İnsan, eskiyi aramadan edemiyor. Eski sevdalar, eski sohbetleri, eski arkadaşlıkları… Kırk elli yıl eskiye gitmeye gerek de yok. Bizim neslimiz diyebileceğimiz doksanlı neslin dahi gördüğü, mahalle aralarında top oynamak, kimi zaman arkadaşının bilyesini yuttuktan sonra ona geri vermek… Veya topu abanırcasına vururken toplu saklambaç oynamak…Zaman ilerledikçe insan, eskiyi de istemiyor değil. Elbette zamanın ilerlemesiyle beraber, sosyal ve kültürel ananlarımızda da değişiklikler oluyor. Fakat bunun adını özlem değil de sitem etmek koyarsak, burada yeni sorunlar ortaya çıkıyor diyebiliriz. Çünkü özlem dediğimiz anda, insanın kaybettiği eşine de özlem duyabilir, ayrıldığı sevgilisine veya hatırladığı bir anıya… Fakat özlemin sitemle birleştiği bir dönemden geçiyoruz.Ve bir de bu çağa utanmadan akıl çağı demiyorlar mı ! Akılsızlığın dibine vurulduğu bu söylemleri bir kenara bırakacak olursak, insanların kendilerini akıllı telefonla ifade etmesi ne tuhaf değil mi ! O kopmaz bağlarla birbirine sarılan arkadaşlar ‘’ son çevrimiçi ‘’ dakikasında haber verilmediğinden dolayı bir anda bitirebiliyor. Sevdalarda bir telefonun içine sığmış gidiyor. Hatta o sevdaların içinde yaşanan kıskançlıklar, yalanlar, aldatmalar. Oysa biz böyle mi öğrendik büyüklerimizden. Nazım yeniden doğsa , gene Piraye’ye aşık olurdu. Ve Nazım yeniden doğsa gene aşkını anlatırdı o güzel mektuplarla. Ve sığdırırdı iki satıra ! Ne güzel şey hatırlamak seni. Ölüm ve zafer haberlerinin içinden…Ya Ahmed Arif’e ne demeli? Kolay değil onca sene saklamış sevdiğini içine, Leyla Erbil’e karşı. Hangi akıllı telefon anlatabilirdi bu aşkı,bu sevdayı. Kıskanmıyor da değildi Leyla’sı başka birisi ile evlendiğinde. Tek isteğiydi mektuplarına bir cevap. Ne güzel söylemişti oysa. ‘’ Daima düşünmekle ve daima da aynı şeyi düşünmekle insan aşkın bir fikri-işgal olduğunu kabul ediyor ‘’ . Oysa akıl çağı dedikleri şey düşünmeyi de satın alıyordu ve bir daha teslim etmiyordu.Ve Hasan Yalçın aklımıza gelir. ‘’ Zaman bizim özel mülkiyetimizde değildir ‘’ , der . Zaman kavramı bu kadar saf ve duru nasıl anlatılır derdik, işte böyle anlatılırmış. Zamanımızı öyle hunharca harcayamayız, bizim topluma bir sorumluluğumuz var. Minik Aylan’ın bedeni kumsala saplandığı zaman vicdanlarımız ayağa kalkıyor. Her gün şehit haberleriyle uyandığımızda ertesi akşamın ilerleyen saatleri bizlere zindan oluyor. Ve ekliyor Hasan Yalçın. ‘’ Zaman bizi değil biz zamanı yönetmeliyiz ‘’ . İşte, akıl çağı diye sundukları şey zamanımızı da zorla gasp etmek istiyor ve onu kendi istediği gibi kullanıyor.Ve insanın ortak özlemleri, duygularını ve erdemlerini insanlığı bir küçük aygıtı içine hapseden noktada bir gençlik yetişiyor. Türkiye Gençlik Birliği diyor ki ‘’ gel hangi duyguları yaşayacaksak beraber yaşayalım, seveceksek bir yareni bu sahte ilişkiler içine sıkışmasın, dövüşeceksek bir arkadaşla etle kemikle olsun ‘’ . Ve gene Nazım ile bitirmek istiyoruz. İnadına ve örgütlü bir şekilde yaşayarak …Yaşamak birer birer ve hep beraber İpekli bir kumaş dokur gibi Hep bir ağızdan sevinçli sevinçli bir destan okur gibi …TGB SAKARYA İL BAŞKANIUTKU GÜNGÖR
İnsan, eskiyi aramadan edemiyor. Eski sevdalar, eski sohbetleri, eski arkadaşlıkları… Kırk elli yıl eskiye gitmeye gerek de yok. Bizim neslimiz diyebileceğimiz doksanlı neslin dahi gördüğü, mahalle aralarında top oynamak, kimi zaman arkadaşının bilyesini yuttuktan sonra ona geri vermek… Veya topu abanırcasına vururken toplu saklambaç oynamak…Zaman ilerledikçe insan, eskiyi de istemiyor değil. Elbette zamanın ilerlemesiyle beraber, sosyal ve kültürel ananlarımızda da değişiklikler oluyor. Fakat bunun adını özlem değil de sitem etmek koyarsak, burada yeni sorunlar ortaya çıkıyor diyebiliriz. Çünkü özlem dediğimiz anda, insanın kaybettiği eşine de özlem duyabilir, ayrıldığı sevgilisine veya hatırladığı bir anıya… Fakat özlemin sitemle birleştiği bir dönemden geçiyoruz.Ve bir de bu çağa utanmadan akıl çağı demiyorlar mı ! Akılsızlığın dibine vurulduğu bu söylemleri bir kenara bırakacak olursak, insanların kendilerini akıllı telefonla ifade etmesi ne tuhaf değil mi ! O kopmaz bağlarla birbirine sarılan arkadaşlar ‘’ son çevrimiçi ‘’ dakikasında haber verilmediğinden dolayı bir anda bitirebiliyor. Sevdalarda bir telefonun içine sığmış gidiyor. Hatta o sevdaların içinde yaşanan kıskançlıklar, yalanlar, aldatmalar. Oysa biz böyle mi öğrendik büyüklerimizden. Nazım yeniden doğsa , gene Piraye’ye aşık olurdu. Ve Nazım yeniden doğsa gene aşkını anlatırdı o güzel mektuplarla. Ve sığdırırdı iki satıra ! Ne güzel şey hatırlamak seni. Ölüm ve zafer haberlerinin içinden…Ya Ahmed Arif’e ne demeli? Kolay değil onca sene saklamış sevdiğini içine, Leyla Erbil’e karşı. Hangi akıllı telefon anlatabilirdi bu aşkı,bu sevdayı. Kıskanmıyor da değildi Leyla’sı başka birisi ile evlendiğinde. Tek isteğiydi mektuplarına bir cevap. Ne güzel söylemişti oysa. ‘’ Daima düşünmekle ve daima da aynı şeyi düşünmekle insan aşkın bir fikri-işgal olduğunu kabul ediyor ‘’ . Oysa akıl çağı dedikleri şey düşünmeyi de satın alıyordu ve bir daha teslim etmiyordu.Ve Hasan Yalçın aklımıza gelir. ‘’ Zaman bizim özel mülkiyetimizde değildir ‘’ , der . Zaman kavramı bu kadar saf ve duru nasıl anlatılır derdik, işte böyle anlatılırmış. Zamanımızı öyle hunharca harcayamayız, bizim topluma bir sorumluluğumuz var. Minik Aylan’ın bedeni kumsala saplandığı zaman vicdanlarımız ayağa kalkıyor. Her gün şehit haberleriyle uyandığımızda ertesi akşamın ilerleyen saatleri bizlere zindan oluyor. Ve ekliyor Hasan Yalçın. ‘’ Zaman bizi değil biz zamanı yönetmeliyiz ‘’ . İşte, akıl çağı diye sundukları şey zamanımızı da zorla gasp etmek istiyor ve onu kendi istediği gibi kullanıyor.Ve insanın ortak özlemleri, duygularını ve erdemlerini insanlığı bir küçük aygıtı içine hapseden noktada bir gençlik yetişiyor. Türkiye Gençlik Birliği diyor ki ‘’ gel hangi duyguları yaşayacaksak beraber yaşayalım, seveceksek bir yareni bu sahte ilişkiler içine sıkışmasın, dövüşeceksek bir arkadaşla etle kemikle olsun ‘’ . Ve gene Nazım ile bitirmek istiyoruz. İnadına ve örgütlü bir şekilde yaşayarak …Yaşamak birer birer ve hep beraber İpekli bir kumaş dokur gibi Hep bir ağızdan sevinçli sevinçli bir destan okur gibi …TGB SAKARYA İL BAŞKANIUTKU GÜNGÖR






