Kişisel Gelişim Çılgınlığı: "5 Adımda 10 Adım Atmak"

Tek dişi kalmış vahşi canavarına karşı insanlığın onur ve erdemiyle daimi mutluluğun özlemcileriyiz. Üretmek, çalışmak ve umudu yeşertmek zorundayız.

Kişisel Gelişim Çılgınlığı: "5 Adımda 10 Adım Atmak"
Anıl Eren Yıldız
Anıl Eren Yıldız

"Birkaç adımda mutluluk", "25 adımda hedeflerinize ulaşın", "Kendini bil ve istediğin hemen olsun!". Son yıllarda en büyük kitabevlerinin vitrinlerinde, köklü gazetelerin hafta sonu eklerinde, arkadaşlarımızın dilinde, sosyal medya fenomenlerin iletilerinde, yazar olmayan yazarların kaleminde hep o var.

Kapitalizm, 1980 sonrası toplumsal hayatımızın hemen her yerine öylesine hakim oldu ki yıkıcılığına karşın sistemin doktorluğunu yapacak bir alana ihtiyaç duydu. İdeolojik zeminde neo-liberalizmden beslenen bu doktorlarımızın görev tanımı açıktı: Tüketim çağında insanı kendisine yabancılaştırmak ve düşman etmek. Bu görevler ışığında doktorlarımızdan biri var ki, ülkemizde de son 10 yıldır onulmaz dertlerin devası olarak dolaşıyor. Adı: Kişisel Gelişim.

Pek kudretli doktorumuz öylesine işinin ehli ki yazdığı reçeteler, insanların yeryüzünde adeta cenneti yaşamalarına ve her türlü kötülüğün içinde bile umarsızca mutlu olmasını sağlıyor. Hem de sadece ve sadece "kendimizi bilerek". Ne öyle çok enerji harcamaya ne de kendinizden başka bir şey bilmeye gerek var. Bundan iyi doktor nerede bulunur bilmem ama hastası bu kadar "özgüvenli" ve "gamsız" olan bir doktor bulunmaz.

Doktorumuzdan bazı tavsiyeler:
-Gevşeyin. Sakinleşin. Rahatlayın. Görmeyin. Duymayın. Başaracaksınız, emin olun.
- Ne de yeteneklisiniz öyle! Yapamayacağınız şey yok. Üzülmeyin mesela. Bozmayın moralinizi. Her daim keyfiniz yerinde olsun. Aklınızdan bir rakam tutun. Ona kadar sayın. Zekanıza hayran kalsınlar.

-Kahkahalarınız duyulmalı. Küçük şeyciklerden mutlu olun. Bu pozitifliğiniz her şeyi alt üst edecek güçte. Hayranlık uyandırıyorsunuz.
-Vay be, ne de hoşgörülü bir yapınız varmış. Hoşgörün ve de boşgörün. Hadi bakalım, kendinizi yeniden tanımlayın.
-. Terk edin şu duygusallığı, vicdanı. Aklınızı kullanın. Bu dönüşüme ihtiyacınız var. Motiveye ihtiyacınız olacak. Beyin gücünüzü test edin. Özgüveninizi ihmal etmeyin.
-Acilen kendinizi keşfetmelisiniz. İçinizdeki çocuk dirilsin. Mutluluk bilinciniz uyansın. Zevkçiliğe adım atın! Açılın, açılın, açılın. Boğulmazsınız korkmayın. Sahi ya, korkmayın! Atın omuzlarınızdan o korkuları.
- Gelişmişler ailesine sizde dahil olun. Bir acayip konsantrasyon gücü edinin. Başarı, başarı, başarı. Kişiliğiniz ölçmek ister misiniz? Bir nevi karakter testi işte! Sırlarımızı paylaşıyoruz. Kim bilir, ne eğilimleriniz vardır? Önerilerimiz kulağınıza küpe olsun. 

Doktorumuzun taarruz gücü hayli fazla görünüyor. Cidden öyle mi?

ASLINDA NEDİR?

Kişisel gelişim, temelde insanın iletişim becerilerini doğru kullanmayı amaçlasa da zamanla iletişim olgusunu sadece kişilerarası iletişim sığdırmaya çalışmış ve bu olgunun kapsamını daraltmıştır. Kendine has alanıyla ayrı bir kategori olarak zihnimizde yer etmiş, vitrinleri süslemiştir. Her biri iyimser bir dille kaleme alınan kitaplar, ülkemizde ve dünyada en çok "tüketilen" kitaplar olarak öne çıkıyor. Kişinin yaşamında fark yaratma, olumluluk katma, kolaylaştırma ve hedeflediği başarıya ulaşması ve daha pek çok konuda yol gösterici rolü üstelenmiştir. Kişisel gelişim, tüketim çılgınlığı içerisinde kolaycılığın, bencilliğin ve yalnızca gündelik hayatın içine kurulmuş popüler söylemlerle başarılı ve mutlu olacağımızı kulağımıza küpe yapmamızı istiyor. Farklı insan çevrelerine ve sınıfsal yapısına dair geliştirebildiği argümanlar kısıtlıdır. Örneğin, Afrika’da açlıkla mücadele eden milyonlarca insanlara "Benim izlediğim yolu izle, kendini bil ve baştan yarat" demenin bir ağırlığı olmadığını görüyoruz. İşte bu yüzden önemli eleştiri noktası pozitif çerçeveye sığınarak iletişimin toplumsal güç ilişkilerini yabana atmasıdır. Bu bağlamından kopuk dünya tahlilinin insanlık tarihinde bir yeri yoktur çünkü bireyseldir ve asla bir miras özelliği taşımamaktadır.

ABUR CUBUR BİLGİNİN YÖN GÖSTERİCİLİĞİ

Bütün kişisel marifet/gelişim kitaplarında olayların bilimsel bir bakış açısıyla irdelenmediğini, öğüt vermeye yönelik bir tutumun baskın olduğu görürüz. Bu kitaplarda, kuramsal analizlerden ziyade, sözlü kültür döneminin en yaygın iletişim yöntemlerinden biri olan öykü anlatıcılığının ve deneyim aktarımının en birincil eğilimlerdendir. Herkesin anlayabileceği ve akılda kalıcı tumturaklı sözlere, özdeyişlere ve basitleştirmelere dayalı kişisel dili, yaşam deneyimlerini aktarmayı esas alan anlatım tarzı ve analize dayalı yöntemleri ve eleştirel düşünceleri pratikte kullanabilir bulmayarak dışlaması, bilince değil bilinçaltına seslenmesi nedeniyle sözlü kültür dönemine ait unsurları ve eski bir iletişim türünü savunmaktadır

Yenilik olarak sunulan bu söylemlerin modernlik ötesi değil modernlik öncesi özelliklerinin daha ağır bastığını söylemiştik. Modernitenin reddetmiş olduğu bu iletişim ve kültür aktarım tarzlarının neredeyse tamamı bu kitapların temel dayanak noktasıdır. Bu sözlü geleneklerin canlandırılmasının öncülüğünü yapan kişisel gelişim uzmanları değişimin öncüsü rolünü üstlendikleri iddiasındadırlar. Buradaki yenilik ve değişim ilerlemeyi değil bir geriye dönüşü, modernite öncesine dönüşü işaret etmektedir. İletişim tavsiyesi niteliğinde kişisel gelişim kitaplarında pratik yararı gözeten teknik bilgi öne çıkarılırken, kuram ve eleştiri dışarıda bırakılmaktadır. İşlevsel olmayan bilgiyi yadsıyan bu anlayış bilgiyi metalaştırıcı ve hayat karşısında önemsizleştirici durumdadır.

Ayrıca insanlığın birikimini yansıtan; bilim, sanat, edebiyat, felsefeyle ilişki kurmayı reddeden, kişinin bilgisizliğinden bir mutluluk kaynağı yaratmaya çalışmak aydınlanmaya karşı çıkan modern bir cahiliye döneminin ta kendisidir. Bu kitapların içeriğinde, büyük aydınlanma savaşçıları yalnızca farklı özellikleriyle gündemdedir. Einstein’in ilkokulda başarısız olması Picasso’nun çapkın olma klişesi bunlardan biridir. Burada insanın kendini geliştirmesine gerek olmadığı ve gökten zembille inmesi beklenilen "bilinçaltındaki esrarengiz gizi" keşfetmesi beklenmektedir. Edebiyatla sanatla uğraşmak zor iş, derinleşmek ve kavramak modern insanın zaman bakamından isteyeceği bir şey değil. Diğer tarafta 200 sayfalık bir kitap, hayatın bütün sırlarının barındırdığı söylüyor. Bu çok cazip bir teklif!

KİMİ KİMDEN, NEYİ NEYDEN AYIRIYORUZ? 

Ayrımını doğru koyalım ki sonrasında psikoloji camiasını karşımıza almayalım. Sektörün önemli temsilcileri arasında "bu işte para var" diyerek yola çıkan alanında "uzman" psikologlar olması bu durumu meşrulaştırmıyor aksine daha sistemli ve bilimsel bir mücadele yapılması gerektiği sonucu ortaya çıkıyor. Burada eleştirilen; tüketim çılgınlığını meşrulaştıran, toplumdan soyut bir insan tanımına yaslanan ve adeta psikolojinin içinde bir dinmiş gibi düşünülen kişisel gelişim endüstrisidir. Endüstri diyoruz çünkü; motivasyonel hikaye anlatıcıları, kişisel başarı koçları, mutluluk rehberleri, meleklerle konuşmayı öğretenler, medyumlar, reenkarnasyoncular, transandantal meditasyoncular, şamanik vizyoncular, doğunun ruhani disiplinlerini öğreten şifacılar, kuantum terapistleri gibi alanlara yayılan bu çılgınlığın yegane amacı insanları aldatmaktadır. Nasıl Doğan Cüceloğlu ve Üstün Dökmen gibi hocaların Nilgün Bodurlarla bir alakası yoksa bu sektörün de psikolojiyle alakası yoktur. Ayrıca psikolojinin de bilim olup olmadığına dair çeşitli tartışmaların halen devam ettiğini hatırlatalım ama şimdilik bu tartışmaya girmiyoruz. 

ÖZÜ GÜLMEYENİN YÜZÜ GÜLER Mİ?

Kişisel gelişimciler tüm mutsuzlara her şeyin daha farklı olabileceği mesajını verir. Mutsuzluğu, yalnızlığı, yoksulluğu kolayca çözülebilecek problemler olarak tanımlar.

Ama gerçeklik, insanların sadece kafasında yarattığı bir olgu değildir. Kişilerin kendi yaşamlarına hakim olma ve yönetme isteği hep olmuştur. Ama bu isteğe hiçbir zaman toplumsal gerçekliğin üzerinden atlayarak ulaşılamamıştır. Toplumsal hayata duyarsızlığın getireceği yer; yabancılaşma, yalnızlık ve bilgisizliktir. Kişilerin istekleri bu sorunların hiçbirini çözemez. Hem de sırf kişi istiyor diye mutlu olacağını beklemesi anlamsızdır, hayatın olağan akışına terstir. Hayatın içerisinde çaresizlik, güçsüzlük ve mutsuzluk istemeyerek de olsa kimi zaman kabul edilmesi gereken durumlardır. Buralardan kolayca kurtulma isteği en saçma kişisel gelişim fikirleri bile cazip bir çözüm gibi geliyor. Bu yüzden psikolojik rahatsızlıkların çözüm yolu onları ötelemek veya yokmuş gibi davranarak yalancı gülüşler saçmak değildir. Aksi halde özü gülmeyenin yüzü güler mi?

Tek dişi kalmış vahşi canavarına karşı insanlığın onur ve erdemiyle daimi mutluluğun özlemcileriyiz. İnsanlık için üretmek, çalışmak ve umudu yeşertmek zorundayız.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok 
                                        sokağında fener 
                                        penceresinde cam 
ama umudu var büyük insanlığın 
                                        umutsuz yaşanmıyor. 


Anıl Eren YILDIZ

TGB Ankara İl Sekreteri

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler