Atlantik Ülkelerinde Yükselen Sistem Karşıtlığı ve Türkiye

Atlantik Ülkelerinde Yükselen Sistem Karşıtlığı ve Türkiye

      

Dünya, Amerika’nın silahlı gücü yoluyla dayattığı dolar sisteminden kurtulmanın sancılarını yaşıyor. 1973 petrol krizi sonrası, kapitalist merkezlerin durgunluk içindeki ekonomilerine reva olarak uygulamaya koydukları arz yanlı ekonomi politikaları ve dayattıkları finansallaşma, emperyalist merkezlerin hem ekonomik hem de askeri sahadaki üstünlüklerini yitirmeye başlamalarıyla beraber çöküşe doğru gidiyor. Silahlı üstünlüğün üzerinde yükselen ve uluslara dayatılan neoliberal küreselleşme, Amerika Birleşik Devletleri’ne savaş aygıtını finanse edebilmek, sınırsız borçlanabilmek için dizginsiz bir alan tanıdı. Amerika; IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar üzerinden 3. dünya ülkelerine, sanayisizleşmeyi ve sıcak paraya bağımlılığı dayatıyordu. Türkiye’nin de taraf olduğu Uruguay Raundu ve sonrasında Dünya Ticaret Örgütünün kurulmasıyla dayatılan TRIPS ve TRIMS gibi kurallarla üçüncü dünya ülkelerinin ithal-ikameci politikalar uygulamaları ve teknoloji transferi yapmalarının önüne geçildi. Bu kurumlar üzerinden serbest piyasanın ’’verimli işleyişinin’’ ekonomik gelişme için tek çıkar yol olduğu fikrini aşılıyor, 3. dünyaya ‘’kalkınma yolu’’ olarak IMF reçeteleri ve Dünya Bankası’nın kredi verme şartları üzerinden özelleştirmeleri, kemer sıkma politikalarını dayatıyordu. Bu politikaları gerekçelendirmek adına Milton Friedman, Hayek gibi parasalcı akademisyenler cilalanıyor ve sahte bilim ödülleri dağıtılıyordu. Yine tekelleri vergilendirmekten kaçınmanın bir gerekçesi olarak, zenginlerden ne kadar az vergi alınırsa yatırımların o derece artacağı tezini içeren sahte Laffer eğrisi, yasa olarak kabul ediliyordu. Ancak bugün, belirleyici bir eşik olarak alabileceğimiz 2008’de yarattığı sahte refah balonunun patlaması ve yeni dünyanın güçleri tarafından yerinden edilmeye yüz tutan konumuyla ABD hegemonyası, yarattığı putlarla beraber tarihin çöplüğüne gitmenin eşiğindedir. ABD artık, geçmişte yanında savaşa soktuğu Avrupa ülkelerini yeni savaşlara ikna edememektedir. Emperyalizmin merkezlerinde bağımsızlık eğilimleri güçlenmekte ve sistemin sürekli savaşlarını meşrulaştırma aygıtı olan NATO’nun varlığı hiç olmadığı kadar sorgulanmaktadır. Liberal demokrasi tiyatrosu, dekanların Filistin’i savundukları için yerlerde sürüklenmesi, sistemi tehdit eden partilere dönük düzmece operasyonlar gibi olaylara sahne oldukça, meşruiyetini kaybetmekte ve seyircisiz kalmaktadır. Halklar, kemer sıkmayı reddetmekte ve sosyal güvencelerini ellerinden alan neoliberal yönetimlere itiraz etmektedir. Buna koşut olarak sistemin, siyasal plandaki hakimiyetini dayandırdığı sütunlar olarak sayabileceğimiz siyasi partileri ve küreselleşmenin kurumları, önümüzdeki dönemde yüzleşmek zorunda kalacağı artçılar ve öncülerle yıkılmaya yüz tutmuştur.

Kadro Partisinden Kartel Partiye

Parti sistemleri, parlamentoların kurulmasından bu yana bir dizi evrimden geçti. İlk dalga demokratik devrimlerden, 1800’lerde Avrupa’da gelişen halk hareketlerine kadar partiler Kadro Partisi (Cadre Party) biçimindeydiler. Henüz belirli demokratik kazanımların elde edilmemiş olması, oyun genelleşmemiş olması gibi etkenler parti faaliyetlerini meclis içerisinde belirli çıkarlar için bir araya gelmiş nüfuzlu kişilerden oluşan grupların mücadeleleri ve milletvekili devşirme faaliyetleri düzleminde gerçekleşmesine yol açıyordu (Duverger, 1951). Oy hakkının genelleşmesi ve siyasal başarı için kitlelerin örgütlenmesinin bir zorunluluk haline gelmesinden sonra, siyasal pozisyon olarak soldan sağa tüm partiler halkın yerel örgütler yoluyla seferber edilmesine dayanan, belirli köşeli talepler ve siyasal kimlik etrafında şekillenen Kitle Partisi (Mass Party) haline geldiler ya da ona yaklaşan nitelikler aldılar. 1950’lerin sonu ve 60’larda Batı’da ‘’refah devleti’’ olgusu ortaya çıktı. Göreli refah ortamı, ekonomik çelişkilerin eski önemini yitirmesine, dolayısıyla da siyasal kimliklerin silikleşmesine yol açtı. Siyasal kimliklerin silikleşmesi, sağ veya sol fark etmeksizin partilerin, köşeli siyasetler savunmaktan ziyade herkesi yakalamaya çalışan bir dil tutturdukları, toplumdaki bireylerin üye oldukları partilerin aidat veren, rutin örgütsel görevleri yürüten üyeleri olmaktan ziyade müşterileri haline dönüştüğü herkesi yakalayan parti (Catch-all Party) modelinin ortaya çıkmasına neden oldu. Artık partiler, televizyon gibi kitle iletişim araçlarının gelişmesinin de verdiği imkanlarla daha fazla seçmeni, diğer partilerin sunduğu politikalardan çok da farklı olmayan politikalara, televizyonlarda ürün satmaya çalışan şirketler gibi ikna etmeye çalışıyor, seçmenlerse birer müşteriye dönüşüyordu. Siyasal aidiyetlerin silikleştiği koşullarda partiler, ekonomik olarak devlet desteği olmadan faaliyet yürütemeyecek konumlara geldiler. Bu koşullarda yasa yapıcı ve yönetici konumlarda olan partiler tarafından yönetilen ve kuralları belirlenen devlet, devleti yöneten veya mecliste bulunan partilerin baş sponsoru haline geldi. Bu durum, 2. Dünya Savaşı sonrasının çalkantılı siyasi ortamının yerini dinginliğe bıraktığı koşullarda partilerin; beraberce devletin çeşitli imkanlarından yararlanmaları ve devlete eklemlendikleri, siyasal program bazında zıtlaşmaktan ziyade küreselci siyasetler düzleminde ortaklaştıkları ‘’kartel parti’’ olgusunu ortaya çıkartarak neoliberal dönemde sistemin tekelleşmesinin bir boyutunu oluşturdu (Katz ve Mair, 1995).

Tekelleşen Sistem Kendi Mezar Kazıcılarını Yarattı

Sağ veya sol görünümlü bu partiler yüksek vergiler, sosyal güvencelerin tasfiyesi, genel olarak Brüksel’den yönetilen dış politika ajandalarını takip etmek ve günümüzde Rusya düşmanlığı gibi konularda birleşiyorlar. İktidar koltuklarının dönem dönem kendi içlerinde el değiştirmesi dışında sistemin ayaklarını oluşturuyor ve -Almanya’da Sosyal Demokrat Parti ve Muhafazakar Demokratların, İngiltere’de İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti’nin, Fransa’da bir döneme kadar Cumhuriyetçiler ve Sosyalist Parti- küreselci yönetimlerin sürekliliğini sağlıyorlar. Ve bu partiler Avrupa Birliği ideolojisinin, üye ülkelerin siyasetlerinin büyük tekellerin çıkarları doğrultusunda tek elden belirlenmesini sağlayan uluslar-üstü devlet projesinin temsilcileri olmanın dışında IMF, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası gibi ulusları finans-kapitalin çıkarları için boyunduruk altında tutmanın, devletsizleştirmenin araçları olan kurumlara da bağlıdırlar. Neoliberal dönemde bu kurumlar, ulusal meclisler üzerinde karar vericiler haline gelmeleri ve ülkelerin iç politikalarına halkların zararına olacak şekilde yön vermeleri, ticaret kurallarını belirlemeleri düzleminde neoliberal küreselleşmenin bir ayağını temsil ediyor ve sistemin siyasal alanda kurduğu tekelin bir boyutunu ifade ediyor. Bir diğer boyutunu ise yukarıda bahsini geçirdiğimiz üzere siyasal partilerin kartelleşmesi ve halkların çıkarları karşısında küreselci ajandaların temsilcileri haline gelmeleri oluşturuyor. Bu da bizlere, liberal demokrasilerin pratikte ‘’düşük yoğunluklu demokrasiler’’ olduğunu göstermekte ve halklar nezdinde zemin kaybeden liberal demokrasilerin bugünkü krizine ışık tutmaktadır. (Amin, 2003).

Bu krizin bir sonucu olarak küreselci ana-akım siyasetleri tehdit eden sistem karşıtı eğilimler yükselişe geçti. Almanya’da Rusya ile iyi ilişkileri savunan, Almanya’nın NATO’daki konumunu sorgulayan AfD, yapılan anketlerde birinci parti olarak çıkmaktadır ve Saksonya-Anhalt eyaletinde gerçekleşen son seçimden birinci çıkmıştır. Fransa’da dar gelirli kesimlerin teveccühünü toplayan ve yine Rusya ile iyi ilişkileri savunan, NATO’nun askeri kanadından çekilmeyi vaat eden Ulusal Birlik, yükselen oy oranlarıyla Fransa’yı yönetmeye hazırlanmaktadır. İngiltere’de küçük üreticiler için vergi teşvikleri getirmeyi, kamusal sağlık hizmetlerine ayrılan bütçeyi arttırmayı, eğitim fiyatlarının düşürülmesini ve okullarda LGBT ideolojisinin propagandasının yasaklanmasını savunan Nigel Farage önderliğindeki Reform Partisi, 2024 seçimlerinde oyların %14’ünü alarak İngiltere’de sistemin sağ ayağını temsil eden Muhafazakarların meclisteki koltuklarının yarısını kaybetmesine sebep oldu (Kıtalararası, 2026; BBC, 2024). Bunların yanında sisteme soldan itirazlar da yükselmektedir. Avusturya’da 1956’dan beri ulusal bazda temsiliyeti olmayan Avusturya Komünist Partisi, Avusturya’nın en büyük şehri olan Graz’da, yerel seçimlerde iktidara gelmiş ve son seçimlerde Salzburg’da %37 oy oranına ulaşmıştır (Olsen, 2024). Belçika İşçi Partisi %10’a yaklaşan oy oranlarına ulaşmıştır (Biver, 2024). Keza Amerika Birleşik Devletlerinde Demokrat Parti’ye oy veren her üç kişiden biri kendini demokratik sosyalist olarak tanımlamaktadır (Wu, 2026). Cato Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalara göre Amerika’da 18-29 yaş aralığında bulunan gençlerin %62’si sosyalizme karşı olumlu görüşler beslemektedir (Miyares, 2025). Amerikan toplumu içerisinde gelişen bu eğilim sistemin sahiplerini korkutmakta, Trump başta olmak üzere birçok devlet yöneticisi komünizmi hedef alan, ulusal tehdit ilan eden konuşmalar yapmaktadırlar. Bu durum, kapitalizmin merkez ülkelerinde, geçmişteki kızıl paniğe benzer bir histeri hali yaratmıştır. Liberal demokrasilerin varlığını sorgulayan, Brüksel’den yönetilmeyi ve sürekli savaşları reddeden sağdan veya soldan her kuvvet, sistem tarafından ‘’aşırı’’ olarak etiketlenmekte ve şeytanlaştırılmaktadır. Akademi ve medya aracılığıyla yükselen sistem karşıtı kuvvetleri şeytanlaştırıcı bir söylem üretilmesinin yanında, bu kuvvetlerin faaliyetlerini engellemeye dönük birtakım müdahaleler de gündeme getirmiştir. 2022 yılında, içlerinde eski AFD milletvekili bir hakimin de aralarında bulunduğu 25 kişilik bir grubun darbe hazırlıkları içerisinde bulunduğu, anayasal düzeni tehdit ettiği iddiasıyla ülke genelinde düzmece bir operasyon düzenlendi (Aydınlık, 2022). Ayrıca AfD, 2025 yılında Alman İç İstihbarat Kurumu BfV tarafından ‘’anayasal düzeni tehdit eden aşırı sağcı bir oluşum’’ olarak nitelendi (Saner, 2025). Fransa’da Yargıçlar Sendikası, Ulusal Birlik’in yükselişine karşı bir bildiri yayınlayarak ‘’aşırı sağ partilerin’’ yükselişini kınamış, tüm yargıçları ‘’aşırı sağın’’ iktidara gelmesine karşı harekete geçmeye davet etmişti. Ayrıca Fransız 2027 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin favorisi olarak görülen milliyetçi Le Pen, 20 yıl önce işlediği iddia edilen bir suç dosyası raftan indirilerek seçimlere katılmaktan men edilmeye çalışılmıştır (Taşdelen, 2025). Bu gibi örnekler, önümüzdeki dönemde kriz içindeki liberal demokrasilerin iddialarına dönük samimiyet sınamalarının artacağına işaret etmektedir.

Yükselen Türk Milliyetçiliği: Yeni Türkiye’nin Toplumsal Dinamiği

Türkiye toplumu içerisinde gelişen yeni siyasal eğilimler de dünya çapındaki gidişattan bağımsız değildir. Türkiye yıllardır neoliberal küreselleşmenin saldırılarına maruz kalmaktadır. Neoliberalizmin Türkiye’deki ekonomik programı olarak uygulanan 24 Ocak Kararları sonrası süreçte, milli ekonomimiz ciddi zaaflara uğratılmıştır. Milli Devletimiz mafyalaşan sistemin araçları olan tarikatların, gladyonun pençesinde parçalanma tehditleri ile yüz yüze gelmiştir. Türk Ordusu’nun gladyo tarafından kontrol altına alınması suretiyle Türkiye emperyalizme karşı eli kolu bağlı bir hale getirilmek istenmiştir. Fethullahçı gladyo, bir darbe girişimiyle Türkiye’nin yönetimini Amerika adına denetim altına alma girişiminde bulunmuştur. Bu doğrultuda küreselleşmenin Türkiye’de yarattığı gerek ekonomik plandaki gerek siyasal plandaki yıkıcı sonuçlar, Türkiye’de siyasal eğilimleri açısından düzen partilerine burun kıvıran kararsızlar yığınını ve yükselen milliyetçilik olgusunu ortaya çıkartmıştır (Bianet, 2024). Türkiye’de, siyasal programları birbirinin tekrarı olan, NATO’da ve IMF’nin yağma politikalarında birleşen düzen partileri, Türk halkını temsil etme iddiasından uzaklaştığı ölçüde devrimci partiye duyulan ihtiyaç gittikçe artmaktadır. Bu kapsamda önümüzdeki dönemde yanıtlanması gereken sorulardan bir tanesi, Türkiye’nin Atlantik’le olan hesaplaşmasının keskinleştiği bir dönemde öncü partinin, Türkiye’nin kaderini belirleyecek olan bu milliyetçi yükselişin başına nasıl geçeceği sorusudur.


Kaynakça

1)
Duverger, M. (1993). Siyasi partiler (E. Özbudun, Çev.). Bilgi Yayınevi. (Orijinal basım 1951)


2) Katz, R. S., & Mair, P. (1995). Changing models of party organization and party democracy: The emergence of the cartel party. Party Politics, 1(1), 5-28.


3) Amin, S. (2004). Liberal virüs: Sürekli savaş ve dünyanın Amerikanlaşması (F. Başkaya, Çev.). Maki Basım Yayın.


4) Kıtalararası. (2026, 29 Temmuz). Reform partisi nereye gidiyor? – 1. https://kitalararasi.org.tr/dunya/reform-partisi-nereye-gidiyor-1/


5) BBC. (2024, 20 Haziran). Reform UK manifesto 2024: 11 key policies analysed. https://www.bbc.com/news/articles/cqll1edxgw4o


6) Olsen, H. (2024, 27 Mart). The hammer and sickle returns: Far-Left parties are on the rise across Europe – if the trend continues, the Continent could become ungovernable. Brussels Signal. https://brusselssignal.eu/2024/03/the-hammer-and-sickle-returns-far-left-parties-are-on-the-rise-across-europe-if-the-trend-continues-the-continent-could-become-ungovernable/


7) Biver, N. (2024, 8 Mayıs). The inexorable rise of the Belgian Workers’ Party. Rosa Luxemburg Stiftung. https://rosalux.eu/en/2024/english-the-inexorable-rise-of-the-belgian-workers-party/

8) CNN. (2026, 30 Temmuz). CNN poll: A third of Democrats now identify as democratic socialists. https://edition.cnn.com/2026/07/30/politics/cnn-poll-a-third-of-democrats-now-identify-as-democratic-socialists


9) Miyares, G. (2025, 30 Kasım). The Gen Z socialism surge. The Jefferson Independent. https://jeffersonindependent.com/the-gen-z-socialism-surge/


10) Aydınlık. (2022, 11 Aralık). Almanya’da AfD ayarlı ‘darbe operasyonu’: 3 bin polis 137 adreste 3 silah buldu. Aydınlık. https://www.aydinlik.com.tr/haber/almanyada-afd-ayarli-darbe-operasyonu-3-bin-polis-137-adreste-3-silah-buldu-355200


11) Aydınlık. (2025). Alman İç İstihbarat Kurumu BfV, AfD’yi demokrasi ve anayasal düzene tehdit ilan etti: AfD artık muhbirler ve kayıt sistemleriyle takip edilebilecek. Aydınlık. https://www.aydinlik.com.tr/haber/alman-ic-istihbarat-kurumu-bfv-afdyi-demokrasi-ve-anayasal-duzene-tehdit-ilan-etti-afd-artik-muhbirler-ve-kayit-sistemleriyle-takip-edilebilecek-524998


12) Taşdelen, A. R. (2025, 6 Nisan). Yargı darbesi yükselen milliyetçiliği durdurabilir mi? Sistem Le Pen’den korktu!. Aydınlık. https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/yargi-darbesi-yukselen-milliyetciligi-durdurabilir-mi-sistem-le-penden-korktu-519042


13) Bianet. (2024, 23 Mayıs). Bu Pazar seçim olsa “Kararsızlar” birinci parti. https://bianet.org/haber/bu-pazar-secim-olsa-kararsizlar-birinci-parti-295702

Paylaş: