Bildiğimiz gibi TGB geçtiğimiz hafta içinde İran’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Doğal olarak da çoğu kimse bu ziyaretin ne amaçla gerçekleştiğini merak etti. Kimi kesim ne işiniz var şeriatla yönetilen, baskıcı bir ülkede şeklinde sitemlerini ve eleştirilerini ilettiler, kimi kesim de uluslararası dayanışma düzleminde önemli işler yapıyor bu TGB” helal olsun vallahi” şeklinde memnuniyetlerini dile getirdiler. İlk bakışta bizim laik. Demokratik ve aydınlanmacı anlayışımıza görece”ters” olan bu ülkede ne işimizi olduğu fikri zihinde daha baskın geliyor. Fakat biz yine biliyoruz ki dünyaya bilimsel bakanlar ve hayatın içindeki diyalektik ilişkileri kavrayanlar meseleyi daha net görebilirler. Yani kısacası biz TGB olarak İran ile kendi iç siyaseti ve kültürel yapısı açısından değil ortadoğudaki konumu, mazlum milletlerle olan ilişkileri ve en önemlisi emperyalizme karşı olan duruşu açısından ilgileniyoruz. Ve sonda söyleyeceğimizi baştan söyleyelim; İran’a ziyaretimizin temel sebebi emperyalizme karşı kurulan cepheyi güçlendirmek ve bu anlamda çalışmalar yapmak. Bu konuyu daha da açmak için biraz günümüz Ortadoğu’suna kısaca bir göz atmak gerek sanırım, çünkü Ortadoğu ve mazlum milletlerin durumlarını iyi tespit etmezsek meseleyi kavrayamayız.
Tek dişi kalmış canavar: Emperyalizm
Amerikan emperyalizmi, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra dünyayı tek başına yönetme iradesinin kendisinde olduğunu düşünerek mazlum milletlere saldırmaya başladı. Önce 1991 yılında Irak’ı işgal etti, fakat Türkiye’nin vatanseverleri tüm yerli işbilikçilerine karşın bu işgalin karşısında yer aldı. Aynı zamanda Irak’ı işgal ederken PKK ile Türkiye’yi de bölmeye çalıştı. Ardından türlü bahanelerle Afganistan’ı işgal etti ve binlerce masum insanı öldürdü. 2003 yılında gelindiğindeyse Saddam Hüseyin’in tehditlerini bahane ederek tekrar Irak’ı işgal etti ve burada 1,5 milyon insanı öldürdü. En sonunda ise Amerika baklayı ağzından çıkardı ve 2004 yılında Condalizza Rice 24 müslüman ülkenin sınır ve rejimlerini değiştirecek olan Büyük Ortadoğu Projesini açıkladı. Bu projenin ekonomik kanadını Suudi Arabistan ve Katar üstlendi, siyasi kanadını ise Türkiye’de Amerika tarafından iktidara getirilen AKP iktidarı üstlendi. Bu demek oluyordu ki Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi mazlum milletleri AKP ve Tayyip Erdoğan aracılığıyla işgal edecek ve parçalayacaktı. Bunun da ilk hamlesini Irak’ta gerçekleştirdi. Daha sonra Suriye’yi kendi desteklediği ve yine AKP hükümetinin lojistik yardımlarda bulunduğu teröristler aracılığıyla bölmek istedi.
Emperyalizm kaybediyor
Toplamda amaç İran’ı yanlızlaştırmak ve bölgedeki etkisini kırmak olacaktı. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı, çünkü birincisi kendi işgal ettiği topraklardan Maliki gibi Amerikan muhalifi bir iktidar çıktı, ikincisi Beşar Esad ve Suriye halkı büyük bir direniş gösterdi ve ülkelerinin bölünmesine izin vermedi, üçüncüsü Türkiye’deki vatansever kuvvet AKP iktidarına karşı olanca kuvvetleriyle savaştı ve AKP’nin Ortadoğu hamlelerinde başarısız olmasını sağladı. En önemlisi ise İran’a diş geçiremedi ve bölgedeki gücünü kırmanın aksine daha da sağlamlaştırdı. Bunların yanında ise dünyanın süper güçlerinden Rusya ve Çin Ortadoğu halklarının yanında olduklarını her defasında gösterdiler.
Bilinenin aksine: İran
Genelden daha özele inersek, şuan İran bölgedeki en önemli ülke konumunda. Bunun nedeni ise kuşkusuz emperyalizme karşı duruşu. Emperyalizm karşıtlığını ise İran’ın her noktasında gözlemleyebiliriz. Mesela Basılan Amerikan Büyükelçiliğinin( İranlılar buraya CİA merkez ofisi diyorlar.) giriş kapısında Amerikan bayrağına basan bir ayak figürü görürüz. Camilerdeki hutbelerde Amerikan emperyalizmine ve İsrail siyonizmine lanetler okunduğuna şahit oluruz. Kimle konuşsanız Amerikan emperyalizmine karşı söyleyecek mutlaka bir sözünün olduğunu görebiliriz.
Bu genel ve özel değerlendirmeleri bir araya toplarsak İran’ı şöyle değerlendirebiliriz:
İran tartışmasız Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi karşıtıdır.
Büyük Ortadoğu Projesinin farkındadır ve bu projeye karşı dik durmaktadır.
Emperyalizme karşı mazlum milletlerle birlikte hareket etmek istemektedir.
İç siyasetleri ne olursa olsun Ortadoğu’da emperyalizme karşı en büyük güçtür ve ittifak yapılması gereklidir.
İki ülkenin milleti tarihsel olarak kardeştir ve kaderleri birbirlerine bağlıdır.
Bir elin nesi var iki elin sesi var
Olgulara dogmatik değil bilimsel bakmamız gereklidir. Gerçekler herzaman devrimcidir der Gramsci. TGB emperyalizmin saldırısını en net hisseden,farkında olan ve bununla birlikte emperyalizm karşıtı cephenin nerede ve kimlerle kurulması gerektiğini bilen bir örgüttür. TGB kulaktan duyma laflara ,dogmacı anlayışlara bakmaz, meseleye bilimsel ve gerçekçi bakar. İşte bu nedenledir ki TGB,İran’a ziyarette bulunmuş, orada emperyalizme karşı ortak hareket etmemiz gerektiğini ifade etmiştir. Zira Emperyalizme karşı birlikte hareket etmekten başka bir çaremiz yoktur. İran’da söylediğimizi burada da söylüyoruz; biz birbirimizi ayıran noktalar üzerine değil, bizi birbirimize bağlayacak olan ortak noktalar üzerine yönelmeliyiz. Aksi takdirde başarılı olamayız.
Biz TGB olarak ne bu toprakların ne de mazlum milletlerin Amerikan emperyalizmine yenik düşmesine müsaade etmeyeceğiz. Mazlum milletlerin gençliğinin de bizlerle beraber hareket edeceğinden hiç kuşkumuz yok. Herkes bilsin ki emperyalizme karşı oluşmaya başlayan bu birliktelikler artarak devam edecektir. Son söz olarak İki kardeş milletin ortak bir atasözünü söyleyerek bitirelim: “ Bir elin nesi var iki elin sesi var”. Bu slogan mücadelemizin yöntemini belirleyecektir.
Mehmet Yaşar Yıldız
TGB Uluslararası İlişkiler Bürosu Sorumlusu
tgb.gen.tr
Bildiğimiz gibi TGB geçtiğimiz hafta içinde İran’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Doğal olarak da çoğu kimse bu ziyaretin ne amaçla gerçekleştiğini merak etti. Kimi kesim ne işiniz var şeriatla yönetilen, baskıcı bir ülkede şeklinde sitemlerini ve eleştirilerini ilettiler, kimi kesim de uluslararası dayanışma düzleminde önemli işler yapıyor bu TGB” helal olsun vallahi” şeklinde memnuniyetlerini dile getirdiler. İlk bakışta bizim laik. Demokratik ve aydınlanmacı anlayışımıza görece”ters” olan bu ülkede ne işimizi olduğu fikri zihinde daha baskın geliyor. Fakat biz yine biliyoruz ki dünyaya bilimsel bakanlar ve hayatın içindeki diyalektik ilişkileri kavrayanlar meseleyi daha net görebilirler. Yani kısacası biz TGB olarak İran ile kendi iç siyaseti ve kültürel yapısı açısından değil ortadoğudaki konumu, mazlum milletlerle olan ilişkileri ve en önemlisi emperyalizme karşı olan duruşu açısından ilgileniyoruz. Ve sonda söyleyeceğimizi baştan söyleyelim; İran’a ziyaretimizin temel sebebi emperyalizme karşı kurulan cepheyi güçlendirmek ve bu anlamda çalışmalar yapmak. Bu konuyu daha da açmak için biraz günümüz Ortadoğu’suna kısaca bir göz atmak gerek sanırım, çünkü Ortadoğu ve mazlum milletlerin durumlarını iyi tespit etmezsek meseleyi kavrayamayız.
Tek dişi kalmış canavar: Emperyalizm
Amerikan emperyalizmi, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra dünyayı tek başına yönetme iradesinin kendisinde olduğunu düşünerek mazlum milletlere saldırmaya başladı. Önce 1991 yılında Irak’ı işgal etti, fakat Türkiye’nin vatanseverleri tüm yerli işbilikçilerine karşın bu işgalin karşısında yer aldı. Aynı zamanda Irak’ı işgal ederken PKK ile Türkiye’yi de bölmeye çalıştı. Ardından türlü bahanelerle Afganistan’ı işgal etti ve binlerce masum insanı öldürdü. 2003 yılında gelindiğindeyse Saddam Hüseyin’in tehditlerini bahane ederek tekrar Irak’ı işgal etti ve burada 1,5 milyon insanı öldürdü. En sonunda ise Amerika baklayı ağzından çıkardı ve 2004 yılında Condalizza Rice 24 müslüman ülkenin sınır ve rejimlerini değiştirecek olan Büyük Ortadoğu Projesini açıkladı. Bu projenin ekonomik kanadını Suudi Arabistan ve Katar üstlendi, siyasi kanadını ise Türkiye’de Amerika tarafından iktidara getirilen AKP iktidarı üstlendi. Bu demek oluyordu ki Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi mazlum milletleri AKP ve Tayyip Erdoğan aracılığıyla işgal edecek ve parçalayacaktı. Bunun da ilk hamlesini Irak’ta gerçekleştirdi. Daha sonra Suriye’yi kendi desteklediği ve yine AKP hükümetinin lojistik yardımlarda bulunduğu teröristler aracılığıyla bölmek istedi.
Emperyalizm kaybediyor
Toplamda amaç İran’ı yanlızlaştırmak ve bölgedeki etkisini kırmak olacaktı. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı, çünkü birincisi kendi işgal ettiği topraklardan Maliki gibi Amerikan muhalifi bir iktidar çıktı, ikincisi Beşar Esad ve Suriye halkı büyük bir direniş gösterdi ve ülkelerinin bölünmesine izin vermedi, üçüncüsü Türkiye’deki vatansever kuvvet AKP iktidarına karşı olanca kuvvetleriyle savaştı ve AKP’nin Ortadoğu hamlelerinde başarısız olmasını sağladı. En önemlisi ise İran’a diş geçiremedi ve bölgedeki gücünü kırmanın aksine daha da sağlamlaştırdı. Bunların yanında ise dünyanın süper güçlerinden Rusya ve Çin Ortadoğu halklarının yanında olduklarını her defasında gösterdiler.
Bilinenin aksine: İran
Genelden daha özele inersek, şuan İran bölgedeki en önemli ülke konumunda. Bunun nedeni ise kuşkusuz emperyalizme karşı duruşu. Emperyalizm karşıtlığını ise İran’ın her noktasında gözlemleyebiliriz. Mesela Basılan Amerikan Büyükelçiliğinin( İranlılar buraya CİA merkez ofisi diyorlar.) giriş kapısında Amerikan bayrağına basan bir ayak figürü görürüz. Camilerdeki hutbelerde Amerikan emperyalizmine ve İsrail siyonizmine lanetler okunduğuna şahit oluruz. Kimle konuşsanız Amerikan emperyalizmine karşı söyleyecek mutlaka bir sözünün olduğunu görebiliriz.
Bu genel ve özel değerlendirmeleri bir araya toplarsak İran’ı şöyle değerlendirebiliriz:
İran tartışmasız Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi karşıtıdır.
Büyük Ortadoğu Projesinin farkındadır ve bu projeye karşı dik durmaktadır.
Emperyalizme karşı mazlum milletlerle birlikte hareket etmek istemektedir.
İç siyasetleri ne olursa olsun Ortadoğu’da emperyalizme karşı en büyük güçtür ve ittifak yapılması gereklidir.
İki ülkenin milleti tarihsel olarak kardeştir ve kaderleri birbirlerine bağlıdır.
Bir elin nesi var iki elin sesi var
Olgulara dogmatik değil bilimsel bakmamız gereklidir. Gerçekler herzaman devrimcidir der Gramsci. TGB emperyalizmin saldırısını en net hisseden,farkında olan ve bununla birlikte emperyalizm karşıtı cephenin nerede ve kimlerle kurulması gerektiğini bilen bir örgüttür. TGB kulaktan duyma laflara ,dogmacı anlayışlara bakmaz, meseleye bilimsel ve gerçekçi bakar. İşte bu nedenledir ki TGB,İran’a ziyarette bulunmuş, orada emperyalizme karşı ortak hareket etmemiz gerektiğini ifade etmiştir. Zira Emperyalizme karşı birlikte hareket etmekten başka bir çaremiz yoktur. İran’da söylediğimizi burada da söylüyoruz; biz birbirimizi ayıran noktalar üzerine değil, bizi birbirimize bağlayacak olan ortak noktalar üzerine yönelmeliyiz. Aksi takdirde başarılı olamayız.
Biz TGB olarak ne bu toprakların ne de mazlum milletlerin Amerikan emperyalizmine yenik düşmesine müsaade etmeyeceğiz. Mazlum milletlerin gençliğinin de bizlerle beraber hareket edeceğinden hiç kuşkumuz yok. Herkes bilsin ki emperyalizme karşı oluşmaya başlayan bu birliktelikler artarak devam edecektir. Son söz olarak İki kardeş milletin ortak bir atasözünü söyleyerek bitirelim: “ Bir elin nesi var iki elin sesi var”. Bu slogan mücadelemizin yöntemini belirleyecektir.
Mehmet Yaşar Yıldız
TGB Uluslararası İlişkiler Bürosu Sorumlusu
tgb.gen.tr





