhuriyetimize sarılarak kadın meselesini çözebiliriz.
Cumhuriyet devrimleri kadını özgürleştirdi. Hukuksal alanda var etti. Sosyal hayatın ve çalışma hayatının her yerinde erkekle eşit bir şekilde yan yana getirdi. Kadını ışıkla, bilgi ve kültürle donattı. Üreten, devrimci kadınlar var etti. Kalıcı sonuçlara ulaşmak istiyorsak Mustafa Kemal Atatürk’ün mirası olan Kemalist Devrim’i tamamlamalıyız. Atılan sloganların, emeklerin boşlukta yankılanmaması, kadınımızı ateşin içine itmemek için bunu yapmamız gerekiyor. Kadını metalaştırarak, ifşaların arkasına sığınarak, ucuz iktidar hesaplarıyla kadın mücadelesinin birikimini yok sayanların peşine takılırsak, her gün onlarca kadın aynı sorunlara maruz kalmaya maalesef ki devam edecektir. Kurumları ve kişileri hedef alarak toplumun diğer kesimini yabancılaştırmak çok büyük bir hatadır.
Tarihimizden gördüğümüz bir gerçeklik vardır ki kadın ne kadar dikse toplum da o kadar diktir. Bizler Kılavuz Haticelerin, Nakiye Elgünlerin, Bahriye Üçokların bizlere miras bıraktığı mücadeleyi örnek bir biçimde sürdürecek olanlarız. Bizler Türk kadınının yol haritasını medeni kanunla çizecek, ışığını Kemalist Devrim ile besleyecek, yolunu 6 okla buluşturacak olanlarız.

Arzu Alpan
İstanbul İl Yöneticisi

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler