Başkanlık Dayatması ve Mücadele

Başkanlık Dayatması ve Mücadele

YAZAR

Yine başkanlık ve anayasa gündemi ile karşı karşıyayız. Anayasa tartışması Turgut Özal döneminden bugüne Türkiye’nin değişmez gündemlerinden bir tanesi.

AKP hükümeti 2007 yılından beri yeni anayasa ve başkanlık sistemi girişimlerini sıklıkla gerçekleştiriyor. Zaman geçtikçe bu girişimlerden tavizler verdi. Milli Anayasa Hareketi’nin verdiği mücadele sayesinde ve Türkiye’nin 24 Temmuz 2015’te PKK’ya karşı başlattığı mücadele ile beraber girdiği, 15 Temmuz’dan sonra hızlanarak ilerlediği yeni rota ile beraber AKP bazı geri adımlar attı.
Yeni anayasa, devrim ve darbe gibi olağanüstü durumlarda “asli kurucu iktidar” tarafından yapılır. Yani mevcut meclisin yeni anayasa yapma yetkisi yoktur. Onun için yeni anayasa girişimi tamamıyla hukuk dışıydı.

Yeni anayasa, ilk dört maddenin değiştirilmesi, Türk milleti kavramının kaldırılması, özerklik, tarikat ve cemaatleri yasallaştıran “yaşam tarzlarına özgürlük” gibi Türkiye’yi bölecek, cumhuriyeti tasfiye edecek girişimleri taşıyordu.

Yeni anayasanın kabul edilmesi demek ABD’nin ve AB’nin Türkiye’de zafer kazanması demekti. Yeni anayasa ile beraber kabul edilecek olan emperyalizmin Türkiye’ye dayattığı programdı. Yeni anayasa Türkiye’yi bölmek, cumhuriyeti tasfiye etmek demektir.

Ancak PKK’ya karşı mücadele eden, FETÖ’yü temizleyen, Fırat Kalkanı ile ABD’nin koridor planlarını bozguna uğratan bir Türkiye’de yeni anayasa girişiminin başarıya ulaşması bir yana dillendirilmesi bile olanaksızdır.

Kaldı ki bugün yeni anayasa değil anayasa değişikliği söz konusu. 30 maddelik anayasa değişikliği kamuoyuna açıklanmadı. Ancak görünen o ki değişikliğin özü cumhurbaşkanı ve başbakanın yetkilerinin tek elde toplanması.

Başkanlık, cumhurbaşkanlığı ya da adına ne derlerse desinler getirilmeye çalışılan sistem meclisin etkisizleştirildiği bir sistem.

Kurtuluş Savaşı Meclisle Verilir

Başbakan Binali Yıldırım yaşadığımız süreci 2. Kurtuluş Savaşı olarak adlandırmıştı. Bu hiç şüphesiz doğru bir adlandırmadır. Şu an Amerikan emperyalizmine karşı bir bağımsızlık savaşı veriyoruz.

Bağımsızlık savaşı ancak bir meclisle başarıya ulaştırılabilir. Kendi tarihimiz bunun kanıtıdır. 1. Kurtuluş Savaşı sarayla değil Millet Meclisi ile verilmiş ve başarıya ulaşabilmiştir. 2. Kurtuluş Savaşı da bundan farklı olmayacaktır.

Bugünün en büyük ihtiyacı ve önceliği vatanın bütünlüğüdür. Başkanlık dayatması bu önceliğin unutulması anlamına geliyor. Türkiye’de başkanlık sistemini istemeyen milyonlarca insan var. Bu girişim Türk milletini bölmeye hizmet eder.

Neden Başkanlık?

Başkanlık, bir sistem meselesidir. Yalnızca Tayyip Erdoğan’ın niyetleriyle açıklanamaz. 1980 sonrasında Turgut Özal ile başlayan ve Tayyip Erdoğanların hızlandırdığı milli ekonominin tasfiyesi süreci, Türkiye’ye borçlanma ekonomisini yerleştirdi. Ekonomi mafyalaştı. Mafyalaşan ekonomi Türkiye’nin kaynaklarını sömürüyor. O sömürücüler ne tüccar ne de sanayici… Sıcak paradan, dolar, borsa ve ihale vurgunlarından, tarikat rantlarından zenginleşen bir sınıf Türkiye’yi yiyip bitiriyor.
Atlantik’in dayattığı borçlanma ekonomisi Türkiye’de ve tüm dünyada çöktü. Asya’nın kamucu ve paylaşmacı ekonomisi yükseliyor. Bu şartlarda Türkiye’yi borçlanarak, sıcak parayla yönetmek mümkün değil. Hayat artık üretimi zorluyor. Türkiye ya üretecek ya da çökecek.

Başkanlık sistemi çıkmaza sürüklenen mafya ekonomisi için bir çıkış noktası. Yukarıda söz edilen sömürücüler Türkiye’yi yönetmek istiyor. O yüzden başkanlık mafya diktatörlüğü demektir. Türkiye’de mafya diktatörlüğü en çok ABD’yi sevindirir. Çünkü mafya diktatörlüğü ekonomide üreticilerin ezilmesi, siyasette vatanseverlerin tekrar hapse atılması demektir. Dikkat ederseniz Silivri zindanında yatan ve büyük mücadeleler sonucunda o zindandan çıkan vatanseverler Türkiye’de üretim ekonomisinin kurulmasını savunanlardır. Çünkü vatanın bütünlüğü ve üretim ekonomisi birbirinin olmazsa olmazıdır.

Meclis etkisizleştirilmek isteniyor. Meclis demek çatlak ses, itiraz demektir. Son yıllarda sıklıkla gördük ki mecliste çoğunluk olmak bir şey ifade etmiyor. Türkiye’yi mafyalar yönetirken çatlak seslerin, itirazların çıkması istenmiyor.

Başkanlığa Karşı Mücadele

Türkiye olağanüstü bir dönemden geçiyor. 70 yıllık Atlantik sistemi çöküyor. Artık ekonomik kriz kaçınılmaz. Toplumsal kırılma dönemlerinde kitleler güçlü önderlikler ister.“Tayyip Erdoğan diktatör oluyor “ çığlıkları milletimizi Tayyip Erdoğanların çıkmazına iter.

Oy hesaplarına, partilerin pazarlıklarına takılı kalan mücadele anlayışlarından kaçınmak gerekir. AKP yıllardır tek başına iktidar ve mecliste çoğunlukta. 2010 yılında yapılan referandumdan %60’a yakın evet oyu çıktı. Ama bunlar anayasayı değiştirmeye ya da başkanlık sistemini getirmeye yetmedi.

Türkiye’nin mecburiyetleri göz ardı edilerek gerçekleştirilen bir mücadelenin başarıya ulaşma şansı yok. O mücadele yöntemi, cumhuriyetçileri PKK’nın meclisteki kolu HDP ile yan yana getirir. Bugünün turnusol kağıdı şudur: Bir eylem vatan bütünlüğüne hizmet ediyorsa o eylem doğrudur. Ancak bir eylem vatanın bütünlüğü ile bağdaşmıyorsa o eylem yanlıştan da öte ihanettir.

Türkiye’nin gerçek cumhuriyetçilerinin, vatanseverlerinin, devrimcilerinin, Atatürk gençliğinin kafası nettir. Önceki girişimler gibi bu girişim de bozguna uğrayacaktır. Türkiye’nin birinci önceliği olan vatanın bütünlüğü mecburiyetini unutarak siyaset yapan kim varsa yıkılmaya mahkumdur ve Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi değildir.

Deniz Oktay
Bursa İl Başkanı

tgb.gen.tr

Yine başkanlık ve anayasa gündemi ile karşı karşıyayız. Anayasa tartışması Turgut Özal döneminden bugüne Türkiye’nin değişmez gündemlerinden bir tanesi.

AKP hükümeti 2007 yılından beri yeni anayasa ve başkanlık sistemi girişimlerini sıklıkla gerçekleştiriyor. Zaman geçtikçe bu girişimlerden tavizler verdi. Milli Anayasa Hareketi’nin verdiği mücadele sayesinde ve Türkiye’nin 24 Temmuz 2015’te PKK’ya karşı başlattığı mücadele ile beraber girdiği, 15 Temmuz’dan sonra hızlanarak ilerlediği yeni rota ile beraber AKP bazı geri adımlar attı.
Yeni anayasa, devrim ve darbe gibi olağanüstü durumlarda “asli kurucu iktidar” tarafından yapılır. Yani mevcut meclisin yeni anayasa yapma yetkisi yoktur. Onun için yeni anayasa girişimi tamamıyla hukuk dışıydı.

Yeni anayasa, ilk dört maddenin değiştirilmesi, Türk milleti kavramının kaldırılması, özerklik, tarikat ve cemaatleri yasallaştıran “yaşam tarzlarına özgürlük” gibi Türkiye’yi bölecek, cumhuriyeti tasfiye edecek girişimleri taşıyordu.

Yeni anayasanın kabul edilmesi demek ABD’nin ve AB’nin Türkiye’de zafer kazanması demekti. Yeni anayasa ile beraber kabul edilecek olan emperyalizmin Türkiye’ye dayattığı programdı. Yeni anayasa Türkiye’yi bölmek, cumhuriyeti tasfiye etmek demektir.

Ancak PKK’ya karşı mücadele eden, FETÖ’yü temizleyen, Fırat Kalkanı ile ABD’nin koridor planlarını bozguna uğratan bir Türkiye’de yeni anayasa girişiminin başarıya ulaşması bir yana dillendirilmesi bile olanaksızdır.

Kaldı ki bugün yeni anayasa değil anayasa değişikliği söz konusu. 30 maddelik anayasa değişikliği kamuoyuna açıklanmadı. Ancak görünen o ki değişikliğin özü cumhurbaşkanı ve başbakanın yetkilerinin tek elde toplanması.

Başkanlık, cumhurbaşkanlığı ya da adına ne derlerse desinler getirilmeye çalışılan sistem meclisin etkisizleştirildiği bir sistem.

Kurtuluş Savaşı Meclisle Verilir

Başbakan Binali Yıldırım yaşadığımız süreci 2. Kurtuluş Savaşı olarak adlandırmıştı. Bu hiç şüphesiz doğru bir adlandırmadır. Şu an Amerikan emperyalizmine karşı bir bağımsızlık savaşı veriyoruz.

Bağımsızlık savaşı ancak bir meclisle başarıya ulaştırılabilir. Kendi tarihimiz bunun kanıtıdır. 1. Kurtuluş Savaşı sarayla değil Millet Meclisi ile verilmiş ve başarıya ulaşabilmiştir. 2. Kurtuluş Savaşı da bundan farklı olmayacaktır.

Bugünün en büyük ihtiyacı ve önceliği vatanın bütünlüğüdür. Başkanlık dayatması bu önceliğin unutulması anlamına geliyor. Türkiye’de başkanlık sistemini istemeyen milyonlarca insan var. Bu girişim Türk milletini bölmeye hizmet eder.

Neden Başkanlık?

Başkanlık, bir sistem meselesidir. Yalnızca Tayyip Erdoğan’ın niyetleriyle açıklanamaz. 1980 sonrasında Turgut Özal ile başlayan ve Tayyip Erdoğanların hızlandırdığı milli ekonominin tasfiyesi süreci, Türkiye’ye borçlanma ekonomisini yerleştirdi. Ekonomi mafyalaştı. Mafyalaşan ekonomi Türkiye’nin kaynaklarını sömürüyor. O sömürücüler ne tüccar ne de sanayici… Sıcak paradan, dolar, borsa ve ihale vurgunlarından, tarikat rantlarından zenginleşen bir sınıf Türkiye’yi yiyip bitiriyor.
Atlantik’in dayattığı borçlanma ekonomisi Türkiye’de ve tüm dünyada çöktü. Asya’nın kamucu ve paylaşmacı ekonomisi yükseliyor. Bu şartlarda Türkiye’yi borçlanarak, sıcak parayla yönetmek mümkün değil. Hayat artık üretimi zorluyor. Türkiye ya üretecek ya da çökecek.

Başkanlık sistemi çıkmaza sürüklenen mafya ekonomisi için bir çıkış noktası. Yukarıda söz edilen sömürücüler Türkiye’yi yönetmek istiyor. O yüzden başkanlık mafya diktatörlüğü demektir. Türkiye’de mafya diktatörlüğü en çok ABD’yi sevindirir. Çünkü mafya diktatörlüğü ekonomide üreticilerin ezilmesi, siyasette vatanseverlerin tekrar hapse atılması demektir. Dikkat ederseniz Silivri zindanında yatan ve büyük mücadeleler sonucunda o zindandan çıkan vatanseverler Türkiye’de üretim ekonomisinin kurulmasını savunanlardır. Çünkü vatanın bütünlüğü ve üretim ekonomisi birbirinin olmazsa olmazıdır.

Meclis etkisizleştirilmek isteniyor. Meclis demek çatlak ses, itiraz demektir. Son yıllarda sıklıkla gördük ki mecliste çoğunluk olmak bir şey ifade etmiyor. Türkiye’yi mafyalar yönetirken çatlak seslerin, itirazların çıkması istenmiyor.

Başkanlığa Karşı Mücadele

Türkiye olağanüstü bir dönemden geçiyor. 70 yıllık Atlantik sistemi çöküyor. Artık ekonomik kriz kaçınılmaz. Toplumsal kırılma dönemlerinde kitleler güçlü önderlikler ister.“Tayyip Erdoğan diktatör oluyor “ çığlıkları milletimizi Tayyip Erdoğanların çıkmazına iter.

Oy hesaplarına, partilerin pazarlıklarına takılı kalan mücadele anlayışlarından kaçınmak gerekir. AKP yıllardır tek başına iktidar ve mecliste çoğunlukta. 2010 yılında yapılan referandumdan %60’a yakın evet oyu çıktı. Ama bunlar anayasayı değiştirmeye ya da başkanlık sistemini getirmeye yetmedi.

Türkiye’nin mecburiyetleri göz ardı edilerek gerçekleştirilen bir mücadelenin başarıya ulaşma şansı yok. O mücadele yöntemi, cumhuriyetçileri PKK’nın meclisteki kolu HDP ile yan yana getirir. Bugünün turnusol kağıdı şudur: Bir eylem vatan bütünlüğüne hizmet ediyorsa o eylem doğrudur. Ancak bir eylem vatanın bütünlüğü ile bağdaşmıyorsa o eylem yanlıştan da öte ihanettir.

Türkiye’nin gerçek cumhuriyetçilerinin, vatanseverlerinin, devrimcilerinin, Atatürk gençliğinin kafası nettir. Önceki girişimler gibi bu girişim de bozguna uğrayacaktır. Türkiye’nin birinci önceliği olan vatanın bütünlüğü mecburiyetini unutarak siyaset yapan kim varsa yıkılmaya mahkumdur ve Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi değildir.

Deniz Oktay
Bursa İl Başkanı

tgb.gen.tr

Paylaş: