Sabiha Dağlı Yazdı: “Bağımsızlığa Doğru”

Sabiha Dağlı Yazdı: “Bağımsızlığa Doğru”

Türk kadınları bugünkü haklarını kazanma sürecini üç başlık altında inceleyebiliriz. Bunlardan birincisi II. Meşrutiyet dönemi ile başlayan hak alma mücadelesi. İkincisi Kurtuluş Savaşı döneminde tam bağımsız Türkiye düşüncesi ile hem cephe gerisinde hem de cephede verdiği mücadele. Üçüncü olarak ise Cumhuriyet Dönemi kadınlarının haklarını hukuksal olarak kazandıkları süreç.

Meşrutiyet döneminde, kadınların istisna da olsa çalışma hayatında yer aldığını görebiliyoruz. Zaten tarlada çalışmaktalar. Yine de kadınların yeri ev, mutfak ve avlu olarak tanımlanıyordu. Fakat bu dönemde kadınlar üniversiteye kayıt olmaya ve haklarını savunmaya başlamıştı. Bunu yürüyüşler yaparak ya da gösteriler düzenleyerek değil, sorunlarını dile getiren makaleleri, gazetelerde ve dergilerde yayınlayarak gerçekleştirmişlerdi. 1869’da Terakki-i Muhaderat’la başlayan kadın dergi ve gazeteleri Cumhuriyet’e kadar 40’a ulaştı. Bunlardan bazılarına örnek vermek gerekirse; Şüküfezar, Kadınlık Hayatı, Kadınlar Dünyası ve 1895’te çıkarılan Kadınlar İçin Gazete’si tamamıyla kadınlardan oluşan bir kadro tarafından yayınlanmıştı. İlk kadın yazanınız Fatma Aliye idi. Yine bu dönemin ünlü bir kadın yazar olan Halide Edip, aynı zamanda siyasal bir liderdi ve Kurtuluş Savaşı’na aktif olarak katılan “İlk Kadın Onbaşı” lâkabını almıştır.

19. yüzyılın sonlarında, şartların zorlanması ile İstanbul’da Kız Öğretmen Okulu açılmıştı. Alınacak öğrenci sayısı ise sadece 28 kişiydi. 300 kız başvurdu. Kadınlar Dünyası adlı dergi bu günü özetle şöyle anlatacaktır:

“Bugün okul mahşer halini aldı. Anneler, yöneticilerin, öğretmenlerin ayaklarına kapanarak çocuklarının okula kabul edilmesi için yalvarıyorlar. Anladık ki millet uyanmıştır, okumanın değerini anlıyor, okumak için açılan kapıya hücum ediyor ama devlet uyuyor.”

Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun uğradığı yenilgi ve bunu izleyen büyük siyasal bunalımın sonucunda, Türk kadınları da ülkesinin siyasal yaşamına ve kamu sorunlarına ilgi duymaya başlamışlardı.

Kurtuluş Savaşı’nda Kara Fatma, Tayyar Rahmiye, Nene Hatun, Gördesli Makbule, Klavuz Hatice, Şerife Bacı, İlk Kadın Onbaşımız Halide Edip ve daha nice yürekli kadınlarımız, erkeklerin yanı başında, Türkiye’nin bağımsızlığı için savaş cephelerinde düşman ile savaşıyorlardı. Tayyar Rahmiye kendisine “Bacım bu er işidir, sen cephe gerisinde belki daha yararlı olursun” diyen Hüseyin Ağa’ya şu cevabı vermişti. “Vatanın savunmasında hepimiz eriz, düşman toprağımızı basmış, elim silah tutuyor, ben nasıl savaşmam…”

Cephede savaşan kadınlarımızın yanı sıra cephe gerisinde de kadınlarımız ülkenin bağımsızlığı ve bütünlüğü için elinden geleni yapıyorlardı. 5 kasım 1919 günü Sivas’ta bulunan Numune Kız Mektebi’nde kurulan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’nin amacı; milli mücadele bilincini halk arasında yaymak ve moral motivasyon sağlayarak ülkenin bütünlüğünü korumaya katkı sağlamaktı. Gazi Mustafa Kemal’in de cemiyetin varlığından duyduğu memnuniyeti dile getirdiği, kayıtlara geçmiş bir telgrafı bulunmaktadır. Telgrafta; ‘’Sivas hanımlarının gösterdiği şu fedakarlığı bütün müdafaa i hukuk cemiyeti merkezlerine tamim ederek bütün Türk hanımlarının da aynı eser-i hamiyyeti ibraza davet olunmasını muvafık bulduk”

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yine toplum kadını geldiği yere yani ocak başına gönderme planları içerisine girdi. Fakat bunu engelleyebilecek tek bir kişi vardı o da Mustafa Kemal Atatürk’tü.

Cumhuriyet’in ilânı ile kadın haklarının tanınması, Atatürk tarafından gerçekleştirilen en önemli inkılâplardan biriydi. Diğer tüm inkılâpların başarısı, büyük ölçüde bunun başarısına bağlıydı.

16 Haziran 1923’te kadının sosyal, ekonomik, siyasal haklarını sağlamak amacıyla Kadınlar Halk Fırkası kurulmuştur. Nezihe Hanım’ın kuruluşuna önderlik ettiği parti, henüz Cumhuriyet Halk Fırkası bile kurulmadan kuruluş çalışmalarını tamamlayıp kuruluş dilekçesini vererek Cumhuriyet tarihinin ilk siyasal partisi oldu. Fakat kuruluş dilekçesine sekiz ay sonra ret yanıtı gelmiş, “1909 tarihli seçim kanuna göre kadınların siyasi temsilinin mümkün olmadığı” gerekçesiyle parti kuruluşu için valilik tarafından faaliyet izni verilmemiştir.

1924 yılında, her iki cinsin eğitim olanaklarından eşit bir biçimde yararlanmasını sağlayacak bir Eğitim Yasası kabul edilmişti. 1926’da yeni Medenî Kanun’un kabul edilmesiyle, Türk kadınları, erkeklerle eşit miras hakkını, boşanma ve kocanın izni olmaksızın mal sahibi olma haklarını elde etmiş oldular.

1934 yılında bir kadın topluluğunun bütün siyasi haklarının tanınması istemiyle meclise yaptığı yürüyüş üzerine Mustafa Kemal mecliste yasa tasarısı çalışmalarını başlatmıştır. 5 Aralık 1934 tarihinde Parlâmento’da kabul edilen bir yasayla, Türk kadınları seçme ve seçilme hakkını elde ettiler; böylelikle, bu hakkı diğer birçok ülke kadınlarından çok daha önce elde etmiş oldular.

Atatürk’ün girişimiyle 1935 yılında İstanbul’da kadın hakları konusunda ilk Uluslararası Kongre toplandı. Atatürk kongreye gönderdiği telgrafında şöyle demekteydi: “Kadına siyasal ve sosyal hakların tanınmasının, insanlığın itibarı ve mutluluğu için son derece gerekli olduğu görüşündeyim.”
Bu durumda yapmamız gereken; çeşitli baskılar ve geriye itilmelere rağmen dönemler içerisinde mücadele eden ve sonunda fikirlerini kabul ettiren, yapmak istediğini, toplum içerisindeki yerini söke söke alan, ayakları yere sağlam basan kadınlarımızın haklarını sonuna kadar korumak ve kadın-erkek yan yana ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırma yolunda daha da ilerletmektir.

Sabiha DAĞLI /TGB AYDIN/Nazilli İlçe Sekreteri

Türk kadınları bugünkü haklarını kazanma sürecini üç başlık altında inceleyebiliriz. Bunlardan birincisi II. Meşrutiyet dönemi ile başlayan hak alma mücadelesi. İkincisi Kurtuluş Savaşı döneminde tam bağımsız Türkiye düşüncesi ile hem cephe gerisinde hem de cephede verdiği mücadele. Üçüncü olarak ise Cumhuriyet Dönemi kadınlarının haklarını hukuksal olarak kazandıkları süreç.

Meşrutiyet döneminde, kadınların istisna da olsa çalışma hayatında yer aldığını görebiliyoruz. Zaten tarlada çalışmaktalar. Yine de kadınların yeri ev, mutfak ve avlu olarak tanımlanıyordu. Fakat bu dönemde kadınlar üniversiteye kayıt olmaya ve haklarını savunmaya başlamıştı. Bunu yürüyüşler yaparak ya da gösteriler düzenleyerek değil, sorunlarını dile getiren makaleleri, gazetelerde ve dergilerde yayınlayarak gerçekleştirmişlerdi. 1869’da Terakki-i Muhaderat’la başlayan kadın dergi ve gazeteleri Cumhuriyet’e kadar 40’a ulaştı. Bunlardan bazılarına örnek vermek gerekirse; Şüküfezar, Kadınlık Hayatı, Kadınlar Dünyası ve 1895’te çıkarılan Kadınlar İçin Gazete’si tamamıyla kadınlardan oluşan bir kadro tarafından yayınlanmıştı. İlk kadın yazanınız Fatma Aliye idi. Yine bu dönemin ünlü bir kadın yazar olan Halide Edip, aynı zamanda siyasal bir liderdi ve Kurtuluş Savaşı’na aktif olarak katılan “İlk Kadın Onbaşı” lâkabını almıştır.

19. yüzyılın sonlarında, şartların zorlanması ile İstanbul’da Kız Öğretmen Okulu açılmıştı. Alınacak öğrenci sayısı ise sadece 28 kişiydi. 300 kız başvurdu. Kadınlar Dünyası adlı dergi bu günü özetle şöyle anlatacaktır:

“Bugün okul mahşer halini aldı. Anneler, yöneticilerin, öğretmenlerin ayaklarına kapanarak çocuklarının okula kabul edilmesi için yalvarıyorlar. Anladık ki millet uyanmıştır, okumanın değerini anlıyor, okumak için açılan kapıya hücum ediyor ama devlet uyuyor.”

Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun uğradığı yenilgi ve bunu izleyen büyük siyasal bunalımın sonucunda, Türk kadınları da ülkesinin siyasal yaşamına ve kamu sorunlarına ilgi duymaya başlamışlardı.

Kurtuluş Savaşı’nda Kara Fatma, Tayyar Rahmiye, Nene Hatun, Gördesli Makbule, Klavuz Hatice, Şerife Bacı, İlk Kadın Onbaşımız Halide Edip ve daha nice yürekli kadınlarımız, erkeklerin yanı başında, Türkiye’nin bağımsızlığı için savaş cephelerinde düşman ile savaşıyorlardı. Tayyar Rahmiye kendisine “Bacım bu er işidir, sen cephe gerisinde belki daha yararlı olursun” diyen Hüseyin Ağa’ya şu cevabı vermişti. “Vatanın savunmasında hepimiz eriz, düşman toprağımızı basmış, elim silah tutuyor, ben nasıl savaşmam…”

Cephede savaşan kadınlarımızın yanı sıra cephe gerisinde de kadınlarımız ülkenin bağımsızlığı ve bütünlüğü için elinden geleni yapıyorlardı. 5 kasım 1919 günü Sivas’ta bulunan Numune Kız Mektebi’nde kurulan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’nin amacı; milli mücadele bilincini halk arasında yaymak ve moral motivasyon sağlayarak ülkenin bütünlüğünü korumaya katkı sağlamaktı. Gazi Mustafa Kemal’in de cemiyetin varlığından duyduğu memnuniyeti dile getirdiği, kayıtlara geçmiş bir telgrafı bulunmaktadır. Telgrafta; ‘’Sivas hanımlarının gösterdiği şu fedakarlığı bütün müdafaa i hukuk cemiyeti merkezlerine tamim ederek bütün Türk hanımlarının da aynı eser-i hamiyyeti ibraza davet olunmasını muvafık bulduk”

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yine toplum kadını geldiği yere yani ocak başına gönderme planları içerisine girdi. Fakat bunu engelleyebilecek tek bir kişi vardı o da Mustafa Kemal Atatürk’tü.

Cumhuriyet’in ilânı ile kadın haklarının tanınması, Atatürk tarafından gerçekleştirilen en önemli inkılâplardan biriydi. Diğer tüm inkılâpların başarısı, büyük ölçüde bunun başarısına bağlıydı.

16 Haziran 1923’te kadının sosyal, ekonomik, siyasal haklarını sağlamak amacıyla Kadınlar Halk Fırkası kurulmuştur. Nezihe Hanım’ın kuruluşuna önderlik ettiği parti, henüz Cumhuriyet Halk Fırkası bile kurulmadan kuruluş çalışmalarını tamamlayıp kuruluş dilekçesini vererek Cumhuriyet tarihinin ilk siyasal partisi oldu. Fakat kuruluş dilekçesine sekiz ay sonra ret yanıtı gelmiş, “1909 tarihli seçim kanuna göre kadınların siyasi temsilinin mümkün olmadığı” gerekçesiyle parti kuruluşu için valilik tarafından faaliyet izni verilmemiştir.

1924 yılında, her iki cinsin eğitim olanaklarından eşit bir biçimde yararlanmasını sağlayacak bir Eğitim Yasası kabul edilmişti. 1926’da yeni Medenî Kanun’un kabul edilmesiyle, Türk kadınları, erkeklerle eşit miras hakkını, boşanma ve kocanın izni olmaksızın mal sahibi olma haklarını elde etmiş oldular.

1934 yılında bir kadın topluluğunun bütün siyasi haklarının tanınması istemiyle meclise yaptığı yürüyüş üzerine Mustafa Kemal mecliste yasa tasarısı çalışmalarını başlatmıştır. 5 Aralık 1934 tarihinde Parlâmento’da kabul edilen bir yasayla, Türk kadınları seçme ve seçilme hakkını elde ettiler; böylelikle, bu hakkı diğer birçok ülke kadınlarından çok daha önce elde etmiş oldular.

Atatürk’ün girişimiyle 1935 yılında İstanbul’da kadın hakları konusunda ilk Uluslararası Kongre toplandı. Atatürk kongreye gönderdiği telgrafında şöyle demekteydi: “Kadına siyasal ve sosyal hakların tanınmasının, insanlığın itibarı ve mutluluğu için son derece gerekli olduğu görüşündeyim.”
Bu durumda yapmamız gereken; çeşitli baskılar ve geriye itilmelere rağmen dönemler içerisinde mücadele eden ve sonunda fikirlerini kabul ettiren, yapmak istediğini, toplum içerisindeki yerini söke söke alan, ayakları yere sağlam basan kadınlarımızın haklarını sonuna kadar korumak ve kadın-erkek yan yana ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırma yolunda daha da ilerletmektir.

Sabiha DAĞLI /TGB AYDIN/Nazilli İlçe Sekreteri

Paylaş: