TAKLİDİN SON PERDESİ: YENİ PARTİ’NİN MİZANSENİ

TAKLİDİN SON PERDESİ: YENİ PARTİ’NİN MİZANSENİ

TGB İstanbul İl Yöneticisi Esma Demir yazdı:

                   

Bir tiyatro oyunu düşünelim; bolca bilet satan gişe, heyecanla bekleyen ve gözleri merakla çipil çipil bakan seyirciler, teknik odadan fırlayan iri büyük ışıklar ve oyun için hazırlanan gösterişli dekorlar…

İlk bakışta akılları başlardan alan gösterinin bilinçteki ilk uyanımıdır bu görüntü. Umut veren, heyecanı diri tutan bir göz boyamadır. Sabırsızca bekleyen seyircinin merakını dindirmek için de bir anlatıcı atlar sahneye. Oyun hakkında birkaç kelam eder ve daha da meraklandırmak ister seyirciyi. Anlatıcının oyun hakkında verdiği bilgilerden biraz rahatsız olunur; olay, seyircinin dikkatini çekmez ama bir de performansı görmek gerekir. Memnuniyetsiz suratlar bir bir artarken anlatıcı lafı daha fazla uzatmadan yavaşça çekilir ve perde açılır.

Oyuncular performanslarını göstermeye başlar ancak rol, üzerlerinde o kadar eğrelti durur ki izleyenlerin seyir zevki kaçar. Sanki kulaklarına biri diyaloglarını söylüyor ve onlar da tekrar ediyor gibidir. Kendilerine ait bir şey eklememiş, o rolü taşıyamamışlardır. Taklitçilikten öteye gidememiştir performansları.

Birinci perde, ikinci perde, üçüncü perde diye diye seyircide homurdanmalar başlar. Salon teker teker terk edilmeye başlanır ve oyun bitiminde kimse kalmaz. Entelektüel, bilgi birikimi yüksek seyirci daha fazla taklitçi ve eğrelti oyuna katlanamaz. Gün geçtikçe oyuna duyulan talep azalır ve bir daha sergilenmemek üzere tüm sahnelerden kaldırılır.

İşte o perdenin aktörleri; Türk halkını demokrasi ve eşitlik kisvesi altında uyutmaya çalışan, Atlantik cephesi liderlerinin kendilerini kukla gibi oynatmasına izin veren, yolsuzluklarını ve haksızlıklarını gizlemek için binbir türlü taklalar atan Özel/İmamoğlu takımının ta kendisidir.  Anlatıcı ise CHP içerisindeki Özgür Özel yönetiminin yakın tarih içinde bulunduğu konumun ve Batıcı tavrın bugüne dayanan ön gösterimidir. Perdelerin her biri Özgür Özel yönetiminin yakın süreçte Türkiye’de sergiledikleri şovları temsil eder.

Birinci perde; 2025 yılında İBB davasının başlamasıyla beraber Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluklarının ortaya çıkmaya başlaması ve akabinde başlayan Saraçhane eylemlerini kapsar.

Özgür Özel’in BBC’ye röportajlar verdiğini, İngiliz İşçi Partisi’ne Bütün Avrupa tepki gösteriyorken, İngiltere İşçi Partisi’nin ve Starmer’ın bu konuda sessiz kalmasını anlayamıyoruz. Terk edilmişlik hissediyoruz.” sözleriyle serzenişte bulunduğunu görürüz. Ve bu perde seyirciye Batı’dan “gel bizi kurtar” şeklinde alenen medet ummanın yüz kızartıcılığını gösterir.

İkinci perde, CHP’nin Mutlak Butlan davasının sonuçlanmasıyla beraber Özel/İmamoğlu yönetiminin CHP’nin 38. Olağan Kurultayını satın alma girişimlerinin ortaya çıkmasını ele alır. Muhittin Böcek’in kurultayın satın alındığına dair birinci ağızdan itirafları ve Özgür Özel’in Veli Ağbaba aracılığıyla satın alma işlemini gerçekleştirmesi CHP’nin çürümüş yönetimini bir kez daha Türk halkının gözleri önüne serer. Bununla da kalmayıp bu yolsuzluklar karşısında Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin partiyi temizleme sözlerine ve çabalarına karşı Özgür Özel yönetiminin hukuku reddeden açıklamalarını ve Türk halkının gözünü boyama çabalarını izleriz.

Günümüze dayanan üçüncü perde ise Özel/İmamoğlu yönetiminin CHP’nin kuruluş kodlarına dönme sürecini kabullenmediklerini gözler önüne serdi. CHP’nin, Atlantik çizgisinde devam eden rotasının milli çizgiye geçmesiyle beraber, Özel ve ekibi bu yönelişi reddettiklerini ve kendi mücadelelerini vereceklerini duyurdular. Adlandırdıkları kendi mücadelelerini de yeni bir parti kurarak, “YENİ Parti”yi kurarak taçlandırdılar. 24 Temmuz 2026’da partilerinin programını açıklayarak Türkiye’yi yönetme “iradelerini” kamuoyuna sundular.

TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVARIN PROGRAMI

Oluşturulan bu program halkçı, emek yanlısı, demokratik ve bağımsız gibi servis edilse de sanıldığı gibi masum değil. Her başlık tek tek incelendiğinde Avrupa Birliği yanlısı politikalara, NATO övücü söylemlere, LGBT destekli paragraflara ve millilikten uzak anlayışlara yer verildiği açık şekilde gözler önüne serilmiş durumda. ”Türk milleti” kavramının programda sadece bir kez geçmesi, kimliksiz bir “millet” ve “halk” tanımlanmasının yapılması da bunların cabası. Tek dişi kalmış canavarın oluşturduğu bu programda geçen cümleler de şunlardır;

 “Avrupa Birliği (AB) üyelik süreci hızlandırılacaktır. AB üyeliği için gerekli demokratik reformlar hayata geçirilecektir.”

Avrupa Birliği ülkelerinin önlenemez kamu açıkları vermeleri, borç batağında kıvranmaları, ordularının olmaması ve silahlanma çabalarının sonucunda girdikleri borçlar madalyonun diğer yüzünü göstermektedir. Özel yönetiminin istediği gibi bugün AB üyeliğine girmek Türkiye’nin önüne fırsat yaratmaktan çok yıkık bir piyasa ekonomisi bırakır. Türkiye’nin geleceğini batmaya başlayan Batı’da aramak yerine yükselmeye başlayan Avrasya’da bulmanın gerekliliği bizler için yakıcı durumdadır. Madalyonun diğer yüzünü göstermeden Türk halkına hayal satmak emperyalistlerin sahne kuklalığını yapmaktır.  

 “Ülkemizin NATO’daki etkinliği arttırılacaktır.”

Türkiye’nin komşu ülkeleriyle beraber ABD/İsrail saldırganlığına karşı birlik olması gerektiği şu günlerde, NATO yanlısı söylemlerin havada uçuşması içler acısıdır. Bu maddeler Türkiye’nin bağımsızlığına doğrudan silah doğrultmaktadır.

Ayrıca 7-8 Temmuz tarihlerinde Türkiye’de gerçekleştirilen NATO Zirvesi; hükümetin, ülkemizi doğrudan ABD ve onun elçileriyle aynı safa düşürmeye çalıştığını göstermiştir. Türk milleti tarafından sıkça karşı çıkılan bu siyaset Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesini tehlikeye atmaktadır. Rusya, Çin ve coğrafyamızdaki ülkelerle anlaşma yapmak yerine Türkiye’yi ABD/İsrail saldırganlığı ile aynı cepheye düşürmek bu toprakları emperyalizm karşısında savunmasız hale getirmektedir.

 “Ana dil haktır.”

Bu madde, silahların bırakıldığı ve Türkiye’nin bütünleşme sürecine girdiği şu dönemlerde coğrafyamızda bulunan Türk ve Kürtlerin birliğini bozmaya çalışan emellerin oyunudur. Tam da Amerika’nın yapmak istediği gibi topraklarımızda iç soruna yol açmak isteyen anlayışın ürünüdür bu program.

“Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı tam olarak uygulanacaktır.”

1988 yılında Türkiye’nin üniter yapısını bozmayı hedefleyen Avrupa Konseyi’nin 10 maddesine çekince koymamıza rağmen federatif devlet yapısına zemin hazırlayan bir anlayış oluşturulmuş durumdadır.

Ayrıca bu programda Batı’nın sinsi gözü olarak dünyada yer edinmeye çalışan LGBT meselesinin Türkiye’deki her faaliyetine gözü kapalı izin verilmiştir. Avrupa Birliği’ne bağlı mor derneklerin zihinlere, anlayışlara ve kültüre yerleşmesine müsaade edilmiştir. “Kendi tercihin” güzellemesi adı altında çocukların ve ailelerin zehirlenmesine alan açılmış durumdadır.

AMERİKANCILIK TEKERRÜR EDİYOR

Bu programın bir benzerini CHP içerisindeki Özel/İmamoğlu kliğinin hazırladığı programda bir kez daha görmüştük.

 CHP’nin 39. Olağan Kurultayı’ndan bir hafta önce sunulan parti program taslağı yayımlanan bu programdan hiç de farksız değil. Özel/İmamoğlu CHP’sinin parti taslağında “Türk vatandaşlığı” yerine “kapsayıcı yurttaşlık” tanımının yer alması, anadil vurgusunun ısrarla yapılması, Avrupa Birliği ve NATO’ya bağlılığın çokça vurgulanması Yeni Parti yöneticilerinin aradan geçen zamanda politikalarında Atlantikçi çizgiden bir türlü kopamadıklarını açıkça gösteriyor.

Özgür Özel ve İmamoğlu yönetiminin CHP içerisinde yürüttüğü politikalar, (ABD’ye bağlılığı ve iç meselelerde Avrupa’dan istenen yardımlar) Türk milleti tarafından çokça eleştirilen ve karşı çıkılan yanlardı.

Şimdi aynı yönetimin Yeni Parti adıyla ve aynı program taslağıyla Türk milletinin önüne çıkması, Türkiye’yi yönetme iddialarıyla taban tabana zıt durumda.

Türk halkının da açıkça gördüğü ve eleştirdiği yanları tekrar etmek Türkiye’nin ihtiyaçlarını anlayamamanın bir sonucudur. Üç maymunu oynamak her zaman kolaydır ancak ensemize doğrultulan silahların karşısında boyun eğmek Türk milletinin kabul edeceği bir şey asla değildir. Bir partinin kimliğini ve siyasetlerini ortaya koyan şey program ve tüzüğüdür. Bu vasıtayla Yeni Parti, yayımladıkları 41 sayfalık programla amaçladıkları şeyi Türk milletine sunmuştur.

Peki Batı’ya doğrudan bağlı olan bu programda hangi vurgular geçmiyor?

Türkiye’nin bağımsızlığı için çok kritik olan Mavi Vatan meselesine ve bir sene önce NATO’nun tatbikat düzenlediği Trakya’nın jeopolitik önemine hiç değinilmemiş. Coğrafyamızdaki komşu ülkelerimizin güvenliğine dair bir vurgu yok.

FETÖ ile mücadele sahasına girilmemiş. Aksine Yeni Parti’nin faaliyetleri FETÖ’cülerin radarına girmiş. Firari FETÖ’cü Tarık Toros’un “Onaylandı, kuruldu, ana muhalefet olduk.” açıklamaları ve yine aynı şekilde firari FETÖ’cü Emre Uslu’nun “Özgür Özel’in partisini destekliyorum” şeklindeki söylemleri ABD’nin piyonları tarafından taktir ve destek görmüş.

Türkiye’nin baş düşmanı olan emperyalizm ile mücadele mevzubahis bile olmamış.

Başta Süleymancılar olmak üzere Türkiye’yi örümcek ağı gibi sarmış durumda olan tarikat, mafya ilişkileri ile mücadelenin vurgusu hiç yapılmamış.

Kara para, yolsuzluk ve liyakatsizlikle mücadeleden bahsediliyor ancak Parti’nin kendi yönetiminde yer alan yolsuzluklara müdahale edilmeye başlanmamış.

Afili cümlelerin, adalet ve demokrasi sözcüklerinin havada uçuştuğu 41 sayfalık programda “milli” sözcüğü tek bir satırda dahi geçmemiş.

“Bu kara düzeni yeneceğiz!” sloganıyla çıktıkları bu yolda; milli değerlerden ve Türkiye’nin bağımsızlığını önceleyen anlayıştan uzak bir program oluşturulmuş. Türkiye emperyalist süngünün ucuna atılmış, uşaklığını yapmamız istenen Batı’nın buyruklarını yerine getirmemiz istenmiş. Programın başına da yazıldığı gibi bu politikalarla bir de Türkiye’yi yönetme iradesi sunulmuş. Ekseriyetle bu kara düzenin yenileceğine dair sözler verilmiş.

YÖNETME İRADESİNİN SORUMLULUĞU

Bu kara düzen elbet yenilecektir ancak bunun, Yeni Parti’nin sunduğu yönetme iradesiyle olmayacağı aşikardır.

 Türkiye’yi yönetme iradesine sahip olmak bu coğrafyaların tarihini, toplumunu ve sosyolojik yapısını bilmeyi gerektirir. Bu iradenin, Türk milletinin istek ve ihtiyaçlarını öncelemesi gerekir. Coğrafyamızda bulunan İran’ın, Filistin’in, Lübnan’ın ve bütün mazlum milletlerin yanında olmayı gerektirir. Sınırlarımızda ABD güdümlü yapıların tatbikatlar düzenlenmesine, topraklarımızda NATO’ya ait olan ve ABD askerlerinin bulunduğu üslere taviz vermemeyi gerektirir. Bu irade Türkiye’nin kültürünün, dilinin, tarihinin ve topraklarının hiçbir emperyalist saldırıya kapı aralayan politikalara izin vermemekten geçer. 

Bu iradeye sahip olmak elinin nasırıyla gece gündüz çalışan işçinin, şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadın ve çocuğun, geçim kaygısıyla hayatına son veren gencin, kepenkleri kapatmaya başlayan esnafın önüne milli bir çözüm sunmaktan geçer. Bu irade; üretimin her türlüsünü desteklemeyi savunmalıdır, yabancı kaynakları değil yerli ve milli olanı öncelemelidir. Bu irade; sevgiyi, saygıyı, aile ve toplum yapısını korumayı, vatan ve millet sevgisini tüm kalplere aşılamayı ve bu kara düzenin kara anlayışlarla değil bağımsız, devrimci ve kamucu çözümlerle yenilmesini savunmaktan geçer.

Dolayısıyla Özgür Özel ve İmamoğlu kliğinin mutlak butlan kararı ile CHP içerisinden tasfiye olmaları; CHP’ye milli cephede güç kazandırmıştır. Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetiminin Türkiye’nin tapusu olan Mavi Vatan meselesinde adım atması, sıkça FETÖ ile mücadelenin vurgulanması, Altı Ok’a olan bağlılıkları ve Kemalist Devrim’in kazanımlarını yerine getirme iradeleri sayesinde CHP kuruluş kodlarına yeniden dönmeye başlamıştır. Türkiye’yi sarmalamaya çalışan emperyalist anlayışlara kafa tutulduğunu açık şekilde gözler önüne sermiştir. 

Bu şartlar altında da Yeni Parti’nin yayınladığı parti programındaki yönetme iddiası ve iradesi Türk milleti tarafından sınıfta kalmış durumdadır. Neoliberal fikir anlayışının ürünü olarak kamuoyuna sunulan bu program Atlantik cephesinin mazlum milletler üzerindeki emellerini gözler önüne sermiştir. Sonu ise Türkiye’de bağımsızlık mücadelesinden taviz veren yönetimler gibi tarihin tozlu sayfalarında yerini alacaktır.

Ve baş tacı olan seyircinin talebi üzerine; başarısız bir taklidin ürünü olan mizansenin final faslından sonra ışıklar söner, dekorlar dağılır ve bir daha açılmamak üzere perde kapanır.

KAYNAKÇA

yeni-parti-programi-v1

Paylaş: