Türk Kadınının Özgürleşmesi

Kadının sorununu sığlaştırıp, cinsiyetçilik yapan bu gruplar, Türk kadınını özgürleştirmektense, kadını toplumdan koparıp esir ediyor.

Türk Kadınının Özgürleşmesi
Aylin Kum
Aylin Kum

Hepimiz biliyoruz ki kadın sorunu, insanlığın ortaya çıkışından, günümüze kadar süregelen meselelerden biri olmuştur. Yani kadın sorunu, tarihin her anında var olmuştur. Tabi kadın sorununun, toplamda ortaklaşan noktaları olmakla beraber, tarihin yasası gereği her ülkede farklı gelişim kaydetmiştir.

20.  Yy. başlarında, İngiltere ve Türkiye’deki kadın sorununu ortaklaştırmanın pek mümkün olmadığını görüyoruz. İngiltere’de, sanayinin gelişmesiyle fabrikada işçi olan kadının, erkekle aynı saatte çalışmasından ötürü oy hakkı talep etmesi ile 20.Yy’ın Türkiye’sinde bundan daha farklı bir durumla karşılaşırız. Bu nedenle her ülkenin kendi koşulları ve yapısı gereği farklı mücadele alanları ve yöntemleri olduğunu söyleyebiliriz. 

Bu yazıyla beraber Türkiye’deki kadın sorunu, Türk kadının toplumsal rolünü ve bugün Türkiye’de kadın mücadelesi ne aşama da bunu inceleyeceğiz.

KADININ BOĞUŞTUĞU SORUNLAR

Kadının günlük yaşamında ki sorunlar, toplumun sorunlarından bağımsız değildir.

Türkiye’nin içine girdiği ekonomik sıkıntıların ortasında kadının; geçinmek, üretmek, üreten toplumun içinde var olmak gibi bir zorunluluğu vardır. Bu meseleyi biraz daha özelleştirirsek; kadının kendi hayatını idame ettirebilmesi, kendi ayaklarının üzerinde durabilmesi açısından üretim ilişkisine bir yerden dahil olma meselesi bir kadın sorunudur. Aynı zamanda Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz de, kadınların işten çıkarılmasının önünü açmaktadır. Bu da kadınımızı geçim sıkıntısının içine itmiştir.

Türkiye’nin birliğini hedef alan ve Doğu’dan, Batı’ya tüm Türkiye’de en öncelikli sorun olan terör, kadının da en önemli sorunlarındandır. Doğu’daki ailelerimiz, zor şartlar altında çocuklarını okutmak, meslek sahibi yapmak için mücadele vermektedir. Fakat PKK oradaki çocukları dağa kaçırıp, Türkiye’ye karşı silah tutmaya zorlanmaktadır. Aileler çocuklarının silah değil, kalem tutmasını, topluma ve kendine yararlı insanlar olmasını istemektedir. İstemekle kalmayıp, terörün kendine insan yetiştirmek için dağa kaçırdıkları çocukları için yakşalık 2 aydır büyük bir mücadelenin içindedirler.

Toplumda kadına belli roller çizilmiştir. Kadın bakımlı,güzel ve alımlı olmak zorundadır. Kadının saçının daha parlak olmasından, “ideal” vücut ölçülerine ulaşmak için yapılan diyete, daha iyi hissetmek için yapılan makyaja kadar birçok unsur vardır. Bu unsurlar reklam filmleriyle, bilboardlar ile desteklenir. O reklamlarda görülen kadınlar olmak için çabalanır. Ya da sitelerdeki takip edilen indirimler ile çok uyguna bir sürü “ihtiyaç” karşılanır. İşte bu durumlar ile sosyolojik olarak tanımlamak gerekirse kadın metalaştılmakta ve sürekli tüketmeye yönlendirilmektedir. Bu durumda kadın sadece parayı ve zamanı değil, kendisini de tüketmeye başlar.

Bugün Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden söz etmek mümkündür. Hala bazı bölgelerde erkek eve ekmek getiren, kadın ise evi çekip çevirendir. Kadın, ekonomik bağımsızlığını elinde tutamamasından kaynaklı özgüvensizlik içindedir. Bu özgüvensizlik beraberinde aile içinde ekmeği getirene daha büyük bir özgüven ve kadını ezme gücünü verir. Erkeğin gün içinde zor koşullar altında çalışması ve iş yerinde yaşadığı sıkıntıları, bunalmışlıkları kadına şiddet uygulayarak ortaya çıkartır. Sistemin tıkanmışlıkları erkeği şiddete başvurarak öfkesini dindiren, kadını ise şiddete maruz kalarak daha da çaresiz bırakan bir duruma mahkum eder.

Yani kadınlarımızın sorunlarını sıraladığımızda, terörden, ekonomiden, toplumsal baskı, şiddet ve cinayete kadar birçok meseleden söz edebiliriz.

“KADINLARI SAVUNURKEN”, İNSANLIĞA DÜŞMAN OLANLAR

Kadının birçok sorunu olduğundan söz ettik. Peki kadın bu sorunların hepsi ile nasıl mücadele edecek? Bu sorunlar arasında bir sıralama yapmak mümkün olur mu?

 Biraz önce söylediğimiz gibi her ülkede farklılık gösteren kadın meselesi, kendi ülkemizin belli başlı şehirlerinde, var olan toplamdaki kadın sorununa dair farklılıklar gösterebiliyor. Daha doğrusu var olan kadın sorunları, farklı bölgelerde farklı önceliklerle karşımıza çıkıyor. Bugün Diyarbakır’da kadın sorunu, küçük yaştaki çocuklarının dağa kaçırılmasıdır. İstanbul’daki kadının sorunu şiddet görmektir veya tüketimin metası haline gelmiş olmaktır ya da iş dünyasında karşılaşılan sorunlardır, diyebiliriz.

Her sene 8 Mart’ta veya 25 Kasım’da, İstanbul’da İstiklal caddesinde kadının gerçek gündeminden uzak, kadını sadece bedene sıkıştıran bir anlayış görürüz. Aslında en büyük yanlış budur. Kadını fikriyle ve topluma sunduğu katkı ile değil, kadını ezilmişliği ile öne çıkarır. Onlar için kadın, tecavüze uğrayandır, gözü mor dolaşan ve hep korkuyla yaşayandır. Asıl bu düşünce kadının onurunu ve dik duruşunu hedef almaktadır.

 Kadın sorununu, kıyafete karışılması zannetteme sığlığına sahip olduğu için “Benim bedenim ,sanane” diyerek çıplak yürüyenler kadının değerini zedelemektedir. Kadın sorunun çözümü çıplak eylem yapmak, pembe taksiler veya erkek düşmanlığı değildir.

Bu seneden örnek vermek gerekirse, Anarşist Kadınlar olarak kendini tanımlayan bir grubun, evlendirme dairesi önünde “Kadını değil, evlendirme dairelerini kapatın” pankartıyla “İsyan, Özgürlük” diyerek yürüdüğünü gördük. Medeni kanunun, cumhuriyet devrimlerinin Türk kadınına getirdiği, özgürlüğü görmeyen, bizi ilkel topluma, ilk insana doğru geri istikamete sürüklemeye çalışan bu zihniyet kadını hapsetmektedir.

Peki kadın mücadelesini bu eylemlere sıkıştırılanlar Türkiye’deki bütün kadınların sesi oluyor mu?

Kadının sorununu sığlaştırıp, cinsiyetçilik yapan bu grupların, Türk kadının özgürleştirmektense, kadını toplumdan koparıp esir ediyor. Kadınların sorununu, toplumsal sorunları tespit etmeden yapabilmenin mümkün olmadığını biliyoruz. O yüzden bu eylemleri yapanlar,

Doğu’da feodal ilişkilerin göbeğinde olan kadınımıza, üzerine kuma getirilen kadınımızın sesi olamazlar. Ya da fabrika da alın teri döken kadınımızın kaygılarını anlamadıkları ve onun taleplerini dile getirmediği için, emekçi kadımızın da sesi olamazlar. Türk kadının sesi ve mücadelesi olmak;

ABD piyonlarına karşı mücadelenin en önünde savaşan Songül Yakut gibi fedakar olmaktır.  Emek mücadelesinde kendini vareden, Flormar’da çalışan kadınlar gibi atak olmaktır, hakkını aramaktır.  Çocukları için günlerdir mücadele eden Diyarbakırlı anneler gibi cesur olmaktır. Eğer kadın mücadelesi görmek istiyorsanız, sokakta çıplak gezenlere değil Diyarbakırlı annelere, Flormar işçisi kadınlarımıza, Songül Yakutlara bakmanızı söyleyebiliriz. Çünkü Türk kadının karakterini, bu değerler oluşturmaktadır. Ve bu kadınlar Türkiye’nin Doğusundan Batısına her kadının sesidir.

HER KADEMEDEN MÜCADELE

 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele gününde Türkiye’de yapılan işlere baktığımız zaman da yukarıda değindiğimiz meselenin somut halini görüyoruz. 25 Kasım’da Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan ev sahipliğinde 'Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü Programı' düzenlendi. Ve düzenlenen programda kadın meselesinin aslında erkek meselesi de olduğuna değinildi. Kadına yönelik şiddetin “mahrem” güzellemesiyle meşrulaştırılamayacağı ve kadını korumaya yönelik devletin aldığı tedbirlerden bahsedildi.

Aynı zamanda kadına şiddetle mücadeleye ilişkin Aile bakanlığı tarafından hazırlanacak olan Öfke Kontrol Programları ve Eğitimin müfredatını güncelleme alanı, kadının şiddet ve cinayete kurban gitmesini engellemek adına devlet eliyle alınan önlemler anlatıldı.

Kadın mücadelesinin toplumsal zeminde örgütlenmesinde, yine 25 Kasım gününe bakalım.

İzmir’de Ckd Karşıyaka’nın düzenleyici , TGB ve diğer kitle örgütleri ve birçok siyasi partinin de katılımcı olduğu bir basın açıklaması düzenlendi. Kadının sorunları ortaya koyuldu ve bugün kadın mücadesinin, Türkiye’nin verdiği bağımsızlık mücadelesinden bağımsız olmadığı söylendi.

Devletin kadın haklarını korumaya yönelik uygulamaları ve kadının mücadelesini örgütleyen bu eylemler ile kadını özgürleştirmek doğru olandır.

Kadının sorunlarına yazımızın üst bölümlerinde de değinmeye çalıştık. Tekrar sıralamak gerekirse, kadının sorunu Türkiye’nin sorunlarından bağımsız değildir. Türk kadının sorunu, terördür, ekonomik problemlerdir, şiddettir, cinayettir. Kadın mücadelesi toplumsal zeminden koptuğu anda şiddet ve cinayete sıkışıp erkek düşmanlığı yapmaya başlar. Ve asıl bunlar kadının özgürleşmesinin ve toplumun bir parçası olmasının önünde duran engellerdir. Çünkü toplumun özgürleşmediği yerde kadının özgürlüğünden söz edilemez. O nedenle kadın mücadalesi, Türkiye’yi özgürleştirme mücadelesidir. Tarihimize dönüp baktığımızda Kurtuluş Savaş’ında kadın ve erkeğin birlikte verdiği mücadele ile varlan Türkiye Cumhuriyeti, bugünde kadının ve erkeğin yan yana gelerek yaratacağı güzel günlere muhtaçtır. 

Kadınının yaşaması, eğitim seviyesinin yükselmesi, kadının daha çok üretime katılması, bilim üretmesi, ortaçağ ilişkilerinden kurtulması hepimizin isteğidir. Ama bu uzun bir yoldur. Bu yolda yürürken Türk kadının özgürleşmesi için Türkiye’yi özgürleştirmek birincil meselemizdir. Bununla beraber feodal ilişkileri yenip, kadının ve erkeğin ortak olarak maruz kaldığı bu baskıyı ortadan kaldırma görevi de önümüzde durmaktadır.

 Türkiye savaştıkça Atatürk Türkiye’si yaşayacak, Atatürk Türkiye’si yükseldikçe, kadın daha da özgürleşecektir.

Aylin Kum 

TGB İzmir İl Sekreteri

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler