AB’yi Bırak, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne Bak!

AB’yi Bırak, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne Bak!

YAZAR

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde “Varsa yoksa AB demeyin, Şanghay Beşlisi bizi rahatlatır” diyerek çok önemli bir çıkış yapmıştı. Son dönemde AB ülkeleriyle diplomatik açıdan yaşadığımız gerginlikten dolayı Türkiye’nin AB üyelik sürecinin durdurulmasının konuşulmaya başlanması bu çıkışın en önemli sebebiydi.

Erdoğan’ın bu söylemi üzerine Şanghay İşbirliği Örgütü üyesi ülkelerden açıklamalar geldi. Bu açıklamalardan ön plana çıkan vurgu Türkiye’den NATO’dan ayrılarak tam bağımsız olması idi.

Gerçekten de Türkiye’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Atatürk dönemi Avrasya ülkeleriyle kurulan iyi ilişkilerden uzaklaşıp Atlantik cephesine yakınlaşması, bizi birçok konuda bağımlı hale getirmiş ve bugün geldiğimiz çıkmazların zeminini hazırlamıştır.

9 Ağustos 2016 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan ile Vladimir Putin arasında gerçekleşen görüşme tarihi bir önem arz ediyordu. Rusya ile Kasım 2015’te yaşadığımız uçak düşürme krizinin ardından iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden iyileştirilmesi için atılan ilk adımdı bu. Nitekim görüşme sonunda; Türk Akımı doğalgaz boru hattı projesinin faaliyete geçirilmesi, yıllık 100 milyar dolarlık ekonomik işbirliği ve nükleer enerji gibi konularda işbirliğine gideceği açıklandı. [1]

Görüşmeden çıkarılan bir sonuç daha var ki Türkiye’nin geleceği açısından hayli önem taşıyordu. Türk-Rus ilişkilerinin gelişmesi, gelecek dönemde Türkiye’yi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne taşıyacağına işaret ediyor.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinin ardından Ankara’da İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ile görüşmesi ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun İran’a gitmesi de Rusya ile yeniden iyileşen ilişkilerimizden bağımsız bir şekilde ele alınamaz. Türk Hükümeti, Türkiye’nin mecburiyetlerine göre hareket ediyor, yönünü Asya’ya çeviriyordu.

Onlarca senedir Avrupa Birliği’ne girmek için verilen çabalar sonucu birliğe giremeyeceğimiz ortadadır. 1996 yılında Gümrük Birliği’ne girdik, 2005’te ise Avrupa Birliği’ne girişimiz için müzakereler başladı. Ama şuan AB ile müzakereler durağan vaziyette. Yani bize diyorlar ki; siz bizim dediklerimizi hele bir yapın, biz bir ara karar veririz. AB ile bizden sonra ilişkiye geçen Yunanistan bile yıllar önce birliğe katıldı. Gerçi mesele tam olarak o da değil. Yani bizim AB’ye girmemiz bizim açımızdan bir sorun teşkil etmiyor, aksine girmememiz bizim çıkarımızadır.

Pekin’de düzenlenen son G20 zirvesinde Çin ile yaptığımız kritik anlaşmalar (enerji, nükleer güvenlik ve bitki sağlığı gereklilikleri) [2], yine aynı zirvede gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesi ile ABD’deki son Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısında İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile yapılan görüşme, Türkiye’nin Avrasya’ya doğru hareket ettiğinin en büyük göstergeleri.

Artık AB’ye girmek gibi bir gayemizin olmaması gerektiğini hükümet de anlamış gibi görünüyor ki Avrasya ülkeler ile ilişkileri yüksek seviyede tutuluyor. Yönümüz Avrasya… Hedefimiz de Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılmak olmalı! Ekonomik, jeopolitik, dış politika, bağımsızlık gibi konularda karşılaştırdığımızda Şanghay İşbirliği Örgütü, ülkemizin geleceği açısından yükselen bir güneştir.

Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Yükselişi ve AB

1996 yılında Şanghay’da Çin ve Rusya’nın önderliğinde toplanan Çin, Rusya, Kazakistan, Tacikistan ve Kırgızistan, Şanghay Beşlisi’ni oluşturuyordu. Beşli, ilk etapta Sovyetler’in dağılmasından sonra sınır güvenliği ve bölgesel güvenlik sorunları çözmek amacıyla bir araya gelmiştir. İki sene sonra da ekonomik işbirliğine gidilmiştir. 15 Temmuz 2001’de oluşuma Özbekistan’ın da katılmasıyla Şanghay İşbirliği Örgütü kurulmuştur.[3]
Örgüt önüne temel olarak gericik, bölücülük ve terörizmle mücadele, tek kutuplu dünyayı kabul etmeme (ABD emperyalizmine karşı olma) ve ekonomide ilerleme gibi amaçlar doğrultusunda ciddi mesafe kat etmiştir.

Aynı konulara Avrupa Birliği nezdinde bakacak olursak; müzakere sürecinde önümüze koyduğu başlıklar açısından milletimizi etnik ve dinsel farklılıklar temelinde ayrıştırma hedefindedir. [4] Fransa ve İngiltere’nin Suriye konusunda ABD ile aynı konumda olması, terör örgütlerini açıktan desteklemeleri, ayrıştırma siyasetlerinin birer ürünüdür.

Özellikle terörle mücadele konusunda ŞİÖ, net bir tutum ortaya koymaktadır. ABD ve AB ülkelerinin Ortadoğu’da senelerdir yarattığı terör ortamına ŞİÖ üye ülkeleri tam anlamıyla karşı çıkmaktadır. Rusya, Suriye’de son dönemlerde emperyalist ellerce yaratılan terörle doğrudan mücadele etmiş ve etmektedir. Aynı şekilde Şanghay İşbirliği Örgütü’nde gözlemci ülke konumundaki İran da, Irak ve Suriye’deki terörle mücadele içerisindedir. Yine Çin Halk Cumhuriyeti, geçtiğimiz ay terörle yurt dışında da mücadele etmek adına bir yasa çıkardı ve hemen Suriye’ye bir heyet gönderdi.

Şanghay Beşlisi’ne sonradan katılan Özbekistan da Fetullahçı Terör Örgütü’ne ait olduğunu tespitti bütün kurumları kapatmış, FETÖ’ye adeta nefes aldırmamıştır. Ayrıca ŞİÖ üye ülkeleri, Ortadoğu ve Afganistan’daki terör örgütlerini yaratan ve besleyen ABD’nin kendi ülkelerindeki mevcut askeri üslerini kapatmıştır.

Mazlum Millet Örgütü: ŞİÖ

Şanghay İşbirliği Örgütü , bir mazlum milletler birliğidir. Emperyalist sömürüye karşı aynı kaderi paylaşan ülkelerdir. Bu durum sadece üye ülkeler için değil, diyalog ortakları ve gözlemci ülkeler için de geçerlidir. (Türkiye 2012 yılında gözlemci ülke durumundan diyalog ortaklığı konumuna gelmiştir) AB ise Avrupa tekellerinin devletidir. Evet AB bir devlettir. AB’yi salt bir birlik olarak nitelendirmek yanlıştır. Avrupa Birliği, bayrağı, marşı, ortak dış politikası, kendi para birimi olan bir devlettir. Hatta ortak askeri güç oluşturma adına da girişimler sürmektedir. [5]

Hangi ülke gelişme kat etse AB ile ABD anında demokrasi ve özgürlük adına müdahale etmekte. Ancak bu demokrasi ve özgürleşme, ezilen dünyayı geliştirecek siyasetler üretmemiştir. Demokrasi adına girilen ülkelere hep yıkım ve katliamlar getirmişler, o ülke vatandaşlarını göçe mecbur bırakmışlardır.
Şanghay İşbirliği Örgütü ise tam aksine tek kutuplu dünyaya karşı tavrını en başından ortaya koymuştur. ABD’nin elini kolunu sallayarak turuncu devrimler gerçekleştirmesine, demokrasi adına ülkeleri parçalamasına karşı durmuştur. Buna binaen ŞİÖ, ABD’nin Irak’ı işgalinin hemen ardından ilk ortak askeri tatbikatını gerçekleştirmiş ve ABD’ye göz dağı vermiştir.[6] Bu tatbikatlar yıllar boyu sürmüş, karşılık göz dağı verilmiştir. Son olarak ABD, Baltık Denizi’nde büyük bir hava ve deniz filosuyla tatbikat yapmış. Buna misilleme olarak da Rusya ve Çin, 160.000 askerin katıldığı bir tatbikatla adeta göz dağı öyle verilmez böyle verilir demiştir.

Dünya Ekonomisinin Kalbi

ABD’nin tek kutuplu dünyasına karşı sadece askeri güç olarak karşı çıkılamayacağını bilen ŞİÖ, ekonomik işbirliğine de hayli önem vermiştir. Çin kontrollü bir dışa açılma politikasıyla birlikte merkeziyetçiliğe dayanan planlı ekonomisiyle dünyanın yükselen değeri konumunda. [7]
ŞİÖ üye ülkeleri ise üretim ekonomisini uyguluyor. Ekonomik anlamda çok büyük büyük bir ticaret hacmine sahip. Hatta dünya ekonomisine en çok katıda bulunan 5 ülkeden 4’ü Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin. [8] Bunlardan Hindistan ŞİÖ diyalog ortağıdır ve tam üyelik süreci içerisindedir. Aynı zamanda bu ülkeler dünya ekonomisinde yükselen BRICS ülkeleridir.

Diğer taraftan AB ülkeleri krizlerle boğuşmaktadır. AB’nin uyguladığı ortak ekonomiyi her ülke kaldıramamaktadır. Ekonomik bağımsızlığı ortadan kaldırmaktadır. Bugüne kadar İspanya, Yunanistan, Portekiz, İtalya gibi ülkeler ağır ekonomik kriz yaşamışlardır.

Dış Politika AB ve ŞİÖ

AB, ortak dış politikayı savunuyor. Birliğe katılan ülkeler kendi çıkarları doğrultusunda dış politika gütme inisiyatifine sahip değiller. Yazının önceki bölümünde de belirttiğim gibi AB bir devlettir. Tek tek devletlerin dış politikası diye bir şey söz konusu değildir. Güdülecek dış politika AB’nin çıkarları doğrultusunda olmak zorundadır.

ŞİÖ’de böyle bir durumun bahsi bile geçmez. Oradaki birliğin temel amaçlarından biri bağımsızlıktır. Ülkeler ayrı ayrı bağımsızdır, aynı zamanda örgüt bünyesinde de emperyalist güçlere karşı büyük bir güçtür. Buna benzer bir uygulamayı Atatürk Milli Mücadele döneminde gerçekleştirmeyi hedeflemiştir. Emperyalizme karşı mücadele veren Suriye’de ve Irak’ta Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan direniş hareketlerini destekleyerek bir konfederasyon kurulması girişimine başlamıştır. Buradaki direniş liderleriyle görüşülmüş hatta Anadolu’daki komutanlar ve Talat Paşa dahi konuyla ilgili bilgilendirilmiştir. Konfederasyon girişimi ile ilgili epeyce yol kat edilmesine rağmen Irak ve Suriye’deki direnişlerin başarısızlıkla sonuçlanması, bölgede bir konfederasyon ihtimalini de ortadan kaldırmış oldu. [9]

Sonuç Yerine

Bugün Türkiye’nin en büyük iki ekonomik ve ticari ortağı Çin ve Rusya’dır. Ekonomimiz adeta Asya’da nefes almaktadır. Yapılan son görüşme ve anlaşmalarla bu durum daha da pekişecektir. Rusya Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye ziyareti ile birlikte askeri alanda yapılan anlaşmalar, bu durumu ekonomik ilişkilerin de dışına taşıyacaktır.

Çin’deki G20’deki zirvede gördüğü üzere,ABD’nin artık eski süper güçlüğünden eser kalmamıştır. Bütün devlet liderleri protokolle karşılanırken Obama’ya kırmızı halının serilmemesi, bir ABD’li yetkilinin ABD’li olmasından dolayı ayrıcalık gösterilmesi gerektiği tutuma karşı Çin’li yetkili tarafından kendisine haddinin bildirilmesi, Filipinler Devlet Başkanı’nın Obama’ya ve AB’ye küfür etmesi bu duruma bazı örnekler… Uzman ekonomistlerin tespitlerine göre ABD’de büyük bir kriz kapıda ve bu sefer bunu kolay kolay atlatacak gibi de görünmüyor. Hiçbir yatırımcı ABD’ye ve AB’ye yatırım yapmak istemiyor. Çünkü şuan dünya ekonomisinin kalbi Asya’da atıyor, Türkiye’nin de öyle.

ABD’nin yaratmaya çalıştığı ve AB’nin de desteklediği terör ortamı günden güne başarısızlığa uğruyor. Terörle tehdit altında olan ülkeler mücadele ediyor, emperyalizme ve onun piyonlarına karşı pabuç bırakmıyor. Bunu Türkiye’de de görüyoruz, Suriye’de de…

Yükselen Asya’nın yanında olursak kazanırız, çürüyen emperyalizmin yanında olursak değil. Tarihsel, sosyal, kültürel olarak biz Asyalıyız. Bu bir gerçektir. Mecburiyetler yönü belirler. Güneş batmayan ülkeler karanlığı yaşıyor. Aydınlık taraf ise belli…

Kaan ARSLAN
tgb.gen.tr Genel Yayın Yönetmeni

Dipnot:
1. https://tr.sputniknews.com/turkiye/20160809/1024301335/ak-parti-turkiye-rusya.html
2. http://www.aydinlik.com.tr/cin-ile-uc-kritik-anlasma
3. Çok Kutuplu Dünyaya Doğru: Şanghay İşbirliği Örgütü, Doç. Dr. Mahmut YARDIMCIOĞLU, Öğr. Gör. Hüseyin KOÇARSLAN
4. Batı Asya Birliği/5 Ülke 5 Deniz, Mehmet Bedri Gültekin, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2014, s.162-163
5. Yıldırım Koç, Teori Dergisi, Mayıs 2002
6. Türkiye-Rusya İlişkileri ve Avrasya’nın Geleceği, Doç. Dr. Barış Doster, Teori Dergisi, Mayıs 2016
7. Asya: Dünyada Ekonomik Dinamizmin Merkezi, Teori Dergisi, Ekim 2001
8. Çin Kalkınmasının Dayanıklılığı ve Dinamikleri, Aslan Başer Kafaoğlu, Teori Dergisi, Mayıs 2006
9. Atatürk’ün Batı Asya Birliği Planı, Kaan Arslan, http://tgb.gen.tr/serbest-kursu/ataturk-un-bati-asya-birligi-plani-20441

tgb.gen.tr

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde “Varsa yoksa AB demeyin, Şanghay Beşlisi bizi rahatlatır” diyerek çok önemli bir çıkış yapmıştı. Son dönemde AB ülkeleriyle diplomatik açıdan yaşadığımız gerginlikten dolayı Türkiye’nin AB üyelik sürecinin durdurulmasının konuşulmaya başlanması bu çıkışın en önemli sebebiydi.

Erdoğan’ın bu söylemi üzerine Şanghay İşbirliği Örgütü üyesi ülkelerden açıklamalar geldi. Bu açıklamalardan ön plana çıkan vurgu Türkiye’den NATO’dan ayrılarak tam bağımsız olması idi.

Gerçekten de Türkiye’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Atatürk dönemi Avrasya ülkeleriyle kurulan iyi ilişkilerden uzaklaşıp Atlantik cephesine yakınlaşması, bizi birçok konuda bağımlı hale getirmiş ve bugün geldiğimiz çıkmazların zeminini hazırlamıştır.

9 Ağustos 2016 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan ile Vladimir Putin arasında gerçekleşen görüşme tarihi bir önem arz ediyordu. Rusya ile Kasım 2015’te yaşadığımız uçak düşürme krizinin ardından iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden iyileştirilmesi için atılan ilk adımdı bu. Nitekim görüşme sonunda; Türk Akımı doğalgaz boru hattı projesinin faaliyete geçirilmesi, yıllık 100 milyar dolarlık ekonomik işbirliği ve nükleer enerji gibi konularda işbirliğine gideceği açıklandı. [1]

Görüşmeden çıkarılan bir sonuç daha var ki Türkiye’nin geleceği açısından hayli önem taşıyordu. Türk-Rus ilişkilerinin gelişmesi, gelecek dönemde Türkiye’yi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne taşıyacağına işaret ediyor.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinin ardından Ankara’da İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ile görüşmesi ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun İran’a gitmesi de Rusya ile yeniden iyileşen ilişkilerimizden bağımsız bir şekilde ele alınamaz. Türk Hükümeti, Türkiye’nin mecburiyetlerine göre hareket ediyor, yönünü Asya’ya çeviriyordu.

Onlarca senedir Avrupa Birliği’ne girmek için verilen çabalar sonucu birliğe giremeyeceğimiz ortadadır. 1996 yılında Gümrük Birliği’ne girdik, 2005’te ise Avrupa Birliği’ne girişimiz için müzakereler başladı. Ama şuan AB ile müzakereler durağan vaziyette. Yani bize diyorlar ki; siz bizim dediklerimizi hele bir yapın, biz bir ara karar veririz. AB ile bizden sonra ilişkiye geçen Yunanistan bile yıllar önce birliğe katıldı. Gerçi mesele tam olarak o da değil. Yani bizim AB’ye girmemiz bizim açımızdan bir sorun teşkil etmiyor, aksine girmememiz bizim çıkarımızadır.

Pekin’de düzenlenen son G20 zirvesinde Çin ile yaptığımız kritik anlaşmalar (enerji, nükleer güvenlik ve bitki sağlığı gereklilikleri) [2], yine aynı zirvede gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesi ile ABD’deki son Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısında İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile yapılan görüşme, Türkiye’nin Avrasya’ya doğru hareket ettiğinin en büyük göstergeleri.

Artık AB’ye girmek gibi bir gayemizin olmaması gerektiğini hükümet de anlamış gibi görünüyor ki Avrasya ülkeler ile ilişkileri yüksek seviyede tutuluyor. Yönümüz Avrasya… Hedefimiz de Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılmak olmalı! Ekonomik, jeopolitik, dış politika, bağımsızlık gibi konularda karşılaştırdığımızda Şanghay İşbirliği Örgütü, ülkemizin geleceği açısından yükselen bir güneştir.

Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Yükselişi ve AB

1996 yılında Şanghay’da Çin ve Rusya’nın önderliğinde toplanan Çin, Rusya, Kazakistan, Tacikistan ve Kırgızistan, Şanghay Beşlisi’ni oluşturuyordu. Beşli, ilk etapta Sovyetler’in dağılmasından sonra sınır güvenliği ve bölgesel güvenlik sorunları çözmek amacıyla bir araya gelmiştir. İki sene sonra da ekonomik işbirliğine gidilmiştir. 15 Temmuz 2001’de oluşuma Özbekistan’ın da katılmasıyla Şanghay İşbirliği Örgütü kurulmuştur.[3]
Örgüt önüne temel olarak gericik, bölücülük ve terörizmle mücadele, tek kutuplu dünyayı kabul etmeme (ABD emperyalizmine karşı olma) ve ekonomide ilerleme gibi amaçlar doğrultusunda ciddi mesafe kat etmiştir.

Aynı konulara Avrupa Birliği nezdinde bakacak olursak; müzakere sürecinde önümüze koyduğu başlıklar açısından milletimizi etnik ve dinsel farklılıklar temelinde ayrıştırma hedefindedir. [4] Fransa ve İngiltere’nin Suriye konusunda ABD ile aynı konumda olması, terör örgütlerini açıktan desteklemeleri, ayrıştırma siyasetlerinin birer ürünüdür.

Özellikle terörle mücadele konusunda ŞİÖ, net bir tutum ortaya koymaktadır. ABD ve AB ülkelerinin Ortadoğu’da senelerdir yarattığı terör ortamına ŞİÖ üye ülkeleri tam anlamıyla karşı çıkmaktadır. Rusya, Suriye’de son dönemlerde emperyalist ellerce yaratılan terörle doğrudan mücadele etmiş ve etmektedir. Aynı şekilde Şanghay İşbirliği Örgütü’nde gözlemci ülke konumundaki İran da, Irak ve Suriye’deki terörle mücadele içerisindedir. Yine Çin Halk Cumhuriyeti, geçtiğimiz ay terörle yurt dışında da mücadele etmek adına bir yasa çıkardı ve hemen Suriye’ye bir heyet gönderdi.

Şanghay Beşlisi’ne sonradan katılan Özbekistan da Fetullahçı Terör Örgütü’ne ait olduğunu tespitti bütün kurumları kapatmış, FETÖ’ye adeta nefes aldırmamıştır. Ayrıca ŞİÖ üye ülkeleri, Ortadoğu ve Afganistan’daki terör örgütlerini yaratan ve besleyen ABD’nin kendi ülkelerindeki mevcut askeri üslerini kapatmıştır.

Mazlum Millet Örgütü: ŞİÖ

Şanghay İşbirliği Örgütü , bir mazlum milletler birliğidir. Emperyalist sömürüye karşı aynı kaderi paylaşan ülkelerdir. Bu durum sadece üye ülkeler için değil, diyalog ortakları ve gözlemci ülkeler için de geçerlidir. (Türkiye 2012 yılında gözlemci ülke durumundan diyalog ortaklığı konumuna gelmiştir) AB ise Avrupa tekellerinin devletidir. Evet AB bir devlettir. AB’yi salt bir birlik olarak nitelendirmek yanlıştır. Avrupa Birliği, bayrağı, marşı, ortak dış politikası, kendi para birimi olan bir devlettir. Hatta ortak askeri güç oluşturma adına da girişimler sürmektedir. [5]

Hangi ülke gelişme kat etse AB ile ABD anında demokrasi ve özgürlük adına müdahale etmekte. Ancak bu demokrasi ve özgürleşme, ezilen dünyayı geliştirecek siyasetler üretmemiştir. Demokrasi adına girilen ülkelere hep yıkım ve katliamlar getirmişler, o ülke vatandaşlarını göçe mecbur bırakmışlardır.
Şanghay İşbirliği Örgütü ise tam aksine tek kutuplu dünyaya karşı tavrını en başından ortaya koymuştur. ABD’nin elini kolunu sallayarak turuncu devrimler gerçekleştirmesine, demokrasi adına ülkeleri parçalamasına karşı durmuştur. Buna binaen ŞİÖ, ABD’nin Irak’ı işgalinin hemen ardından ilk ortak askeri tatbikatını gerçekleştirmiş ve ABD’ye göz dağı vermiştir.[6] Bu tatbikatlar yıllar boyu sürmüş, karşılık göz dağı verilmiştir. Son olarak ABD, Baltık Denizi’nde büyük bir hava ve deniz filosuyla tatbikat yapmış. Buna misilleme olarak da Rusya ve Çin, 160.000 askerin katıldığı bir tatbikatla adeta göz dağı öyle verilmez böyle verilir demiştir.

Dünya Ekonomisinin Kalbi

ABD’nin tek kutuplu dünyasına karşı sadece askeri güç olarak karşı çıkılamayacağını bilen ŞİÖ, ekonomik işbirliğine de hayli önem vermiştir. Çin kontrollü bir dışa açılma politikasıyla birlikte merkeziyetçiliğe dayanan planlı ekonomisiyle dünyanın yükselen değeri konumunda. [7]
ŞİÖ üye ülkeleri ise üretim ekonomisini uyguluyor. Ekonomik anlamda çok büyük büyük bir ticaret hacmine sahip. Hatta dünya ekonomisine en çok katıda bulunan 5 ülkeden 4’ü Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin. [8] Bunlardan Hindistan ŞİÖ diyalog ortağıdır ve tam üyelik süreci içerisindedir. Aynı zamanda bu ülkeler dünya ekonomisinde yükselen BRICS ülkeleridir.

Diğer taraftan AB ülkeleri krizlerle boğuşmaktadır. AB’nin uyguladığı ortak ekonomiyi her ülke kaldıramamaktadır. Ekonomik bağımsızlığı ortadan kaldırmaktadır. Bugüne kadar İspanya, Yunanistan, Portekiz, İtalya gibi ülkeler ağır ekonomik kriz yaşamışlardır.

Dış Politika AB ve ŞİÖ

AB, ortak dış politikayı savunuyor. Birliğe katılan ülkeler kendi çıkarları doğrultusunda dış politika gütme inisiyatifine sahip değiller. Yazının önceki bölümünde de belirttiğim gibi AB bir devlettir. Tek tek devletlerin dış politikası diye bir şey söz konusu değildir. Güdülecek dış politika AB’nin çıkarları doğrultusunda olmak zorundadır.

ŞİÖ’de böyle bir durumun bahsi bile geçmez. Oradaki birliğin temel amaçlarından biri bağımsızlıktır. Ülkeler ayrı ayrı bağımsızdır, aynı zamanda örgüt bünyesinde de emperyalist güçlere karşı büyük bir güçtür. Buna benzer bir uygulamayı Atatürk Milli Mücadele döneminde gerçekleştirmeyi hedeflemiştir. Emperyalizme karşı mücadele veren Suriye’de ve Irak’ta Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan direniş hareketlerini destekleyerek bir konfederasyon kurulması girişimine başlamıştır. Buradaki direniş liderleriyle görüşülmüş hatta Anadolu’daki komutanlar ve Talat Paşa dahi konuyla ilgili bilgilendirilmiştir. Konfederasyon girişimi ile ilgili epeyce yol kat edilmesine rağmen Irak ve Suriye’deki direnişlerin başarısızlıkla sonuçlanması, bölgede bir konfederasyon ihtimalini de ortadan kaldırmış oldu. [9]

Sonuç Yerine

Bugün Türkiye’nin en büyük iki ekonomik ve ticari ortağı Çin ve Rusya’dır. Ekonomimiz adeta Asya’da nefes almaktadır. Yapılan son görüşme ve anlaşmalarla bu durum daha da pekişecektir. Rusya Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye ziyareti ile birlikte askeri alanda yapılan anlaşmalar, bu durumu ekonomik ilişkilerin de dışına taşıyacaktır.

Çin’deki G20’deki zirvede gördüğü üzere,ABD’nin artık eski süper güçlüğünden eser kalmamıştır. Bütün devlet liderleri protokolle karşılanırken Obama’ya kırmızı halının serilmemesi, bir ABD’li yetkilinin ABD’li olmasından dolayı ayrıcalık gösterilmesi gerektiği tutuma karşı Çin’li yetkili tarafından kendisine haddinin bildirilmesi, Filipinler Devlet Başkanı’nın Obama’ya ve AB’ye küfür etmesi bu duruma bazı örnekler… Uzman ekonomistlerin tespitlerine göre ABD’de büyük bir kriz kapıda ve bu sefer bunu kolay kolay atlatacak gibi de görünmüyor. Hiçbir yatırımcı ABD’ye ve AB’ye yatırım yapmak istemiyor. Çünkü şuan dünya ekonomisinin kalbi Asya’da atıyor, Türkiye’nin de öyle.

ABD’nin yaratmaya çalıştığı ve AB’nin de desteklediği terör ortamı günden güne başarısızlığa uğruyor. Terörle tehdit altında olan ülkeler mücadele ediyor, emperyalizme ve onun piyonlarına karşı pabuç bırakmıyor. Bunu Türkiye’de de görüyoruz, Suriye’de de…

Yükselen Asya’nın yanında olursak kazanırız, çürüyen emperyalizmin yanında olursak değil. Tarihsel, sosyal, kültürel olarak biz Asyalıyız. Bu bir gerçektir. Mecburiyetler yönü belirler. Güneş batmayan ülkeler karanlığı yaşıyor. Aydınlık taraf ise belli…

Kaan ARSLAN
tgb.gen.tr Genel Yayın Yönetmeni

Dipnot:
1. https://tr.sputniknews.com/turkiye/20160809/1024301335/ak-parti-turkiye-rusya.html
2. http://www.aydinlik.com.tr/cin-ile-uc-kritik-anlasma
3. Çok Kutuplu Dünyaya Doğru: Şanghay İşbirliği Örgütü, Doç. Dr. Mahmut YARDIMCIOĞLU, Öğr. Gör. Hüseyin KOÇARSLAN
4. Batı Asya Birliği/5 Ülke 5 Deniz, Mehmet Bedri Gültekin, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2014, s.162-163
5. Yıldırım Koç, Teori Dergisi, Mayıs 2002
6. Türkiye-Rusya İlişkileri ve Avrasya’nın Geleceği, Doç. Dr. Barış Doster, Teori Dergisi, Mayıs 2016
7. Asya: Dünyada Ekonomik Dinamizmin Merkezi, Teori Dergisi, Ekim 2001
8. Çin Kalkınmasının Dayanıklılığı ve Dinamikleri, Aslan Başer Kafaoğlu, Teori Dergisi, Mayıs 2006
9. Atatürk’ün Batı Asya Birliği Planı, Kaan Arslan, http://tgb.gen.tr/serbest-kursu/ataturk-un-bati-asya-birligi-plani-20441

tgb.gen.tr

Paylaş: