Türklerde Meclis Geleneği

Asya Hun Devleti'yle birlikte Türklerde "Danışma ve Meclis" geleneği oluşturulmuş, bu gelenek günümüzde TBMM ile sürdürülmektedir.

Türklerde Meclis Geleneği
Yağmur Biçen
Yağmur Biçen
YAZAR

Sene 1914, Birinci Cihan Harbi tüm dünyayı kavuruyor. Emperyalist devletler, Osmanlı İmparatorluğu'nu yerle yeksan edip bölüşebilmek için tüm güçlerini birleştirmişler. Osmanlı Devleti direniyor, ağır kayıplar ile savaştan çıkıyor ama Türk milleti için mücadele henüz yeni başlıyordu. Evet, tarihlerde 1. Dünya Savaşı'nın 1918'de bittiği yazar. Ama bizim savaşımız bitmemiştir. Bundan yüz yıl önce 8 yıl (1918-1922) süren bu amansız mücadelenin daha 6.yılında savaş devam ederken başta Atatürk olmak üzere Türk milleti bir meclis yarattı ve Milli Mücadele'yi oradan yönetti. Türkiye Büyük Millet Meclisi. Savaş devam ederken meclis kurmak. Bunun nedenini 100 yıl öncesinden bulamayız, MÖ 209'lu yıllara gitmemiz gerek.

İslamiyet Öncesi Dönemde Türklerde Danışma Meclisleri

İÖ dönemlere baktığımızda ilk olarak karşımıza her şeyin danışıldığı ortak kararların alındığı "Toy" karşımıza çıkıyor.

Toy, başta Han olmak üzere katılımcıların olduğu devletin her türlü sorunun konuşulduğu tüm katılımcıların fikrini beyan ettiği meclistir. Toy ya da Kurultay denen toplantılarda iç ve dış konuların danışıldığı meclise "Kengeş" denir.

Toy, Kurultay ya da Kengeş gibi içinde halk dâhil katılımcıların olduğu bir danışma meclisine ihtiyaç duyulmasının devletin devamı için de önemi vardır. Devlet işlerini yönetirken danışmak, istişare etmek, alıp uygulanacak kararları topluma benimsetmek, alınacak neticelerin sorumluluğunu paylaşmak, en doğru olanı yapmak "Toy" gibi meclislerle mümkündür.

Toyla aynı anlama gelen “Kurultay” kelimesinden de söz edersek. Moğolcada toplanmak, bir araya gelmek manasındaki “khuril, khural-khuri, kuril” köküne yine Moğolca “tai” ekinin ilave edilmesiyle türetilmiş bir kelime olan kurultay kelimesi zamanla Türk devlet meclisi “toy”un yerini almıştır. 13. yüzyılın ortalarından itibaren kaynaklarda geçmeye başlayan bu kelime toy yerine kullanılmaya başlanmış, toy ise yemeli-içmeli eğlence için kullanılmıştır.

Han, toya bizzat katılır ve toyda alınan kararlara uyma zorunluluğu olmasa bile dikkate almak zorundadır. Toylarda aynı zamanda hayatın akışını, kuralları belirleyen törelere de karar verilir. Kağan, kendisi töreyi değiştiremez. Töre koyma yani yasama yetkisi toya aittir. Nitekim Türk töresini değiştirerek, yağma yapıp Manicilik inanışını resmî din hâline getiren Uygur kağanı Bögü Kağan, Tun Baga Tarkan'ın toydaki itirazları sonucunda kınanmış ve devamında yapılan darbe ile görevden alınmıştır.

Toya katılanlara “Toygun” denilirdi. Kelime “Toy”a birlik, topluluk veya topluluk üyesi anlamına gelen “Gun” ekinin eklenmesiyle meydana gelmişti. Toygunlar, başta hatun ve şad olmak üzere yabgu, tigin, ilteber, erkin, kül-çor, apa tarkan, tudun, tarkan gibi yüksek devlet görevlileriydi. Kurultayda, kağanın sağ tarafında vezirler, beyler, komutanlar; sol tarafında ise memleketin ileri gelenleri, memurlar otururdu. Kağanın görevini yapamadığı durumlarda azledilmesi kurultayın göreviydi Türklerde her boyun kendine ait bir kurultayı (küçük kurultay) vardı. Burada halkın da katılımıyla boy beyi seçilirdi. Bu boy beyleri gerektiğinde devlet meselelerini görüşmek üzere Büyük Kurultay’a katılırdı.

Toylar içerisinde yasama ve yürütme için de ayrıca toplantılar olurdu. Yürütme için, Toy’da yeni kanunlar (töre) konur, savaşa, barışa karar verilir ve daha sonra alınan bütün bu kararlar uygulamaya konulurdu. Yasama içinse, devlet hayatını ve sosyal hayatı düzenleyen kural ve kanunlara Töre (Törü) denilirdi. Törenin başlıca üç kaynağı vardı. 1. Halk, 2. Kurultay veya Toy, 3. Han. Hakan’ın töre koyması ise, tek başına değil yine Toy yoluyla olmaktaydı. Yeni töreyi meclis yani Toy kabul ederse yürürlüğe girerdi.

Devleti daha iyi yönetebilmek için meclise ne kadar ihtiyaç duyulduğunu MÖ 209'lu yıllarda, danışma, fikir alma, ortak hareket etme gibi gereksinimlerden görebiliyoruz. Aslında tüm bu gereksinimler, Asya Hun Devleti'nin başlatmasıyla Türklerde "Danışma ve Meclis " geleneğini oluşturmuştur.
Bu gelenek, İslamiyet sonrası Türk devletlerinde de devam etmiştir.

İslamiyet Sonrası Danışma Meclisleri

İslamiyet’in gelmesiyle birlikte Osmanlı Devleti’nde çokça değişim olmuştur. Ama danışma ve meclis geleneğimiz nasıl bugünlere geldiyse İslamiyet döneminde de önemini korumuştur.

Meşveret Meclisi

Meşveret kelimesi, Arapça kökenli olup danışma anlamına gelmektedir. Meşveret Meclisi, Orhan Bey döneminde kurulmuş ve toplanmaya başlamıştır. Mecliste adından da anlaşılacağı üzere devletin işleyişine dair tüm konular konuşulur ve danışılır. Ve akıl birliğine varılmaya özen gösterilir.

Osmanlı'da meşveret meclisine katılacak kişiler tespit edilirken genelde bürokrasinin üç temel direğini oluşturan kalemiye (sivil bürokrasi), seyfiye (askeri bürokrasi) ve ilmiyenin temsil edilmesine önem verilirdi. Meşverete davet edilecek kişiler görüşülecek konuya göre değişebilirdi. Mesela görüşülecek konuya göre, esnaf, esnaf kethüdaları gibi avamdan kimseler görüşmelere katılabilirdi. Nitekim III. Selim'in tahta geçişinden bir ay sonra topladığı bir meclise yaklaşık 200'den fazla kişi katılmış, yine yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra Bektaşilerin durumunu görüşmek için toplanan meşverette sadrazam, şeyhülislam ve meclisin diğer üyelerinin dışında, Sadiye, Nakşibendi, Kadiri, Halveti ve Mevlevi tarikatlarının şeyhleri de hazır bulunmuşlardır. Meclisten en doğru kararın çıkması için meclislerinde katılan herkesin fikirlerini özgürce dile getirmesine çok önem verilmiştir.

Farklı rütbe ve statüdeki insanlar bu meclislerde bir arada bulunmuşlardır ve bu durumun dezavantaja dönüşmesini engellemek için de uygulamalar yapmışlardır. Çünkü halkın, yanında rütbece üstün kişilerin yanında fikirlerini söylemekten çekinmesi mümkündü. Bunun önüne geçebilmek için öncelikle sadrazam ve şeyhülislâm gibi üst rütbeli memurlar konuyu açtıktan sonra meclis başkanı burada rütbe farkının önemli olmadığını, herkesin kendi görüşünü çekinmeden açıkça söylemesi gerektiğini, mecliste susup alınan kararlara dışarıda muhalif konuşanların cezalandırılacağını, ayrıca doğru bildiğini söylemeyenlerin âhirette sorumlu olacağını üyelere bildirirdi. Aynı zamanda mecliste bulunan şeyhülislam toplantı devam ederken mutlaka danışmak ile ilgili bir hadis ya da ayet okurdu:

"Bir iş yaparken ehline sormaya "meşveret" veya "istişare" denir. İstişare sünnettir. Kur'an-ı kerimde mealen, (Yapacağın işi önce meşveret et!) buyuruluyor. (Al-i İmran 159)"

Meclisin ve Danışma Geleneğinin Önemi

MÖ 209'lu yıllarda, bir çadırın etrafında toplanan bir meclis "Toy", ardından bu gelenekten doğan Meşveret Meclisi… Tüm bunlar devlet yönetiminde danışmanın, işin ehlinin ve halkın fikrinin almanın önemini anlatıyor bize. Yönetimler, devlet adı değişse de her zaman bir meclise ihtiyaç duymuşuzdur, Meclis-i Mebusan vb.
Meclis oluşturmanın Türklerde her zaman önemli bir yeri vardı. Yazımızın başından beri okuduğumuz tüm bu nedenlerden dolayı 1920'de henüz cephede savaş devam ederken Ulu Önder Atatürk ve arkadaşları meclisi açtılar. Meclis, halk demekti, cephedeki savaşı biz yürütüyoruz ve kazanacağız demekti. Milli Mücadeleden galip çıkmanın yegâne garantisiydi meclisimiz. Çünkü fikirler danışılacak akıl birliği ile kararlar alınacak neticede en doğru olanı yapıp galip çıkacaktık. Yani mücadelemizi iki koldan yürütecektik. Geleneğimiz bize ayna tuttu ve 1922'de galip çıktık.

Yağmur BİÇEN
TGB GYK Üyesi / Edirne İl Başkanı

Kaynakça:

1- https://islamansiklopedisi.org.tr/meclis-i-mesveret

2- https://dergipark.org.tr/tr/pub/ksusbd/issue/10272/126027

3- http://www.sosyalbilge.com/index.php/yasayan-demokrasi/370-islamiyetin-kabul-edilmesinden-sonra-meclis-ve-devlet-yonetimi

4- https://islamansiklopedisi.org.tr/toy

5- http://www.egirdirakingazetesi.com.tr/haber/27185/Turkler-de-Istisare--Danisma--Gelenegi-ve-Onemi

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler