NATO'dan Çıkalım Yazı Dizisi 5: EKONOMİMİZİ SARAN PASLI ZİNCİR

NATO'nun en büyük zararlarından biri de ekonomimize olmuştur. Dolara teslimiyetin silahlı gücü NATO’dur.

NATO'dan Çıkalım Yazı Dizisi 5: EKONOMİMİZİ SARAN PASLI ZİNCİR
Zeynep Fulya Beder
Zeynep Fulya Beder
İSTANBUL İL YöNETiCiSi

NATO tehditi ülkemizde yalnız siyasi ve askeri konularla sınırlı değil. NATO'nun en büyük zararlarından biri de ekonomimize olmuştur. Dolara teslimiyetin silahlı gücü NATO’dur. Bu sebeple ekonomik krizi nasıl aşacağımızı konuşurken NATO üyeliğimizi iyi incelememiz gerekiyor.


NATO’NUN TÜRKİYE EKONOMİSİNE FATURASI


1920 ve 30’larda Kemalist Devrim’in ekonomik atılımlarının başarısını biliyoruz. Öyle ki 1923-50 döneminin yüzde 8,1 oranındaki büyüme rakamını bugüne değin yakalayamadık. Bağımsızlığını askeri, siyasi ve ekonomik olarak kazandığı için başarılı atılımlar yapabilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti, 1947’de Uluslararası Para Fonu (IMF)’ye, 1952’de ise IMF’nin askeri bekçiliğini yapan NATO’ya üye olarak bağımsızlığından taviz verdi ve Kemalist Devrim’e ilk hançeri vurdu. 1980’e geldiğimizde ise ekonomimizi neoliberalizmin kulu haline getirmek için Özal’ın 24 Ocak Kararları uygulamaya konuldu. Nitekim ithal malların piyasamızda serbestçe dolaşabilmesi, yerli üretimi arttırmaktan önemliydi(!) Küresel sermayenin iyi olduğu bu dönemde IMF’den alınan borçlarla sıcak paranın yalancı nirvanasına ulaşılmıştı.

 

Halkımızın asla kabul etmeyeceği ve kamuculuğu bitiren bu program, NATO’nun örgütlediği 12 Eylül Darbesiyle başa gelen Kenan Evren’in sıkıyönetimiyle gerçekleştirilmemiş miydi? NATO’yla ekonomimize yapılan şey işte budur: NATO’nun zoruyla ekonomimiz Atlantik sistemine hizmete zorlanmaktadır. Ülkemizi dışarıya bağımlı kılan bu sistemin içeride kazananları ise sıcak para komisyonundan, faizden, dolardan, borsadan, ihale ve tarikatlar üzerinden rant sağlayanlar olmaktadır. Halkımız bu mafya sisteminin yıkımlarına daha fazla tahammül etmez! Türkiye’yi ABD yağmasına savaş açan devrimci çözümler bekliyor.


NATO’YU BESLİYORUZ


Elbette NATO, üyesi olan ülkeleri yalnız siyasi ve askeri değil ekonomik “desteğe” de zorluyor. NATO bütçesine adaletsiz bir şekilde katkı sunan ülkeler arasında Türkiye, bütçenin yüzde 3,1’ini finanse ediyor. Ülkemiz NATO’ya yıllık 600-700 milyon dolar civarında kaynak aktarıyor. (1)


Yalnız bu da değil, veriler NATO’ya üye olan ülkelerin ABD silah şirketlerinin doğal müşterisi olduğunu kanıtlıyor. (SIPRI)’nin 2022 Raporu’na göre (2) ABD 2012’den itibaren silah ihracatını yüzde 14 arttırarak yüzde 39 payla dünyanın en büyük silah ihracatçısı olma sıfatını koruyor. Bu silahları NATO ülkelerine pazarlıyor. Sözde “savunma” örgütü olan NATO, bu silahları Batı Asya’da mazlumların üzerinde kullanıyor.

 

NATO’NUN GEÇERSİZ YAPTIRIM TEHDİTİ

Şimdi de ABD, 15 Temmuz Amerikancı Darbe Girişiminin yıldönümünde yaptığı açıklamayla, parasını çoktan ödediğimiz F-16’ları bize vermek için “ABD çıkarına uygunluk” ve “Yunanistan’a karşı kullanmama” şartı koyuyor. Cumhurbaşkanımızın NATO’nun İsveç ve Finlandiya ile genişlemesine onay vermesiyle ABD bu açıklamayı yapabilecek cüreti bulabiliyor. NATO’ya karşı dik duruş sergilemeden hiçbir ülkeyle ticaret yapılmaz!

Son yılların ithalat verilerine bakarak anlıyoruz ki ABD’den aldığımız silahlar azaldıkça milli savunma sanayimiz gelişir. Hatırlarsanız, geçtiğimiz senenin başında Amerika Düşmanlarına Yaptırımla Mücadele Yasası (CAATSA), Türkiye’nin S-400 alımı sebebiyle Savunma ve Sanayi Başkanlığımıza yaptırımlarını açıklamıştı. Yine de ilginç bir şekilde, ABD’nin Savunma ve Sanayi ihracatımızda 386 milyon 100 bin dolarla ilk sırada yer aldığını gördük. (3) Hakikaten, ABD’nin küreselleşip kendisinin pazarı olmasına muhtaç olduğu bir dünyayı yaptırımlarla tehdit ederek piyasadan koparma girişimleri en çok kendine zarar veriyor. Kaldı ki ABD ve AB dışında Rusya’ya konulan ambargoya sadece 20 ülkenin destek vermesi ve bu karara en çok üzülenlerin enerji ihtiyacını nasıl karşılayacaklarını kara kara düşünen AB ülkeleri olması, NATO’nun yaptırım tehditinin ne kadar geçersiz olduğunu gözler önüne seriyor. Elbette hiçbir zararlı bağımlılıktan güle oynaya kurtulunmuyor ancak Türkiye, ABD’nin düşmanı olduğunu kabul ettikçe başı dik bir şekilde ekonomisini kalkındırmayı ve üretmeyi öğreniyor.

ALTERNATİF YOK! YA ÇÜRÜYEN NATO YA YÜKSELEN ASYA!

Bakan Muş, bu senenin Mart ayında 22.5 milyar dolarlık ithalatımızın 8.4 milyar dolarının enerjiye verdiğimiz miktar olduğunu açıklamıştı. Biz doğalgaz ve petrolü kıtalar ötesi Atlantik’ten mi alıyoruz? Hayır, Avrasya’nın emperyalizmle mücadele eden ülkeleri Rusya’dan, Azerbaycan’dan, Irak’tan, Kazakistan’dan alıyoruz. Dünya üretiminin yaklaşık yüzde 50’si, küresel büyümenin ise yaklaşık yüzde 60’ının Asya kıtasında olduğunu (4) göz önünde bulundurursak çağımızın ekonomik fırsatlarının Asya’da olduğu daha da net anlaşılıyor.

Çin gibi ülkeler, Rusya petrolünü yüzde 35 ile yüzde 40 oranında indirimli olarak alıyor.
Ucuz petrol ve doğalgaz, bizim için aynı zamanda ucuz elektrik ve mazot demek, enflasyonun düşmesi, ekonomimizin rahatlaması demek. O halde Türkiye neden bağrındaki düşmandan, komşularıyla ortak düşmanı NATO’dan çıkıp dostlarımızla ucuz enerji için anlaşmıyor?

KALKINAN İNSANLIKTIR

Ortalıkta ‘Ellerinde olsa onlar da öyle yapar!’ gibi söylemler görüyoruz. Bütün dünyanın ABD emperyalizmine özendiğini, diğer devletleri sömürmeden gelişimin mümkün olmadığını iddia eden söylemler. Öyle bir dünya yok! Bugün mazlum devletler ve halkları sömürüden tamamen uzak olmak istiyor. Bu talebin sonucunda Yükselen Avrasya’nın “ortak kalkınma”ya dayalı işbirlikleri güçleniyor. Emperyalizm nedeniyle insani yaşam koşullarından uzaklaşmış olan mazlum milletler ise Türkiye’nin NATO’ya verdiği tavizlere hayretle bakıyor.

Avrasya ittifakları birlikte kalkınırken Amerikan emperyalizminin de karşısına dikiliyor. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyeleri olan Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan, Özbekistan, Hindistan ve Pakistan dünya GSYİH’nin yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyor. Yükselen Asya Uygarlığının Ekonomi Forumlarında varlıkların dolarsızlaştırılması, yerel para birimlerini ve swapları kullanan geçici ticaret çözümleri, yeni bankadan bankaya ödeme mekanizmaları ve dijital para birimlerinin dolar hegemonyasına nasıl alternatif olacağı konuşuluyor. 2030’a dair çıkarılan bütün raporlarda Çin GSYİH’nın ABD’yi geçeceği ve dünyada daha dengeli bir ekonomik düzen olacağı öngörülüyor. Kuşak ve Yol Girişimi’nin paylaşarak kalkınma anlayışının somut başarılarını bütün dünya görüyor!

Bu durumda sormak mecburiyetindeyiz: Biz ABD’nin dayattığı ve küresel sermayenin oyuncağı olmamıza sebep olan politikaları mı uygulayacağız yoksa Türkiye’nin ve Türk halkının yararına olan programı mı savunacağız? Neoliberal ekonominin silahlı bekçisi NATO’nun paslı zincirlerinde mi boğulacağız yoksa o zincirleri kırıp Yükselen Asya Uygarlığına katılarak yerli üreticilerimizi mi destekleyeceğiz? İşte! Üretim Devrimi’nin önündeki derhal aşılması gereken büyük engel, bizi ABD’nin çıkarları doğrultusunda hareket etmeye zorlayan NATO’dur. Yükselen Avrasya’nın ekonomik önderlerinden olmak istiyorsak NATO’dan çıkacağız.

 

KAYNAKÇA:

Milletin parası NATO'nun cebine (aydinlik.com.tr)
SIPRI Yearbook 2022 Summary
Türkiye'nin savunma ve havacılık sektörü ihracatında ABD ilk sırada - Son Dakika Haberleri
Asya Yüzyılında Yeni Türkiye - BİLAL BAĞIŞ

 

Tarih:
Diğer Haberler