1. Dünya Savaşı’ndan Bügüne Vatan Savunmasında Neler Değişti?

1. Dünya Savaşı’ndan Bügüne Vatan Savunmasında Neler Değişti?
Picture of Mirza Çelik
Mirza Çelik
TGB Genel Başkanı

Savaşa Girmemek Mümkün Müydü?

  1. Dünya Savaşı’na girilmeli miydi, girilmemeli miydi? Aslında tarihin akışı içerisinde bütün berraklığıyla ortaya çıkan cevap hala dahi bazı tarihçiler tarafından tartışılmaktadır.

Öncelikle şunu anlamak gerekmektedir: 1. Dünya Savaşı’nın değerlendirilmesi sadece tarihsel bir problem olarak değil aynı zamanda da bugünkü vatan savunmamız açısından strateji ve taktik eğitimi bağlamında değerlidir. 


Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’na girmeli miydi sorusu geçerli değildir çünkü Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı’na girmeme ihtimali yoktur. Osmanlı Devleti savaşa girmeseydi savaş gelip Osmanlı’nın başında yine de patlayacaktı. Çünkü savaşın açık hedefi Osmanlı topraklarının paylaşılmasıydı. İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusyası, Türkiye’yi paylaşmak için aralarında gizli ve açık anlaşmalar yapmışlardı. Lenin gibi Çarlık karşıtı Ruslar, Çarlık’ın Osmanlı’yı yutma hedefini vurgulamışlardı. Hakeza Mustafa Kemal Atatürk de bu savaşa girmenin kaçınılmaz olduğunu 5 farklı yerde saptamıştır.

Osmanlı Devleti için bu savaş vatan savunmasıydı. 1908 Hürriyet Devrimi bu vatan savunmasıyla milli devrim niteliği kazanmıştır. Hatta bu vatan savunması Türkleri millet yapmıştır. 1. Dünya savaşı bizi millet yapmıştır. Kurtuluş Savaşı ve 1. Dünya Savaşı bir bütündür. Sanılanın aksine Kurtuluş Savaşı 1919’da değil 1914’de başlamış ve 1922’de de zaferle ve devrimle noktalanmıştır. 19 Mayıs 1919 ise Ankara’da devrimci hükümeti kurma iradesidir ve onun ilk adımıdır. 23 Nisan 1920’de Ankara’da fiilen kurmuş olduğumuz Cumhuriyet’le milli devrimimizi gerçekleştirdik. Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet’i getirmemiş tam tersine Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı’nı kazanmıştır. 1. Dünya Savaşı’nda ortaya koymuş olduğumuz mucizevi vatan savunması olmasaydı Cumhuriyet de bağımsızlık da gecikirdi. Vatan Savunması özgüvenimizi geliştirmiş ve bizi milletleştirmiştir.

Birinci Cihan Savaşı ile 30 Ağustos zaferi arasındaki bağlantıyı, E. Org. Ergin Saygun, doğru kuruyor: “Türk milletinin kaderini belirleyen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında mihenk taşı olan üç nokta vardır: Çanakkale, Sakarya, Kocatepe. (Türk Ordusuna Balyoz, s. 29)

En öz tarifiyle 1. Dünya Savaşı’nda vatan savunması girmeseydik büyük devrimimiz gecikecek ve Osmanlı bu sefer savaşa vatan savunması iddiasıyla değil çaresiz ve plansız bir şekilde girmiş olacaktı. 

Bu koşullarda İttihatçılar durumu tahlil etti, kendilerini savaşa hazırladı. İttihatçılar savaş öncesinde İngiltere-Fransa ve Rusya ile anlaşmak için büyük gayret gösterdi. Talat Paşa, ayaklarına kadar gitti. Ancak onlardan aldığı cevap açıktı. Osmanlı Devleti’ni parçalayacaklarını gizlemiyorlardı. Bu koşullarda Osmanlı Devleti’nin, savaşta Almanya ile ittifak yapması kaçınılmazdı. Bu koşullara en uygun olacak şekilde Osmanlı savaşa girmiştir. 

Burada unutulmaması gerekilen gerçek şudur: Almanya’yla ittifak olmak hata değil gerçekçilikti fakat Hükümet Alman güdümüne bağlanmakla ve zamanlamadaki ciddi yanlışlarıyla hata yapmıştır. 

Türkiye’ye Yönelen Silahlı Tehditler Var

Gelgelelim doğru sözü söyleyelim: Topraklarımıza yönelen silahlı tehditlere göz yummak demek, aman şimdi çok hır gür çıkarmayalım da bu silahlar patlamasın demek savaşı baştan kaybetmek demektir. Çünkü silah doğrultuldu ise muhakkak patlayacaktır. Silah patlamasın diye dua etmek, durmak ve beklemek sadece ölümle sonuçlanır. 

1914’ten bugüne 112 yıl geçti. Büyük tarihimizden büyük tecrübeleri damıtmayıp silahlı tehditlere göz yumma hatasına düşenler hala var. 

Anadolu öyle güzel memlekettir ki bu topraklar o kadar bereketlidir ki bu milletin insan gücü o kadar yetkindir ki tüm emperyalistlerin ağzı Türkiye için sulanmaktadır. Bugünün haydut devletleri ABD ve İsrail’in de gözü bizim topraklarımızdadır. Tarihimizde olduğu gibi bugün de silahlar Türkiye’ye doğrulmuş durumdadır. Doğu Akdeniz’de ABD ve İsrail silahlı tehdidini ağırlaştırmaktadır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan tam anlamıyla ABD’nin üsleri haline gelmiş durumdadır. ABD- İsrail’in Doğu Akdeniz’deki silah yığınağı tüm dünyanın geleceği için belirleyici olacaktır. Silahlar Türkiye’ye dönükse bu da demek oluyor ki Türkiye’nin tutumu dünyanın geleceğini, Türkiye’nin direnişi dünyanın geleceğini belirleyecektir.

Dünya’nın dengesi kaymaktadır. Tek kutuplu dünya çökmektedir ve yerine çok kutuplu dünya oluşmaktadır. Türkiye’nin tutumu ise bu çöküş ve oluş sürecini ya geciktirecek ya da hızlandıracaktır.

Büyük savaş dönemleri dünyada büyük altüst oluşlar dönemleridir.

Büyük savaş dönemleri dünyada büyük altüst oluşlar dönemleridir.


Dünya, yine büyük savaş tehlikesiyle karşı karşıyadır. ABD ve İsrail’in Doğu Akdeniz’e silah yığınağı yapması bununla ilgilidir. Doğu Akdeniz’e yerleşmek isteyen ABD, Batı Asya’nın yükselen güçlerini engellemek istemekte ve tek kutuplu saltanatını devam ettirmek istemektedir. İsrail de kuzeyinde canına kıyan İran’dan, Yemen’den, Türkiye’den kurtulmak istemektedir. Bunun için silahlı hazırlık yapmaktadırlar.

Türkiye’yi yönetenler ise bu silahlara karşı gözlerini yummaktadırlar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katılmış olduğu Birleşmiş Milletler Toplantısında Filistin’den bahsetmiştir fakat Türkiye’yi hedef alan ABD ve İsrail’den bahsetmemiştir. İsrail’in Türkiye’ye dönük teşebbüsleri gündeme almadan Türkiye nasıl Filistin’in yanında olacaktır?

Türkiyemizin önündeki mesele 114 yıl önce olduğu gibi bugün de vatan savunmasında ısrarcı olmaktır. Ancak hükümet aman ABD’nin ayağına basmayalım da silahlar patlamasın hesabının içindedir. Bu tehditleri görmezden gelmek Türkiye’nin geleceğini ve güvenliğini doğrudan tehlikeye atmak demektir.

Büyük savaş tehlikesinin belirleyici olduğu bu günlerde vatan savunması caydırıcı gücü oluşturabilmekten geçer. ABD, tüm askeri varlığını Irak’tan çekmek durumunda kalmıştır. İran’a karşı rejim değiştirme iddiasıyla savaşa giren ABD Hürmüz’de tokat yemiştir. Filistin İsrail’e karşı aslanlar gibi direnmektedir. Ezcümle ABD her cephede kaybetmektedir. ABD ve İsrail’e karşı direnen milletlerin birleşmesi ve Türkiye- Rusya- Çin- İran ittifakının kurulması demek ABD ve İsrail’in büyük savaşa cüret gösterememesi demektir.

Mekke Savunma Anlaşması’na Hayır Demek Görevdir!

Fakat tüm bu koşulların içindeyken Türkiye, Mekke Anlaşması ile İran’ı, Filistin’i ve Yemen’i karşı tarafa itmektedir. 

Riyad’da Mekke Savunma Anlaşması doğrultusunda yapılan son toplantıda Türkiye askeri kapasitesinin ve kabiliyetlerinin Suudi Arabistan’da konuşlandırılması kararı alınmıştır. 

Bu karar açıkça büyük savaşı önleyecek ittifakı kurmamızın önünde bariyer görevi teşkil etmektedir. Türkiye bu tarihi hatayla Yemen’le, İran’la ve Filistin’le karşı karşıya gelirken ABD ve İsrail cephesine düşmektedir.

Bu 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’yı parçalamak istediklerini açıkça dillendiren İngiltere- Fransa ve Çarlık Rusya’yla ittifak olmak için ısrarcı olmak türünden büyük bir hatadır. Türkiye’nin bu tarihi hataya düşmesi imkansızdır. Çünkü Türkiye’yi var eden dinamikler vatan savunması olmuştur. Bu sebeple söylüyoruz Mekke Anlaşması’nın meclisten geçmesi imkansızdır. Osmanlı nasıl İngiltere’yle aynı cephede olmamışsa Türkiye de ABD ve İsrail ile aynı cephede olmayacaktır.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki silahlı tehditlere göğsünü siper edecek bir milleti vardır. Silahlı tehditleri görmezden gelmek, silahların patlamaması için türlü türlü hesaplar yaparak yanlış cephelere düşmek Türkiye’nin güvenliğini, tam bağımsızlığını ve dünyanın eşitlikçi, paylaşmacı medeniyete geçişini geciktirmektedir.

Türkiyemiz Doğu Akdeniz’deki tehditlere tekmeyi basacak ve yok edecektir. Tüm direnen milletlerle beraber yeni dünyanın kurulmasına önderlik edecektir. 1920’de olduğu gibi devrimimiz için vatan savunmasında ısrar etme zamanıdır. Cesaretle Mekke Savunma Anlaşması’na hayır deme zamanıdır. Gazi Meclisimizin Tüm Milletvekillerine çağrımızdır: Tarihin doğru tarafında duralım, savaşta ABD ve İsrail’in cephesine düşmeyelim. Sizin oylarınız Türkiye’nin ve Mehmetçiğin kaderini etkileyecektir. Hayır deyin, Mehmetçik Yemen’e gönderilmesin.

Paylaş: