Türkiye’nin Kırdığı Pranga: 24 Ocak Kararları

Türkiye artık üretim devrimini gerçekleştirmek zorundadır. Tasarrufu artırarak yatırım yapmalı, ekmek teknesini korumalı, kamucu kaynağı yaratmalıdır.

Türkiye’nin Kırdığı Pranga: 24 Ocak Kararları
Arzu Alpan
Arzu Alpan
İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ TGB İSTANBUL İL YöNETICISI

24 OCAK'A GİDEN SÜREÇTE TÜRKİYE

20. yüzyıl tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük kırılmalara, iktisadi ve siyasi krizlere, savaşlara sahne oldu. Kurtuluş Savaşı’nı zafere ulaştıran Türk Milleti iktisadi bağımsızlığı milletin gerçek kurtuluşu olarak görüyordu. Tarlaların ekilmesi, fabrika bacalarının tütmesi bağımsızlığın sembolüydü. Mustafa Kemal Atatürk’ün henüz cumhuriyet ilan bile edilmemişken İzmir İktisat Kongresi’ni toplamasının altında yatan en temel sebep buydu. İktisadi bağımsızlığı ve kalkınmayı sağlamak için devletçiliğe geçiş zorunluydu. 1929 buhranı da bu geçiş sürecini hızlandırdı. Dünyadaki ekonomiler bunalım yaşarken Türkiye devlet eliyle bir sanayileşme sürecine girdi. Paranın değerini korumak için Merkez Bankası kuruldu. İthalat düzenlendi, ihracat denetlendi, halk tasarrufa ve yerli malı kullanmaya teşvik edildi, fabrikalar kuruldu, üretim ön plana çıkartıldı, işsizliğin önüne geçilerek kamu harcamaları arttırıldı. Sovyetler Birliği’nden bir heyetle birlikte hazırlanan 1ve 2. Kalkınma Planları devreye sokuldu. Sümerbanklar, Etibanklar hayatımıza girdi. Atatürk’ün devletçilik anlayışında en temel nokta halkın refahını arttırmak ve memleketi mamuriyete eriştirmekti.

1945 yılından itibaren Cumhuriyet Devriminin kazanımlarından geriye dönüş başlamış, dönemin siyasilerinin de ifadesiyle “Küçük Amerika” sürecine girilmiştir. Üçüncüsü planlanan 5 Senelik kalkınma planı rafa kaldırılmış, Marshall yardımlarına avuç açılmıştı. İthalata ağırlık veren ekonomi, dış ticaret açığı vermiştir. Toparlanmak için ihracat yeteneği kalmamış sanayiyi tekrar hayata geçirmek gerekiyordu. 27 Mayıs ihtilaline de bu süreç içerisinde gidilmiştir. 1960’dan sonra kalkınma planları tekrar yapıldı, devletin müdahalesi ön plana çıktı. 1970’lerde ise Kıbrıs Barış Harekatı ve petrol krizinin sonuçları olarak yaşanan ekonomik sorunları bahane ederek liberalizmi hakim kılan, devletin ekonomiye müdahalesini öcü gibi gösteren sözde çözümler ortaya atılma başlandı.

24 OCAK KARARLARI GELENLER/GİDENLER

1980 sonrasında Türkiye tarihinde hem siyasi hem de ekonomik bir kırılma yaşandı. 24 Ocak 1980 kararları ile Türkiye ekonomisi kamucu politikalarından uzaklaştı. Kanatlarını halkının üzerinden çekti. Yabancı sermayeye bağımlı hale geldi. Borçlanmaya bağlı ithalata dayalı bir politika izlenmeye başladı. Tansu Çiller’in ifadesiyle “Son sosyalist devletin yıkımı” da gerçekleşti. “Dünya Ekonomisi ile Bütünleşme” adı altında Türkiye IMF’nin kapısına bağlandı. Milli sanayici kenara itildi. Kamu İktisadi Teşekkülleri yük olarak nitelendirildi. Öyle ki kamunun ekonomideki sermaye payı 1980’de %27 iken 1995’te %5e düştü. (1). Kamu kaynakları zarar ediyor algısı yaratılarak özelleştirmeler meşrulaştırılmaya çalışıldı. Önce özelleştirilen fabrikaların kapısına sonrasında kilit vuruldu. Fabrikalar açan, istihdam sağlayan devlet, artık fabrika kapatır hale gelmişti. Turgut Özalların başında bulunduğu liberallere göre köylünün yaptığı tarım ayak bağıydı, köylü milletin sırtında kamburdu. Tarımı desteklemek de kamburun üzerine ağırlık koymaktı. Paranın ve malların giriş çıkışını denetlemeye gerek yoktu. İş güvenliğini sağlamak çok masraflıydı, bu yüzden sendikaları ve sosyal hakları kaldırmak gerekliydi.

24 Ocak kararlarından sonra mafya ekonomisi ortaya çıktı. Ulusal gelirin içinde faiz payı arttı. Emekçilerin payı yarı yarıya azaldı. Cemaatler ve tarikatlar öbeklenmeye başladı. Çiftçi belini doğrultamaz olmuştu, nitekim tarımda da %40’a yakın bir azalma görüldü.(2) Dünya ekonomisi ile bütünleşme, “istikrar” odaklı ekonomi derken Türkiye borca battı. 1980’de GSMH’nin %29,6’sını oluşturan borçlar, 1995 senesinde %57,5’a dayandı.(3) Üretim için kullanılan tezgahları toz bağladı. Nasıl olsa her şey daha uyguna dışarıdan gelebiliyordu, ne gerek vardı üretmeye? Sanayici ekmek teknesini büyük sermayedarların dişlerine kaptırdı. 1975 senesinde %37,6 olan sanayi yatırımı payı 1990’da %19,5’a kadar düştü.(4) Halkın ağzı kapatıldı, vurguncuların, rantçıların, komisyoncuların sesi çıkmaya başladı. Neoliberal ekonomi diyerek Türkiye büyük bir iflasa sürüklendi. Cumhuriyetin milli ekonomi politikasının yarattığı tüm değerler tahrip edildi.

NEOLİBERAL EKONOMİYLE YAŞAMAYAN ULUS DEVLET

24 Ocak kararları bir karşı devrimdi. Mustafa Kemal Atatürk’ün mirası olan Kemalist Devrim’e, Cumhuriyet’e açılmış bir savaştı. Bu programı uygulamak için bir sopaya ihtiyaç vardı. 12 Eylül darbesi de bir sopa oldu. Ulus devletin yıkımı gerçekleşiyordu. Başı dik yaşamak için Cumhuriyete sarılan Türkiye’nin Atlantik sistemine entegre edilmesi için Gladyo’nun kanlı eylemleri uygulandı. Sınıfsal mücadelenin yerini kimlik siyaseti almıştı. Amerika’nın kara gücü olan PKK sahneye çıktı. 24 Ocak kararlarıyla güçlenen Gladyo fedai kültüründen gelen, Atatürk değerlerinin savunucuları aydınları katlediyor, cumhuriyet kalelerini yıkılmak isteniyordu. Bu yüzden Türk Gençliğini milli kimliğinden koparmak amacıyla emperyalizm iş başındaydı.

GÜNEŞ YENİDEN DOĞUYOR

1980’den ayağımıza dolanan bu sistem bugün artık çökmüş bulunmakta. 24 Ocak kararları ile yıkılmaya çalışılan ulus devlet FETÖ ve PKK’ya indirilen ağır darbeler ile güçlenmiştir. Türk milleti, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve mirası olan Cumhuriyet Devrimlerini yeniden keşfetmiştir. Türkiye’de 2014’ün son aylarında sistemin çıkmaza girdiği hükümet tarafından da ilan edildi. Bu çıkmaz Türkiye’yi yeni çözümler bulma noktasına getirdi. Türkiye bugün verdiği bağımsızlık savaşında zaferi bu yeni çözümlerle elde edecektir. Mavi Vatan’da haklarımızı korurken verdiğimiz savaş, PKK’yı tarihe gömerken verdiğimiz savaş, FETÖ’yü ülkemizden def ederken verdiğimiz savaş Türkiye’yi Atlantik prangasından kurtarmıştır. Türkiye, bugün Atlantik sisteminden koparak Asya’daki yerine yerleşiyor. Amerikan emperyalizminin 80’lerden beri bize dayattığı prangalardan kurtuldukça güçleniyor, bağımsız ve başı dik yaşama kavuşuyor.

Kriz içerisinde olan özel çıkar sistemi koronona virüsün hızlandırıcı etkisiyle beraber çöküşe geçmiştir. Atlantik merkezlerinden dahi “Neoliberalizmin tabutuna son çivinin çakıldığı” yönündeki fikirler daha yüksek sesle söylenmeye başladı. Emperyalizmin mafya sistemi yönetim yeteneklerini artık kaybetmiştir. Özal’dan kalan, Kemal Dervişler’den kalan sıcak para ekonomisi terk edildi. Ali Babacan döneminde pekişen kamu kurumlarını özelleştirme anlayışı terk edildi. Yeni açıklanan ekonomi planı odağını istihdam ve yatırıma koyuyor. Halkın artık tutunacak dalı kamucu ekonomi, girdiği dönem ise Kemalist Devrim’i tamamlama dönemidir. Atlantik’in bağımlılık sisteminden Avrasya’nın insancıl sistemine geçiş dönemidir. Türkiye artık üretim devrimini gerçekleştirmek zorundadır. Tasarrufunu arttırarak yatırım yapmalı, ekmek teknesini korumalı, kamucu kaynağı yaratmalıdır. İnsanlarımıza sadaka vermemeli, işgücü olarak üretim çarkının içine sokmalıyız. Tüm bunları yaparken de sermayeyi değil emekçinin refahını düşünmek zorundayız. Bugün Türkiye’yi mafya sistemine sürükleyenlere karşı, bağımsızlığını sıcak para ile satın almaya kalkanlara karşı tarihi bir mücadele veriyoruz. Türkiye’nin ekonomi politikalarını artık Washington ve Brüksel belirleyemez!

Arzu Alpan
TGB İstanbul AFK Başkanı/ İl Yöneticisi

Dipnot:
1- Kafaoğlu Başer, “Çöken Türkiye Ekonomisi”, Teori Dergisi, 2008/Ağustos

2-https://www.aydinlikgazete.com/12-eylul-sebebimsin-24-ocak-tamami-makale,8019.html

3- Kafaoğlu Başer, “Çöken Türkiye Ekonomisi”, Teori Dergisi, 2008/Ağustos

4- Kafaoğlu Başer, “Çöken Türkiye Ekonomisi”, Teori Dergisi, 2008/Ağustos

5- Perinçek, Doğu, “Üretim Devrimi”, Kaynak Yayınları

6- Perinçek, Doğu, “Merhaba Kamuculuk”, Aydınlık Gazetesi, 2020-03-24

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler