Atatürk ve Dış Politika

Amerika'yı bölgemizden def etmenin yegane şartı Suriye ile görüşüp Batı Asya'da antiemperyalist bir ittifakı sağlamaktır.

Atatürk ve Dış Politika
Serap German
Serap German

Kurtuluş Savaşı, tarih sahnesinde ezilen tüm uluslara örnek bir mücadeledir. Türk devrimi, Latin Amerika’dan İran’a, Çin Devrimine birçok mazlum milletlerin bağımsızlık mücadelesine umut olmuştur. “Mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve yok edecektir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal hale mazhar olacaktır.”1 Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi 20. yüzyılın saflaşmasını bu kadar doğru ve net bir şekilde koymuş, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ilkelerini ve dış politika stratejilerini de bu saflaşma üzerine kurmuştur.

Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşından vefatına kadar dış politikada “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini benimsemiştir. Peki bundan ne anlıyoruz? Atatürk’ün ifade etmek istediği şey ezilen milletlerin emperyalizme karşı savaşarak, emperyalizmin yok edilmesi ve tüm dünya ülkelerinin insanlık erdemiyle yaşamasıdır. Bazı çevreler bu sözü tarihsel gerçekliğinden kopararak sözde savaş karşıtlığı yapıyorlar. Burada mesele savaş karşıtlığı yapmak değil, Türkiye’nin emperyalizme karşı verdiği mücadeleye düşmanlık yapmak ve bunu meşru zemine oturtmaya çalışmaktır.

Türkiye Cumhuriyeti ve Arap Dünyası

Atatürk milli devlet kurma isteğini, milli mücadelede yapılan kongrelerde de ifade etmiştir. Esasları Erzurum ve Sivas Kongresinde kararlaştırılan Misakı Milli’nin dördüncü maddesinde “Arap memleketlerinin bağımsız olarak alacağı şekil ve mevcudiyet şartlarını tayin, kavimlerin mukadderatına bizzat hâkim olması hakkına dayanarak Arap kavmine aittir” ifadesi yer almaktadır.

Mustafa Kemal’in İngiliz ve Fransız işgaline karşı Suriye ve Irak’la birlikte verdiğimiz bağımsızlık savaşını ortak bir örgütlenmede birleştirme fikri vardı. Arap devletleriyle Türkiye’nin yer alacağı konfederasyon düşüncesini 24 Ocak 1920 günü Halep’teki Arap Milli Teşkilatı Riyaseti’ne şu iletiyi yolluyordu:

“Mektuplarınızda Suriye, Irak ve Türkiye’nin bağımsızlıklarını kurtaracak bir ‘konfederasyon’ teşkil eylemek veya irtibat maksadıyla birlikte hareket edilmesi bildirilmiş ve biz de bu tekliflerinizi kabul ederek tafsilatlı talimat göndermiştik.”

Atatürk Arap dünyası ile olan tüm ilişkileri Türkiye’nin milli çıkarları doğrultusunda kurmuş, işgalci ve mandacı düşüncelerden uzak durmuştur.

Atatürk’ün bu birleştirici dış politika tutumu özellikle Mısır’da büyük bir hayranlık uyandırdı. 27 Mart 1920 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Mısır devleti, Anadolu’daki hareketi takdirle takip ettiklerini dile getirdiler ve Mısırlı vatanseverler Mustafa Kemal’in fotoğraflarıyla yürüdüler.
Atatürk savaş durumlarında ve ateşten günlerde denge politikası izlemek yerine milli çıkarlar doğrultusunda net tavırlar aldı. Bu tavır devlet aklının tavrıdır. Türkiye bugün de savaş durumdadır ve ateşten günlerden geçmektedir. Türkiye denge politikası izlemek yerine Batı Asya cephesinde tavrını net almalıdır. Suriye’de Şam’a girmek gerçeklik dışıdır. Bu düşünce, Türkiye’yi yokuşa sürükler. Türk milletine ve Mehmetçiğe yapılan hain saldırıların odağı bellidir. Mehmetçiğe kurşun sıkan, bombalar patlatan, PKK’yı silahlandıran Amerika’dır.

Sadabad Paktı

Sadabad Paktı 8 Temmuz 1937 yılında Türkiye, Irak, İran, Afganistan arasındaki sınır sorununa ve güvenliğine çözüm bulmak için imzalanan bir antlaşmadır. Türkiye, İran-Irak ve İran-Afganistan arasındaki sınır sorununa hakemlik etmiş ve sorunu çözmüştür. Cumhuriyet devrimleri ile ayağa kalkan ülkemizin Ortadoğu’da büyük bir itibara ve saygınlığa sahip olduğunu bu anlaşma ile de gözler önüne serilmiştir.

Sadabat Paktının temel ilkeleri, iç işlerine karışmamak, ortak sınırların dokunulmazlığı ve sınırlara saygı gösterilmesi olarak özetlenebilir. Bu antlaşma bugünde geçerliliğini korumaktadır ve bu anlaşmaya sadık kalınmalıdır.

Türkiye’nin çıkarları Batı Asya’dadır. Suriye ile birlikte hareket etmek bir tercih değil zorunluluktur. Suriye on yıldır emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi vermektedir. O yüzden Suriye’nin anayasası Cenevre’den yapılmaz, bu teklif dahi edilemez. Suriye’nin anayasası Suriye’den yapılır. Türk hükümeti bu yanlış tutumlardan bir an önce vazgeçmelidir.

Türkiye İkinci dünya Savaşından sonra NATO’ya katılmıştır. Bu dönüşüm ve daha sonrasında Türkiye’nin 1980’lerde Atlantik Paktına dahil olması, Türkiye’de emperyalizmin tekrardan saldırıya geçmesinin zeminini oluşturmuştur. Türkiye Filistin topraklarını işgal eden İsrail devletini, tanıyan ilk Müslüman ülke olmuştur. Böylece Cumhuriyet’in getirdiği devletçilik anlayışı ve dış politika mirası yerle bir edilmiştir. Türkiye’nin geçirdiği bu süreçler büyük bir derstir. Atlantik ötesi ile iş birliği Türkiye’yi bölmektir. O nedenle Ortadoğu’daki komşularımızla Sadabad Paktı ilkeleri doğrultusunda ilişkileri sürdürmek, Türkiye açısından bir zorunluluktur.

Balkan Antantı

İtalya ve Almanya’da faşizmin yükselmesi ve işgal politikaları izlemeleri Balkanlarda güç dengelerini değiştirdi. Balkan Antantı Yunanistan, Türkiye, Romanya, Yugoslavya dışişleri bakanları tarafından 9 Şubat 1934 yılında Atina’da imzalandı.

Türkiye bu antlaşma ile ilk olarak Batı Anadolu sınırlarını korumaya çalıştı. Bir diğer mesele ise Yunanistan ile Lozan’da çözemediği sorunları çözüme kavuşturmaktı. Mübadele sorunu ve bazı vatan hainlerinin Yunanistan’da yuvalanması, uzun süre iki ülke arasında sorun yaratmıştır. Türkiye ve Yunanistan arasındaki dostluk antlaşmasından sonra Balkan ülkeleri ile de görüşülmüştür.

Burada da görüldüğü gibi Atatürk, memleketimizi işgal eden ve emperyalistlerle iş birliği yapan Yunanistan’a sonsuza kadar düşmanlık beslememiş, Akdeniz’de barışın sağlanması için adımlar atmıştır. Onların emperyalist cepheden uzaklaşması için çabalamış, dostluğu geliştirerek emperyalist cephenin karşısına çekmiştir. Atatürk dış politikada bilimsel düşünce yöntemleriyle her zaman çözüm odaklı hareket etmiştir. Bu da devlet aklı ile adım atmanın bir sonucudur.

Tarihte Türk-Rus Dostluğu

Türkiye ve Rusya’nın kader birliği, Birinci Dünya Savaşında emperyalizmin yenilgiye uğratılması ile başladı.

İtilaf devletlerinden Çarlık Rusya’ya yardım gidemedi ve çarlık sistem yıkılmaya başladı. Bu durum Sovyet devrimini ve Türk devrimini başarıya götürecek zeminini hazırladı. Özellikle Rusya Kurtuluş Savaşında silah ve askeri yardım yaptı. İtilaf Devletleri Lozan’da Türkiye’yi yalnızlaştırmayı çalışsa da Rusya desteğini devam ettirdi.

Yukarıda da anlatmaya çalıştığımız gibi, Türkiye ve Rusya tarihlerinde her zaman dostluk ve müttefiklik ilişkisi kurmuştur.

Atatürk bu dostluk ilişkisinde Rusya’nın Türkiye’ye direk müdahalesine izin vermemiş ve her zaman temkinli davranmıştır. Türkiye ve Rusya’nın birbirlerinin iç işlerine karışmama meselesini titizlikle ele almıştır. Cumhuriyet döneminin dış politikasının esaslarından biri Sovyet dostluğu olmuştur. Atatürk, ölümünden sonra bu dostluğun devam etmesini vasiyet etmiştir.

Atatürk Devrimlerinin gerilediği 40’lı yıllarda Sovyet dostluğundan vazgeçilmiştir. Ancak son yıllarda Türkiye’nin tekrardan Atatürk rotasına girmesiyle dostluk ilişkileri kurulmuştur. Bu ilişkiyi sürdürmek, Türkiye’nin ve Rusya’nın bölge çıkarları için bir zorunluluktur. Suriye’nin İdlib bölgesinde yaşanan krizin arkasında Rusya’nın olduğunu söylemek, açıktan Türkiye’ye ve Astana sürecine düşmanlıktır. Bu durumdan en çok ABD ve İsrail memnun olmaktadır. Türkiye içindeki Amerikancı cepheden Rusya düşmanlığı yayılmaya çalışılmaktadır. Bu cephe “Ne Rusya ne ABD” sloganları ile Türkiye’nin bölgesel ittifaklarını hedef almaktadır. Bu siyasetlerle Türkiye yalnızlaşır ve antiemperyalist mücadele zayıflar. Türkiye’nin Atatürk rotasında emin adımlarla ilerlemesi gerekmektedir.

Dış Politikanın Altın Kuralı: Devlet Aklı

Yıllardır savaşan, bitkin ve yorgun düşmüş bir imparatorluktan ancak devlet aklı ile bağımsız ve milli bir devlet kurulabilirdi. Atatürk ve Cumhuriyet devrimi kadroları dönemin zorunluluklarını kavrayarak çözümler ürettiği için Türk devrimini başarıya ulaştırdılar. Ve bizlere çok önemli tecrübe ve büyük bir miras bıraktılar. Dış politikada stratejilerini, Türkiye’nin milli çıkarları ve devletçilik ilkesi üzerine kurdular. Komşularla sınır güvenliğimizi güvenceye aldılar ve ticari ilişkiler geliştirdiler.

Bugün, Türkiye’nin ihtiyacı ve çıkmazlara çözümü Atatürk’ün dış politikasıdır.

Türkiye son beş yıldır emperyalizm ve FETÖ ile mücadelede eşik atladı ve bu mücadeleler Türk milletini birleştirdi.

Çin, İran, Suriye ve Rusya ile Astana mutabakatı ve Soçi görüşmeleri yaparak yüz yıl önce olduğu gibi komşularımızla emperyalizme karşı birlikte mücadele etmeye adımlar attı. Tabi bu durum Türkiye düşmanı çevreleri oldukça rahatsız etti. En son yaşanan İdlib krizinde de bunu gördük. Suriye-Türkiye ve Rusya arasında yaşanan bu krize en çok batıcılar ve emperyalistler sevindiler. Astana mutabakatı çöktü haberleri sosyal medyada yayılmaya başladı. Bu çevreler Suriye devletinin katliamlar yaptığını, Rusya’ya güvenilmeyeceğini ve Türkiye’nin tek başına siyaset izlediği yalanlarını köşelerinde yazmaya başladılar.

Suriye’ye karşı yürütülen bu politikalar Türkiye’nin bağımsızlığına karşı yapılan bir hamledir. Dış politika stratejisi mezhepçi anlayışlar ve Suriye’de özel bir statü kurma üzerine yapılmaz. Bu anlayışa sahip yöneticileri Atatürk gibi düşünmeye devlet aklı ile hareket etmeye çağırıyoruz.

Türk gençliği olarak, ülkemizin Atatürk rotasından çıkmasını izin vermeyeceğiz. Batı Asya sürecini yıpratacak her türlü siyasi saldırıya karşı tavrımız nettir. Suriye, İran, Rusya’nın da içinde bulunduğu Astana mutabakatı hala geçerliliğini korumaktadır. Türkiye bir an önce Suriye ile görüşüp ve Rusya ile ilişkilerini düzeltip süreci daha da ileri taşımalıdır.

Serap German
TGB İzmir İl Yöneticisi


KAYNAKÇA:

1- Atatürk’ün Bütün Eserleri, c. 12, s. 201, Hâkimiyeti Milliye, 4 Ocak 1922.

tgb.gen.tr

Tarih:
Diğer Haberler